ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Sunday, Jul 12th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Antik Şehirler Adım Adım Mabolia


Adım Adım Mabolia

e-Posta Yazdır

Reklamlar

{mosimage}ADIM ADIM MABOLİA

 

 

            Muğla ilimiz adını merkezinde bulunan küçük antik kent “MABOLİA” dan almıştır. Ancak Muğla ili sınırlarında olan tek antik kent “Mabolia” değildir. Tarihi kalıntı açısından çok zengin olan Muğla ilinde tam 103 tane ören yeri bulunmaktadır. Büyük çoğunluğu Muğla ilinin sınırları içerisinde kalan bölgeye antik çağlarda ‘Karya’ denilmekteydi. Bölge adına M.Ö. 3400 yılında gelen kavimlerin “Kar” adlı komutanından almıştır. Bölgenin yerli halkı “Karlar” ve “Legler” dir.

            Muğla Merkezi’nde, yani Mabolia Kenti’nde fazla bir tarihi kalıntıya rastlanmamaktadır. Ancak burayı gezerken, mutlaka uğranması gereken yer 9-5 milyar yıllık canlı fosillerinin yer aldığı Muğla müzesidir.

            Yolculuğumuza, Muğla’nın kuzeyinde olan Yatağan ilçesi ile başlayalım. İlçeye ulaştığımızda, kazı çalışmaları henüz sonlandırılmamış olan, birbiriyle bağlantılı iki antik kent göreceğiz. Stratonekeia ve Lagina. STRATONEKEİA, Yatağan’ın 6 km batısında, Milas yolu üzerinde, Eskihisar Köyü sınırlarındadır. Kentte bir imparator tapınağı ve bir tiyatro göz dolduran kalıntılar arasındadır. Kentin tam ortasındaki tiyatroya benzeyen yapıda; bir

Bouleterion, yani meclis binası bulunmaktadır. Bu yapının kuzeye bakan duvarında yazan Latince yazı ise, fiyat listesi ve uygulama talimatıdır. Kentin batısında antik Yunan ve Roma’da gençlerin düşünsel ve bedensel eğitimleri için tasarlanmış Gymnasion denen yapı yer almaktadır. Kentin kuzeyinde çift girişli bir ana giriş kapısı vardır. Ve bu kapıda başlayan kutsal yol, Lagina’daki Hekate kutsal alanına ulaşmaktadır. LAGİNA, Turgut Beldesi’nde, Yatağan-Milas yolundan 9km içerisindedir. Yörenin en önemli özelliği, M.Ö. 3000 yılı, Tunç çağından bu yana kesintisiz yerleşim alanı olmasıdır. Kutsal yolla bağlı bu iki kentten Lagina dini bir merkez, Stratonekeia siyasi bir merkez niteliğindedir. Kente kutsal yolla bağlı anıtsal giriş kapısı, kurban, sunak yeri, kutsal alanı çevreleyen duvar ve Hekate Tapınağı vardır. Bu bölgedeki ilk kazılar, Türk bilim adamları tarafından yürütülen ilk kazı olması açısından önemlidir. Bu kazıları Osman Hamdi Bey ve Halit Ethem Bey yürütmüştür.

            Başladığımız Yatağan-Milas yolundan devam edersek Milas’a yani MYLASA ulaşırız. Bölgenin en önemli kentlerinden biri olan MYLASA’da Kayralıların ve Yunanlıların yanı sıra, Menteşeoğulları’nın da kalıntıları yer almaktadır. Hatta Menteşeoğulları dönemi kalıntılarından en önemlisi Milas’a 5 km uzaklıktaki, 200 m yükseklikte bir platoya inşa edilmiş olan BEÇİN Şehri’dir. Milas ilçesi her an her mahallesinde bir tapınak kalıntısı, bir dini mimarlık örneği bulundurmaktadır. Milas müzesi ise, Bodrum sualtı arkeoloji müzesinden devraldığı ve ilçe sınırlarından çıkarılan eserleri ile ziyaretçileri beklemektedir. İzmir-Milas Karayolu’nun 10. km sinde hemen yolun kenarında EUROMOS Antik Kenti’ni görüyoruz. Bu kentin en önemli özelliği genel olarak tahrip olmasına rağmen, Asya’nın en iyi korunmuş 6 tapınağından birini içinde barındırmasıdır. Aynı yolun Milas’a daha yakın bölümünde 3 önemli antik kent daha bulunmaktadır. Bunlardan biri Çamiçi Beldesi’nden ayrılan yolla ulaşılan ve Milas’a uzunluğu toplam 39 km olan HERAKLEİA Antik Kenti’dir. Kayalık bir arazide kurulan kenti 65 kuleli bir sur korumaktaymış. Kentin en iyi korunmuş eseri, limanın arkasındaki kayalıklardaki Athena Tapınağı’dır. Kentte ayrıca bir Agora (Pazar), bir Boleterion (Kent Meclisi), kutsal alan ve tiyatro yer almaktadır. Antik kentteki Bafa gölünün içindeki adacıklarda birçok manastır ve çilehane yer alır. İlki M.Ö. 7. yy’da yapılan manastırlar tam 13 tanedir. Bu bölgenin belki en önemli kenti olan İASOS ‘ a ulaşmak için, Milas-İzmir yolundan Kıyıkışlacık Köyü’ne sapmamız ve toplam 8km yol almamız gerekmektedir. Kent daha önce ada iken yarımadaya dönüşmüştür. En eski yerleşim, M.Ö. 3000’e dayandığı kent, tam bir balıkçı kentidir. Mezarlar, halk tarafından bilinen ismiyle balık pazarı (Roma dönemi mezarı), su kemerleri, kent surları dışında kalan yapılardır. Kent surları içinde ise, kent meclisi, Agora yer almaktadır. Agora’da orta bronz çağa ait kalıntılar yer almaktadır. Kenttin en yüksek kesiminde bir ortaçağ kalesi ve limanında yer alan iki kule, kent koruması için yapılan yapılardır. Ayrıca kentte bir Helenistik çağ tiyatrosu vardır. Daha sonraki durağımız, Zeus Labrandos’un kutsal alanı olan LABRANDA’ya yola çıkmadan önce bilmemiz gereken Milas’ın doğusuna doğru 14 km’lik çetrefilli bir yol kat etmemiz gerektiğidir. İçindeki kaynak suyuna da ismini veren Labranda, Mylasa’ya 8km genişliğindeki döşemeleri hala görülebilen kutsal bir yolla bağlıdır. Kentte Roma dönemi hamamı, depo, hazine odası, kutsal yemek için yapılmış altı tane dörtgen oda, 12m genişliğindeki merdivenin tam ortasında kutsal çeşme, en üst terasta Zeus Mabedi, ve Antron olarak bilinen erkekler için ziyafet salonu, yukarı doğru çıkıldığında bir mezar odası ve kutsal alanın 200m batısında bir stadyum yer almaktadır. Milas’ta yer alan diğer antik yerleşimler; Sinuru Mabedi Hydei, Borglia, Hydisos, Cemirus ise düzenlenip ziyaretçilere açılacağı günü beklemektedir.

            Milas’tan daha batıya gidildiğinde, şöhreti Muğla’yı aşmış olan bir yarı adaya, Bodrum’a yani Halikarnassos’a varılmaktadır. Antik çağın en ünlü kentlerinden olan HALİKARNASSOS, M.Ö.11. yy. larda kurulmuştur. Kent ünlü Halikarnasos tiyatrosunu içinde barındırmaktadır. Tiyatro, Halikarnassos’un kuzeyinde yer alır. M.Ö.4.yy. da tarihlenen tiyatronun oturma kademeleri, anakaraya oyulmuş, üzeri mermerle kaplanmıştır. Dünyanın 7 harikalarından biri olan MAVSOLEİON da Bodrum’da bulunmaktadır. M.Ö. 3500 e tarihlenen bu anıt mezar Kayralı Satrabi Mausalos tarafından başlanıp, karısı Artemisia tarafından tamamlanmıştır. Anıtın temeli kayalara oyulmuş, etrafı 36 sütunla çevrilmiştir. 1857-1862 yıllarında İngiliz arkeolog Newton tarafından çıkarılan eserler, British Museum’a götürülmüş ve hala orda sergilenmektedir. Yine bir dünya eni Bodrum’dandır. Bordu sualtı arkeoloji müzesi dünyanın en büyük ticari amphora (seramik taşıma ve saklama kabı) koleksiyonuna sahiptir. Bu amphoranın birçoğu sünger avcıları tarafından çıkarılıp müzeye armağan edilmiştir. Yine Bodrum sualtı müzesinde, dünya müzeciliğinde ilk kez, batık bir geminin bir ölçekli yeniden yapılmış hali sergilenmektedir. Bu gemi M.S.7.yy. Doğru Roma gemisidir. Bu ünlü müze, Bodrumun simgesi olan Bodrum kalesinin içinde yer almaktadır. Üç tarafı denizlerle çevrili bu kalenin yapımında Halikarnasos da bir depremde yıkılan MAUSALOS’un mezar anıtının parçaları kullanılmıştır.

            Bodrum yarımadasından çıkıp sahil yolunu izleyerek güneye yol alırsanız, muhteşem doğasıyla ünlü Gökova körfezine ulaşırsınız. Dünyada eşi olmayan kumları ile meşhur Sedir Adası’na da Gökova’dan (Akyaka) kalkan teknelerle ulaşabilirsiniz. Bu eşsiz kumlar suya karışan karbon ile oluşmuştur. Sedir adasında ayrıca KEDRİAİ antik kenti de yer almaktadır. Kentteki agora tiyatro, kilise, antik liman ve Apollo Tapınağı gezilecek eserleridir.

            Gökova’dan güneye doğru ilerlediğimizde ünlü tatil kasabası Marmaris’e ulaşırız. Marmaris’in merkezinde içinde Marmaris arkeoloji müzesini de barındıran Marmaris kalesi görülmeye değerdir. Ören yerleriyle pek tanınmayan bu ilçemiz, hiç de azımsanmayacak sayıda ören yerine sahiptir. Bu ören yerlerinden LORYMA M.Ö 7yy da kurulmuştur. Ören yerine ulaşmak için önce deniz yoluyla Bozkale Limanı’na gelinmeli, daha sonra 1.5 saat tırmanılmalıdır. Kentte iki kutsal alan, bir nekrapol, üç kilise ve çok sayıda ev surlarla çevrili olarak inşa edilmiştir.

            Eh buraya kadar gelmişken gideceğimiz yer Can Yücel’in memleketi Datça’dır. Datça Yarımadası’na gelmek için size şiddetle tavsiye edebileceğim yolculuk deniz yolculuğudur. Özellikle yazın küçük teknelerle saat başı Datça’ya ulaşılabilmektedir. Datça’da ilk durağımız merkezin 24 km kuzeyinde yer alan BURGAZ antik kentidir. Sahil boyu uzanan kentte M.Ö. 4. yy tarihli iki liman kalıntısı, bir kule, deniz surları ve nekropol yer almaktadır. Batı Anadolu’nun ne önemli kıyı kenti KNİDOS Datça yarım adasının en uç kısmında Yazı köyü sınırlarında yer alır. Denizden ulaşımı daha kolaydır, karadan ise merkeze 35 km uzaklıktadır. Kentte geniş limanlar yer almaktadır. M.Ö. 3. yy da planlı olarak inşa edildiği ve bir yangınla terk edildiği sanılmaktadır. Bugün gezilebilir durumda olan doğu-batı yönünde bir cadde, yolun altında-üstünde kamu yapıları, tiyatrolar, ‘Demater Kutsal Alanı’, ‘Aphrodite Tapınağı’, ‘Karinth Tapınağı’, Roma Mezarı Agora, anıtsal yapılar, küçük bir Odeon, ‘Diorisos Mabedi’, Bizans Kilisesi, Roma Dönemi Meclis Binası gibi kalıntılar mevcuttur.

            Şimdi Muğla’nın ilçesi olan ve tarihi yapısı bakımından farklılık gösteren bir yere Fethiye’ye uzanacağız. Fethiye, Muğla’nın merkezi gibi bir Karya yerleşkesi değildir. Bir Likya yerleşkesidir ve hatta Likya Uygarlığı’nın önemli bir eseri olan İzrozo Kaya Mezar Anıtı buradadır. Fethiye’deki ilk durağımız olan Gemili Adası’na, Gemile Köyü’nden vapurlarla ulaşabilmekteyiz. ‘Aya Nikola Adası’ da denen ada (M.S. 5 yy) dinsel içerikli bir yerleşimdir. Gemilerle gelinen bir haç merkezidir. Ada ve çevresinde 11 kilise vardır. Fethiye ilçesinin iç kısımlarına ilerlediğimizde ve 24 km doğuya gittiğimizde KARDALYA (M.Ö. 3000) Antik Kenti’ne varırız. Sur kalıntıları, kayra mezarları ve bazı kitabeler Likya kalıntılarıdır. Ayrıca roma dönemi kalıntısı olarak bölgede Hellenistik tiyatro, hamam, koşu pisti, agora ve hangi tanrıya ait olduğu bilinmeyen bir tapınak kalıntısı da vardır. Kaçak kazı izlerinin yoğun olduğu Nekrapol’ün yanı sıra yoğun sivil yapı ve sarnıç mevcuttur. Fethiye’nin en meşhur antik eserleri kayalara oyulmuş Kral Mezarları’dır. Onlardan biri de KAUNOS’ta yer almaktadır. Dalyan’dan deniz ve karayoluyla ulaşılabilen bir kıyı kentidir. Burada yapımı yarım bırakılan kaya mezarları, bu mezarlarının yapım aşamalarını görmek açısından önemlidir. Fethiye’nin Korkuteli Yolu’nun 60. km sinde OENOANDA kenti yer almaktadır. M.Ö. 3. yy tarihlenen kent Likya seçkinlerinin anıt mezarlarını içinde bulundurmaktadır. Kentin diğer eserlerinin çoğu Roma dönemine aittir. Bunlar; gymnasion, hamam, agoradır. Fethiye’ye gelmişken meşhur Ölüdeniz’ini ve kumsalını görmeden olmaz. Ve bu kumsalın güneyinde yer alan TELMESSOS Antik Kenti’ni de görmeliyiz. M.Ö. 3000 e tarihlenen kent, günümüze değin kesintisiz yerleşim alanı olmuştur. Her istilada yıkılan kentten günümüze kaya mezarları, birkaç lahit, Termessos tiyatrosu dışında pek bir şey kalmamıştır. Gezimize Fethiye-Kaş yolundan devam edersek ilk uğrayacağımız antik kent Fethiye’ye 40 km uzaklıktaki Yaka Köyü’ndeki TLOS Antik Kenti’dir. Kuruluşu M.Ö. 2000’e dayanmaktadır. Dik yamaçlar ve surlarla korunan kentte Likya Kenti’nin aynası Kaya Mezarları da bulunmaktadır. Ayrıca bir stadyum, bir tiyatro, gymnasion, ve hamam kentte bulunan roma dönemi eserleridir. Aynı yol üzerinden Fethiye ye 40 km uzaklıktaki Minara köyü yakınlarındaki PINARA Antik Kenti’ne gidiyoruz şimdi de. Kentin yukarı Akrapol’un sarp olan doğu yamacında dantel gibi oyulmuş yüzlerce kaya mezarı görenleri büyülemektedir. Kentte yine birçok kaya mezarının yanı sıra bir adet roma dönemi hamamı ve arkasındaki doğal yamaçta bir adet Hellenistik Dönemi Tiyatrosu vardır. Aynı yoldan devam edersek 50. km sinde batıya 12 km yol alarak ulaşılan SIDYMAA Antik Kenti’ne ulaşırız. Kentin kalıntısının büyük kısmı günümüzde evlerin arasında kalmış olan kaya mezarlarıdır. Kentte tiyatro, pek çok lahit ve anıt mezar günümüzde ayakta kalan eserleridir. Takip ettiğimiz Fethiye-Kaş kara yolunun 65. km sine vardığımızda güneye sapan 3 km bir yol ile LETOON Antik Kenti’ne ulaşırız. Kuruluşu M.Ö. 7. yy la dayanan kentin merkezinde yan yana dizili biri Keto, diğeri Artemis, üçüncü Apollo için yapılmış üç tane tapınak yer almaktadır. Apollo tapınağı yakınındaki Hellenistik çöplük alanında bulunan ve Fethiye müzesinde sergilenmekte olan üç dilli kitabe Likya dilinin çözülmesinde çok büyük rol oynamıştır. Ayrıca kentteki kilise, çeşme ve Hellenistik Dönem Tiyatrosu görülmeye değerdir. Daha önce bahsettiğimiz üç dilli kitabeyi görmeye Fethiye müzesine mutlaka gidin. 1962 de kurulan müze, Fethiye ve çevresinden çıkarılan birçok değerli eseri sergilemektedir.

            Bu saydıklarımız Anadolu’nun eşsiz tarihi yapısından sadece birkaç örnek niteliği taşımaktadır. Yaşadığımız coğrafyayı anlamak için tarihini görmemiz gerekmektedir. Bunun içinde çok iyi bir başlama yeridir Muğla. Size en kısa zamanda gelmenizi ve bu eşsiz güzellikleri görmenizi tavsiye ederim.

 

Derleyen: Aylin


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy