ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Thursday, Sep 19th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Antik Şehirler Yeryüzündeki Cennet Antalya


Yeryüzündeki Cennet Antalya

e-Posta Yazdır

Reklamlar
TATİL ÜLKESİ: ANTALYA
Antalya; 630 km’yi aşan sahil şeridi, antik kentleri, dağları, şelaleleri, ormanları ve yaylalarıyla Türkiye’nin ve dünyanın en önemli turizm merkezlerinden biri, adeta bir tatil ülkesi. Kışın ortasında tatil hayalleri kurmaya ne dersiniz?

 

Antalya gerçekten de bir tatil ülkesi; öyle ki Türkiye’ye gelen her üç turistten biri yani yılda 8,5 milyon turist Antalya’yı ziyaret ediyor. Patara’dan Gazipaşa’ya kadar uzanan sahil şeridinde yaklaşık 500 bin yatak bulunuyor. Yüz binlerce insan ekmeğini turizmden kazanıyor, tarım özellikle seracılık ve narenciye de kentin önemli gelir kaynaklarından.

 

{mosimage}YERYÜZÜNDEKİ CENNET

Antik dönemde Antalya’nın batısı Likya, kuzeyi Pisidia, doğusu Kilikya olarak, Antalya’nın bulunduğu yöre ise Pamphilya (tüm kavimlerin diyarı) olarak anılıyordu ve en büyük kenti Perge’ydi. Antalya’nın Bergama Kralı 2. Attalos (İÖ 159-138) tarafından kurulduğu ve kente onun adı verilerek "Attalos Yurdu" anlamına gelen Attaleia denildiği kabul ediliyor. Söylenceye göre yeni bir kent kurmak için yer arayan 2. Attalos adamlarından “yeryüzündeki cenneti” bulmalarını istemiş. Adamları aramış, taramış; sormuş soruşturmuş en sonunda yeryüzündeki cennetin burası olduğunu söylemişler krala. Bunun üzerine Attalos Antalya’yı burada kurmuş. Adam özene bezene cennetin ortasına bir kent kurmuş ama yurdum insanı kadir kıymet bilmemiş. Önceki belediye başkanı kendisini yadetmek için Attalos’un bir heykelini yaptırmış. Üstelik orijinali çıplak olan bu heykele Türk örf ve adetlerine uygun bir şekilde ‘peştemal’ da giydirmişler (!) Ama yine de rahat vermemişler Attalos’a; Kalekapısı’na dikilen heykelini “eşcinsel kral istemezük” diyerek protesto etmişler, yerinden sökülmesini istemişler ve adamı kenti kurduğuna, kuracağına pişman etmişler.

Attaleia Roma döneminde, Pamphylia’nın Perge, Sillion, Aspendos ve Side’den sonra beşinci büyük kenti olmuş. Özellikle İmparator Hadrianus ziyaret ettikten sonra önem kazanmış. Bizans döneminde de bölgenin en önemli kenti durumuna gelen Antalya, Türklerin Anadolu’yu fethinden sonra uzunca bir süre daha Bizans’ın egemenliğinde kalmış. 1207 yılında Selçukluların eline geçmiş, ancak Antalya Rumları Kıbrıslılarla işbirliği yapıp kenti geri almış. Dört yıl sonra kenti yeniden ele geçiren İzzeddin Keykavus bir daha böyle bir olay yaşanmasın diye bir iç kale inşa ettirmiş ve kente Teke Türkmenlerini yerleştirmiş. Daha sonra Hamitoğulları’nın yönetimine giren kent, 1387 yılında da Osmanlı topraklarına katılmış.

 

KALEİÇİ’NİN TURİZME AÇILMASI

17. yüzyılın ikinci yarısında Antalya’ya gelen Evliya Çelebi,  Kaleiçi’nde dört mahalle ve üç bin ev, kale dışında 24 mahallesi bulunduğunu, çarşısının ise kalenin dışında olduğunu anlatır. Modern kent, antik yerleşimin üzerinde geliştiği için  Antalya’da antik dönem kalıntıları pek görülmüyor. Görülebilen tarihi kalıntıların neredeyse tamamı Kaleiçi’nde. Kaleiçi, Birinci Dünya Savaşı’na kadar geleneksel dokusunu koruyabilmiş. 4,5 km’yi bulan surlarının burçlarının ve kapılarının büyük bölümü 1914 ve 1926 yıllarında yıktırılmış. Geriye eski liman olarak bilinen liman mendireğinin bir bölümüyle ve limanı çevreleyen surlar kalmış. 1972 yılında Antalya iç limanı ve Kaleiçi semti SİT alanı ilan edilerek korumaya alınmış, böylece yağmadan kurtulmuş. Hem kentin silueti kurtulmuş, hem de turistik bir merkez yaratılmış. Kaleiçi’nde onarılan Osmanlı evlerinin çoğu şimdi otel, pansiyon, mağaza, restoran ya da bar olarak kullanılıyor.  Yazların çok sıcak ve kışların ılık geçtiği Antalya’da iki katlı, avlulu ve cumbalı eski evlerde soğuktan çok, sıcaktan korunmaya önem verilmiş. Gölgeli taşlıklar ve avlularla serinlik sağlanmaya çalışılmış.

 

20. YÜZYIL BAŞINDAKİ HOŞGÖRÜ ORTAMI

Kaleiçi’ndeki resterasyonların en başarılı örneği ise hiç kuşkusuz Kocatepe Sokaktaki Akdeniz Medeniyetleri Enstitüsü’nün (AKMED) binası.  Binanın çakıl taşı döşeli avlusu ve kütüphanesi görülmeye değer. AKMED’in tam karşısında da Suna-İnan Kıraç Kaleiçi Müzesi yer alıyor. Bu müze de korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilmiş iki binaya kurulmuş. Binalardan ilki iki katlı bir Antalya evi. Restore edilen ev Kaleiçi’ndeki yaşamdan kesitlerin sunulduğu bir etnografya müzesi olarak düzenlenmiş. Müzenin bahçesindeki diğer bina ise, Hagios Georgios adlı eski bir Rum Kilisesi. 19. yüzyıl yapısı kilise sergi salonu olarak kullanılıyor.

20. yüzyıl başında kentte 15.664 Müslüman, 8.967 Rum, 300 Yahudi ve 40 Ermeni olmak üzere 25 bin kişi yaşıyormuş; 62 cami, 12 Rum kilisesi, 1 Ermeni kilisesi ve 1 sinagog varmış. Antalya Rumlarının anadili Türkçe’ymiş, çoğunlukla Kaleiçi’nde yaşarlarmış. Yenikapı Sokak’ta Profitis İlias adlı bir Rum kilisesi daha var. Restorasyonu süren kilise sanat galerisi olarak kullanılacakmış. Profitis İlias kilisesinin karşısında da Türkiyeli Protestanlarının kurduğu St.Paul Kilisesi var. Burası restore edilmiş bir Antalya evi aslında; resmen Aziz Pavlus Kültür Merkezi olarak geçiyor, içinde kafe ve ibadet ettikleri bir şapel de var. Tabii kurulması da, yaşatılması da kolay olmamış. Kimi zaman hedef gösterilmiş buraya gidip gelenler. Kimi zamanda Kurtlar Vadisini seyredip gaza gelenden tutun da, milli ve manevi duyguları kabarana kadar kim varsa soluğu burada almış; kah küfür etmişler, kah tehdit etmişler, işte böylesine bir “hoşgörü” ortamında bugünlere kadar gelinmiş.

Kaleiçi’nin en önemli yapısı Antalya’nın simgelerinden biri olarak da kabul edilen Yivli Minare. Aynı zamanda kentteki en eski Selçuklu yapısı olan Yivli Minare, Anadolu Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat döneminde (1219-1236) inşa edilmiş. Tuğla ile örülen gövdesi sekiz yarım silindirik dilimli olduğu için yivli denilmiş. Minarenin üzeri koyu mavi ve turkuaz renkli çinilerle süslü. Yanındaki caminin ise minareden yaklaşık 150 yıl sonra inşa edildiği biliniyor ve şimdilerde restore ediliyor. Yivli Minarenin avlusunda iki Selçuklu Medresesi var. Birincisi içinde bir çay bahçesi bulunan ve yalnızca kapısı kalmış Gıyaseddin Keyhüsrev Medresesi, diğeri de çarşı olarak kullanılan Yivli Minare Medresesi.

 

AVRUPA KONSEYİ ÖZEL ÖDÜLLÜ MÜZE

Yivli Minareden ilerisinde Kalekapısı meydanında da tarihi saat kulesi bulunuyor. Onun karşısında da Attalos’un heykeli... Birkaç yüz metre ileride de Antalya Kalesi’nin en güzel kapısı var. Hadrianus Kapısı olarak adlandırılan bu üç kemerli kapı mermerden inşa edilmiş. Kaleiçi’ndeki en eski yapılarından biri de Kesik Minare. Aslında bir kilise olan Kesik Minare 5. yüzyılda iri blok taşlardan inşa edilmiş. Yapı, 2. Bayezid zamanında Şehzade Korkut tarafından camiye çevrilmiş ve bir bölümü Mevlevihane olarak da kullanılmış. 1896 yangınında minaresinin ahşap üst kısmı yanınca yapı Kesik Minare diye anılmaya başlamış.

Antik limanın üstündeki Hıdırlık Kulesi ise Roma dönemine tarihleniyor. Kulenin olduğu yerden kentin manzarası çok etkileyici. Bir yanda tarihi liman, diğer yanda falezler, önde turkuaz renkli tertemiz bir deniz, arkada karlı dağlar ve masmavi gökyüzü. 

Dünyanın sayılı müzeleri arasındaki Antalya Müzesi ise Konyaaltı Caddesi üzerinde bulunuyor. 1988 yılında Avrupa Konseyi Özel Ödülünü alan  Antalya Müzesi 13 adet sergi salonundan oluşuyor. Müzenin bir salonunda Aziz Nikolas’a yani Noel Baba’ya ait olduğu kabul edilen birkaç kemik de sergileniyor.

Kentin yerli nüfusunun büyük bölümü Yörük kökenli. Yörük kültürü artık turizmin hizmetine sunulmuş durumda. Bir zamanlar Yörükleri yazları yaylalara çıkaran, kışları kışlaklara indiren develer turistlerin resim çekmesi için süslenmiş halde yol kenarlarında bekletilirken, Yörüklerin kıl çadırlarında ise ayran ve gözleme satılıyor.

 

CAZİBE MERKEZİ: KONYAALTI PLAJI

Torosların eteğindeki Antalya’nın dört bir yanı doğa cennetleriyle dolu. Kentin  simgelerinden biri de şelâleleri. Bunların en ünlüsü ise Düden Şelaleleri. Antalya’nın  10 km kuzeydoğusundaki bu şelâle, 20 metre yükseklikten dökülüyor. Daha sonra bir çok kola ayrılan Düden Çayı kentin güneydoğusundaki 40 metre yükseklikteki falezlerden Akdeniz’e dökülüyor. Antalya’ya 24 km uzaklıkta Isparta yolu üzerindeki Kurşunlu Şelâlesi bir başka doğa harikası, burada da su 18 metre yükseklikten aşağıya düşüyor.

Bence Antalyalılar çok şanslı insanlar, kentin göbeğinden denize girebiliyor, bir saat uzaklıktaki Saklıkent’te de kayak yapabiliyorlar. 2200 metre yüksekliğindeki Saklıkent zirvesinin eteklerindeki kayak merkezinde ocak, şubat ve mart aylarında kayak yapılabiliyor. Antalya’da yılın 9, 10 ayı denize girilebiliyor. Özellikle Antalya’nın 10 km doğusundaki Lara Plajı ile merkezdeki Konyaaltı Plajı upuzun kumsalları ve eğlence mekânlarıyla büyük bir cazibe merkezi.

 

{mosimage}Nasıl gidilir?

Antalya; İstanbul’a 750 km, Ankara’ya 514 km ve  İzmir’e 619 km uzaklıkta. Türkiye’nin her tarafından otobüslerle Antalya’ya ulaşmak mümkün. Antalya’ya yurtiçi ve yurtdışından ulaşmanın en kolay yolu ise havayolu. Şelalelere

ve plajlara gitmek isteyenler ise minibüs ve belediye otobüsleri kullanabilir.

Birgün Gazetesi


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy