ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Sunday, Nov 17th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Bilgi Halide Edib'in Yeni Turanı


Halide Edib'in Yeni Turanı

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Halide Edip AdıvarHALİDE EDİB'İN YENİ TURAN'I VE ZİYA GÖKALP
OLCAY ÖNERTOY

Bilindiği gibi Halide Edip romancılığı ile olduğu kadar kendini
vatan hizmetine verişi ile de tanınmıştır. Yazarın sosyal çalışmalara
katılması, pek genç yaşına ve kadınlara hiçbir şekilde sosyal hakların
tanınmadığı devirlere rastlar.

1908 de ilân edilen II. Meşrutiyetin getirdiği hürriyet sevinci ile
Halide Edip de başta Tanin gazetesi olmak üzere çeşitli gazetelere yazılar
yazmaya başlar. Fakat kendisinin deyişi ile 1 "Meşrutiyet ilânının
balayı geçer geçmez" birbirine karşıt birtakım düşünceler ortaya atan
gazetelerde yeni rejime karşı itirazlar yapıldığı görülüyor. En şiddetli
itiraz da kadınlara bazı haklar verilmek istenmesi içindir. Kendisi de
yazdığı yazılardan ötürü, kadınların cemiyette bir yer almaları ve fikir
sahibi olmalarına itiraz eden ve bunu dine aykırı sayaıı imzasız mektuplar
alır.

Nihayet, Meşrutiyet rejimine karşı yapılan 31 Mart ayaklanmasında
Tanin'de yazdığı yazılar yüzünden hayatı tehlikeye düşen yazar, ortalık
yatışmcaya kadar bir süre İskenderiye ve İngiltere'de kaldıktan
sonra tekrar İstanbul'a döner. Bundan sonra kendisini vatan hizmetine
vermiştir denebilir. Öğretmenlik yapan ve konferanslar veren Halide
Edip, Balkan savaşının başlamasıyla Teali-i Nisvan cemiyetinde hastabakıcılık
ve yardım çalışmalarına girer. Bu arada Türk Ocağı ile temas
kurar ve Ziya Gökalp'i yakından tanımak fırsatını bulur. Ziya Gökalp
milliyetçilik fikirleri bakımından beğendiği ve takdir ettiği bir kimsedir
ve Yeni Turan romanının yazılışında etkisi olmuştur. Yazar bunu şöyle
belirtiyor 2 "daima Türk kadını ve çocukları için (ancak o öldükten
sonra tahakkuk eden) hülyalar kurardı.

Onun başta Yeni Turan olmak şartıyla ilk eserlerimin üzerinde
tesiri vardır".
Gerçekten, Gökalp'in etkisi çok belirli olarak görülen bu eser,
gerek gerçekleşmesi istenilen idealler gerekse olayların geçtiği tarihler
olarak verilen yıllar bakımından o günlerin düşünüşüne göre tamamen
geleceğe ait bir eserdir. Eserinin böyle olduğunu kendisinin aşağıdaki sözleri
de gösteriyor.

"3Yeni Turan lıiç şüphesiz bir ütopya idi ve bütün ütopyalar gibi
tahakkuk ettirilmesi mümkün olmıyan gayeleri vardı. Bu eser kadınların
rey sahibi olacağı, hayat ve insan münasebetlerinin makul ve
muntazam olabileceği bir devri tahayyül ediyordu. Bilhassa Türk
kadını, kafa ve kalbindeki itidal ve cemiyete karşı muhabbetle dolu olduğu
bir zamanın hasretini çekiyordu. Bilhassa Osmanlı devrinin Bizanslaşan
intihap devrinde, süs, israf, gösterişe kaçan kadın sınıfını
şiddetle tenkid ediyordu.

Liberal ve demokratik Türkiye, emek ve sadeliğe doğru giden
idare sisteminde şovenliğe yer vermiyen, Yakın Şarkda bir nevi birleşmiş
milletler şeklini istihdaf eden Türkiye bu kitabın baş gayesi idi.
Tabiî aşk hikâyesi sırf roman diye araya sokulmuştur."
Boman, İttihat ve Terakki ile Muhalefet arasındaki hükümeti ele
geçirme mücadelelerinin yansıtılması ile başlıyor. Hükümeti muhalefetin
ele geçirmesi üzerine İttihat ve Terakki'nin önemli kişilerinin
ortadan kaybolduğunu belirten yazar, Yeni Turan ve Yeni Osmanlılar
devrine geçiyor. Bundan sonra, Yeni Turan'ın başarıya doğru adım adım
ilerleyişini izliyoruz.

Eserlerinde kadına, gerek kişi olarak gerekse toplum içindeki durumu
bakımından önemli bir yer veren yazar, Yeni Turan'ın kısa zamanda
büyük bir çoğunluk tarafından benimsenişini de kadına verdiği
öneme bağlıyor.

"4Yeni Turan'ı en çok göze çarptıran şey belkide Türk kadın müessesatı
idi. Yeni Turan kadınları da okutuyor, kadınları da yanı başında
çalıştırıyordu. Yeni Turan kadınlarının kıyafeti de sadeleşmiş, değişmiş,
modaya hiç muvafık değil fakat yarattıkları Türk ve islâm ile âlemi pek
münasebattar bir şekil almıştı. Şimdi bizim kadınların ince, zarif, sanat-
kâr çarşafları ve tuvaletleriyle, evlerinin bir ziyneti, erkeklerinin gaye-i
aşkı olamakla kalan kadınlarımıza mukabil Yeni Turan'ın hocalık eden,
ciddî surette hastabakıcı yetişen, bir muharebe olur olmaz Arap mücahideleri
gibi mehmetçiklerin yaralarını sarmağa giden, ordunun dikişini
dikmek için kadın imalâthanelerinde çalışan, eski Türk işleme ve
senayiini Yeni Turan'a tatbik için iktisadî, insanî, ilmî ve bilmem daha
yüz türlü çalışan akın akın kadınları vardı ."
Yeni Turan'ın kadınlara vermek istediği haklar olarak belirtilen
bu noktalarda Ziya Gökalp'in etkisi açıkça görülüyor. Gökalp "Türkçülüğün
Esasları"nda, eski türklerde kadını anlatırken, kadının aile
içinde ve toplumda önemli bir yer aldığını belirtiyor.
"5Eski Türklerde kadınlar umumen amazon idiler. Cündilik,
silâhşörlük, kahramanlık, Türk erkekleri kadar Türk kadınlarında da
vardı, Kadınlar doğrudan doğruya, hükümdar, kale muhafızı, vali ve
sefir olabilirlerdi '.

Alelâde ailelerde de ev müştereken, karı ile kocanın ikisine aitti.
Çocuklar üzerindeki velâyet-i hassa, baba kadar anaya da aitti "
Yeni Turan kadınları, giyinişlerini de değiştirerek kendilerine sade bir
kıyafet buluyorlar. Yazar bu kıyafeti, 6 " Arkalarında eski
Tatar Türklerini hatırlatan bazen kurşuni uzun manto, başlarında beyaz,
yumuşak bir örtü, ayaklarında sade, kalın ayakkabılar" şeklinde
tarif ederek eski Türklerden alınmış gibi gösteriyorsa da, anılarında,
bu giyinişlerde İngiliz 7 Quaker mezhebinden olan kadınların giyinişinin
etkisi olduğunu açıklıyor.

"8Sabah duasını hep birlikte yaparlardı. Aralarında daima kurşunî
fakat ipekli olmıyan geyet sade esvaplar giyenler vardı
Yeni Turandaki gri giymeleri, yüzleri açık fakat başlarındaki beyaz
örtüleri galiba biraz buranın ilhamı ile olmuştur. "
Yeni Turan'ın benimsenmesine yardım eden bir yönü de hemen
hemen her mahallede açtığı, bir salondan ibaret sade bir binada
tarafından idare edilen, çocuklara, din, ahlâk ve faydalı bilgiler öğreten
Cuma mektepleri oluyor. Bir de ayrıca içinde, okuma salonu, kitaplığı
ve toplantı salonu bulunan Yeni Turan yurtları açılıyor ki bunlardan
halk da faydalanıyor. Bu yurtlardan biri olan ve romanda üzerinde en
çok durulan Erenköy Yeni Turan yurdunda da yazarın yine anılarında
belirttiği; 1914 de açılarak sonradan geliştirilen 9 Evkaf mekteplerinden
birinin etkisi olduğu seziliyor.

Yazar Cihangir'de olan bu mektebi şöyle tanıtıyor.
"10Bu mekteplerin arasında Cihangir'de, dikkate değer bir hocanın
başında bulunduğu vardı
Adı Fikriye hanımdı. Arabi ve farisî bilir, kültürü yüksek ve tarih bilgiside
dikkate değerdi.
Yüzünde hiç unutamadığım, daima ciddî, fakat dikkate değer bir
mana ifade eden müsamaha vardı.

Mektebi çiçekle dolu, yerleri daima ovulmuş, pencerelerinde kar
gibi beyaz perdeler vardı. Erkek yavruların hepsi birer efendi, kızların
hepsi o zamanın tabiri ile birer hanımdı. Çiçeklere onlar bakar, mektepleriyle
ifti har eder ve konuşmalarında tabii bir nezaket hissedilirdi.
Bahçeleri, Boğaziçi'nin tepesine bir kartal yuvası gibi kurulmuş, oradan
aşağıdaki bahçelere, nihayet Boğaz'ın kıvrılıp giden mavi sularına
bakardı. Bu bahçede bilhassa karanfil ve kıpkızıl sardunya çiçekleri
görülürdü. Oğlan çocukların elle yaptıkları küçük tahta iskemlelere
oturup oyunlarını seyredebilirdiniz ."

Erenköy Yeni Turan Yurdunun da ona benzediği görülüyor.
"nErenköy Yeni Turan Yurdu, yurtların en iyilerinden ma'duddu.
Çiçekler ve çimenlerle süslenmiş bir bağçe ortasında üstünden bir kısmı
camlı ve büyük sade bir bina idi. Üst kısmından başka her şey ıhlamurdan
yapılmış, kapıları Selçuk türklerinin oynıalarıyla pek üstadane
değilse bile cidden pek şahsi ve hususî surette işlenmişti. Bu yurtların
bu gibi teferruatı Türk sanayisini ihya için uğraşan Yeni Turan
gençleri tarafından yapılıyordu. Bu kapılardaki yazıların altına daima
"Yurdunun çocuğu filan filan '" diye imza attıklarına dikkat ettim".
9 Özel olan bu okullar sonradan daha faydalı olması düşüncesiyle, maarife bağlı
okullar haline getirilmeye çalışılmıştır. Halide Edip Evkaf kız okullarının müfettişliğini
üzerine alarak yalandan ilgilenmiştir.

Bahçeden girince göze çarpan şey her tarafı örten, ağaçla, sarmaşık
ve çimenle dolmuş nihayetsiz, sulak, mebzul bir yeşillikti."
Çeşitli alanlardaki çalışmaları ile büyük bir çoğunluk tarafından
benimsenen Yeni Turan bundan sonra seçim propagandalarına başlıyor.
Bu propaganda konuşmalarında, yazarın, milliyetçilik düşüncelerini,
romanın kahramanı ve Yeni Turanın başkanı olarak tanıtılan Oğuz'un
ağzından dinliyoruz. Yeni Turan'ın gayesi, temellerini, sağlam ve saf
bir Türk ırkına dayandıran, fakat toprakları üzerinde yaşıyan yabancı
topluluklar arasında yavaş yavaş milliyet hissinin uyanmaya başlamasıyla
sarsıntılar gösteren Osmanlı imparatorluğuna yeni ve sağlam
temeller atmaktır. Güçlük bu temellerin nasıl atılacağı konusunda ortaya
çıkıyor. Yeni Turancılar, topraklarının önemli kısmını, kuvvetli milliyet
duygusuna sahip yabancı toplulukların kapladığı bir ülkede bu gayelerini
gerçekleştirebilmek için seçtikleri yolu aşağıdaki şekilde belirtiyorlar.
" 1 2 Bu toprağı her unsur kendi idare ettiği, yaşayıp öldüğü
bir ülke olmak üzere sevmeli ve her dakika öteki anasırın gırtlağına
atılmağa çalışmamalı. Bunun için de enasır arasında zihni seviye az çok
birleşmeli.

Artık bırakmalı, herkes kendi vilâyetinin, herkes kendi ayrı küçük memleketini
ve ırkını bir müşterek vatan fikri etrafında idareye alışsın, çünki
bu merkeziyet siyaseti ile yirmi sene sonra memlekette Türklerden
eser kalmıyacak, Türkler olmayınca da tabii bu Osmanlı ülkesi her ırkın
temayülât ve menfaatinden uzak bir taksim ile dağılıp gidecek ".
Programını da şu cümlelerle özetliyor:
"13Yeni Turan'ın programı vasi bir adem-i merkeziyete, fakat
federasyon bağları altında bir kuvvetli noktaya, bir hükümdara, hükümete
bağlıyacak müşterek menfaat ve muhabbet."
Görülüyor ki bütün endişe, o günki idare şekli ile Türklerin za
manla ortadan kalkacağıdır. Türk'ü yaşatabilmek için yabancı zümrelere
kendi kendini idare etmek lıakkı verilmekle beraber, birliğin sağlanabilmesi
gayesi ile de değişik unsurlar arasında zihni seviyenin birleştirilmesi
ve ortaklaşa bir vatan sevgisi yaratılması gerekli görülüyor.
Bu düşünüş Ziya Gökalp'in Turancılığının daha genişletilmiş bir
şeklidir diyebiliriz.

Ziya Gökalp, Turancılığı, asıl ülküsü, harsları yönünden kolayca
birleşebilecek Oğuz Türklerinin birleştirilmesi olan Türkçülüğün, uzak
ülküsü olarak kabul edip, Turan kelimesinin anlamını, şöyle açıklıyor.
"14Turan kelimesi, Turlar yâni Türkler demek olduğu için, münhasıran
Türkleri ihtiva eden câmiavî bir isimdir. O halde, Turan kelimesini
bütün Türk şubelerini ihtiva eden büyük Türkistan'a hasretmemiz
lâzımgelir. Çünki, Türk kelimesi bugün yalnız Türkiye Türklerine
verilen bir ünvan hükmüne geçmiştir. Türkiyedeki Türk harsına
dahil olanlar, tabiî bu ismi alacaklardır. Benim itikadımca, bütün Oğuzlar
yakın bir zamanda bu isimde birleşeceklerdir. Fakat Tatarlar, Özbekler,
Kırgızlar ayrı harslar vücuda getirdikleri taktirde, ayrı milletler
halini alacaklarından, yalnız kendi isimleri ile anılacaklardır. O
zaman bütün bu eski akrabaları kavmi bir camia halinde birleştiren
müşterek bir ünvana lüzum hissedilecek. İşte bu müşterek ünvan Turan
kelimesidir ."

Bu açıklamadan, Gökalp'in Türkçülük ve Turancılık düşüncesinin
dar ve geniş anlamda Türk ırkından olan zümreleri, romandaki
Yeni Turancı'arın düşüncesinin ise Türkiye toprakları üzerinde
oturan Türk ve yabancı bütün zümreleri birleştirmek olduğu anlaşılıyor.
Her iki düşünüşte de birleştirici unsur olarak hars birliği esas
alınıyor. Gökalp bunu doğrudan doğruya "hars" kelimesi ile ifade
ediyor, Halide Edip ise "zihni seviye" diyor.

Yeni Turan'ın "adam-i merkeziyet" düşüncesinin, Gökalp'in mülî
birliğin kurulması için iki ana temel olarak aldığı "vatanî ve medenî
alılâk"ın izlerini taşıdığı görülüyor. Yatanı "millî hars", üzerinde
oturduğumuz toprağı da onun zarfı olarak kabul eden Gökalp'e göre
vatanî ahlâk, sevgimizin vatan sınırları içinde kalmasıdır Medenî ahlâk
ise sevginin vatan sınırlarını aşarak bütün insanlık âlemine yayılmasıdır.
Yeni Turancılar adem-i merkeziyeti kabul etmekle medenî ahlâka,
kendi kendilerini idarede hür bırakılan zümreleri kuvvetli bir noktaya
bağlayacak ortaklaşa sevgi yaratılması düşüncesinde ise vatanî ahlâka
yaklaşmış oluyorlar.

Tek merkezden idarenin başarısızlığı, yabancı unsurlar arasında
yer yer milliyetçilik hislerinin uyanması, zamanında türkçeye önem
verilmeyişe bağlanıyor.

""Memlekette yedi sekiz ırkm yedi sekiz lisanı olması ne adem-i
merkeziyet hislerinin ne de bugünki milliyetperverlik hislerinin mahsulüdür.
Bu eski Osmanlıların vukufsuzluk ve lâkaydiliklerinin meydana
çıkardığı bir şeydir. Vakit ve zamanıyla Türk mektepleri açılmış, türkçe
tahsile önem verilmiş olsaydı bir Arnavut milliyetperver cerayanı karşısında
bulunmazdık. Kezalik, gayri müslim kardeşlerimiz için de bir
kaç asır evveli türkçe tahsili mecburi olaydı bir kaç asır evveli merkeziyet
denilen politika ve ideali takibeden bir hükümet ve milletin yapacağı
her şeyi yapmış olmamız lâzımdı. Fakat ecdadımız yakın vakte kadar,
idealsiz, âtil, bâtıl, her şeyi bıraktılar."

Bu düşünüşe göre, "türkçe tahsili"ni geniş anlamda alırsak, Türk
kültürünü öğrenen yabancı unsurlar türklüğü benimsiyecekler, ancak
o zaman bir merkeze bağlanabileceklerdi. Böyle bir çaba gösterilmeyince
hepsi de kendi milliyetlerini korumuşlar ve Türklerin idaresi altında
olmak onlara bir çeşit esaret gibi gelmeye başlayınca da yavaş yavaş
kımıldanmalar başlamıştır, işte gaye bu kımıldanışların artmasını
önlemek oluyor.

Gökalp, medenileşme yönünden Türkçüleri 16 "Türkçüler, tamamiyle
Türk ve müslüman kalmak şartıyla Garp medeniyetine tam ve
kat'i surette girmek istiyenlerdir." diye tanımlıyor.
Halide Edip'de romanında, Avrupa'nın, müslümanlığı, bizim ilerlemeyişimize
sebep olarak göstermesinin yanlış olduğunu belirtirken
Gökalp'in yukardaki düşüncesini açıklıyor diyebiliriz. 17 "Medeniyet,
aile ocağının kudsiyetini, kadınların cemiyetteki mevki-i muhteremini
ve müessesat-ı medeniyyeyi kabul, değilmi? Peki, işte yanıbaşımızda
ocağımızın asıl bekçileri, anaları, bütün hayat ve mesaimizin arkadaşları
kadınlarımız; işte mektep ve hastahanelerimiz; işte yollar ve fabrikalarımız;
işte bütün ihtiyacât-ı medeniye ve içtimaiye ve ilmiyesini
temin eden ulema, mütefennin, sanatkâr, mühendis, makinist, tüccar,
her şey, her şeyimiz. Bunları yapmağa, görüyorsunuz ya islâmiyet hiç
mani olmadı. Bakınız Yeni Turan çocukları medeniyeti nasıl taassub ve
riya manialarına galebe çalarak fakat islâmiyeti muhafaza ederek
yaptılar."

Yeni Turancılar, başkanlarının gayreti ile millileşme düşüncelerini
geniş bir kütleye yayarak gayeleri olan (adem-i merkeziyet, kadınlara
bazı sosyal haklar verilmesi) gibi düşüncelerini de mecliste kanunlaştıracakları
sırada başkan Oğuz vurularak ölür. Böylece Yeni Turan'ın
programı da yarıda kalmış olur.

Görülüyor ki her ikisinde de gaye, Türklüğü ve İslâmlığı bozmadan,
kültürü arttırarak medenileşme ve zümreler arasında birlik sağlama
yoluna gitmektir. Batılılaşmak ve medenileşmek yönünden, o gün için
gerçekleşmesi imkânsız gibi görünen düşünceleri bugün tamamen gerçekleşmiştir.
Ancak gerçekleşmesi mümkün olmıyan bir ideal halinde
kalan millî birlik düşüncesidir. Ne Gökalp'in bütün Türkleri birleştirme
düşüncesi ne de Halide Edip'in daha geniş olan Türk ve yabancı, topraklarımız
üzerinde yaşıyan bütün zümreleri birleştirme düşüncesi
gerçekleşememiştir.


1 Mor Salkımlı Ev s. 130
2 Mor Salkımlı Ev s. 157
3 Mor Salkımh Ev s. 161
4 Yeni Turan s. 14
5 Türkçülüğün Esasları 1961 s. 112
6 Yeni Turan s. 14
7 Quaker: 1650 yılında George Fox tarafından kurulan protestan mezhebi üyesi.
8 Mor Salkımlı Ev s. 162.
10 Mor Salkımlı Ev s. 183
11 Yeni Turan s. 61
12 Yeni Turan s. 42
13 Yeni Turan s. 43
14 Türkçülüğün Esasları 1961 s. 19
15 Yeni turan s. 110-111
16 Türkçülüğün Esasları s. 31
17 Yeni Turan s. 44


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy