ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Wednesday, Nov 13th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Bukowski Tamam yavrum, meteliğimiz yok; ama yağmurumuz var


Tamam yavrum, meteliğimiz yok; ama yağmurumuz var

e-Posta Yazdır

Reklamlar

{mosimage}

 

 

 

 

 

 

 

 

sera etkisi deyin ne derseniz deyin

eskisi gibi yağmıyor işte yağmur.

özellikle büyük kriz zamanındaki

yağmurlar geliyor aklıma.

kuruş para yoktu ama bolbol

yağmur vardı.

öyle bir gece veya bir gün

değil,

7 gün ve 7 gece

YAĞARDI

ve Los Angeles'in yağmur ızgaraları

bu kadar çok yağmuru emebilecek

şekilde yapılmamıştı

ve yağmur KALIN

ve KARARLI

ve DÜZENLİ yağardı

ve damlaların çatılara çarpışını

oradan da oluk oluk

toprağa akışını DUYARDINIZ

ve DOLU,

büyük BUZDAN KAYALAR

patlayan

oraya buraya saçılan havada uçuşan;

ve yağmur

kısaca

DURMAZDI

ve bütün çatılar akardı -

evin her tarafına

tencereler,

kapkacaklar serilir

TIP TIP sesleri bütün eve yayılırdı;

ve kaplar boşaltılır,

boşaltılır

ve tekrar boşaltılırdı.

kaldırımların üstünden geçerdi yağmur,

bahçelerin içinden; ve merdivenleri tırmanıp

evlere girerdi.

el bezleri vardı, banyo havluları,

ve yağmur genelde

tuvaletlerden girerdi: köpüre köpüre, kahverengi, küçük girdaplarla

ve külüstür arabalarla dolu olurdu sokaklar

güneşli bir günde

marş basmayan arabalarla,

ve işsiz adamlar

sanki canlılarmış gibi duran o eski arabaların

can çekişmelerine bakarlardı

pencereleri önünden;

işsizler,

yenik bir zamanın yenik insanları

hapsolurdu evlerine

karıları ve çocukları

ve kedi köpekleriyle.

kediler ve köpekler

dışarı çıkmamak için diretir

evin garip garip yerlerine

pisliklerini bırakırlardı.

işsiz adamlar

bir zamanlar güzel olan karılarıyla

evde tıkılıp kalmış olmaktan

çıldırırlardı.

korkunç tartışmalar yaşanırdı

haciz ihtar mektupları

kondukça posta kutularına.

yağmur ve dolu, bezelye kutuları,

yavan ekmekler; kızarmış

yumurta, rafadan yumurta, haslanmış

yumurta; fıstık ezmesi

sandviçleri, ve her tencerede

görünmez bir tavuk.

babam, kesinlikle iyi biri olmayan babam

her yağmurda, en iyi ihtimalle,

annemi döverdi,

kendimi üzerlerine atardım,

bacaklar, dizler,

çığlıklar

ta ki

birbirlerinden

ayrılana kadar.

"Gebertic'em seni, " bağırırdım "Bi' kez

daha vurursan ona öldürürüm seni!"

"Çabuk bu orospu çocu'unu

çıkar burdan!"

"hayır, Henri, annenin

yanında kal!"

evet, bütün evler kuşatma altındaydı

fakat sanırım bizim evdeki dehşet

ortalamanın üstündeydi.

ve geceleri

uyumaya çalıştığımızda

yağmur yağmaya devam ederdi

ve karanlıkta

suların odama girmemesi için

cesurca direnen penceremden

ayın yağmur sularıyla bulanık

görüntüsünü seyrederken

Nuh'u hayal ederek

ve Gemisini

tekrar oluyor galiba

diye düşünürdüm.

hepimiz düşünürdük

bunu.

ve sonra, birdenbire,

dinerdi yağmur.

galiba hep

sabaha doğru

5, 6 sularında dinerdi,

huzur çökerdi her yere,

ama tam bir sessizlik değil

çünkü hala devam ederdi

tip

    tip

        tip

      sesleri

ve sonra sis ve duman

dağılırdı

ve sabah 8'de

gözleri kamaştıran sapsarı bir güneşışığı

düşerdi yeryüzüne,

Van Gogh sarısı -

çılgın, köredici!

ve ardından

sağanaktan kurtulan

çatı olukları

güneş altında

genleşmeye başlardı:

PENG!PENG!PENG!

ve herkes kalkıp dışarı bakardı

hala yağmuru içine çeken

bahçeler

hiç bu kadar yeşil olmamış

bir yeşil içinde

ve kuşlar

bahçelerde

deli gibi cıvıldayan kuşlar,

7 gün 7 gecedir

yere konup da

adamakıllı bir şey yiyememiş

tohum yemekten

bıkmış  kuşlar

solucanların

toprak üstüne çıkmasını beklerlerdi,

yarı boğulmuş solucanların.

kuşlar solucanları önce topraktan çekip

havaya kaldırır

sonra da midelerine indirirlerdi;

karatavuklar ve serçeler olurdu.

karatavuklar serçeleri uzaklaştırmaya

çalışır

ama serçeler,

açlıktan delirmiş,

daha küçük ve çabuk,

kendi paylarını

kotarırlardı.

erkekler verandada durur

sigaralarını içerlerdi,

şimdi kapı kapı dolaşıp

büyük olasılıkla hiç bir kapı ardında

bulamayacakları bir

iş arayacaklarının,

büyük olasılıkla çalışmayacak arabalarını

çalıştırmaya uğraşacaklarının

bilincinde.

ve bir zamanlar güzel olan

karıları

banyoya girer

saçlarını tarar,

makyajlarını yapar,

dünyalarını tekrar

biraraya getirmeye çalışırlardı,

onları saran korkunç mutsuzluğu

unutmaya çalışarak,

kahvaltı için

ne hazırlasam diye

telaşlanarak.

ve radyo

okulların

açıldığını söylerdi.

ve

ardından

işte ben

yine okul yolundaydım,

yollarda kocaman

su gölcükleri,

tepemde yeni bir dünya gibi

güneş,

evde annemler,

okula

zamanında vardım.

Bayan Sorenson bizi

"bugün tenefüs yok,

yerler çok ıslak"

diyerek karşıladı.

çocuklar "AOF"

bağırdı bir ağızdan.

"fakat tenefüs saatinde

çok farklı birşey

yapacağız," dedi,

"ve çok zevkli

bir şey!"

hepimiz merak ettik

bu çok zevkli şeyin

ne olduğunu

ve o iki saat

Bayan Sorenson

dersini anlatmaya

devam ederken

bir türlü geçmek bilmedi.

Küçük kızlara baktım,

çok tatlı ve temiz ve

dikkatli görünüyorlardı,

uslu ve dik

oturuyorlarken sıralarında

ve saçları

Kaliforniya

güneşi altında

çok güzeldi.

sonra tenefüs zili çaldı

ve hepimiz eğlenceyi

beklemeye koyulduk.

ardından Bayan Sorenson sınıfa seslendi:

"şimdi ne yapacağız

biliyor musunuz, birbirimize

yağmur sağanağı sırasında

neler yaptığımızı anlatacağız!

en ön sıradan başlayıp

arka sıralara doğru devam edeceğiz!

hadi Michael, sen başla!..."

ve hepimiz

hikayelerimizi

anlatmaya başladık, Michael başladı

ve herkes sırayla kalkıp devam etti,

ve sonra farkettik ki

hepimiz yalanlar söylüyorduk, tamamen

yalan sayılmaz ama

çoğunlugu yalandı

ve oğlanlardan bazıları pis pis

gülmeye başladığında kızlar onlara

kötü bakışlar fırlattı ve

Bayan Sorenson "tamam!" diye bağırdı

"tam bir sessizlik istiyorum!

Siz merak etmeseniz de

ben

neler yaptığınızı

öğrenmek istiyorum!"

böylece biz de hikayelerimize

devam ettik

ve hepsi de hikayeydi.

bir kız gökkuşağı

ilk çıktığında bir ucunda

Tanrı'nın yüzünü

gördügünü söyledi.

bir tek hangi ucu olduğunu söylemedi.

bir oğlan oltasını

pencereden sarkıtıp

bir balık yakalayıp

kedisini

beslediğini söyledi.

hemen hemen herkes

bir yalan uydurdu.

gerçek

fazla acı

ve utandırıcıydı.

sonra zil çaldı

ve tenefüs bitti.

"teşekkür ederim," dedi Bayan

Sorenson, "hepsi çok

hoştu.

yarına kadar

yerler

kurur ve

kullanılabilecek

hale gelir."

çocuklardan bir

gürültü koptu.

küçük kızlar

dimdik ve uslu

oturuyorlardı,

çok tatlı ve

temiz ve

dikkatli,

saçları dünyanın bir daha

asla göremeyeceği bir güneşin

ışıkları altında

çok güzel

görünüyordu.

ve

 

 

 

    Charles BUKOWSKI

 

 

    Çeviri: Cem Duran


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy