ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Monday, Sep 23rd

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Dünya Edebiyatı Alexander Dumas


Alexander Dumas

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Alexander DumasAlexander Dumas-Pere
(1802-1870)


santa-domingo adası'ndan bir melezin oğlu olan alexandre dumas, villers-cotterets'de doğdu. babası ünlü bir generaldi.hayata noter kâtibi olarak atıldı. önceleri avukat olmak istedi ancak sonra yazarlığı seçti. 1829'da ilk romantik dramasını tiyatro için yazdı.

kendisi ile aynı adı taşıyan oğlu da tanınmış bir yazar olduğundan, isminin başına baba sözcüğü getirilerek anılır. edebiyat alanında önce oyunlar yazarak ünlenmiş, ama kalıcılığını tarihsel macera romanlarıyla sağlamıştır. 1844de yazdığı üç silahşörler den başka, monte kristo kontu (1845), demir maske (1848) ve siyah lale (1850) en önemli ürünleri arasında gösterilebilir. türkçede sıklıkla yayınlanan ama aslına uygun olanına pek rastlanmayan dumas serüvenlerini okumadıysanız bile, sinema ya da televizyon uyarlamalarını mutlaka izlemişsinizdir. hemen hatırlatalım, üç silahşörlerin 1998 yılında oğlak yayınevince gerçekleştirilen baskısı eksiksiz olmuştu.

bu tarihi romanlar dumasya bir servet kazandırmıştır; ama bu serveti kazandığı hızla harcamıştır.

19. yüzyıl fransız edebiyatı'nın en önemli yazarlarındandır. 1829'da ilk romantik dramasını tiyatro için yazdı. ve böylece çok popüler oldu. bütün hayatı boyunca çoğu roman, inceleme, dramatik tiyatro eserleri olan tam 300 adet esere imza attı. gençliğinde iri yarı, ama yemek zevkinden vazgeçmemek için iştahla yiyip içerek 40 yaşından sonra şişmanlayan ve öyle kalmaktan hoşlanan; damak tadına ve kadınlara düşkün bir maceraperest idi. hep cumhuriyeti savundu, ancak 1851'deki darbeden sonra geçici bir süre ülke dışına çıkmak zorunda kaldı. önce en yakın ülke italyaya sonra sırayla isviçre, ispanya, belçika, hollanda, almanya, ingiltere, rusyaya gitti.

seyahat, yaşamaktır

bu seyahatlerden birinden yazdığı mektupta şöyle diyordu, alexandre dumas père. sırayla önce italyaya gittim. sofraları çok fakir. sonra ispanya, orada da kötü yemek yeniyor. rusyada ise hemen hiçbir şey yemiyorlar. benim için sehayat etmek, kelimenin tam anlamı ile yaşamaktır. geçmişi geleceği unutmak, şimdiki zamanı keyifle yaşamaktır. ciğerlerimi temiz havayla doldurmak, herşeyden hoşlanmak, toprakta kimsenin bulamadığı altın madenini keşfetmek, topraktaki kar tanelerini, sabahın çiğ damlacıklarını zevkle toplamak gibi'

maceracı ruhunun sürüklediği yerler

yenilikleri keşfetmek tutkusu onu daha uzak, başka ülkelere yöneltti. kuzey afrikada fas, tunus, cezayir bilmediği yeni lezzetleri, doğu mutfağının baş döndüren aromalarını tatmak için gidilecek mükemmel yerlerdi. en büyük gezisi 1858 haziran ayından 1859 mart ayına kadar sürdü. parisden kölne, berlinden stettine, st. petersburgdan moskovaya astragandan baküye, trabzondan istanbula (kostantinpol), iskenderiyeden atinaya dolaştı durdu... kafkasya ve rusyada adlı kitaplarını bu gezilerden sonra kaleme aldı.
bu arada hayatından geçen kadınların da sayısı artıyor, gittiği her ülkede bir başka gönül macerasına başlıyor, unutuyor, yeni ülkede yeni bir sevgili buluyordu. kimisiyle evleniyor, kimisiyle uzun ya da kısa maceralar yaşıyordu. 1859da satın aldığı ufak tekne ile akdenizde yaptığı mavi yolculuk maceracı ruhunun heyecanlara doymadığını gösteriyordu. 1864e kadar italyada kaldı. son sevgilisi şarkıcı fanny gordosa yüzünden 1867de gezilerine yeniden başladı. bu kez avusturya ve macaristanı seçti. benim için yeni bir yemek keşfetmek, uzayda yeni bir yıldız keşfetmek kadar heyecan verici diyordu.

sipariş üzerine

fransız ihtilali ile paris komünü günleri arasında tamamlanan üç silahşörlerin marxın felsefe elyazıları ile aynı tarihi taşıması çarpıcıdır. avrupa yepyeni bir çağa, belki de bir daha asla rastlanmayacak bir alt üst oluş içerisine adım atarken, dumas, hiç bir tarihsel gerçeğe dayanmayan, insan psikolojisinin derinliklerine inmeyen, hatta akla ve mantığa sığmayan bir öykü anlatarak, kuşkusuz kaçış edebiyatının başlatıcılarından biri oluyordu.

önümüze tamamlanmış (satışa sunulmuş) bir roman ya da film geldiğinde, onu, yazarın/yönetmenin son kararı olarak algılar, sanki o romandan bir sözcük eksilirse bütün sanatsal güzelliği uçup gidecekmiş gibi düşünürüz. sanat yapıtının aurosunu yaratan da bu içine kapalı bütünsellik ön kabulüdür. oysa, ne geçmişte, ne de bugünlerde, pazara sunulmuş bir **** olarak sanat/edebiyat ürününün olmazsa olmaz sözcükleri vardır. mesela, yüksek edebiyatın en saygın isimlerinden dostovyevski, bir çok romanını maddi sıkıntıları nedeniyle, sipariş üzerine ve sayfa sayısı pazarlığı ile yazmıştır. alexandre dumas da sayfalarca tutan romanlarını aynı sıkıntılarla üretmiş, metindeki uzun diyaloglar, yazarın tefrika ediliş süresini uzatma ihtiyacından -maddi sebeplerden- kaynaklanmıştır.

ancak küçümsendiğinin aksine, dumas yetenekli bir yazardır. uzun diyalogları, eşya, doğa ve mekan tasvirlerini bir avantaja çevirmesini bilir. okuyucuda yarattığı sabırsızlığın farkındadır. böylelikle ani sıçramalar, bir anda parlayan kılıç şakırtıları, merak unsuru yaratan sürprizler katar hikayesine ve bir sonraki bölüm için ne olacak acaba sorusunu sordurmayı başarır okuyucuna; tıpkı binbir gece masallarında olduğu gibi... beklentiler, durağanlıklar ve etkileyici şoklarla ilerleyen üç silahşörleri hiç sıkılmadan okuyabilirsiniz.

tarihsel olayların failleri

üç silahşörler, krala -daha çok kraliçeye- bağlı şövalyeler athos, pathos, aramis ve -sonradan şövalyeliğe terfi edecek olan- kurnaz köylü çocuğu dartanyanın, saray entrikalarına bileklerinin gücü ile cevap vermelerinin ve majestelerinin hizmetini yerine getirmelerinin hikayesidir. yazıldığı yıllardan çok önceki bir tarihsel döneme ilişkindir anlatılanlar. bu nedenle, dumasın tarihsel macerasını, günümüzde yazılan post-modern tarihsel fantezilerin atalarından biri olarak değerlendirebiliriz. kendi çağındaki gerçekçi romanlar düşünüldüğünde, o yılların post-modernidir üç silahşörler..!

çağdaşı balzac, toplumsal öğelerin karakteristik gelişiminde bulunan iç zenginlikler yerine büyük tarihsel olayların dış pırıltısını konu olarak seçen bir yazarın mesleğini bilmediğini söyler ve ekler; "bir hikaye anlatıcısı hiç bir zaman unutmamalıdır ki, herkesin hakkını vermek onun görevidir; yoksullarla zenginler, onun kaleminin ucunda eşittirler; onun için, köylülerin yoksulluğunun da bir büyüklüğü, zenginlerin adiliğinin de bir gülünçlüğü vardır; nihayet, zengin insanların tutkuları varsa, köylülerin de gereksinimleri vardır hiç olmazsa; dolayısıyla iki kez daha yoksuldur onlar, ve yıkıcı eğilimlerinin durum gereği acımasızca bastırılması gerekirse de, saygıya değer insani ve kutsal hakları vardır".

evet, alexandre dumasın tarihin yalnızca dış kabuğunu, insanları çeken pırıltısını, cesur şövalyelerin bağlılık yemini ettikleri kraliçeleri adına kılıç parlatışlarını, saraydaki yaşamı -üstelik yarım yamalak- yansıttığı, ayrıca üslubunun çok basit olduğu doğrudur. ama elimizi vicdanımıza koyarsak, onun hakkını da teslim etmek gerekir; bütün edebiyat tarihinde kaç yazara dumas kadar heyecanlı hikayeler anlatmak nasip olmuş, kaç yazar okunabilirliğini bugüne dek sürdürebilmiştir?


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy