ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Friday, Nov 22nd

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Dünya Edebiyatı Antonin Artaud'dan Jacques Riviere'e Mektup


Antonin Artaud'dan Jacques Riviere'e Mektup

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Antonin ArtaudSevgili Bayım;

Neden yalan söylemeli, neden yaşam çığlığının ta kendisi olan bir şeyi edebiyat düzlemine koymalı, neden gerçekliğin sızlanışlarını andıran, kökleri ruha gömülü cevherden yapılmış şeylere kurgu görüntüsü vermeli? Evet, düşünceniz hoşuma gitti, sevindirdi beni, koltuklarımı kabarttı, ama bir şartım var; sizi okuyacak kişi düzmece bir çalışmayla karşı karşıya olduğu izlenimine kapılmamalı. 

Yalan söylemeye hakkımız var, ama olayların esası konusunda değil. Mektupları asıl adımla imzalamak taraftarı değilim. Mektupları birincisinden sonuncusuna kadar yayımlamak ve bunun için de Haziran 1923 yılına kadar uzanmak gerekli. Okuyucunun elinde tartışma konularının hepsi olmalı.

Bir insan kısa aralıklarla kendi kendisi olur ve kendisi olduğu zamanlarda bile bütünüyle başaramaz bunu. Yokluğunda hiçbir gerçek yaratılışın varolamayacağı şu sürekli güç tutarlılığını gösteremez.

Bu insan yine de varolmaktadır. Demek istediğim, onun değerini belirleyen belli bir gerçekliği vardır. Kendini ancak kesik kesik ortaya koyabildiğini bahane edip hiçliğe mi mahkûm etmeli bu kişiyi? Bunu siz bile doğru bulmazsınız, kanıtsa bu kesitlere verdiğiniz önemdir.

Size mektupları birleştirme önerisinde bulunmayı uzun süredir kuruyordum. Bugüne kadar buna cesaret edemedim ve mektubunuz bu isteğimi yanıtlıyor. Bana önerdiğiniz düşünceyi ne denli hoşnutlukla karşılıyorum demektir bu.

Şiirlerimdeki kesintilerin, esinimin özüne bile ulaşan ve düşüncelerimi bir nesne üstünde yoğunlaştırma konusundaki altedilmez zayıflığımdan ileri gelen durakların çok iyi farkındayım. Bedensel bir zayıflık, ağız birliği edip ruh dediğimiz ve nesneler çevresinde pıhtılaşıp kalmış sinirsel gücümüzün dalga dalga yayılması olan şeyin özüne kadar ulaşan bir zayıflıktı bu. Ama bu zayıflığın acısını bütün bir çağ çekiyor. Örnek Tristan Tzara, Andre Breton, Pierre Reverdy. Ama onların ruhu fizyolojik olarak hasta değil; hasta değil ruhlarındaki cevher; bu ruhlar başka şeylerle birleştikleri her noktada hasta ama, düşünce dışında hasta değil; peki hastalık neden ileri geliyor, gerçekten çağın görünüşü mü böyle, havada dalgalanan bir tansık mı, kozmik ve kötü huylu bir mucize mi, yoksa yeni bir dünyanın keşfi, hakikatin açık açık yayılması mı?

Bu insanlardan başka acı çekenlerin sayısı az değil; bense hep tenimde, ruhumda duyuyorum bu acıyı. Bütün edebiyata rengini veren, nesneye alışamama durumu, bende yaşamın kendisine alışamama durumuna dönüşüyor. Bense bu dünyada varolmadığımı söyleyebilirim, üstelik basit bir ruhsal tavır da değil bu. Son şiirlerimde önemli gelişmeler görür gibi oluyordum.

Hepsi de bu denli yayımlanamaz düzeyde mi? Zaten önemi yok, olduğum gibi görünmeyi, yokluğumla ve köklerimden kopmuş halimle görünmeyi yeğlerim.

Yine de aralarından önemlileri yayımlanabilirdi. Ayrı ayrı ele alındıklarında çoğu dörtlüklerin iyi durumda olduğunu sanıyorum. Ne var ki bir araya geldiklerinde değerlerinden yitiyorlar.

Bu alıntıları kendiniz seçer, mektupları sınıflandırırsımız. Bu konuda yargıç ben değilim. Ancak özellikle üstünde durduğum şey, kendimi savunmak için başvurduğum olayların aslında herhangi bir anlaşılmazlık oluşturmamasıdır. Okuyucunun herhangi bir dönem olgusuna değil, gerçek bir hastalığa, varlığın özüne, beyindeki ifade yetersizliklerine dek uzanan ve bütün bir yaşama çöreklenen bir hastalığa inanması gerek.

En derin gerçekliğiyle ruhu sarıp belirtilerini bulaştıran bir hastalık. Varolmanın zehiri. Gerçek bir felç. Konuşmanızı, anılarınızı yok eden, düşüncelerinizi kökünden söken bir hastalık.

Anlaşılacak kadar konuştum sanırım; bu son mektubu yayımlayın. Son olarak, görüyorum ki bu mektup, benimle ilgili tartışmada bir başvuru, bir sonuç olarak işe yarayacak.
Bir insan kısa aralıklarla kendi kendisi olur ve kendisi olduğu zamanlarda bile bütünüyle başaramaz bunu. Yokluğunda hiçbir gerçek yaratılışın varolamayacağı şu sürekli güç tutarlılığını gösteremez. Bu insan yine de varolmaktadır. Demek istediğim, onun değerini belirleyen belli bir gerçekliği vardır. Kendini ancak kesik kesik ortaya koyabildiğini bahane edip hiçliğe mi mahkûm etmeli bu kişiyi? Bunu siz bile doğru bulmazsınız, kanıtsa bu kesitlere verdiğiniz önemdir. Size mektupları birleştirme önerisinde bulunmayı uzun süredir kuruyordum. Bugüne kadar buna cesaret edemedim ve mektubunuz bu isteğimi yanıtlıyor. Bana önerdiğiniz düşünceyi ne denli hoşnutlukla karşılıyorum demektir bu.

Şiirlerimdeki kesintilerin, esinimin özüne bile ulaşan ve düşüncelerimi bir nesne üstünde yoğunlaştırma konusundaki altedilmez zayıflığımdan ileri gelen durakların çok iyi farkındayım. Bedensel bir zayıflık, ağız birliği edip ruh dediğimiz ve nesneler çevresinde pıhtılaşıp kalmış sinirsel gücümüzün dalga dalga yayılması olan şeyin özüne kadar ulaşan bir zayıflıktı bu. Ama bu zayıflığın acısını bütün bir çağ çekiyor. Örnek Tristan Tzara, Andre Breton, Pierre Reverdy. Ama onların ruhu fizyolojik olarak hasta değil; hasta değil ruhlarındaki cevher; bu ruhlar başka şeylerle birleştikleri her noktada hasta ama, düşünce dışında hasta değil; peki hastalık neden ileri geliyor, gerçekten çağın görünüşü mü böyle, havada dalgalanan bir tansık mı, kozmik ve kötü huylu bir mucize mi, yoksa yeni bir dünyanın keşfi, hakikatin açık açık yayılması mı?

Bu insanlardan başka acı çekenlerin sayısı az değil; bense hep tenimde, ruhumda duyuyorum bu acıyı. Bütün edebiyata rengini veren, nesneye alışamama durumu, bende yaşamın kendisine alışamama durumuna dönüşüyor. Bense bu dünyada varolmadığımı söyleyebilirim, üstelik basit bir ruhsal tavır da değil bu. Son şiirlerimde önemli gelişmeler görür gibi oluyordum. Hepsi de bu denli yayımlanamaz düzeyde mi? Zaten önemi yok, olduğum gibi görünmeyi, yokluğumla ve köklerimden kopmuş halimle görünmeyi yeğlerim.

Yine de aralarından önemlileri yayımlanabilirdi. Ayrı ayrı ele alındıklarında çoğu dörtlüklerin iyi durumda olduğunu sanıyorum. Ne var ki bir araya geldiklerinde değerlerinden yitiyorlar.

Bu alıntıları kendiniz seçer, mektupları sınıflandırırsımız. Bu konuda yargıç ben değilim. Ancak özellikle üstünde durduğum şey, kendimi savunmak için başvurduğum olayların aslında herhangi bir anlaşılmazlık oluşturmamasıdır. Okuyucunun herhangi bir dönem olgusuna değil, gerçek bir hastalığa, varlığın özüne, beyindeki ifade yetersizliklerine dek uzanan ve bütün bir yaşama çöreklenen bir hastalığa inanması gerek.

En derin gerçekliğiyle ruhu sarıp belirtilerini bulaştıran bir hastalık. Varolmanın zehiri. Gerçek bir felç. Konuşmanızı, anılarınızı yok eden, düşüncelerinizi kökünden söken bir hastalık.

Anlaşılacak kadar konuştum sanırım; bu son mektubu yayımlayın. Son olarak, görüyorum ki bu mektup, benimle ilgili tartışmada bir başvuru, bir sonuç olarak işe yarayacak.

İçten ve sonsuz şükran duygularıma inanmanız dileğiyle, sevgili Bayım.


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy