ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Thursday, Sep 19th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Dünya Edebiyatı Günaha Son Çağrı-Kazancakis


Günaha Son Çağrı-Kazancakis

e-Posta Yazdır

Reklamlar

KAZANCAKİS’İN MUCİZESİ...

“Gerçeğe efsane diyoruz…
Size bir efsane anlatacağım, yaklaşın çocuklarım”.

Karanlık bir çağda yaşıyoruz. Büyük savaşların, büyük fikirlerin, büyük adamların ve kadınların, büyük aşkların yüzyılını geride bıraktık. Artık insanın dünyalar yıkabilecek ve kurabilecek gücüne değil, aldığı kokuyla ya da girişimci ruhuyla diyelim, işlerini yoluna koyabilme, yolunu bulabilme becerisine inanıyoruz. Doğum ve ölüm arasında kurulu düzenimiz işliyor; bu düzenin kuruluşunun içinde işe, okula, eve, eyleme, anmaya, yurtiçine yurtdışına gidip geliyoruz. Karanlığın sıyrıldığı yerlerde katliamları görüyor, bunları kınayarak karanlığımıza gömülüyoruz. İnsan, kendini inkâr ederek ölümlü bir hayvan olarak görünüşe çıkıyor. Tarihi yırtan trajik kahramanların çağını geçtik, tamam, ama artık yaşadığımız komedinin gülünesi yanı kalmadı. Devrimin hayal olduğunu söyleyen devrimcilerle, takiyyeyle iş gören tüccarlar bir demokrasi ağıdının içinde hemhal olmuş insanın haklarından bahsediyorlar. Halbuki insana hak sağlayacak bir insan özü, doğası yoktur; o kendi tekilliği içinde tarihsel olarak kurulur ve tarihini inşa eder.
•••
Günaha Son Çağrı-KazancakisÇağımızın karanlığını görmemiş, ilerlemenin yüzyılının sonunda doğmuş, yıkımın ve devrimlerin yüzyılının ortasında ölmüş Nikos Kazancakis’in ‘Yeniden Çarmıha Geriliş’ romanı beni bu düşüncelere sürükleyen. 1954’te yazılmış. Roman işleyen bir düzenin sunumuyla başlıyor. Karanlık çağımızdan farklı değil bu düzen. Osmanlı’da bir Rum köyü. Şişko papazı, sandıkları dolu kadısı, içki ve oğlancıkla gününü gün eden ağası, daha çok kazanma peşinde koşan tüccarı ile kurulu bir düzen. Bu düzeni alt üst edecek mucize İsa’nın çarmıha geriliş ritüeli için seçilen beş gencin hayatlarının bu ritüel çerçevesinde değişmesiyle gerçekleşiyor. Trajedi ise Osmanlı’nın saldırısında sahip olduklarını kaybederek mülksüzlükte insanlaşan ve mülk düzenini bozmaya gelen hiçbir şeye sahip olmayanlarla karşılaşıldığında başlıyor. Düzenin işbilir bekçisi şişko papaz, kullanılmayan toprakların kendilerine tahsis edilmesini isteyen açların papazına şöyle diyor: “Benim boynumda asılı bir sürü ruh var. Tanrıya hesap vermek zorunda kalacağım.” Açların önderinin karşılığı: “Yeryüzündeki tüm ruhlar her insanın boynuna asılıdır, onun için seninkilerle benimkiler arasında ayrım yapma.”

EŞİTSİZLİK ÜZERİNDEN KURULAN EŞİTLİK
Eşitsizlik düzeninin savunucusuyla eşitliğin savunucusunun söylemleridir bunlar. Çünkü eşitsizlik tam da eşitlik üzerinden kendini kuran şeydir. İki papazın da savunduğu aynı tanrıdır, ihtilaf da bu Tanrı üzerinedir. Çarmıha gerilecek olan İsa burada devreye girer, ‘Bolşevik’liğe ilk adımını atmıştır. Kitabın başkahramanı Manolios özneleşme sürecinin içine girer. Havarileri ile birlikte göçebe açların kovuldukları dağda, köylerinin kuruluşuna katılır. Eski ilişkilerinin hepsini kesintiye uğratır. Evleneceği kadını terk eder, şehvetle arzuladığı dul fahişeyi kardeşlikle onurlandırır ve köyüne ancak bütün köy halkını Osmanlı ağasının zulmunden kurtarmak için geri döner.

HAKİKAT BİLGİNİN KARŞISINDA
Kazancakis, gerek ‘Yeniden Çarmıha Geriliş’te gerekse 1957’de yayımladığı, Aziz Francis’in hayatını konu aldığı ‘Assisili Francis’te işleyen düzenin kesintiye uğratılmasını konu alır. Bu kesinti hiçbir şeye sahip olmayanların yarattığı özneleşme sürecinin sonucunda gerçekleşir. Özneleşme sürecinin başında ise hep bir mucize vardır. Mucize, kişiyi toplumsal belirlenimin dışına çıkarır ve tarihi yapan bu mucizenin yarattığı özneleşme biçimleridir.
Özneleşme, ölümlü hayvan olmama bir bilgi değil hakikat sorunudur, hakikat ise ancak eylemde ortaya çıkar. Açların papazı Fotis, okudukları İncil’i anlamayan Manolios ve havarilerine: “Ben mi size yardım edeceğim, yeryüzünün tüm bilgeleri buraya gelip sizi dinlemeli ki o zavallı yaratıklar hiç olmazsa İsa’nın sözlerini anlayabilsinler” der. Burada hakikat bilginin karşısına çıkar, hakikat onu delip geçen şeydir. Mucize icazet vermekten gelir, peygamberlerin peygamberliklerini teyit etmek maksadıyla Tanrı’nın icazetiyle gösterdikleri olağanüstü halleri karşılar. Kazancakis’te gerçekleşen mucizeler bu şekilde, aklın kuşatıcılığının dışında var olur, insanların seçimlerinden ziyade onların ‘başına gelir’ler.
 •••
İlerlemenin yüzyılında mucize sıradanlaşmıştı, insan aklı mucizenin kendisini kuşatır hale geldi. Tanrı öldü. Artık icazeti veren burjuva aklıydı. Ama katı olan her  şeyi buharlaştıran bu yüzyıl burjuva aklın kuşatamadığı bir devrim ve onu (ilerlemeci aklı) yıkan bir savaşla sona erdi. 20. yüzyıl Lenin’in mucizesi ve büyük savaşla başladı. Yeni bir dünya inşa etme fikri ve burjuva aklın dünyaya dayattığı büyük yıkım. Kazancakis 1920’lerin başında bir Lenin hayranıydı. Fakat Sovyet mucizesinin hesapçı akıl tarafından kuşatıldığı yıllarda Sovyetler tipi sosyalizmden soğudu.
Kazancakis’in yapıtı bana seküler bir mucizenin olanaklarını düşündürüyor. Yaşadığımız çağın karanlığında burjuva hesapçı aklı, bu karanlığı fırsata dönüştürmenin ilkesidir. Parlamenter demokrasi bir sınıflar düzenin gösterge sistemidir. İnsan hakları ise ancak hakları olmayanları işaret eder. Burjuva akıl bu gösterge sistemi içinde işler.
Seküler bir mucize ancak bu aklın kuşatamayacağı olay olarak tasarlanabilir. Yani burjuva hesabının dışında kalan, onun işlediği göstergeler sistemini, biçilen kimlikleri, sahip olunan konumları ve payları, bulunulan yerleri delip geçen, bir olay olarak.
Jacques Ranciere, fikirlerin gücünün yer değiştirebilmelerinden geldiğini belirtiyor. Açların papazı Fotis de “Yeryüzündeki tüm ruhlar her insanın boynuna asılıdır” diyordu.


Dinçer Demirkent


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy