ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Tuesday, Aug 20th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Dünya Edebiyatı Aleksandr İsayeviç Soljenitsin


Aleksandr İsayeviç Soljenitsin

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Aleksandr İsayeviç SoljenitsinAleksandr İsayeviç Soljenitsin (d. 11 Aralık 1918 - ö. 3 Ağustos 2008), Kislovodsk, Stavropol Kray, Kuzey Kafkasya), 1970 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Rus yazardır.

Yaşamı

1942'de üniversite diplomasını aldı. 1939-1945 arasında dört sene Sovyet ordusunda görev aldı. 1942 yılında yüzbaşı rütbesiyle II. Dünya Savaşı'na katıldı. Ancak cephedeyken yazdığı mektuplarda Stalin hakkında eleştirilerini belirtince tutuklandı ve sekiz yıl ceza kampında hapis cezasına çarptırıldı. Sovyetler Birliği'nin Hitler'le uzlaşma yolu bulmasının savaşı önleyebileceğini, bu yüzden Sovyet halkının savaştan dolayı yaşadığı yıkımdan Stalin'in Hitler'den daha fazla sorumlu olduğunu iddia etti. Savaş bittikten sonra Moskova yakınlarındaki bir hapishaneye konulan Soljenitsin, 1950'de Kazakistan'da bulunan Ekibastus'ta siyasal tutuklular için düzenlenmiş özel bir kampa gönderildi ve üç yıl burada kaldı. Onu izleyen yıllarda istenmeyen kişi (persona non grata) ilan edildiği için sürgüne gönderildi.

Kazakistan'ın Kok Terek köyünde öğretmenlik yapmaya başlayan yazar, bu dönemde kansere yakalandı ve bir süre Taşkent'te tedavi gördü. Yeni parti şefi Nikita Kruşçev tarafından başlatılan Stalin'in etkilerini ortadan kaldırmaya yönelik operasyonlar çerçevesinde hakları geri verildiği için Ryasan'da çalışmasına olanak tanındı. 1962'de "İvan Denisoviç'in Yaşamında Bir Gün" adlı kitabını çıkardı. Bu öyküsünün başarısı üzerine kendini tamamen yazarlığa veren Soljenitsin, zorunlu çalışmayı anlatan Stalin karşıtı bu yapıtıyla Hruşçyov'in takdirini kazandı ve bir yıl sonra Sovyet Yazarlar Birliği'ne kabul edildi. Ancak "Matryonin dvor" ve "Dlya polzı dela" adlı öyküleriyle tekrar partinin hedef tahtası haline geldi. 1966'da yazara ülke dışına çıkma yasağı konuldu ve üç yıl sonra Yazarlar Birliği'nden çıkartıldı.

Yaşadığı dönem boyunca çeşitli cezalara çarptırılan Soljenitsin'ın çalışma kampları hakkındaki kitabı Gulag Takımadaları, kapitalist ülkelerde yayına girdi ve anti-Sovyet propagandanın öğelerinden biri oldu. Yazar kendisine verilen 1970 Nobel Edebiyat Ödülü'nü dört yıl sonra alabildi. Bu ödülün kendisine politik nedenlerle verildiği iddia edildi. 1974´te Sovyet hükümeti Soljenitsin´in vatandaşlığını iptal etti ve onu sınırdışı etti. İki sene İsviçre´de kaldıktan sonra 1976´da Amerika Birleşik Devletleri´ne yerleşti. Bu dönemde Soljenitsin Vietnam'a Amerikan müdahalesini deslekledi, Vietnemda Amerikalı tutsakların köleştirildiğini iddia etti. 1974 Portekiz Devrimi'ne karşı Amerika'nın müdahale etmesi gerektiğini savundu. ABD ve Sovyetler Birliği barışı hakkında yazan Amerikalı yazarları eleştirdi. 1989'da yeniden Yazarlar Birliği'ne alındı. O dönem iktidarda bulunan Mikhail Gorbaçov, yazarın yurttaşlık haklarının geri verilmesi doğrultusunda çalışmalar başlattı ve sürgünüyle ilgili kararı 1991 yılında resmen kaldırttı. 1994'te Rusya'ya dönen yazar parlamento önünde yaptığı konuşmada Rusya'nın kendisine göre hatalarla dolu demokrasiye geçiş şeklini eleştirdi. Komünizm dönemi Rusyasını anlattığı Gulag Takım adaları bir çok otoriteye göre Komünizmin sonunu getiren eserdir.

3 Ağustos 2008 tarihinde, babasının Moskova'daki evinde, kalp yetmezliği nedeniyle yaşamını yitirdi.

 

Edebiyat hayatı

Soljenitsin´in romanlari hapis ve savaş deneyimlerini anlatır. Ivan Denisoviç´in Yaşamında Bir Gün (1962) ve İlk Çember (1964) hapis sahneleri içerir. Kanser Koğuşu (1966) bir hastanede geçmektedir. Hapishane ve hastane imgelerini toplumsal simgeler olarak kullanarak yazar, devrimci ideallerle sert politik gerçeklikler arasındaki çelişkiyi gösterir. Kahramanları, tiranlık ve zulüm üzerindeki onurun zaferini belirtir.

Soljenitsin bu bağlamda, Kırmızı Tekerlek adinda dört ciltlik uzun bir tarihsel roman tasarlamıştır. Birinci cilt, Ağustos 1914 (1971) 1914´deki I. Dünya Savaşı´ni anlatır. Bu romanin 1917 Ekim Devrimi´nin tarihsel anlamina vurgu yapan genişletilmis ve düzenlenmiş bir baskısı 1989´da yayimlanmıştır. İkinci cilt, Kasım 1916 1993´de yayımlanmıştır.


1960´ların sonu ve 1970´lerin başında, Sovyet hükümeti Soljenitsin ´i romanlarında ülkesini küçük düşürdüğü icin suçlamış ve 1973´te Paris´te yayınladığı üç ciltlik Gulag Takımadaları, 1918-1956 romanından sonra da bu baskılarını arttırmıştır. Bu kitap, Sovyet hapishane kamplarının bir incelemesiydi. Gulag Takımadaları´nın iki cildi 1975´te, üçüncü cildi de 1976´da yayımlandi. Soljenitsin, Sovyetler Birliği´ndeki son yıllarından Görünmez Müttefikler (1971) ve Meşe ve Dana (1975) otobiyografilerinde bahsetmiştir. 1990´da, Sovyet hükümeti yazarın vatandaşlığını geri verdi ve Soljenitsin 1994´te Rusya´ya geri döndü. 3 Ağustos 2008de babasının Moskovadaki evinde kalp yetmezliğinden 89 yaşında hayata gözlerini yumdu. 2007 yılında Rusya eski devlet başkanı Vladimir Putin kendisine ödül vermiştir.

 

Eserleri

  • İvan Denisoviç'in Yaşamında Bir Gün (1962)
  • Nedenin İyiliği İçin (1962)
  • Kanser Koğuşu (1966)
  • İlk Çember (1968)
  • Aşk Kızı ve Masum (1969)
  • Ağustos 1914 (1971)
  • Gulag Archipegalosu, 3 cilt (1973-1978)
  • Prusya Geceleri (1974)
  • Aleksandr İsaevich Soljenitsin, Sovyet Liderlerine Bir Mektup, Collins: Harvill Press (1974)
  • Meşe ve Dana (1975)
  • Lenin Zürih'te (1975)
  • Ölümcül Tehlike: Sovyet Rusya ve Amerika´ya Tehditler Konusundaki Yanlış Kavramlar (1980)
  • Kasım 1916 (1983)
  • Zafer Kutlamaları (1983)
  • Mahkumlar (1983)
  • Rusya'nın Yeniden İnşa Etmek (1990)
  • Mart 1917 (1995)
  • Nisan 1917 (1995)
  • Rus Sorunu (1995)
  • Görünmez Müttefikler (1997)
  • 200 Yıl Hepberaber: 1772'den İtibaren Rus-Yahudi İlişkileri Üzerine (2003)
  •  



    Türkiye’de Solijenitsin’in yeniden hatırlanmasına vesile olan isimlerin başında Alev Alatlı geliyor. Alatlı'yı (diğer pek çok meziyetinin yanında) hem Solijenitsin’in bütün kitaplarını okumuş ve onun entelektüel perspektifine vakıf olmuş bir yazar hem de Rusya üzerine ciddi araştırmalar yapmış ve bu suretle de Solijenitsin’i bütün bir Rusya bağlamında okuyabilmiş bir tarihçi olarak görmek mümkün...



    Alev Alatlı Solijenitsin’i nasıl bilirsiniz?



    - Cesur, yüce gönüllü, soylu, ahlâkçı, muhteşem bir yazar.  Dostoyevskî’den bu yana Rusya’nın en iyi romancısı.  İlâhi Komedi’yi gözlemleyen Dante’nin en gerçekçi rakibi. Nefretin ve zulmün cehenneme çevirdiği bir cinnet çukurunda telef olan milyonların hiç değilse insan olduklarının teslim edilmesini sağlayan, onlara isim veren bir yazar. Bir dünya nöbetçisi. 1918’de, yirmi milyon insanın katledildiği İçsavaş sırasında doğmuştu. Yaşadıkları düşünülünce doksan yaşını bulmuş olması başlı başına bir mucizedir. Yakınları “Saşa’yı yaşatan sorumluluk duygusudur” derlerdi. Kendisi de bir konuşmasında, “Ölenler göreve çağırıyorlar,” demişti, “Milyonlarca ölü... her gün, her birisi göreve çağırıyor. Onlar ölü. Sen yaşıyorsun. Görevini yap. Dünya olan biten herşeyi öğrenmeli.  Ölülere görev borcun var.  Görevini yap.” Zamana karşı yarışıyordu: “Bitirmeyi plânladığım işleri yaşam beklentimle ucu ucuna getirmeye çalışıyorum.” Korkarım ki, insanlığın son “kâhin-yazar”ıdır.  Bir daha onun gibisi asla gelmeyecek. 


    Mussolini ve Hitler totalitarizmin (daha doğrusu toplama kampı düzenlerinin) sembol isimleri olarak tarihe geçtiler. Fakat Stalin belli bir döneme kadar bu iki isimle aynı minvalde değerlendirilmedi. Sanıyorum bu durumun değişmesinde ve Stalin’in bir “toplama kampı babası” olarak ifşa edilmesinde Solijenitsin’in ciddi bir etkisi oldu. Peki Solijenitsin’in totalitarizm eleştirisi sadece Stalin ile sınırlı kaldı mı?

    -Önce şunu söyleyeyim, Soljenitsin’i bir rejim muhalifi veya Stalin muarızı olarak değerlendirmek indirgemecilik olur. Zatem toplama kampları Stalin’le başlayıp, Stalin’le de bitmedi. O’nun meselesi Rusya’nın ve dünyanın çektiği acılardaki payını idrak etmeyen, kendilerini ıslah etmeye çalışmak şöyle dursun, özeleştiri gibi, nedamet gibi kavramları dahi olmayanlardır.  Müthiş bir gözlem yeteneği, olağanüstü  hafıza,  deneyimlerini hızla yazıya dökmek becerisi ve  tutkunun  bileşimi, Soljenitsin’i  siperde, hasta yatağında, muharebenin ortalık yerinde yazmaya, tarihe kayıt düşmeye yönelten dürtülerdi.

    Solijenitsin’in ABD’yi ve onun Vietnam’a yaptığı müdahaleleri sıhhatli bir biçimde değerlendirebildiğini düşünüyor musunuz? Başka bir ifadeyle Solijenitsin’in Sovyetler’e karşı yürüttüğü ateşli muhalefet kendisini ABD’nin zulümlerine karşı belli noktalarda körleştirmiş olabilir mi?

    -Hiç olur mu?! Daha 1974 yılında Harvard Üniversitesinde yaptığı ağır bir konuşma vardır,  Harvard Nutku diye geçer. (“Eyy Uhnem, Eyy Uhnem” de bulabilirsiniz ) Rusya’da yaşanan cinnete karşın, Amerikan toplumunu kendi ülkesine örnek gösteremeyeceğini söylediği ve ağır bir biçimde eleştirdiği konuşmadır. Batı entelijensiyasının Soljenitsin’den soğumaya durmasının başlangıcı da bu nutuktur.  Nitekim, zaman içinde, daha doğrusu çıkarlarına hizmet etmeyeceği ortaya çıktığında, “Rus ayetullahı, Yahudi düşmanı” gibisinden aşağılayıcı sıfatlar takmaktan da utanmadılar. Soljenitsin’in güncele dönük bir politikacı değil, dünya nöbeti tutan bir yazar olduğunu unutmayalım. O’nun ilgilendiği toplumun bütününün ruh haliydi – bu bağlamda Amerikalıların sınıfta kaldıklarını söylemekten hiçbir zaman kaçınmadı.  Harvard nutkunda, örneğin, “İnsan yaşamının nihai hedefi, ne serbest piyasa ekonomisi, ne de genel refah seviyesinin artmasıdır. İster en mükemmel yönetim sistemi, ister sanayi kalkınma gerçekleştirilsin, bir ulusun manevi enerjisi tükenmişse,  o ulus çökmekten kurtulamaz” derken, Batıyı uyarmaya çalışıyordu.   Amerikalıları gezegenin sonunu getirmesi mukadder vahşi kapitalizmin olmazsa olmazı “arsız tüketim”i meşrulaştırmakla suçlayan da Soljenitsin’dir.  Arsız tüketici denilen yaratığın kendisine ‘hak’ olarak belletilen şeylerden, ne humanizma ne de Tanrı adına feragat etmesinin söz konusu olmayacağını görüyordu. Durum böyle olunca,  “özgürlüklerin şer lehine bükülmesi kaçınılmazdır’ derdi.

    Sizce Solijenitsin için hukuk ve ahlak arasında nasıl bir gerilim söz konusu? Solijenitsin, toplama kampından hukuka kaçan adam mı?

    Bu sorunuza kendisi cevap versin. Harvard nutkundan:  “Hayatını  komünist rejimin egemen olduğu bir ülkede geçirmiş birisi olarak, size hiçbir nesnel hukuk ölçüsü olmayan bir toplumun gerçekten korkunç bir toplum olduğunu söyleyebilirim. Ancak, yegâne ölçüsü yasalardan ibaret olan bir toplum da insanoğluna layık bir toplum değildir. Yasaların harfi üzerine bina edilen, daha yükseğini hedeflemeyen bir toplum, insanoğlunun yüksek kapasitesini değerlendiremiyor demektir… Yasaların haklı bulduğu birisinden daha başka birşeyler talep edilemez. Yasaların onayladığı haklılığı kimse sorgulayamaz. Kimse kimseden yasal haklarından feragat etmesini isteyemez, insaf telkin edemez. Yasal haklardan isteyerek vazgeçmek, fedakârlık, kendi çıkarlarını düşünmemek en basitinden saçma görünür. Gönüllü özveriye hemen hiç rastlanmaz... Yeni bir enerji türünün kullanımını önlemek üzere haklarını satın bir petrol şirketi yasal olarak suçsuzdur.  Ürünün raf ömrünü uzatmak için içine zehir katan gıda üreticisi de yasal olarak suçsuzdur, çünkü insanlar söz konusu ürünü satın alıp almamakta özgürdürler… Günümüz Batı toplumunda iyilik yapmak özgürlüğünün kötülük yapmak özgürlüğü ile bir olduğu bir durum sergilenmektedir…” Dediğim gibi, hal böyle olunca “özgürlüklerin şer lehine bükülmesi kaçınılmazdır’

    Solijenitsin’in din ve geleneğe karşı olan yaklaşımı nedir? 

    Soljenitsin’in düşüncesinin özünde, Rusya’nın ve dünyanın manevi seferberliği yatar. Bundan kastı, yasaların “hak” olarak tanıdığından “gönüllü feragat” etme hasletidir.  Ne gibi, meselâ, su kullanımı kısıtlayan hiçbir yasa yokken bile kuraklığı akılda tutup, diş fırçalarken suyun boşa akmasına seyirci kalmamak gibi.  Bu basit örnekte “feragat edilen” tüketim özgürlüğüdür. Soljenitsin’in deneyimi ona “gönüllü feragat”ın yasalar, antlaşmalar, Helsinki vb.vb. kriterlerden üstün ve çok daha bağlayıcı olduğunu göstermiştir. “Gönüllü feragat”ın kökleri ise dindedir, gelenektedir, örf ve adettedir. Bu bağlamda,  insanoğlunun yüksek kapasitesi değerlendirilecekse, manevi harcını, dilerseniz, bileşenlerini  ihmal etmemek gerekir – diye düşünür.

    Sizi en çok etkileyen romanının hangisi olduğunu ve neden sizi bu kadar etkilediğini anlatabilir misiniz?

    Öyle bir şey yok – yani tek bir roman söz konusu değil. Gulag Takımadalarını yıllar önce okumuştum ama koyun kaval dinler gibi okumuştum besbelli,  insan işin içine girmeden yazarın neyi işaret ettiğini, derinliğini anlayamıyor.  Rusya’nın başına gelenleri öğrendikçe, Soljenitsin’den ne bulsam okumaya koyuldum, makaleler, söyleşiler, tv demeçleri – ne için çırpındığı gördüm. İnsanlığın yüz akı, aziz  bir yaşam,  saygı ile anılacak bir yaşam. Toprağı bol olsun.


    Cevaplar (0)Add Comment

    Cevap yaz
    daha küçük | daha büyük

    security code
    Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


    busy