ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Saturday, Dec 14th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Dünya Edebiyatı Louis Aragon: Nazım Hikmet için


Louis Aragon: Nazım Hikmet için

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Nazım Hikmet RanHayır, yazamam, şimdi olmaz, rica ederim. Bırakın benim için bütünüyle ölsün, yoksa, daha önce, altmış yaşındaki bu delikanlı, bu sarışın boğa, ne hapishanenin, ne hasta­lığın, ne yaşın etkileyebildiği bu insan içimde terütaze yaşadıkça hiç bir şey yazamam. Şimdi olmaz. Daha sonra. Söz veriyorum size, yazacağım, hatta bu dergide, daha başka bir konu üzerinde: Ölümünden değil, yaşamından söz edece­ğim.

Pentecôte yortusu için sayfiyeye giderken cumartesi sabahı satın aldığım Znamia dergisinin son sayısını da gö­türmüştüm, dergide Nâzım'ın Les Romantiques (Romantikler) adlı romanının son bölümü vardı. Yortu sırasında her­kes onun değil, Papa XXIII. Jean'ın ölümünü bekliyordu. Her saat,  radyoların başında. Ve pazartesi sabahı Papa daha yaşıyordu ... Nâzım'a gelince, hiç bir şey bizi uyarmamıştı, can çekişmedi, şöyle ayakta, bir merdiveni çıkarken, ansızın ölüverdi. Yaşarken öldü. Bir ağaç gibi devrildi. Bırakın da benim için bütünüyle ölsün. O zaman yazarım derginize, u­zun uzun, benim için, başkaları için ne anlam taşıdığını, bu­rada yazarım, belki gelecek ay, yaza kadar izin verin bana, temmuza kadar, ona pek yaraşan temmuz ayına kadar izin verin. Bundan on sekiz yıl önce hapisanede, büyük Türk mistiği Mevlana Celâleddin ya da İran'lı Ömer Hayyam gibi rubai biçiminde yazdığı şu dört mısranın bir kehanet olmak­tan çıktıklarını anlayacak kadar vakit bırakın bana:
 
« Paydos ... » - diyecek bize bir gün tabiat anamız, ­
……«gülmek, ağlamak bitti çocuğum ... »
 
«Ve tekrar uçsuz bucaksız başlayacak:
……«görmeyen, konuşmayan, düşünmeyen hayat ... »

 
Yortunun pazartesi günü, sabah, onun düşüşünden hemen bir iki saat sonra, telefon. Nâzım. Ey ölüm, günü­müzde ne de hızlı gidiyorsun! İki saat bile geçmeden bütün Avrupa'yı geçmiş, beni aramış. Yvelines'lerin evinde bul­muş, yüreğime işlemiştin, ey ölüm, telefonla gelen, görünmeyen, düşünülmeyen, daha bir sözcükten, bir addan başka bir şey olmayan ölüm, ve hayır diyorum, Nâzım olamaz. Evet. O.  Nâzım  ... Ta kendisi, başkası değil. Bütün insanlar gibi o da. Ve şiirindeki bir çocuğu ansıdım:
 
«Recep, damdan düşer gibi karıştı söze: »
«Harbe girdiğin zaman, bir gavur öldürüp »
……«bir yudum içersen kanını »
……«korku kalmazmış.»

 
Ben onun kanından bir damla içmeyeceğim. Konuşma­yan ... uçsuz bucaksız hayat ... Nâzım, senden bana ilk 1934' de söz ettiler, sen hapisteydin, o zaman bir şeyler yazabildim. Dostluğumuz otuz yıl sürmeyecekti. Ne kadar az, otuz yıl. 1950'de, bizler: yani Türk halkı, dünyanın her köşesin­deki şairler seni hapisten kurtardığımız zaman, bir on dört temmuz günü dosdoğru hayatın içine daldın. Ama bu yıl, sabırsızlığından, temmuzu bekleyemedin ... Hapisane dışında on üç yıl, ya da buna yakın bir şey, kırk sekizinden altmış birine dek, güzel bir yaşam bu. On üç yıl, çok şey. Hapisane dışında öldün, bu da çok şey. Çünkü öldün. Bu fikre alıştıracağız kendimizi. İnsan Manzaraları'nı sensiz hayal etmeye çalışacağız... Senin deyiminle, manzarayı bu ağaç ol­madan hayal etmeye çalışacağız. Uçsuz bucaksız hayat'ı ...
 
6 Haziran 1963
*Nâzım Hikmet'in ölümünden üç gün sonra yazılmıştır.

 

 

ÇAĞIMIZIN SANATI /ARAGON
Çev:
Bertan Onaran
Gerçek Yayınevi / Nisan 1966


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy