ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Monday, Jul 13th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Edebiyat Nedir Şiir Nedir


Şiir Nedir

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Şiir Nedir ?



Edebî eserler içinde en fazla yazılan ve okunan türlerdendir. Neredeyse hemen her şairin kendine göre bir şiir anlayışı olduğu için herkesin kabul edebileceği bir şiir tanımı yapmak zordur. Şairlerin bir kısmı şiiri felsefî boyutuyla değerlendirirken, bazıları şiirde anlam aramanın gereksizliği üzerinde durur, bazıları şiiri amaca ulaşmak için bir araç olarak görür. Şiiri, insanda güzel duygular uyandıran, onu bir ruh hâlinden başka bir rûh haline götüren; ölçülü, kafiyeli (veya serbest) sanatlı sözler olarak tanımlamak mümkündür. Ölçülü, kafiyeli fakat edep sınırları aşan anlatımları şiir tanımına dahil etmek yanlış olur.

Hakkında güzel sözler söylenebilecek hemen her olay, her eşya, her düşünce, duygu ve hayâl ... şiire konu olabilir. Bu bakımdan şiirin konusunu sınırlamak zordur. Şiirler genellikle biçim özellikleri ve konularına göre (gazel, kaside, mesnevi, rubai, şarkı, türkü, koşma –güzelleme, koçaklama, taşlama, ağıt-, mani, ninni, destan vb. gibi) farklı isimlerle adlandırılırlar. Şiirin klâsik anlayışla konularına göre beşe ayrılması gelenek hâlini almıştır:

1. Lirik Şiir: Toplumun hemen her kesimini ilgilendiren sevinç veya acı gibi ortak duyguların veya aşk, ayrılık, özlem gibi bireysel duyguların coşkulu bir tarzda işlendiği şiirlere lirik şiir denir. Eski Yunan edebiyatında bu tarz şiirler lir denen bir sazla söylendiği için böyle adlandırılmıştır. Bizim edebiyatımızda halk âşıklarının (veya halk şairlerinin) söylediği şiirlerin çoğu liriktir.

2. Kahramanlık Şiirleri : Bir milletin hayatında önemli izler bırakan (büyük göçler, savaşlar, doğal afetler vb. gibi) olaylarla, yiğitlik, kahramanlık, mertlik, yurt sevgisi gibi konuların destan havası içinde işlendiği şiirlere kahramanlık şiirleri (epik şiir) denir.

3. Öğretici Şiirler: bilim, sanat, felsefe, din, ahlâk gibi alanların kurallarını, temel ilkeleri öğretmek ve öğüt vermek amacıyla yazılan şiirlere öğretici şiir (didaktik şiir) denir.

4. Dramatik Şiir: Heyecan veya üzüntü veren konuların tiyatro (dram, trajedi, komedi) tarzında işlendiği şiirlere dramatik şiir denir.

5. Pastoral Şiir: tabiat güzelliklerini, çoban ve kır hayatını işleyen şiirlere pastoral şiir denir. Bunlar içinde doğrudan doğruya kır hayatının güzelliğini işleyen kısa şiirler idil; birkaç çobanın kır hayatı, aşk vb. konular üzerinde karşılıklı konuşmaları tarzında yazılanlara eglog denir. (eglog, türk edebiyatında hemen hemen hiç kullanılmamıştır.)

 

Şiir Üzerine-Derya Çolpan

Şiir üzerine Derya Çolpan'ın bir yazısı :

Şiir, neredeyse dilin doğuşuyla beraber ortaya çıkan bir yazın türüdür. Şiiri tanımlamak için binlerce ifade kullanılmışsa da doğru ve değişmeyecek bir tanıma ulaşmak olanaksız gibi görünmektedir. Ancak, kendine ait bir dil ya da söylem kullanması, müzik ve sesle yakın ilişki içinde bulunması ve estetik bir etkileme gücünün olması herkes tarafından kabul edilebilecek özelliklerdir.

Şiirin ortaya çıkışı, insanın sesini bulması ve özellikle konuşarak iletişim kurmasını sağlayan bir dil geliştirmesi ile yaşıttır. İnsan günlük konuşma dilinin yanı sıra özellikle değiştirebileceği ya da yansıtabileceğini düşündüğü doğayı etkilemek için bir büyü dili oluşturmuştu. Bu dilin ritmik özellikleri şiir dilinin öncülü olarak algılanabilir. platon da şiiri tanımlarken “büyülü söz” ifadesini kullanmıştır.

Çağlar boyunca türküler şiirsel metinler olarak sözlü yazın örnekleri olarak yaşamışlardır. Her kültürün günlük dil kadar sık kullandığı türkülerin sosyolojik boyutu yazınsal boyutundan daha önde görülmüştür. İşlerini yaparken türkü söyleyen insanlar bireysel ya da grupsal gereksinimlerinden dolayı farklı türlerde şiir geliştirmişlerdir. Bu gereksinim sonucu ortaya çıkan türler Yunan kültürü etkisi altında gelişmiştir. Bu bağlamda ilk gelişen türler lirik, epik ve dramatik şiirdir. Bunların dışında pastoral, didaktik ve satirik diye adlandırılan türler de şiirde iç farklılaşmanın diğer örnekleridir.

Topluma ortak bir duyarlık ve bazen vicdan oluşturmak, insan-doğa ilişkisini düzene koymak, sıradan insanın gözlemleyebildiği halde ifade edemediği olayları ve olguları güzel ve farklı bir dil kullanarak gündeme getirmek ve böylece toplumun sözü olmak gibi işlevleri vardır şiirin. Şiirin işlevi yazıldığı ya da söylendiği döneme bağlı olarak farklılık göstermiştir. Topluma kazandırılmak istenen değerlerin sözcülüğünü yapmış, yenilikleri tanıtmaya çalışmış, demokrasi ve özgürlük kavramlarının kalıcı olmasında önemli pay sahibi olmuştur.


Şiir üzerine sözler:
* İçinizde olmayan şiiri hiçbir yerde bulamazsınız. (Shelley)
* Şairin kullandığı sözcüklerde insanlar için çeşitli anlamlar vardır; herkes beğendiğini seçer. (Tagore)
* Şiirin ilkesi, insanın üstün bir güzelliği özlemesidir. Bu ilke bir coşkunlukla, bir ruh taşkınlığında kendini gösterir. Bu coşkunluk, aklın yoğurduğu gerçeğin dışındadır. (Baudelaire)
* Şiir sanatı, eksiklikleri güzelliklere çeviren bir simya bilimidir. (aragon)
* Ne masayı anlatacağım diye masa sözcüğünü kullanacaksınız, ne kuşu anlatacağım diye kuş sözcüğünü; ne de aşkı anlatacağım diye aşk sözcüğünü. (Cocteau)
* Şiir olmayan yerde insan sevgisi de olmaz. İnsanı insana ancak şiir sevdirir. Şiir, insanı insana yaklaştıran şeydir. (Sait Faik)
* Şiirin konuları hiç eksik olmayacaktır; çünkü dünya o kadar büyük, o kadar zengin, yaşam o kadar değişik manzaralı ki… Hiçbir gerçek konu yoktur ki şair onu gereği gibi işlemesini bildiği andan itibaren şiirden yoksun olsun. (goethe)
* Gerçek şiirin, asıl sanat eserinin kendi varlığından başka bir amacı yoktur. Kendisinde başlar, kendisinde biter. Bütün soyluluğu da buradan gelir. (Valéry)



Derya Çolpan

 

 

Şiir Ölçü Biçimleri

 

ŞİİR ( NAZIM )
Vezin ( Ölçü )
Şiirde mısraların hece sayısına veya hecelerin ses değerine göre uyum içerisinde olmasıdır.
a. Aruz Ölçüsü : Mısraların ses bakımından eşit olması asıl kabul edilir.
b. Hece Ölçüsü : Mısralardaki hece sayısının eşitliğine dayanır.
c. Serbest Ölçü : Şiirde mısraların sıralanışı bir kurala bağlı değildir.

Kafiye ( Uyak )
Mısra sonlarındaki ses benzerliklerine kafiye denir.
a. Yarım Uyak : Tek ses benzerliğine dayanan kafiyeye denir.
b. Tam Uyak : İki ses benzerliğine dayanan kafiyeye denir.
c. Zengin Uyak : Üç veya daha fazla ses benzerliğine dayanan kafiyeye denir.
d. Tunç Uyak : ………… Çınla ………….. Saçınla. è Hem Zengin hem Tunç Uyak.
e. Cinaslı Uyak : Cinasla yapılan kafiyeye denir.

Kafiye Örgüsü
1- Düz Uyak

a a
a a
b a
b a

2- Çapraz Uyak
a
b
a
b

3- Savmal ( Savma ) Uyak
a
b
b
a

Redif : Mısra sonlarındaki yazılışları, anlamları ve görevleri aynı olan seslerin tekrarına denir.
İmale : Kısa hecelerin uzun okunmasına denir.
Zihaf : Uzun hecelerin kısa okunmasına denir.

 

Şiir Türleri

 

ŞİİR ( NAZIM ) TÜRLERİ

a. Lirik Şiir
Duygulu, coşkulu, etkileyici, heyecan unsuru taşıyan, şairin iç dünyasını yansıtan söyleyiş olgunluğuyla bütünleşmiş şiirlerdir.
Divan Edb. : Fuzuli – Baki – Nedim
Halk Edb. : Yunus Emre – Karacaoğlan
Y. Türk Edb. : Yahya Kemal – Ahmet Haşim.

b. Pastoral Şiir
Doğa ve kır manzaraları, kırsal kesim insanının ve çobanların yaşamını konu alır.
Y. Türk Edb. : Faruk Nafiz Çamubel – Kemalettin Kamu – Çoban Çeşmesi – Bingöl Çobanlarına.

c. Didaktik Şiir
Eğitici, öğretici, aydınlatıcı, yol gösterici öğelerin ön plana çıktığı şiirlerdir.
Y. Türk Edb. : Tevfik Fikret ve Mehmet Akif’ in manzum hikayeleri.

d. Satirik Şiir
Eleştiri, yergi ve alay öğelerinin ön plana çıktığı şiirlerdir.
Not :
Divan Edb. : Hicivler
Halk Edb. : Taşlamalar aynı doğrultudadır
Divan Edb. : Şeyhi – Bağdatlı Ruhi – Nef-i
Y. Türk Edb. : Ziya Paşa – Şair Eşref

e. Epik ( Epope ) Şiir
Savaş, dövüş konularını yiğitlik ve kahramanlığı ön plana çıkarıp işleyen şiirlerdir.

f. Dramatik Şiir
Manzum tiyatroya dramatik şiir denir.

1. Trajedya
2. Komedya

- Konularını mitoloji veya tarihten alır.
- Kahramanları Tanrılar – Tanrıçalar – Aristokratlar.
- Kullanılan dil seçkin ve soyludur.
- Koro ve solo var. Koro : Halkın sesidir.
- Trajedya kahramanı kaderine ve alın yazısına yeniktir.
- Manzum olarak 5 perde halinde yazılır. Öldürme
yaralama sahnede olmaz. İçeriye haberi gelir.
olay, zaman denilen üç birlik kuralına uyulur.

 

 

Şiir Üzerine Aforizmalar

 

 

“Şiir, büyük zekâların rüyalarıdır.”
Lamartine

 

 

“İlimsiz şiir, harcı ve hesabı olmayan duvar gibidir.”
Fuzûli

 

“Şiir öylesine ayrı, öylesine apayrı bir dildir ki başka herhangi bir dile çevrilemez hatta yazılmış olduğu kendi diline bile...”
Jean Cocteau

 

“Bir şiir yalnız o şiire giren değil, bir de girmeyen sözcüklerden meydana gelir.”
Salâh Birsel

 

“İlk dize tanrıdandır.”
Valéry

 

"En az sözcükle yazmalı şiiri."
Fazıl Hüsnü Dağlarca

 

“Güzel ve mükemmel bir şiiri tamamladıktan sonra, şairin on yıl dinlenmeğe hakkı olmalıdır.”
Rainer Maria Rilke

 

“Şiir sıradan bir dil değildir. "Şiir" düzyazıya çevrilemeyen dildir.”
Ahmet Haşim
“Şiirde anlam, bir çam ağacının kabuğuna sızmış bir çam sakızına benzer. O, ozanın yoğurduğu, bir yoğun damlacık haline getirdiği ve tatlandırdığı bir şeydir… Şiir alışılmışın bardağını taşıran son damladır;
onun rolü bu taşırıcı niteliğindedir…”
Sedat Umran
"Ben kendi payıma bir iki iyice şiir yazdımsa, bunların tümünün içeriğini önceden iyice pişirdim. Sonra en uygun biçimlerini, ne çeşit uyakla (kafiye ile), ne çeşit ölçü ile yazılabileceğini, boyutunun aşağı yukarı ne olabileceğini, dilinin edasını, çeşnisini, peşinen kestirmeye çalıştım. Yani çok zahmetli bir çalışmadan sonra işe koyuldum."
Nazım Hikmet Ran
“...Şiir, nesirden bambaşka bir kimliktedir. Musikiden başka türlü bir musikidir. Şiirde "nefes" ve "ses" iki temel öğedir. Dizenin ayakları yerden kopmazsa ve uçmazsa ya da ister en hafif perdeden olsun, ister İsrafil'in sûru (borusu) kadar gür olsun, kulağı bir ses gibi doldurmazsa halis şiir değildir.”
Yahya Kemal Beyatlı
“Şiir üzerine, gerçekten yeni olan şiirle, yeni bir şeyler öğrenebiliriz ancak; Şiir üzerine yazılanlarla değil.”
Turgut Uyar
“Şiir, sözcüklerle güzel biçimler kurmak sanatıdır. Ama sözcük nedir? Bir anlamı, bir çağrışımı, bir gölgesi, hattâ bir rengi ve tadı olan nesnedir. Sözcük insanoğlundan haber verir. Sözcük boş bir kalıp değildir. Ozanın duyguları, düşünceleri, hayalleri, dünya görüşü, felsefesi, kişiliği, her şeyi şiirde belli olur. Sözcükleri tanımak, sevmek, okşamasını bilmek gerek. Hangi sözcük hangi sözcükle yan yana geldiğinde nasıl bir ışık ortaya çıkar? Bunu bilmek gerek.”
Cahit Sıtkı Tarancı

 
“Akılsız şiir, kafasız kalmış Danton gibidir.”
Can Yücel

 
“Şiir, karada yaşayan ve havada uçmak isteyen bir deniz hayvanının günlüğüdür.
C. Sandburg

 
“Şiirin yüceliği, çok denenip varılamamasından değil, bir kaç şairin varmış olmasındandır.
Özdemir Asaf

 
“Şiirin orta hallisi veya kötüsü için kurallar, ustalıklar bir ölçü olabilir; ama iyisi, yükseği, harikuladesi aklın kurallarını aşar. Onun güzelliğini
tam olarak görenler, bir şimşeğin ihtişamına benzer bir pırıltı görmekle kalırar. Büyük şiir muhakememizi tatmin etmez, allak bullak eder."
Montaigne

 
“Şiirsel denklemle matematiksel denklem, çelişkili bir benzerlik gösterir. Matematikte, belli bir kuralla bütün denklemler aynı biçimde çözülür; oysa şiirde, her denklemin çözümü, kendine özgü yeni bir kuralı bulgulamayı gerektirir.”
Tahsin Saraç

 
“Şiir sanatı, kendi hareketlerini tabiatın hareketlerine uydurduğu zaman en yüksek derecesini bulur; o zaman, tabiata öyle yaklaşır ki, ikisini birbirinden ayırt edemeyiz."
Nicolas Boileau Despéaux

 
“Şiir
üstüne bütün çözümlemeler, bütün kurallar hep ama hep ortalama şairler
için. Zaten bir bakarsanız, şiir üstüne konuştuklarımızı, bütün
sorunları, büyük, iyi şairlerin şiirleri değil mi getiren?”
Turgut Uyar

 
“Şiir sanatı, eksiklikleri güzelliklere çeviren bir simya bilimidir.”
Aragon

 
"Şiir bir yaratmadır; evet, ama yüz bin yıllık araçlarla bir yaratma. Bir ozan her dizesine kendi yaptığı dilden, kendi yaptığı dilbilgisinden kata kata en sonunda hem büyük dilini, büyük dilbilgisini yaratır; hem okuyucusunu oralara ulaştırır."
Fazıl Hüsnü Dağlarca

 

“Gerçek şiirin, asıl sanat eserinin kendi varlığından başka bir amacı yoktur. Kendisinde başlar, kendisinde biter. Bütün soyluluğu da buradan gelir.”
Valéry

 

“Şiirin konuları hiç eksik olmayacaktır; çünkü dünya o kadar büyük, o kadar zengin, yaşam o kadar değişik manzaralı ki... Hiçbir gerçek konu yoktur ki şair onu gereği gibi işlemesini bildiği andan itibaren şiirden yoksun olsun.”
Goethe

 

“Şiirin düşmanları, bu meslektekiler ya da müşteriler arasında değil, şairin kendi içindeki uyum eksikliğindedir.”
Pablo Neruda

 

“Anlık kararların belirtecidir şiir; ihtilali körükler durur. Düş yolunna doludizgin giderken gerçeğin amansız savunucusudur şiir.”
Fahrettin K. Nitter


 
“Şairin şiiri, onun kişiliğidir, bütün hayatıdır. Bu anlamda şiirsel yapının, neredeyse organik bir şey olduğunu düşünüyorum. Yaşayan, kımıldayan, soluk alıp veren canlı bir organizma...”
Ataol Behramoğlu

 

“Şiiri yöneten tek bir şair yoktur.”
Pablo Neruda


 
“Gül ıtrıyla selâmlar sabahı, şair yaratır. Pınar hangi susuzlukları giderdiğinin farkında mı? Güneş sarayları da aydınlatır, kulübeleri de. Öyle seveceksin ki kelimeleri, yalnız senin için raksedecekler. Kelimeler de bütün sevgiler gibi kıskanç. Senin olmalarını istiyorsan, onların olacaksın, yalnız onların.”
Cemil Meriç

 

“…duygular, düşünceler sözcükleri
değil; sözcükler duygularımı, düşüncelerimi yönetiyor. Ressam Degas’ın: “Çok güzel duygularım var, ama şiirde başarıya eremiyorum. Neden?” diye sorması üzerine, Mallerme, çok ünlüdür, “Dostum”
demiş, “Şiir sözcüklerle yazılır. Herkesin duyguları, düşünceleri
var, yetseydi herkes şair olurdu.” Anlaşılmayan budur. İçinden geldiği için mimar ya da mühendis olmaya kalkanı görmüyoruz. Demek sanatların en kolayı şiir ki, duygulara, düşüncelere dayanarak şair olunabileceğine inanılıyor.”
Melih Cevdet Anday

 

“Bir şiir üzerinde aylarca, bazen daha uzun süreler çalıştığım oluyor. Her seferinde, başlangıçtaki o duygu birikimini yakalamaya çalışıyorum.”
Ataol Behramoğlu


 
“Ne masayı anlatacağım diye masa sözcüğünü kullanacaksınız, ne kuşu anlatacağım diye kuş sözcüğünü; ne de aşkı anlatacağım diye aşk sözcüğünü.”
Jean Cocteau

 

“Gizli şiir sayısı, gizli işsiz sayısından aşağı değildir. Birçok şiirler, varlıklarını duyuramaz, kendilerine bir elin uzanmayışına sessizce katlanırlar”
Behçet Necatigil

 

 

Melih Cevdet Andayın Şiiri

 

Melih Cevdet Anday şiiri şöyle anlatır;

Biz bir görüntüyü tam olarak algıladığımızı sanıyoruz;oysa bu görüntü çeşitli öğelerden kurulmuştur. Bu öğelerden biri değişirse, bütün görüntü değişebilir. Satranç tahtası gibi. Herhangi bir hamle bile, oyunu değiştiriyor. Yağmur yağmadan önceki görünü ile, yağmur yağdıktan sonraki görünü bütün öğeleriyle değişmiştir. Öyleyse kurulan yapı, şiirsel yapı, bir matematik işidir. Şiirle matematiği yanyana düşünmek hiç de yadırgatıcı gelmemelidir.

Şiir Yazmak Öğrenilirmi

-Şiir yazmayı çok istiyorum, ancak henüz hiç yazmadım, bana bunun yolunu, ne yapmam gerektiğini anlatabilir misiniz? diye sordu.

Öyle geldi ki bana, şiirin nasıl yazılacağını biliyorum ve de bunu bir meraklısına anlatıp öğretebilirim. Öylesine saf ve tabii bir ricayla soruyordu delikanlı. Fakat hiç duraksamadan bunun mümkün olmadığını söyledim.

Gerçekten mümkün değil mi? Birlikte düşünelim: İnsanların konuştukları, fakat henüz yazının bulunmadığı çağlara bakalım. Yazılı bir belge elde olmakla beraber acaba o insanlar şiir söylemiyorlar mıydı? Ya o resimler. Şiirli resimler. Resimlerle yazılmış şiirler. İnsan hep o insan. Gelişen veya değişen bütün kültürlere rağmen o değişmeyen ölüm karşısında irkilen, doğum karşısında içlere sığmaz sevinçlere garkolan, kolkola girip düşmana saldırırken, bir eşkiyayı, bir kutsal emaneti, bir toprak parçasını, bir namusu korumak veya ileriye götürmek için kahramanlık hisleriyle dolup taşan insan, yazının bilinmediği çağlarda da, eğitim diye görünüşte bir çalışma olmadığı zamanlarda da şiirler söylemiyor muydu? Demek ki vardı şiir. Ancak kimdi Şiiri söyleyenler? Bütün bu duyguları bütün insanlar adına dile getirenler. Kimdi bunların hocası, piri, üstadı?

"Şairler, şiir yazmaya mecbur olan insanlardır" diye anlattı birileri. Onlara, "İçinize sorunuz, ben yazmalı mıyım diye. Cevap evetse bir şairsiniz siz" diye karşılık verenler oldu. İlhamın uğrağı olan kişilerden söz edildi. Bunun bir vergi olduğu söylendi. Mutlaka bir yetenek olmalı diye üzerinde duruldu. Sonuç olarak hiç kimse çıkıp da, şiiri öğretebileceğini, bunun dersini okutabileceğini veya okullara "şiir yazma dersi" konabileceğini söylemedi. İddia etmedi.

Ancak yine de edebiyat tarihinde sözü edilen şiir okulları, edebiyat okulları vardır.

Orta çağların Almanya'sında mesela: Esnaf kesiminde gelişen bir hareket, bir şiir hareketi. Şiiri bir takım kalıplardan ibaret sayan veya şiirin bu kalıplarını kendilerine göre belirlemiş olan insanlar yanlarına aldıkları çıraklarına şiiri öğretirler. Bu kalıpların dışında yazılmış şiirleri kesinlikle yok sayarlar. Aslolan bu kalıplardır. Böylece bu hareket içerisinde çok uzun yıllar hep aynı tarz şiirler yazılır. Birbirine çok benzeyen yüzlerce, binlerce şiir! Zira ustalar çıraklarından zamanla muhteva bakımından da bazı kaidelere uymalarını isterler. Sonuç olarak bu şiir kalıplarının içini sözcüklerle en iyi dolduran şairler başarılı şairler, büyük şairler olarak alkışlanır, itibar görür. Ne var ki bunlardan, bir dönemin edebiyat tarihi bakımından belirttiği bir özelliğin dışında geriye bir şey kalmaz. Kalmaz ama, bu yapay şairlerin arasında, gerçekten şair olup da o dönemde yaşamış olanlar, sanatın böylesine boğuntuya getirildiği bir zamanda bile, o saçma sapan kalıpların içini şiirle doldurmasını bilirler.

O halde şiirin bazı kişilerde doğuştan bir yetenekle ortaya çıktığı noktasında karar kıldık demektir.
Bitti mi? Şiir eğitimi yok mu? Yetenek sadece, yetecek mi?

Yeteneğin eğitilmesi, şiirin büyümesi, şairin büyük şair olması konusunda artık çok girift etkenler rol oynamaya başlıyor. Sözkonusu şiir okulları, kimbilir ne kadar şairi iğdiş edip attı bir köşeye. Belki dâhi çapında olanlar paçayı kurtarabildi bundan. Bir de çağımızı düşünün: Genç insanın içinden şiir için kabaran dalgaların nereye, hangi kolaylıklara, hangi kalıplara doğru aktığını düşünün. İdeolojik sloganların el koyduğu körpe yeteneklere bakın, şiir söylemeleri, yeteneklerine rağmen mümkün mü?

Şiir için sağlıklı bir sosyal ortam, kültür saldırılarından azade bir uygarlık, şiire antenleri açık insanlar (şairler), bunların okuyarak, dinleyerek etkilenecekleri, özümleyip sürdürecekleri bir şiir geleneği ve şairi uyarılarla, hırpalamalarla, edebi dayaklarla yönlendirecek eleştirmenler, gerekli.

Eğer yeteneğiniz varsa, yukarıda saydıklarımızın hemen hepsinden mahrum olduğunuzu, bütün bunları kendi içinizde film seti kurar gibi inşa etmeniz gerektiğini bilmelisiniz. Kültür emperyalizminin ortalığı kasıp kavurduğu bir ortamda o azade uygarlığı zihninizde canlandıracaksınız. Kâbe duvarlarında askıya çıkan şiirin macerasından itibaren bugüne kadar gelen şiiri bir duygu olarak dahi olsa bileceksiniz ve kendi şiirinizin uyarıcısı, hırpalayıcısı, eleştirmeni olacaksınız.

Zor gelmeyecekse buyrun başlayın..

(Cahit Zarifoğlu)
 
 

Şiir Neden Bu Kadar Ürkütücü

Terry Eagleton'ın the Times'ın Edebiyat Eki'nde 'How to Read a Poem?' ('Bir Şiir Nasıl Okunmalı?') başlıklı bir yazısı yayımlandı. Derginin 'sunuş' yazısında bildirildiğine göre, Eagleton'ın bu konudaki yazıları devam edecek.
Şiirden neden bu kadar korkulduğu ve neden bu kertede yanlış anlaşıldığına ilişkin yazısına Eagleton, 'şiir[in] bütün edebi sanatların en ürkütücüsü' olduğunu belirterek başlıyor ve edebiyat öğrencilerinin bile, şiirden çok romanı tercih ettiklerini öne sürüyor.


Bu neden böyle? Eagleton'ın deyişiyle, şiir neden 'edebiyat balosunun kötü perisi' oldu? Yine onun gibi söylersek, niçin 'öğrenciler arasında iyi şiir eleştirisi {...] ender rastlanır hale geldi'?

Eagleton'a göre, bunun nedeni, 'şiirin, insan dilinin bütün imkânlarını kullanıyor olması'dır ve bu, bizim gündelik hayatımızda sıklıkla yaptığımız bir şey değildir. Ama, dilin ritmine ilişkin imkânların gündelik hayatta işe yaradığı durumlar da var. Eagleton, 1950 yılında yapılan Amerikan başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti adayı general Eisenhower'in kampanyasının 'I Like Ike' sloganıyla yürütülmesinin, seçmenler üzerinde ne kertede olumlu bir etki yaptığının, XX. yüzyılın en büyük edebiyat eleştirmenlerinden Roman Jacobson tarafından analiz edilişine de dikkati çekiyor.

Gerçekten de öyle: Daha önce de Anthony Easthope'un 'Poetry as Discourse'undan yararlanarak, Jacobson'un bu analizinden söz etmiştim. Okurlarım, bu konuda daha ayrıntılı bir okuma yapmak isterlerse, 'Edebiyat ve Sanat Üzerine Yazılar' (Yapı Kredi Yayınları, 2005) adlı kitabımdaki 'Şiir Dili ve Reklam Dili' başlıklı yazımıza bakabilirler. Şu kadarını söyleyeyim: 'Ike' Eisenhower'in kısaltılmışıdır ve Eagleton'un sözünü ettiği 'olumlu etki', 'I L[ike] [Ike]'deki tekrarlamanın sağladığı ritim duygusuna ilişkindir.

Gündelik konuşma dili, elbette, Eagleton'ın da belirttiği gibi, dilin bütün imkânlarını kullanmaz. Ama şiir dilinin, sadece gündelik konuşma dilinin ya da 'standart dil'in imkânlarıyla yetinen ve ondan ötesine alışkın olmayanları ürkütmesi, anlaşılabilir bir şeydir. Standart dilin imkânlarını aşan kullanımlar, tedirgin edici, hatta ürkütücü olabilir çünkü...

Şiirin 'ürkütücü' olmasının nedenlerinden biri de, şiir dilinin kapalı bir dil olmasıdır... Eagleton, haklı olarak, gündelik konuşmada dilin saydamlığından söz ediyor ve, 'oysa', diyor, 'şiir dili donuk, mat bir dildir; dil aracılığı ile anlama bakmak yerine, kelimelerin kendilerinde bir değer olarak lezzetine bakar.' Eagleton'ın o bildiğimiz şatafatlı üslubuyla dile getirmek istediği, şiir dilinde kelimelerin gündelik konuşma dilinde atıfta bulundukları objelere göndermede bulunmayabilecekleri; -hatta belki de mesela Mallarmé'ın şiirinde olduğu gibi, hiçbir şeye gönderme yapmadan, sadece kendi kendilerine atıfta bulunabilecekleridir. Teknik deyimle, bu, şiirdeki kelimelerin öz-göndergesel ('self-referential') olmaları anlamına gelir...

Şiir eleştirisi, dilin, gündelik konuşmada verili olmayan imkânlarını kullanan bir edebiyat türünün eleştirisi demektir. Eh, her babayiğidin bunun üstesinden gelmesini beklemek söz konusu olmadığı gibi, buna cesaret etmek de, Eagleton'ın söylediği gibi, 'ürkütücü' bir iştir...


(Hilmi Yavuz)

Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy