ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Friday, Dec 04th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Edebiyat Nedir Masalın Eğitimde Kullanılması


Masalın Eğitimde Kullanılması

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Masalın Eğitimde Kullanılması

Masallar genellikle, okulöncesi çocuklarına yönelik olarak düşünülür. Onların hoşca vakit geçirmelerini sağlayacak, olağanüstü olaylarla süslenmiş, hayali, sözlü edebiyat ürünleri olarak kabul edilirler. Oysa eğitim tarihinde masal okuma ve dinlemenin çocuk, genç ve halk eğitimindeki önemi daha 1400'lü yıllardan farkedilmiştir.
Masallarda yer, zaman ve kişilerin belirsiz ya da olağanüstü oluşlarına, düş gücünün egemenliğine karşın gerçeğin saklanabilir olması, masalın eğitimde kullanılmasına karşı çıkanlar için bir sakınca olarak belirtilmiştir. Oysa düş gücü insan eksikliği değil üstünlüğü olarak kabul edilmelidir.
Bu konuda Helimoğlu Yavuz (1997), Masallar ve Eğitimsel İşlevleri adlı yapıtında şöyle diyor: "İnsanoğlu, kendi yaşam gerçeğini, çözüm önerilerini, beklentilerini, masal olaylarına ve masal kahramanlarına yükleyerek anlatmış ve yüzyıllar boyu, bu yolla gelecek kuşakları uyarmaya , eğitmeye, yaşamın zorluklarına karşı onları donatmaya çalışmıştır.
Çünkü masal kahramanlarının karşılaştıklarısorunların hemen hepsiyle yaşamın gerçekleri arasında koşutluk kurulabilir ve o masallarda tanık olunan toplumun yaşam gerçeğine ulaşabilinir. Çünkü toplumu eğiten temel ögelerden biri de masaldır."
Bascom (1954) da aynı düşünceye katılıyor: "Bir halkın mitolojik sistemi, genellikle onların eğitim sistemidir ve bir akşam masalınıdinleyen çocuklar, bizim modern dershanelerimizde, altıncısınıf öğrencilerimizden daha az olmayan ölçüde, geleneksel bilgi ve davranış öğrenmektedirler."
Yıldır (1984) ise Masallar ve Çizgi Roman'da masalın eğitimdeki işlevi konusunda şöyle diyor: " Masallar kadar insanı hayata hazırlayan, duygularını besleyen bir başka tür yoktur. Bu bereketli kaynak geleceğin insanını şekillendirir."
Sonuç olarak Güney'in (1966) 'de belirttiği gibi, masalların içinde beğenilen örnek edilmeye değenler de bulunuyor, beğenilmeyen şerrinden kaçılmasıgerekenler de. İşte masalın asıl eğitim değeri burada. Çocuklarınızın ruhunu, iyi örneklere göre inşa ederek onları inandıkları yolda güçlükleri yenecek, kişilikli birer insan yapmak. Dünya uluslarıbunun önemini bildikleri için çocuklarının ruhunu masallarla besliyor.

Masalların, okulöncesi, okuldönemi, okulsonrası ayrımı yapmadan, bütün eğitimdeki işlevini; özellikle dil öğretimi, dil kullanımı, dil gelişimini, dil bilinci açısından önemini görmemezlikten gelemeyiz.
Helimoğlu Yavuz'un (1997) derlediği Keloğlan masalını, eğitimsel işlevleri ve dil gelişimine katkıları açısından inceleyelim.

Keloğlan

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Develer tellal iken, ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, dünyanın şirin bir köşesinde, yoksul anasıyla birlikte bir Keloğlan yaşarmış. Keloğlan'ın babası Keloğlan daha küçükken ölmüş. Bir gün Keloğlan annesine, ellerindeki tek varlıklarıolan eşeklerini satacağınısöyleyerek, şehrin yolunu tutmuş. Giderken yolda iki kardeşe rastlamış. Bunlardan büyüğü "Hey Keloğlan nereye gidiyorsun?" diye seslenmiş. Keloğlan eşeğini satmaya götürdüğünü söyleyince de ona, "Böyle satarsan eşeğin ucuza gider, onun kulaklarını ve kuyruğunu kes öyle sat, o zaman daha çok para verirler" demiş.
Onun dediklerine inanan Keloğlan da tutup eşeğinin kulaklarınıve kuyruğunu kesmiş; ama bu haliyle onu kimseye satamamış. Bu olanlardan sonra, kendisine oyun oynandığını anlayan Keloğlan, o iki kardeşten öcünü almak isteyerek geri dönmüşve onlarıtakip ederek evlerinin yerini öğrenmiş. Akşam olunca büyük kardeşin ahırına giderek, ineği çözüp yerine kendi eşeğini bağlamış ve ineği de alıp köyüne dönmüş. Bunu nereden bulduğunu soran anasına da eşeği bu inekle değiştirdiğini söylemiş. Anası buna çok sevinip oğluna aferin, demiş.
Ertesi gün ava çıkan Keloğlan, ikiz iki tilki yavrusu yakalayıp getirmiş. Bunlardan birisini evin önüne bağlamış. Annesine de "Bugün pirinç pilavıpişir" diyerek diğer tilkiyi de yanına alıp tarlaya çalışmaya gitmiş. Öte yandan ineklerinin çalındığını gören kardeşler, bunu Keloğlanın'ın yaptığınıanlayarak onun köyüne gidip çift sürdüğü tarlayıbulmuşlar. Adamların çok kızgın olduğunu gören Keloğlan, daha onlar bir şey söylemeden "Buyrun kardeşler, hoşgeldiniz" demiş. Büyük kardeş de ona, "Hiç de hoş gelmedik. Bize oynadığın oyunun hesabınısormaya geldik" deyince, "Tamam anlaşırız. Önce misafirim olun bir yemek yiyelim" diyerek yanındaki tilki yavrusuna dönüp "Tilki, hadi eve git, anneme misafirimiz olduğunu ve yemeğe etli pirinç pilavıpişirmesini söyle"demişve tilkiyi çözüp göndermiş. İpten kurtulan tilki doğruca dağın yolunu tutarak kaçıp gitmiş. Aradan bir zaman geçince, Keloğlan, misafirlerini alıp evine götürmüş. Eve gelen kardeşler, tilkinin kapıda bağlı, yemeğin de etli pirinç pilavı olduğunu görünce çok şaşırmışlar ve Keloğlana "Biz inekten vazgeçtik, sen bu
tilkiyi bize sat" demişler. Önce biraz nazlanan Keloğlan, kardeşlerden yüklüce para alarak tilkiyi onlara satmış.
Tilkiyi alıp sevinçle yola çıkan kardeşler, biraz gittikten sonra, "Tilki hadi bizim eve git, hanımlarımıza söyle de akşama tavuklu pilav pişirsinler" diyerek tilkiyi bırakmışlar. Serbest kalan tilki hızla kaçıp gözden kaybolmuş.
Akşama eve geldiklerinde tilkinin gelmediğini, yemeğin de tavuklu pilav olmadığını görenkardeşler, bir yandan eşlerini döverken, öte yandan da yine oyuna geldiklerini anlamışlar. Sabah erkenden gidip Keloğlanı yakalayarak bir çuvala koymuşlar ve ağzını da sıkıca bağlamışlar. Sonra da onu sırtalarına alıp yola çıkmışlar. Biraz sonra dinlenmek için bir köprünün üstüne oturmuşlar, çuvalı da biraz ötelerine koymuşlar. Bu sırada çuvaldaki Keloğlan "İstemiyorum, istemiyorum. Ben padişahın kızıyla evlenmek istemiyorum" diye bağırmaya
başlamış. O sırada oradan geçmekte olan bir çoban bu sesi duyup çuvalın yanına gelerek Keloğlana, "Neyi İstemiyorsun?" diye sormuş. Keloğlan da "Beni zorla padişahın kızıyla evlendirmek istiyorlar, onun için bu çuvalın içine koydular, oysa ben istemiyorum "demiş. Bunu duyan çoban "Ben isterim. Hadi sen çuvaldan çık da yerine ben gireyim" diyerek Keloğlanıçıkarıp kendisi çuvala girmiş. Keloğlan da çobanın koyunlarınıalarak hemen oradan uzaklaşmış.
Bu sırada yemeklerini yiyen, biraz da uyuyup dinlenen kardeşler, gelip çuvalı alarak götürüp köprüden aşağıatmışlar. Sonra da keyifle yollarına devam etmişler. Biraz sonra, önünde zengin bir sürüyle Keloğlan'ın karşıdan geldiğini gören kardeşler büyük bir şaşkınlıkla, "Keloğlan biz seni biraz önce dereye atıp boğmuştuk, sen bu sürüyü nereden buldun böyle" diye sormuşlar. Keloğlan da "Sizin beni attığınız derede bu koyunlardan daha çok var, hatta daha büyükleri bile var ama, ben onların hepsini çıkaramadım" demiş. Bunu duyan iki kardeş hemen geri dönüp kendilerini dereye atmışlar. Keloğlan da sürüyü önüne katıp köyüne dön-
müş.
Annesiyle birlikte, ömürlerinin geri kalan kısmını mutluluk içinde geçirmişler. Keloğlan masallarındaki kahraman diğer masallardaki kahramanların dışında; kaderine razı, kurulu düzenin kurallarına boyun eğen, törelere uyan tiplere karşımücadeleci, etkin bir tip olarak karşımıza çıkar. Alangu'nun (1983) Keloğlan Masal-
ları adlı yapıtında da belirttiği gibi: "Keloğlan durmadan haksızlıklar, kötülükler yapan kimselerin karşısına pervasız bir atılganlıkla çıkmakta, iyisini kötüsünü ayırmadan onlara kullandıkları aynı silahla mukabele etmektedir."
Yukarıda okuduğumuz masalda da sevimli Keloğlan kimliğiyle, toplumu kuşatan kuralların sözlüğü yapılmış, toplumun değer yargıları ortaya konmuş, suçluların cezası verilmiştir.
Masalımızın bize sunduğu iletileri şöyle sıralayabiliriz:
• Tanımadığımız kişilerin her söylediğine inanmayalım,
• İnsanlara zarar vermeyelim,
• Her gördüğümüze ve her söylenene inanmayalım, aslını araştıralım,
• Olaylardan ders alalım,
• Aç gözlü olmayalım,
• Zekanın doğru yerde kullanıldığında kazanç getireceğini unutmayalım.
Bir masalın örgüsü içinde öğrenciye sunulan toplum kurallarıeğitimi daha ilginç ve zevkli bir duruma getirecektir. Fabl yazarının dediği gibi: "Kuru ahlak dersi kişinin canını sıkar, oysa masalın güzelliği ahlak dersinin kuruluğunu yok eder" (Ch. Cherrier, 1972).
Öğrencilerinizden bir Keloğlan masalını resimlemelerini hatta bir karikatür haline getirmelerini isteyebilirsiniz.


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy