ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Tuesday, Oct 22nd

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Eski Toplumlar Derebeylik Toplumu


Derebeylik Toplumu

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Derebeylik Toplumu
 

1. Feodal Sistemin Alt Yapısı


Karolenjlerin X. yüzyıl boyunca uğradığı başarısızlıklar ve sonunda devletin parçalanmasıçağın ekonomik ve sosyal koşullarına uygun yeni bir siyasi düzenin kurulmasını gerektirmişti. Bu yeni düzende kişi ile toplum arasındaki ilişkiler yeni bir ortamda gelişecek ve kişiye, kamu yararlarından farklı kişisel yükümlülükler getirecekti. İşte, kişinin yükümlülüklerini ön plana çıkaracak bu yeni kurallar sisteminin tümü yeni bir toplum aşamasını, derebeylik düzenini (Feodal Sistem) oluşturuyordu.

Senyörlük sistemini yaratan olgular nelerdir?

Germen geleneklerine göre imparatorluk; hükümdara bir çeşit hizmet akdiyle bağlı, hizmetkarlar aracılığıyla yönetilen bir mülktü. Devlet kavramı henüz Karolenj mirasının tekrar tekrar bölüşülmesine olanak sağlayan bu siyasi sisteme yabancıydı. Bu bölüşmenin özel şartlarını düzenleyen hiçbir kanun olmadığından, ülkenin kaderi rakipler arasında verilecek karara kalıyordu. Her miras paylaşımında imparatorluk biraz daha küçülüyor, sonra bu imparatorluktan çıkan krallıklar güçlerinden bir kısmını yitiriyordu. Aristokrasi Karolenj mülkünün büyük kısmını ele geçirince kralın kaynakları kurudu, bu yüzden soyluların isteklerine karşıdirenme ve devlet haklarınıkoruma olanağıkalmadı. Yönetim fiilen yerel derebeylerin (Senyör) eline geçti.


Derebeylik Düzenini yaratan olgular nelerdir?

Karolenj kuruluşlarındaki yanlışlıklar yüzünden toplum, yavaş yavaş gevşek bir feodal devlet biçimine doğru gitti. Vasallık ve tımarın ikili etkisiyle hükümdarın karşıçıkamadığıbir mülk ve kişi hiyerarşisi doğdu. Kişinin gelişimi ilkesine dayanan ve and içme seremonisiyle sağlamlaştırılan vasallık geleneği insanı, başka bir insanın adamı yapıyordu. Bu adam özgürlüğünün bir kısmını ve devlete karşı genel yükümlülüklerini bir kişi adına feda ediyor, buna karşın o kişinin himayesine sığınıyordu. Bu durum hak ve sorumlulukların belirlenmesini güçleştirdi. Karolenjlerin son dönemlerinde tımarsız vasal artık kalmamıştı. Vasallık ve tımarın oluşturduğu ilişkilerin bütünü malikaneleri doğurdu. Bundan sonra Karolenjlerin eski memurları, kontluklarında artık merkezi hükümetin temsilcisi olarak değil, kontluk topraklarındaki vasalların koruyucusu olarak hareket etmeğe başladı. X. yüzyıl boyunca görev ve tımarların miras kabul edilmesi kelimenin tam anlamıyla Derebeylik düzenini doğurdu.

Normanların, Macarların vb. akınları, kontların yağmalara karşı topraklarını ve vasallarınıkendilerinin korumalarınıgerektiriyor, bunun için de kontlar, özerk askeri birlikler oluşturuyorlardı. Öte yandan siyasi kargaşa, Akdeniz'de korsanlık yüzünden güçleşen ekonomik hayatı olumsuz etkiledi. Bu nedenle tamamen yerel ve kapalıbir ekonomi oluştu. Bu aşamada feodal kurumlar kaçınılmaz değil gerekli görülür oldu.

XI. yüzyılda Capetler döneminde Karolenjler döneminde olduğu gibi vasallar, senyörlerine iki tarafın yükümlülüklerini belirleyen bir sözleşme ile bağlanmakta idiler.Bu sözleşme ile vasal, tımarımeydana getiren toprağın sahibi değil, zilliyeti ve toprak üzerindeki bir dizi hakka sahip olurdu. Mülkiyet kuram olarak senyörde kalırdıve senyör, vasalın ölümünde malınıtekrar alma hakkına sahipdi. Yavaş yavaş bu sistem değişmiş ve tımarlar babadan oğula geçer olmuştu. Vasal, tımarı olduğu gibi tutma, değerini düşürmeme ve koşullarını değiştirmeme sorumluluğu altındaydı. Vasalın iki tür görevi vardı; yardım ve meclis görevi. Vasal, senyörünü giriştiği bütün savaşlarda desteklemek zorunda idi. Askeri yardım dışında feodal sözleşme, vasalısenyöre sınırlıve belli miktarda para ödeme zorunda bırakıyordu. Vasal, senyörünün olağanüstü hallerde belirli masraflarına katılmak zorunda idi. Meclis görevi, vasalı bir başka yükümlülük altına sokmakta idi; ya bir tören için, ya danışma için ya da cezaî davalarda mahkeme önüne getirmek için olsun senyörün çağırdığıbütün toplantılara vasal, katılma zorunda idi. Vasal feodal sözleşmenin bütün yasalarına titizlikle saygı göstermeye mecbur olduğu gibi, senyör de vasalını korumak ve ona adil davranmak zorunda idi.


2. Derebeylik (Senyörlük)


Toprak sistemindeki Köle kavramını tartışınız?

Feodal düzenin gelişmesiyle eski tımar toprağına sahip malikaneler senyörlükler haline geldi. Eskiden devletin yaptığı bütün atamaları senyör yapmaya başladı. Bu büyük malikane, biri senyörün doğrudan doğruya işlediği topraklar (Terra  Indominicata), bir diğeri köylülerin işlediği topraklar olmak üzere ikiye bölünmüştü. Toprakta çalışanlar da iki sınıf oluşturuyorlardı. Bunlar ; Köleler (Serfler) ve Hür Köylüler'di. Ekonomik etkenlerle olduğu kadar kilisenin etkisi altında özellikle malikanelerinin iyi işlenmesine bağlanmış büyük arazi sahipleri köleler üzerindeki bazı haklarından vazgeçmek zorunda kaldılar. Köle artık tutsak gibi satılmıyor, aile sahibi oluyor ve belirli bir borç karşılığında bir toprak parçasını işliyordu. Krallık kölelerinin ortak üç özelliği bulunmakta idi ; kişi başına vergi verirler, senyörden evlenme izni (Formarıage) alırlar ve senyöre, mirasa el koyma (Man-Morte) hakkı tanırlardı.

Bütün bu haklar, kölenin senyöre sıkı sıkıya bağımlılığını göstermekte idi. XII. Yüzyılda bir kölenin senyörüne önceden haber vermek ve bütün mallarını bırakmak şartıyla ayrılma olanağı kabul edildi. Köleye sosyal şartlarını değiştirme olanağı veren "Azat Etme" yasal bir yoldu. Azatlının yanında senyöre bağımlılığı, onun toprağında oturmaktan öte gitmeyen hür insanlar yer alıyordu. Bunlar hemen hemen çiftçi ve yarıcıların şartlarına sahipti. Toprağı kendi adlarına işlerler, ya para olarak ya da ürün olarak kira öderlerdi.

Toprak sistemindeki Kahya kavramını tartışınız?

Çok geniştopraklarıyönetmek ve çok çeşitli haklarıtoplamak için derebeyleri büyük toprak ağaları gibi Kahya kullanımına başvurdular. Karolenjler devrindeki Villiciler'e benzeyen bu kahyalar genellikle çok genişyetkilere sahip olan köylülerdi. Mülkün parçalara ayrılmasısonucunda bu kahyalarıçoğaltmak ve kendilerine bir yetki alanıçizme zorunluluğu doğdu. En önemli kahya gruplarıda bir başkahyanın yönetimine verilmişti. Başkahyalar XI. yüzyıl boyunca miras yoluyla görev almaya başladı ve tımar veren bir feodal görevli yükümlülüğü kazandı. Çok kısa sürede bu görevliler vergi toplayan basit kahyalar olmaktan çıkıp senyörün temsilcisi haline geldiler.

Karolenjler döneminde laikler için iki tür yargı mercii bulunmakta idi ; hür insanların yargımercii kontların ; köle ve hür çiftçilerin yargımercii ise toprak sahibinin elindeydi. Karolenjlerin son dönemlerinde adaleti sağlayan görevliler olarak kontlar aradan çekildi; senyörler kendi toprak sahiplerinin eski haklarını ellerinde topladılar.


3. Şehirlerin Yeniden Kuruluşu ve Burjuva Sınıfı

Roma İmparatorluğu'nun çöküşünü izleyen yüzyıllarda şehir yaşantısı yavaş yavaş sönmeye başladı. Ticaretin gerilemesi ve kır ekonomisinin büyüyen önemi eski şehir merkezlerinin zayıflamasına yolaçtı. Aynı zamanda şehircilik sanatı kayboldu ve senyörler, papazlar veya laikler site ve köylerin sahibi haline geldiler. Şato ve kiliselerin çevrelerinde yeni şehir üniteleri oluşmaya başlamıştı. Kişiyi büyük toprak sahiplerinin himayesine girmeye iten aynı etkenler, en etkin şekilde korunabilen senyörlük konutunun yakın çevresinde toplanılmasına yolaçtı. Öte yandan senyörlüğün ekonomik bir birim oluşturması yüzünden zanaatkar ve işçilerin senyörlük merkezini işyeri olarak seçmeleri de normaldi. Böylece senyöre sıkısıkıya bağlı yeni bir köy tipi doğdu. X. yüzyılın sonuna değin site ve senyörlük birbirinden ayrılmadı.

Ekonomik yapıdaki Esnaf Sınıfı'nın doğuşu ve konumu nasıldır?

Normanların akınlarından ve Arap İmparatorluklarının gerilemesinden bu yana, yerel ölçüde olduğu kadar uluslararası ölçüde ekonomik değişim (mübadele) yeniden başladıve derebeylik düzeni sağlamlaştıktan sonra ekonomik hareketin gelişimini kolaylaştırdı. Topluluklar arasında belirli bir akım gelişti ve yeni bir sınıf olan "Esnaf" sınıfı doğdu. Bu sınıf, dar senyörlük alanından çıkarak başka bir yaşam biçiminin doğmasına zemin hazırladı. Esnaf arasında olduğu kadar, şehir halkıarasında da kazanç ortaktı. O halde ilk şehirleşme aynısınıftan kişiler arasında kurulan birlikler niteliğini taşıyacak ve bu birliklerin de tek amacı olacaktı; esnafı senyörün keyfî hareketlerine karşı korumak ve ekonomik yaşantının işlemesini sağlamak.

Lombardiya, senyör yönetiminden çıkarak vatandaşlar tarafından şehirler kurulan ilk bölge olmuştur. Lombard piskoposlarıönceleri ülkeyi vatandaşlarla birlikte yönetiyordu. Ancak bir süre sonra piskoposun atadığı belediye meclisi şehrin yönetimini kendi üstüne alma çabasına girdi ve dolayısıyla Piskoposla savaşa başladı. XI. yüzyılın başlarından itibaren Lombard şehirleri ayaklandı. Bu savaş sonunda Cremon, Milano, Mantova, Asti idarî özerkliklerini kazandılar.

Komün Hareketi ve sonraki siyasal ve dinsel gelişmeler nasıldır?

Kuzey Fransa'da XI. Yüzyıldan beri etkin olan Komün hareketi laik senyörlerin ve kilisenin çok sert muhalefetiyle karşılaştı. Piskoposlar, ulema ve hatta papa, kurulu düzenin zararlı olduğuna karar vererek şehir özerkliği hareketiyle sert bir şekilde savaştılar.Senyörler de komün hareketine karşı çıkıyorlardı. Çünkü belediye meclislerinin oluşumu kendilerinin yargı, ekonomik ve siyasi yetkilerinin bir kısmını kaybetmelerine yol açıyordu. Yalnız hareketin uluslararası niteliği sayesinde komünler, senyörlerin direncini birbiri ardına kırmayı başardı. Komünler, geç de olsa kralların etkin desteğini gördü. Büyük derebeyleriyle savaşta olan krallar şehirlerin doğal müttefiki haline geldiler.Valenciennes 1114'de, Amiens 1115'e doğru, Soissons 1126'da, Brugge ve Lille 1127'de özerkliklerini kazandılar.

4. Derebeylikde Kilise

Derebeylik toplumunda kilisenin olağanüstü bir yeri vardı. Kilise bu yeri, ruhani ve maddi gücüyle sağlamıştı. Pepin (Kısa Pepin) döneminden beri papalık, uhrevi alanda olduğu kadar dünyevi alanda da söz sahibiydi. Papalık monarşisi Hırıstiyan dünyasının en büyük güçlerinin saymak zorunda kaldığı bir gerçeklik kazandı. Şüphesiz, XI. yüzyıldan beri papazlarla imparatorluk arasında geçen mücadele, kilisenin etken güçlerinin büyük kısmını eritti. Fakat Roma papalığı ruhban sınıfını barışçı bir yolla kendi hakimiyetini sağlayacak bir araç durumuna getiren merkeziyetçi bir siyaset izlemekten geri kalmadı. Öte yandan bütün Avrupa ülkelerinde feodal örgütlenme sebebiyle piskopos, sadece piskoposluğun ruhani lideri değil aynı zamanda, piskoposluk merkezini de içeren çok geniş toprakların senyörü haline geldi.

Ruhban Sınıfı, Papa ve Piskoposların konumları nasıldır?

Piskoposlar toplumda yerlerini alır ve ruhban sınıfı kraliyet sarayına karşı ağırlığını koyarken papalık iktidarı da kendi yapısını yenileyerek güçlendirmeye devam ediyordu. Papalık kurumlarının sağlamlaşması kilise yönetiminin merkezileşmesi yararına bir hareket doğurdu. Din bilginleri ve yasacıları papanın üstünlüğü ve tek yetkili olmasıilkesini yaymak için bütün güçleriyle çalıştılar. Bu çalışmaların sonunda papalık hakları piskoposların zararına hissedilir bir artış gösterdi.

XII. yüzyıl sonunda Başpiskoposluklara bağlı piskoposların hemen hemen tümü Roma'dan onay istemeye başladılar. Papalık, çeşitli Hırıstiyan ülkelere papanın temsilcisi olarak doğrudan doğruya hareket eden elçiler göndererek dini yönetimin merkezileşmesini tamamladı.

Avrupayı Latran Konsili'ne götüren siyasal ve dinsel ögeler nelerdir?

Din adamlarının para ile ünvan alması ve papazların evlenmesi bu dönemde kilisenin aldığı iki önemli yara oldu. Gregorius VII, 1075 tarihinde evlenen papazları görevinden uzaklaştırdı. Kutsal şeylerin alışverişi ve din çevresindeki her türlü ticaret 1075 tarihinde yasaklandı. Para karşılığında kutsal şeyler satan papazlar görevlerinden atıldı. Laikler ise aforoz edildi. Gregorius VII, papalık elçilerinin yardımıyla piskoposlukları düzene soktu. XIII. yüzyıl başında (1215-Latran Konsili) piskoposları atama hakkı sadece piskoposluk meclisi üyelerine bırakıldı. Böylece kilise, senyör ve kralların müdahalesine karşı etkin bir şekilde korunmuş oldu.

XIII. yüzyılda görüldüğü gibi piskoposluk, piskopos, piskoposluk meclisi ve başdiyakosun etkisi altındaydı. Bu üç güç arasında sık sık çatışmalar çıktı ve bu durum Trento Konsili'nin yaptığı reforma kadar sürdü.

Bununla birlikte piskopos yasal bakımdan tartışılmaz bir üstünlüğe sahipti. Gerçekten tamamen dini sorunlara değinen konularda fetva vermek ve kilise mallarıyla ilgili geçici kararlar alma yetkileri piskoposa verilmişti. Constantinus devrinden beri piskoposlar bu iki yetkiyi kullanıyordu, fakat başdiyakosların yardımını kabul zorunda kaldılar ve böylece başdiyakoslar piskopos yetkisinden bağımsız bir yargı hakkı kazandı.

Bu yargıhakkının budanmasına karşıkoymak için, XII. yüzyılda piskoposlar özel görevliler, yani yargıç papazlar atadılar; bunlar piskopos adına dini ve dünyevi alanda yargıyetkisini kullanıyordu. XIII. yüzyılda bu yargıç papazlar başdiyakosluk yargı kurallarına kesinlikle hakim oldular.

Kilise, derebeylik toplumu ve adlî kurumlarıyla olan sıkıilişkileri yüzünden Ortaçağ sosyal yaşamınıçok derin bir şekilde etkiliyor, Hırıstiyan dünyasında hakimiyeti krallarla paylaşıyordu. Eğitim, hemen hemen yalnız kilisenin elindeydi. Çok sayıda manastır okulu bulunmakta idi.

Cluny Tarikatı'na karşı oluşan tepki ve sonuçları neler olmuştur?

X. yüzyıldan XII. yüzyılakadar manastır okullarınıkuran Cluny Tarikatı, manastırlarının sayısı, zenginlikleri, maddi ve manevi yaşam alanında yaptıkları hizmetle Avrupa'da olağanüstü bir etki yaptı. XI. yüzyılda Cluny'nin Avrupa'da tuttuğu yeri bir başka tarikat aldı. Aziz Bernard adlı bir keşiş Cluny yolsuzluklarına karşı çıkarak keşişlere yaşamlarını sürdürmek için gerekli mal dışında mal edinmeyi yasakladı. Eğitime, bilim ve edebiyata düşmanlık göstermelerine karşıçıktı. Papalık sarayının lüks yaşamını kınamaya başladı.

İnsanların manevi yaşamına olduğu kadar maddi yaşamına da karışan kilise, sivil iktidar için korkunç bir güç haline gelmişti. Fakat krallık yasal ve pratik olarak feodal düzeni otoritesi altına aldığızaman kilisenin muhalefetiyle karşılaştı. Baronların yaptığıgibi kilise de hakimiyeti paylaşma iddiasındaydı. Monarşide kamu kurumları gittikçe laikleşecek ve bu laikleşme Ortaçağ uygarlığının çöküşünün habercisi olacaktır.


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy