ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Saturday, Oct 19th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Eski Toplumlar Ortaçağ Uygarlığı


Ortaçağ Uygarlığı

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Ortaçağ Uygarlığı

 

Kavramsal Boyut

OrtaçağAvrupasında düşünce ve kültür, Hırıstiyanlık kavramının ve mistisizminin hakimiyetindedir. Hırıstiyanlık, yüksek bir din felsefesi olarak değilse bile, saygı gösterilen bir töreler topluluğu biçiminde insanların günlük yaşantılarına bile girmiş, henüz aydınlanmamış, büyük halk kitlelerine basit inançlar kalıbı
içinde, insanüstü, doğaüstü kavramını götürmüştü. Böylece, toplumun bütün sınıflarının yaşayışında dinsel olaylar büyük yer tutuyor ve Ortaçağuygarlığına hiç olmazsa yüzeyde tamamen dinsel bir nitelik veriyordu. Din yasalarına bağlı papazlar, eğitimin ve entellektüel yönelmenin tek kaynağı idi. Fransa'da Charleagne'dan itibaren hemen her manastırda bir ilk ve ortaokul açıldı. Piskoposlar katedrallerin yanında da okullar açtırıyorlardı. Okullarda ; teoloji, "Trivium" adıyla birleştirilmişdilbilgisi, diyalektik ve retorik "Quadrivium"adıyla biraraya getirilmiş, aritmetik, geometri, müzik ve astronomi eğitimi veriliyordu.

Üniversite ve Fakültelerin gelişimi nasıl olmuştur?

Eğitim XIII. yüzyıla kadar manastır ve piskoposluk okulları arasında paylaşıldı. Paris'te üniversite 1221 tarihinde tüzel kişiliğini kazandı ve Paris Şansölyesi ile mücadelesini sürdürdü. 1231 tarihinde Şansölye boyun eğerek profesörlerin üniversite mensuplarıtarafından seçilmesi yöntemini kabul etti. Piskoposluk yönetiminden kurtulan üniversite, yeni bir site oluşturarak bağımsızlığını ilan etmiş oldu. Bu yeni kuruluşiçinde aynıülkeden gelen öğrencileri toplayan gruplarla, aynı dersleri okuyan öğrenci grupları (fakülteler) ayrıldı. 1231 yılında bir kararla dört fakülte ; teoloji, tıp, hukuk ve güzel sanatlar fakülteleri kuruldu. Rektörler XIII. yüzyılda üniversitenin en büyük idari görevlisi oldular.

Felsefe kavramının gelişimi nasıl olmuştur?

X. Yüzyıldan itibaren bütün Ortaçağ sürecinde hiç gelişmemiş olan felsefe kavramında ve incelemelerde bir yeniden doğuşgörülür. Reims'de Gerbert, öğretisi için diyalektik yönteme başvurdu ve Quadrivium Dörtlüsü'nü yarattı. Sonra Eulbert de Chartres kesin mantığıtercih etti ve Ortaçağdüşüncesinin skolostisizme yönelmesini sağladı. Onunla üniversiteler arasıbir çatışma başladı. Bir bölüm gerçekleri (realist), diğer bölüm ise adcıları (nominalist) biraraya getiriyordu. Gerçekçiler için genel düşünceler doğanın gerçeklerinden hareket ediyordu. Adcıların gözünde ise düşünce, bir addan ibaretti. Bu çatışma ve tartışmalar sonunda kilisenin şiddetli tepkisine rağmen inançla bilim arasındaki ilişkiler konusu ilk olarak dile getirildi. Saint Anselme, inancıbilimle bağdaştırmayıdenedi. Akla hala güvensizlikle bakılıyordu.
XII. yüzyıl düşüncesi Eskiçağın büyük düşünürlerinden Eflatun'da aradığı desteği ve önderi buldu. Birçok düşünür, onun düşüncelerini Hırıstiyan inançlarıyla bağdaştırmayıdenedi ve sonunda gerçekçiliği ispat eden delilleri bu sentezde buldu. Zamanla bu düşünce yarıresmi bir nitelik kazandıve kilisenin öğreticileri tarafından benimsendi.
Gerçekçilik okullara yerleşirken Adcılar da tartışmalarını sürdürüyorlardı. Aristo'nun eserleri Araplar eliyle Avrupa'ya geldi. Gezimciler (Peripatetisyen)'in eleştirme yöntemi, XII. Yüzyılın önemli bir kişiliği olan Abélard (1079-1142)'da ateşli bir hal aldı. Abélard, sofu bir Hırıstiyandı fakat düşüncesinde akla gitgide daha büyük bir yer vermeye başlamıştı. Felsefesi ve ahlak anlayışı içinde Hırıstiyan inancından oldukça uzaklaşmış bir kişiselliği savunuyordu. Kilise tarafından mahkum edilmesine rağmen Ablard'ın felsefesi XII. Yüzyılın ikinci yarısında Avrupa düşünürlerini derin bir şekilde etkiledi. XIII. Yüzyılda Paris Üniversitesi'nin kuruluşu ve Avrupa'ya Aristo'nun yeni eserlerinin gelmesi doktrin çatışmalarını hızlandırdı. Kilise boşuna bir çaba ile Hırıstiyan inancı ile bağdaşmayan yeni düşünce akımlarını engellemeye çalıştı, Aristo'nun okutulması yasaklandı. Bu arada orta bir yol bulma adına Thomas d'Aquinas (1224-1274) dinsel inançlarla gizemcilerin öğretisini birleştiren yeni bir felsefe ortaya attı ve böylece çağının manevi dengesinin de kurucusu oldu. Saint Thomas, evrende bir tek gerçeğin varolabileceğini ve bu nedenle dinin ve bilimin birbiriyle mutlak bağdaşacağını savunuyordu. Saint Thomas, Aristo öğretisini din felsefesi ile barıştırıyordu.
Thomas d'Aquinas'dan sonra bütün XIV. Yüzyıl, onun felsefesinin iki yönlü gelişmesi ile etkilendi. Bir akım, inancın ağır bastığıgörüştü. İkinci akım ise, akılcıların ve bilimcilerin hakim olduğu görüştü. İşte daha sonra bu ikinci akımın güçlenmesi, Rönesansın temellerini hazırlıyordu. Bu akılcı görüşün en büyük temsilcisi Robert Bacon (1210-1294)'dur. Bacon, Aristo öğretisi üzerinde deneyci bilimin temellerini attı. Evrende tek gerçek varolduğu noktasından hareketle aklın özgür bir çalışma ile bu gerçeğe erişebileceğini savunmakta idi.

Batıda bilimin gelişimi nasıl olmuştur?

Batıda bilimin gelişmesi tesadüflerin ve biraz da ampirizmin yardımıyla oldu. Matematikte kesin olarak hiçbir gelişme yoktu. Pisa'lıLeonardo Arap rakamlarını basitleştirerek bazı cebir problemlerini çözdü. Fakat ilk gerçek matematikçilerin ortaya çıkması için XIV. yüzyılı beklemek gerekecekti. Fizik ve Kimya, Aristo'nun yaptığı gözlemlerden ileri gitmemişti. Albert le Grand, arsenik üzerinde bazı deneyler yaptı. Robert Bacon, aynalarıve ışığın kırılmasıolayınıinceledi ve gözlüğü keşfetti. Raymond Lulle, amonyum karbonat ve nitrik asiti ayırdı. Tıp, diğer bilim dallarından daha çabuk gelişmişti. Özellikle İtalyan Okulu, dönemin ünlü doktor ve cerrahlarını yetiştirdi.

 


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy