On Adımda Unutmak - Stüdyo Oyuncuları Projesi

Yazdır

Reklamlar

10 Adımda Unutmak (Anti-Prometheus)10 ADIMDA UNUTMAK (ANTI-PROMETHEUS)

Vergessen In 10 Schritten (Anti-Prometheus)

 

 


İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, Ruhr 2010, Stiftung Zollverein ve Atina Festivali’nin ortaklığında gerçekleşen PROMETHIADE projesi kapsamında STUDYO OYUNCULARI 10 ADIMDA UNUTMAK (ANTI-PROMETHEUS) oyunu 18 -19 Temmuz’da İstanbullu seyircilerle buluşuyor. Oyun daha sonra  23 -25 Temmuz tarihlerinde 2010 yılında Kültür Başkenti unvanını İstanbul’la paylaşan Essen’de Stiftung Zollverein’da sahnelenecek.
 
10 ADIMDA UNUTMAK (ANTI-PROMETHEUS) bireysel küçük dünyasına sıkışmış, hayata müdahale etme yeteneğini ve büyük umutlarını ve uzun vadeli projelerini, kısa vadeli ve küçük kazanımlara feda etmiş, kendisine sunulan küçük konforlar aracılığıyla çevresine ve çevresindeki insanlara, sorunlara duyarsızlaştırılmış, maruz bırakıldığı bilgi bombardımanı içinde giderek farklı bir anlamda bilgisizleşmiş ve sonuçta cahilleştirilmiş çağdaş insanın tragedyasıdır.
 
Dünyaya müdahale etme yeteneğini terk ederek, “umut”u sistemin kendisine vaat ettiklerinden ibaret görmeye çalışan çağdaş insanın tragedyası, ışık, ses, dekor gibi temel sahne elemanları ile oyuncu arasında gerçekleşen zorlu bir mücadele aracılığı ile ifade edilmekte ve bu mücadele oyunun ana eksenini oluşturmaktadır.
 
Oyun, ateşi insanlığa armağan ederek kendini feda eden Prometheus gibi sisteme karşı çıkarak “sistemin mahkumu” olmak yerine, gönüllüce “sisteme mahkum olanlar”ın görmezden geldikleri tragedyalarını, ironik bir metin ve performans diliyle sergiler.
 
Oyuncuların zorlu oyun koşullarına maruz bırakıldığı ve oyunun iki dilliliğinin, oyuncunun yönelişini belirleyen  gerekli ve zorunlu koşulları oluşturduğu, sahne elemanlarının bizatihi varlıklarının zorlayıcı oyun kurallarına dönüştüğü oyunda,  hem sahne hem de seyir yeri için “gerçek” bir paylaşım ve  performans süreci yaratılmaktadır.
 
 
 
YÖNETEN:   Şahika Tekand
YAZAN:    Şahika Tekand
Sahne TASARIMI: Esat Tekand
IŞIK TASARIMI: Şahika Tekand
KOSTÜM TASARIMI: Esat Tekand
YÖNETMEN YARDIMCILARI: Ayse Draz, Verda Habif, Selen Kartay, Nilgun Kurtar
OYUNCULAR: (Alfabetik Sırayla) Stephen Appleton, Cem Bender, Markus Haase, Selen Kartay, Jochen Lengenfelder, Yiğit Özşener, Ahmet Sarıcan, E. Caglar Yigitoğulları
IŞIK VE KOMUT MASASI OYUNCULARI: Verda Habif, Selen Kartay, Nilgun Kurtar

 

Yazar ve Yönetmenin Notlarından:

Düzene mahkum olanların tragedyası

Cumhuriyet Gazetesi

"Kendini feda, düzene başkaldırı gibi kavramların en hafif haliyle romantik bir aptallık, ama en yaygın haliyle de enayilik olarak kabul edildiği günümüz dünyasında, tanrılardan ateşi çalan ve Zeus'a başkaldıran Prometheus, düşünsel olarak linç edilmiş durumda. Ama bence zaten çağdaş insanın farketmediği, farketmemek için elinden geleni yaptığı tragedyası tam da bu."

Ceren Çıplak

Cumhuriyet- Eğer vicdanınızın sesini dinlerseniz bu çağdaş sistem içinde pek de mutlu yaşamanız mümkün değil... Şahika Tekand  “Promethiade Projesi” kapsamında ele aldığı “10 Adımda Unutmak (Anti-Prometheus)”la, Prometheus mitini ters yüz ediyor.

Aeskhylos’un “Zincire Vurulmuş Prometheus” tragedyasının konsepti çerçevesinde,  üç ayrı tiyatro eserinin dünya mirası mekanlarda sahnelenmesi üzerine oturan ve üç ülkeden sanatçılarla gerçekleşen projenin İstanbul ayağını kapsayan oyun,  Aeskhylos’un Prometheus’una göndermede bulunuyor.

Yunanistan’dan Attis Tiyatrosu, Almanya’dan Rimini Protokoll ve Türkiye’den Studio Oyuncuları’nın  katıldığı projede Tekand, “10 Adımda Unutmak” derken de, gelişmenin ‘adım’larını vurguluyor. 

Tiyatro tarihinin en devrimci metinlerinden biri olarak nitelenen Prometheus’un hikâyesini dünyanın ve sistemin değiştirilemez olduğu safsatasının dünyada yaygınlaştırıldığının altını çizerek anlatıyor Tekand. “Promete belki Zeus’un sistemini yıkamayacağını biliyordu, ama...” diyor, “Zincire bağlanmayı göze aldı. Bizim de böyle bir promete dürüstlüğüne ihtiyacımız var. Tam anlamıyla çağdaş insanın tragedyasını ortaya çıkardım. ‘Anti- prometheus’ ismi çağdaş insanın genel karekterini çok iyi tarif ediyor bence.”

 “10 Adımda Unutmak (Anti-Prometheus)” Studio Oyuncuları ve İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatroları ortak yapımı. Oyun, bugün ve yarın saat 21.00’de Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.

- Daha önce de “Oidipus Nerede”, “Oidipus Sürgünde” gibi özel projeler yaptığınızı biliyoruz. Antik tragedyaları çağdaş yorumlarla sahneye koymanın önemi üzerine neler söylersiniz?

Antik Yunan tragedyalar hem biçimsel olarak çağdaş olana verdiği imkanlar hem de “trajik olan”ın ifade edilmesi için sunduğu anlamsal imkanlar ile çağdaş tiyatro için tükenmez bir kaynak. Bugünün insanının tragedyası, aslında varolan “trajik olan”ı görmezden gelmesinde, hesap vermeyi unutmuş olmasında yatıyor. Antik metinlerin temel konseptleri de bunları yeniden ifade etmede olağanüstü kaynaklar sunuyor.

- Anti-Prometheus, düzene teslim olmayıp düzene gönüllü olarak boyun eğen bir karakteri anlatıyor tragedyanın tersine. Bir yandan da tragedya içinde tragedyaya açılan bir yorumu içeriyor. Bu tersten ve karşılıklı bakış yolunuzu açmış, malzemeyi zenginleştirmiş olmalı...

Yazmaya başladığım anda kafamda yankılanan da buydu. Düzenin mahkumu olmaktan korkup düzene mahkum olanların tragedyasını yazmaya karar verdim. Anti-Prometheus adı da  daha ilk başta konuverdi böylece.

- Yani sisteme karşı çıkan Prometheus'un trajedisi, bir taraftan da bugünün sisteme boyun eğen insanlarının çıkmazı..

Prometheus’un tragedyası, bugünün insanı için bırakın anlaşılmayı, hatırlanması bile huzursuzluk verecek bir hikaye. Camus’nun belki biraz abartarak söylediği gibi bugünun insanı, Prometheus’la karşılaşsa onu ancak linç ederdi. Kendini feda, düzene başkaldırı gibi kavramların en hafif haliyle romantik bir aptallık, ama en yaygın haliyle de enayilik olarak kabul edildiği günümüz dünyasında, tanrılardan ateşi çalan ve Zeus’a başkaldıran Prometheus, düşünsel olarak linç edilmiş durumda. Ama bence zaten çağdaş insanın farketmediği, farketmemek için elinden geleni yaptığı tragedyası tam da bu .

- Bu iki dilli bir oyun, üç Alman üç Türk oyuncu var. Farklı iki dili sahnede nasıl kullandınız?

Kültürlerarası nitelik taşıyan böylesi projelerde sizden genellikle yine ‘kültürlerarasılık’ sorununa ilişkin bir fantezi geliştirmeniz beklenir. Ben inatla oyunu böyle ele almayarak dünyadaki çağdaş sistem sorunu ile ilgilendim. Bu nedenle sahne üzerinde Türkler ve Almanlar yok bu oyunumda. Türkçe ve Almanca var ve bunlar sadece müziği itibariyle farklı diller. Ama bu iki farklı müziğin yanyana getirilmesiyle bana ait yeni bir teatral dil ve müzik elde ettim.

- Sahnede ‘ışık’ oyuncularınız da var, Oyundaki ‘ışık’ın rolünden bahseder misiniz biraz?

Oyunu izleyenler, yine seyirciye yabancı olmayan ışık sistemimle karşılaşacaklar. Ancak bu kez  bir sürpriz olarak yeniden biçimlendi ışığın kullanımı. Işık tasarımı, bir yandan oyunun matematiğinin asal aktarıcısı haline gelirken, bir yandan da sahne üzerinde eğlenceli bir oyun alanı, adeta bir sirk alanı yarattı. 

- Oyundaki sandalyeler, kullanılması gereken reel malzeme mi yoksa herhangi bir şeyin sembolü mü?

Ben hiçbir zaman sadece sembolik anlamlar taşıyan nesneler kullanmam oyunlarımda. Burada da sandalyeler, sandalye olarak kullanıldı tabii. Ama bütün olup bitenin toplamında, seyircide oluşacak  “miş gibi” durumu için de katmanlı anlamlar taşıyor. Oturacak yer, statü, mülk, yük, geçmiş...

18 Temmuz 2010