ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Friday, Oct 18th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Felsefe Yazıları Eğitim ve Felsefe İlişkisi Üzerine Eleştirel Bir Deneme


Eğitim ve Felsefe İlişkisi Üzerine Eleştirel Bir Deneme

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Eğitim ve felsefe ilişkisi üzerine eleştirel bir deneme..

İnorganik doğanın en temel özelliği değişip dönüşmektir

Maddi evrimin en uygun anında, inorganik doğanın organik doğaya sıçraması, nesnel olanın değişim dönüşüm yasalarına, gelişim yasalarının da eklenmesini sağlar..İşte bu noktada doğa; inorganik doğa yasalarıyla birlikte, organik doğa yasaların da etkisi altına girer..Artık doğa, hem inorganik, hem de organik bir yapıyı içerir..Organik doğanın tek canlı hücreden insana kadar gelen sürecinde, canlılık; türlerin birbirine dönüşümü ve gelişimi yasalarıyla işler..

Organik doğanın en temel yasalarından biri eğitimdir..

Organik doğayı oluşturan her canlı türü, yaşamını ve türünü sürdürebilmek için, doğal organik yasaların bilgisiyle sınırlıdır..
Her canlı türü, doğanın bir yasası olan ‘varolma savaşımını’ bilmek ve türünün devamını sağlamak için, bu bilgiyi bireylerine genetik kodlamalarla aktarmak sorumluluğundadır.. Bu doğanın bilinçsiz eğitim durumudur ve tüm yaşayan türler, bu bilinçsiz doğal eğitim durumuna uyum sağlamak zorundadırlar..Doğanın bu eğitim yasasına uyum sağlayamayan türler, yaşam alanından çekilmek zorunda kalırlar..
Doğanın diyalektiği, doğanın üçüncü aşamasında tamamlanır. Birinci evre olan inorganik doğa, ikinci evrede organik doğaya, üçüncü evrede de toplumsal doğaya sıçrar..Artık doğa diyalektik üçlemesini tamamlamış ve emeği üreten insan; emekle birlikte kendisini ve toplumsal yasaları da var etmiş olur..
Toplumsal yasalar, inorganik doğa yasaları ve organik doğa yasalarıyla bir diyalektik bütünlük oluştururlar ve bu bütünlük, doğal bilinçsiz eğitimin dönüşüme uğratıldığı; işin içine bilincin katıldığı süreci başlatır..
İnsanın var olduğu noktada, doğanın ilk iki evresinden kopmadan, ama yeni bir eğitim yasası çalışmaya başlar. Organik doğadaki türsel eğitimin evrimlerinin gelecek kuşaklara aktarımı; insanda, üretilen aletlerin ve bu aletleri üretebilmenin bilincinin aktarımına dönüşür..
Başka bir söylemle; insan dışındaki türler eğitimi, gelecek kuşaklara genetik kodlamalarla ve sınırlı biçimde bireysel yaşamlarıyla aktarırlar. Örneğin, avcı bir hayvanın fizyolojik doğasını yavrusuna genetik kodlamalarla aktarması ve avlanmayı da yaşamsal pratik içinde öğretmesi gibi…İnsanda ise bu süreç, onun toplumsal bir varlık olması bakımından, organik doğadaki türlerden farklı çalışır. Çünkü insan; toplumsal üretim bilinciyle insanlaşır ve bu bilinci gelecek kuşaklara aktararak türsel gelişimini sürdürür..
İnsan türünün yaşamını sürdürebilmesi; doğadan kopmadan, doğa yasalarına egemen olmanın savaşımını biçimlendirmekle gerçeklik kazanır. Bu ise, doğa yasalarının kavranmasının eğitimini gerektirir. Organik doğanın canlıları, doğal yasalara uyum sağlayabilmenin eğitimiyle yaşarlar. İnsan ise bu yasalara egemen olmadan yaşayamaz.
Toplumsal bilincin evrimsel gelişim süreçlerinin yakın tarihlerinin izlenmesi bizlere, insanın üç temel bilinçlenme biçimi olduğunu gösterir.

1. Metafizik-idealist dönem..

2. İdealist-kaba materyalist dönem..3. Diyalektik ve tarihsel materyalist dönem..

Çağdaş bir insan için eğitim; bu üç dönemin öğrenilmesi ve içselleştirilip davranışlara dönüştürülmesi sürecidir..Bu süreç insanın fetus döneminden başlar ve insanın tüm yaşamı boyunca kesintisiz olarak sürer. İnsan nesnel bakımdan olduğu kadar, öznel bakımdan da oluşumunu tamamlamadan doğar ve oluşumunu tamamlamadan ölür.
Çağdaş bireyin, tüm yaşamı boyunca iki temel okulu vardır.

1.Materyalizmin kaba algılanışını da içine alan, Metafizik-İdealist okul.

2. Tarihsel ve Diyalektik Materyalist okul.

Bu iki temel okul, bir insanın yaşamı boyunca çeşitli biçimlerde karşısına çıkar. Bu okulların dışa vurumu; Bilim..Ekonomi-politik..ve Kültür-Sanat alanlarında gerçekleşir.
Sözünü ettiğimiz her iki okul; bilim, ekonomi-politik ve kültür-sanat anlayışlarında, farklı iki temel dünya görüşünü gerçekleştirirler. Metafizik-İdealist dünya görüşü, temelini, üretim ve eğitim özgürlüklerinin kısıtlanması, baskılanması ve toplumsal emeğin sömürüsüne dayandırdığı için, akıl dışı, bilim dışı bir içeriğe sahiptir.
Tarihsel ve Diyalektik Materyalist dünya görüşü ise; temelini nesnenin ve öznenin bilimsel algılanmasına dayandırdığı için, bilimsel bir içerik ve bu içeriğe uygun bir gelişme yapılanması içindedir.
Ekonomi-politik, bilim ve kültür-sanat, insanı toplumsal yaşamının üç temel alanıdır. Bu üç temel alandaki nesnel ve öznel gelişmeler; insanın nesnel ve öznel yapısını her an yeniden yeniden biçimlendirir ve etkisi altına alır.
Bir insanın nesnel ve öznel yaşamındaki tüm davranışları ve düşünceleri, ekonomi-politik, bilim ve kültür-sanat alanlarında gerçekleşir ve bir insan asla bu üç alanın dışında kalamaz.
Sözünü ettiğimiz bu üç alanın da kendi içinde iki boyutu vardır. 1. Pratik eğitim ve uygulama boyutu.

2. Teorik eğitim ve uygulama boyutu.

Bu iki boyut, diyalektik bir bütünlük oluşturup, her aşamada birbirlerini içerirler.
Bu iki boyutun, yukarıda sözünü ettiğimiz iki okul tarafından ele alınan iki temel eğitim biçimi vardır. Metafizik-idealist okul bu boyutları insanlara, sonuçları tekbenciliğe (solipsizm) kadar uzanan bir bireysellik içinde aktarır. Bu düşünme biçiminde esas olan birey ve bireyselliktir. Sürekli olarak bireysel kurtuluş ve bireysel yaşam öne çıkarılır. İnsanlar toplumdan soyutlanmış birer soyut birey haline getirilmeye çalışılır. Çünkü, toplumdan soyutlanan bir birey, sömürüye ve baskıya daha açık ve savunmasız hale gelmiş olur.
Tarihsel ve materyalist diyalektik yöntem ise bütünüyle toplumcudur. Metafizik-idealist yöntemde toplumsallığından koparılmış birey, bu yöntemde yeniden toplumsallığına bağlanmış ve bireyin toplumsallığı öne çıkarılmıştır. Çünkü bireylerin tek tek bir araya getirilmiş aritmetik dizilişi, ‘toplumun ve toplumsal olanın’ tanımı vermez.
Toplum; Doğal yaşamsal zorunluluklar nedeniyle üretim için bir araya gelmiş bireylerin, toplumsal üretim ve toplumsal paylaşım ilişkilerinin toplamıdır. Bir insanı toplumsallığından soyutlarsanız o artık insan olmaz..
Buraya kadar söylenmiş olanlardan şöyle bir sonuç çıkarmak olasıdır: Bir insanın tüm yaşamı boyunca bir eğitim sürecinden geçtiği temel bir gerçekliktir. Eğitim, insan olmanın en temel argümanıdır. Çünkü insan, eğitim demektir bir anlamda.
Burada temel sorun, eğitimin niteliği ve içeriğidir. İçinde yaşanılan Kapitalist-Emperyalist düzen, bireyleri her an yeniden yeniden eğitimin metafizik-idealist algılanışına yönlendiriyor ve gerçek okul olan tarihsel ve diyalektik materyalist okulun alanını sürekli olarak sınırlıyor ve daraltıyor..

Öyleyse ne yapmalı..

Sanırım burada, insanlığın en büyük düşünürlerinden biri olan Epikuros’a kulak vermek bir başlangıç oluşturabilir..
“Payına gerçek özgürlük düşmesi için,felsefeye hizmet etmen gerekir. Felsefeye boyun eğmiş, kul olmuş kişi, beklemeye gerek duymaz, hemen kurtuluşa erer. Çünkü felsefeye hizmet etmek özgürlüğün kendisidir. Kişi gençken felsefeyle uğraşmayı ertelememeli, yaşlanınca da bu uğraşıdan bıkmamalı. Çünkü ruh sağlığını elde etmek için kimsenin yaşı henüz erken, ya da geç değildir. Felsefe çağının henüz gelmediğini ya da artık geçtiğini söyleyen kişi ise, mutlu olma çağının henüz gelmediğini ya da artık geçtiğini söyleyen kişiden farksızdır.”
 


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy