ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Sunday, Nov 29th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Felsefe Yazıları Aydının Kimliği ve İşlevi


Aydının Kimliği ve İşlevi

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Aydın'ın Kimliği ve İşlevi
________________________________________
-Haluk Güriz-
________________________________________


Aydın kavramının tanımı, uzun süredir tartışmalara neden olmuş ve üzerinde fikir birliği sağlanamamış bir konudur. Aydın toplumdan ayrı, üstün, fildişi kulesinde ahkam kesen, halkıyla bağını kesmiş bir insan mıdır? Yoksa hepimizde var olan insana ait duyarlılıkları kendi bilgi birikimiyle kaynaştırıp sentezleyen ve bunu dile getiren bir halk adamı mıdır?
 
Aydın öncelikle yaşam karşısında belirli dinamikler üzerinde kurulmuş bir duruşun ifadesidir. Zihinde kurulan karmaşık ve zengin teorik argümanların yaşam pratiğinde karşılığını bulmaya çalışır. Aydın oluş süreci; yerleşik, dökme kalıpların içine sığamayışı ve değişim huzursuzluğunu hemen her düzlemde içerir. Aydın, yazabildiği ve konuşabildiği sürece, egemen sınıfın tahakkümüne ve halkçı aygıtın eyyamcılığına karşı halkın savunucusu olmayı yeğler. Yönetsel erkle bağını kesmiş, gündelik çıkar ilişkilerinden uzaklaşmıştır. Yaşamını strateji ve taktikler üzerine değil; yalnızlığı, umarsızlığı ve zorlukları göğüsleyebilecek bir yalınlık üzerine kurmalıdır. Anlaşılmamak, yitirmek, duyarsızlıklar içinde örselenmek onu yolundan çevirmez. Aydın aldatmayan ve aldanmayan bir insandır. Aldanmamak hem varolanın bilincini, hem geleceğin sezgisini, hem de doğruluk ve güzelliğin gerekliliğini her düzlemde savunabilmektir. Aldatmamak ise iktidar ilişkilerinden yalıtılmış olmak, verili dizge içerisinde güç kazanmayı çürümek olarak görmek ve güçsüzlüğü bilinçle yeğleyebilmektir.
 
Aydın toplumun önünde oluşunu ve farklı algılamalarını bir üstünlük, bir statü için değil, sahip olduğu eylem iradesi ile toplumun iyiye, güzele gidişi için bir olanak olarak değerlendirir. Onun için iyi ve güzel kavramları, birer dogmaya dönüşmeden yaşam pratiği ile değişen kavramlardır.
 
Aydın; otoriteyle, hatta kendine yakın saydığı kişi ve gruplarla bile çatışmayı göze alır. Sınırlarını yalnız kendi aklı ve yüreğiyle çizer, kimseye hesap verme zorunluluğu hissetmez. Toplumu anlamanın ancak ayrıcalıksız sınıfların yanında yer alarak mümkün olacağını bilir. Aydınların düşüncelerinin kitlelerce benimsenmesi bazen kuşaklar boyu sürebilir.
 
Aydın; modalardan, günlük heyecanlardan uzak, insanlığın evrensel mirasını kuşanmış ve bunun gelecekle ilgili olanaklarını yaşama katmaya çalışan bir kafa emekçisidir. Aydın; doğal olarak, insani her türlü sorunu yaşayabilir. Bu bağlamda, aydının kutsal, mistik bir kavramsallaştırmadan uzak tutulması gerekir.
 
Aydın üzerinde en çok kafa karışıklığı yaratan ve tartışılan konulardan biri, aydının sınıfsal kökeni ve ne iş yaptığıdır. Aydın yalnızdır ve hiç kimsenin buyruğunda olmayan, statüsünü hiçbir yetkeden almayan birisidir. Kimse tarafından görevlendirilmemiştir. Egemen sınıf, onu ancak bilgi teknisyeni ve üst yapının küçük memuru olarak tanımak ister. Okur-yazar, yüksek öğrenim görmüş insanların aydın olarak tanımlanması az rastlanan bir durum değildir. Oysa bu "meslekleşmiş" aydınların çoğu, kendi mesleklerinin bilgileriyle toplumun meseleleri arasındaki bağları göremez haldedir. Meslekleşme gelişimi hızlanırken, toplumsal ve politik sorunlarda çocukça düşünceler edinmişlerdir. Bir kısmı da mesleki bilgilere dayanarak politikaya atılır ve kişisel çıkar sağlama yolunu seçer. Bir alanda teknik bilgi sahibi olmuş, eğitim seviyesi yüksek bireyler egemen sınıfça yapacağı işlere karar verilerek görevlendirilmeye çalışılır. Bu aşamada bilgi teknisyeni; ya egemen ideolojiyi kabul eder ve ona göre kendini ayarlar, ya da bundan hoşnutsuzluk duyup kendini oluşturan ideolojiyi sorgulayarak hegemonyanın bir öznesi olmayı reddeder. Böylece aydının yolu açılır. Gerçekte "kendisini ilgilendiren şeylerle uğraşırken", "kendisini ilgilendirmeyen şeylerle uğraştığı söylenen" biri olur. Egemen sınıfın verdiği bilgi sermayesini halkçı bir kültür için kullanma olanaklarını araştırır. Böylece aydın, pratik bilginin bir öznesiyken bundan kurtulmuş olur.
 
Aydın, kökende hiçbir zaman sınıflar içinde konumlandırılamasa da orta sınıfın bir üyesi olduğunu duyumsaması iyi bir şeydir. Küçük burjuva aydını kendi çelişkisini çözümlemek için işçi sınıfının saflarına katılmışsa da kendi ile bir çatışma içinde alışkanlıklarıyla da savaşır.
 
Aydını pratik bilgi teknisyeninden ayırdıktan sonra aydın olmanın koşullarını, aydın olmanın önündeki engelleri ve aydın-sahte aydın çatışmasının nedenlerini somutlaştırmaya çalışalım.
 
Aydın çağının tanığıdır. Yaşadığı dönemdeki olumsuz koşulları ezilen geniş halk yığınları  lehine değiştirme çabasındadır. Bunun için çağların içinden süzülüp gelen bilgilerle oluşturulmuş bir bilinçle işlek bir düşünsel sistematik ve insan sevgisini önde tutan bir duyarlılığın birleşimidir. Aydının olmazsa olmaz özelliklerinin, bilgilerini, düşünme sistematiğini sürekli sorgulayabilme ve varolan düzene muhalefet etme olduğu söylenebilir. Aydının bir inanç adamına veya düzenle ittifak halinde bir seçkine dönüşmesi, kendi sonunu hazırlamasıdır. Bu durum onu egemen düzenin teknik uzmanına, sömürü ve baskı ilişkileri teorisyenine dönüştürür. Çoğu üniversite mezunu, meslek gelişimini tamamlamış uzmanlar, hatta öğretim üyeleri; bu kategorinin içindedir.  Bunlar, gerçek çarpıtma mekanizmasının teknokrat kılıklı destekçileridir ve sınıflarının bakış açısıyla uyumlu olarak işleyen çarkı destekler bir tutum almışlardır.
 
Özellikle ülkemiz koşullarında aydın olmanın önündeki en büyük engeller; tembellik, korkaklık, kendi "ben"ine verilen aşırı değer ve önemdir. Bunlar giderek "entelektüel cemaat" içindeki seçkinlerin arasında düzenin en fazla "cici muhalefeti" olacak bir konumlanmaya yol açar. Bu grupta yer alan sahte aydınlar, egemen kesimlerin ve orta sınıfın sözcülüğüne soyunarak gerçek aydınları kınarlar. Varolan muhalefeti ehil hale getirmek, düzen için zararsız soyut sloganlara indirgemek gibi bulanıklaştırma, belirsizleştirme yöntemlerini uygularlar. Örneğin sahte aydınlar, gökten indirilmiş bir "ideal barış" yanlısı gibi görünürler. Gerçek aydın ise emperyalizme, ırkçılığa sömürüye karşı ezilenlerin zaferi ile tüm savaşların durdurulması üzerine yeni bir insani düzeni savunur. Aydın; tüm çatışmalarda ezilen kitlelerden, yoksun bırakılanlardan yana tavır alır. Türk aydınının iki önemli dezavantajı vardır. Bunlar tarihe yabancılaşma ve kaderini devletin kaderine bağlamadır. Bu da tarihten kopuşa, yapma ve uydurma tarihe sığınışa yol açar. Halk kitlelerinden habersiz fikir planını ancak dışarıdan aşırılan soyut hatta soysuzlaştırılmış kavram kalıplarına hapsetmiştir.
 
Bütün bu olumsuz ve zor koşullar arasından doğan aydını bir de egemen güçlerin farklı giyim ve konuşma, özenti bir dil ve statü şeklinde konumlandırdığı sahte aydınlardan uzak durma güçlüğü, maddi sıkıntılar, egemen güçlerin baskısı, bilinci bulanıklaştırılmış halk kitlelerinin saldırılarını göğüslemek beklemektedir. Oysa o, kendi çıkarının ve konforunun kör kuyusuna düşmemenin, "ben" duygusundan sıyrılmış olmanın verdiği güçle çağının ve toplumunun koşullarını büyük insanlık adına daha iyi bir yere götürme mücadelesini karşılıksız olarak yapar. Demir parmaklıklar, hain pusular, toplumsal linç ve suskunluklar; aydın düşmanlığının yaşamdaki somut karşılıklarıdır. Dünyayı ilerleten dinamik ise hep onun düşüncelerinden süzülür. 
                                                                                  

2006


Cevaplar (1)Add Comment
dheria

:)


yazar dheriau, Şubat 01, 2011
bu siteye bu reklam ''islamı site evlilik' hiç yakışmamış adminlerr... :)

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy