ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Thursday, Sep 19th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Felsefe Yazıları Değerlerin Hiçliği-1


Değerlerin Hiçliği-1

e-Posta Yazdır

Reklamlar

 

 

Nereden geldiğimiz ve nasıl geldiğimiz konusundaki tartışmalar her zaman sürecek ve bu hiç bitmeyecek gibi.Bu konuda kendine daha rahat bir yol seçip hazır,kurulu ve sistemli bir fikir olan Adem miti;diğer tarafta ise bilim insanlarının bir çoğunun kimi teorilerle güçlendirmeye çalıştıkları ‘ortak ata’ fikri yer alıyor.Bu iki çatışmalı fikirden hiç birisi şunu söyleme erdemini göstermiyor:İnsan nereden ve nasıl gelirse gelsin,o daima çıplak gelmiştir.Sanırım bu iki fikrin çemberinin dışına çıkıldığında,geriye şu fikir kalıyor:İnsan çıplak bir varlıktır.Şimdi bu sözü değerlendirelim.Nedir bu çıplaklık?

Özellikle günümüz sosyal bilimlerinin çok fazlaca söyledikleri şey,İnsanın toplumsal bir varlık olduğudur.Bu fikir bir kez kabul gördü mü yani insanın toplum dışı bir varlık olabileceği fikri reddedildi mi ortaya,yüzyıllardır süren problemler çıkıyor.

 

Değerler ve kimlikler.

Değer denilen şey,genel itibariyle insanın kendisiyle birlikte anlam verdiği her şeydir.Fakat sorun da burada başlamaktadır.Değere sahip olan yani değeri veren de değerlenen de hep insan olmaktadır.Yani insan hem nitelik atfeden hem de atfedilendir. Büyük bir ihtimalle,özellikle nesne dünyasında,bu değerlerden insan dışında kimsenin haberi yoktur.Dolayısıyla İnsana verilen değer ile eşyaya verilen değerin tek bir paydası vardır:İkisine de sadece insan değer verir.Bu anlamda insanın değer dünyası zihinsel bir kurgu haline almakta ve bu bir yanılgı olmaktadır.Ve bu yanılgı değer dünyasını o kadar çok değerli kılmaktadır ki uğruna savaşlar ve yıkımlar meydana gelmektedir.Doğada bunu yapan sadece insan varlığıdır.Var oluşuna anlam katan insan elbette sorgulayan ve düşünen bir varlıktır fakat düşünme beraberinde varlığı mı meydana getirir?Eğer bu soruya evet yanıtı verilecek olursa insanlığın tüm aşamalarının idealist bir bütünsellik oluşturduğu fikri de ortaya çıkacaktır.Doğada var olmayan şeyler,insan tarafından nasıl olurda ortaya konur ve bu çok katı bir şekilde bütün bir yaşam boyunca devam eder?

Denizdeki gel-git olayının bir balık için kötü,bir bitki için iyi olduğuna kim nasıl karar verir?Güneşin sürekli bir şekilde-en azından şimdilik-ışık saçmasının ya da dünyanın dönüyor olmasının iyi olduğu fikri nereden gelmektedir?Bu sorular çoğaltılabilir fakat hepsinin tek bir cevabı olacaktır:İnsan…

İnsanın değer dünyası sadece iyi-kötü üzerine değil çirkin-güzel;temiz-kirli;siyah-beyaz üzerinedir de.Dolayısıyla insan değerleri var ederken aslında bir anlamda dünyayı anlamlandırmaktadır.Yani olmayan bir şey yaratmaktadır.Bu tıpkı matematiği var etmek gibidir.Kimisi buna itiraz edebilir:Matematik bir bilimdir.Nasıl olurda o bir kurmaca olabilir diye?Böyle bir itiraza söylenecek tek şey matematiğin içeriği boş olan bir varsayımdan medyana gelmiş olduğudur.Bu elbette matematiği gereksiz kılmıyor.Dünya sadece dünyadır.Ama insan sadece insan değil aynı zamanda dünyanın içinde başka bir dünyadır.Bu başkalık ona özgü olmakla birlikte yıkarda değindiğimiz gibi tüm problemlerin kökenidir.

Özellikle kavram dünyası değil de değer dünyası olarak algıladığımız bu dünya bize sadece dört boyutlu(uzunluk,genişlik,derinlik ve zaman),fizik kurallarının geçerli olduğu bir dünya olarak gelmektedir.Bu boyutların içerisinde değer diye bir boyut yoktur.Elbette olmaması doğaldır çünkü değer denen şey zaten yoktur.Değer dünyası fiziksel değil metafizikseldir ve bu anlamda da gerçek değildir.İyi ya da kötü hiçbir şekilde bizim fiziksel dünyamızda somut bir şeylere karşılık gelmemiştir.Epistemolojik temellerine bakıldığında ise karşımıza özellikle Platon gibi bir kurgucunun fikirleri çıkmaktadır ki en büyük ‘değerci’ Platon’dur.Zira Platon kendisinden sonra gelen bir çok düşünürü etkilediği gibi değer fikirleriyle dinleri de etkilemiştir.Onun fikrinin özeti şudur.İnsan hiçbir şekilde bu dünyaya ait değildir.Çünkü fiziki dünya idealist bir çizgiye uymamaktadır.Bu yüzden de insan yeni bir dünya aramalıdır.Bu da fiziğin dışında insan varlığının elinde kalan yegane şey olan akılla olur.O akıl ki kendini sınırsız bir sınırın içine atar ve Platon’a göre ‘en iyi’yi bulmak için sürekli bir şekilde kendini var eder.Platon sadece iyi ile yetinmemiştir elbette.Ona göre iyi sadece bu dünyadaki toplumsal ilişkilerden ve değişen doğadan çıkan bir değerdir.Asıl önemli olan ise insanın zaten kendi aklında var olan mükemmellik fikriyle paralellik gösteren en iyi fikridir.Platon gerçekten de çok iyi bir kaçış yolu bulmuş.

 

 


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy