ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Monday, Jun 21st

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Felsefe Yazıları Cioran Söyleşisi


Cioran Söyleşisi

e-Posta Yazdır

Reklamlar

21/9/2007

E. M. Cioran / Ezeli Mağlup (SÖYLEŞİLER)

 

Cioran Söyleşisi

 

* Artık bugün kendimi Avrupalı, Batılı hissetmem gerekirdi; ama durum hiç de öyle değil. Epey ülke gördüğüm ve epey kitap okuduğum bir ömrün sonunda Rumen köylüsünün haklı olduğu sonucuna vardım. O hiçbir şeye inanmayan; insanın mahvolmuş olduğunu, yapacak bir şey kalmadığını düşünen ve kendini tarih tarafından ezilmiş hisseden köylünün... O kurbanlık ideolojisi, bugün benim de anlayışım oldu, tarih felsefem oldu. Gerçekten, bütün entellektüel birikimim hiçbir işe yaramadı! * Bir kitabın hakikaten bir yara olması gerektiğine, okurun hayatını herhangi bir şekilde değiştirmesi gerektiğine inanıyorum. Benim kitap yazarkenki fikrim, birinin gözünü açmaktır, onu sopalamaktır. (...) Eğer kitaplarım soğuduğumda yazılmış olsalardı, tehlikeli olurdu bu. Ama ben soğuyunca bir şey yazamıyorum; durum ne olursa olsun, titreye titreye sakatlığının üzerine çıkan bir hasta gibiyim. * Sıkıntı bir baş dönmesidir, ama sakin ve yeknesak bir baş dönmesidir; evrensel anlamsızlığın ortaya çıkışıdır; bu dünyada da öbür dünyada da bir şey yapılamayacağının, yapılmaması gerektiğinin, hayrete varan, ya da en üst basirete varan kesinliğidir; bize uyabilecek ya da bizi tatmin edebilecek hiçbir şey yoktur dünyada.   * Zamanın bilincinde olmayanlar sıkılmaz; hayat ancak, geçen her anın bilincinde olunmazsa tahammül edilebilen bir şeydir; yoksa bizim için her şey berbat olur. Sıkıntı tecrübesi, azmış zamanın bilincidir. * Aslında tek hakiki dünya, her şeyin mümkün olduğu, ama hiçbir şeyin fiiliyata geçmediği ilkel dünyadır. * İnsanın trajedisi, bilgidir. Bir şeyin bilincine vardığım her sefer, onun duygusunun zayıfladığını daima fark etmişimdir. Bir kitaba verilmiş en güzel ad, bence “Bilinçli Olma Bedhbahtlığı”dır. Bunu yazan bir Alman, kitap iyi değil; ama adı, benim hayatımı özetleyen formül. Bütün yaşamım boyunca aşırı bilinçli olduğumu zannediyorum ve hayatımın trajedisini oluşturan da bu. * Beni okuyan kimseler, beni bir nevi lüzum üzerine okuyorlar. Kabaca dile getirirsek, sorunları olan kimseler bunlar – aldığım mektuplardan görüyorum bunu. Bunlar depresyonlu, içi içini yiyen, saplantılı ve mutsuz kimseler. Ve onlar üsluba o kadar da dikkat etmezler. Benim dile getirdiğim şeylerde az ya da çok kendilerini buluyorlar. * Sadece duygusal olan şeylerin gerçek olduğunu söyleyebilirim. * Bazen Dostoyevski ve Shakespeare’den söz edilirken hangisinin en büyük olduğu sorulur, ama bunun hiçbir anlamı yoktur. Fakat Shakespeare’in ulaşmadığı sınırlara Dostoyevski’nin ulaşmış olduğu söylenebilir. Shakespeare çok daha şairdir, Dostoyevski ise öyle değildir. Ama Dostoyevski aklın sınırlarına kadar gitmiştir, en uç baş dönmesine kadar. Vecd içinde tanrısallığa bu sıçramayla çöküntüye kadar gitmiştir. Benim için en büyük yazardır; en derini ve her alanda, siyasette bile hemen hemen her şeyi anlamış olanıdır. * Melankoli bir tür inceltilmiş can sıkıntısıdır, bu dünyaya ait olunmadığı duygusudur. * Geceleyin başka bir insanızdır, tamamen kendimizizdir; aynen son zamanında ıstırap çeken ve köşeye sıkışmış Nietzche gibi. Nietzche, aslında her şeyin “çilelerimiz” tarafından kışkırtıldığının kanıtıdır. * Kendimi Macbeth’le mukayese ediyorum, hiç kimseyi öldürmemiş olmama rağmen. Ama içsel olarak, onun yaşadığını yaşadım ve onun söylediklerini söyleyebilirdim. Megalomani nöbetlerimde onu intihalle suçluyorum. * Bugün insan, artık söyleyecek hiçbir şeyi kalmamış bir yazar; çizecek hiçbir şeyi kalmamış olan ve hiçbir şeyi ilginç bulmayan bir ressam gibi geliyor bana. Ruhu henüz tükenmemiştir, ama kendisi, kuvvetlerini bütünüyle yitirmeye çok yakındır. * Bütün kitaplarım başarısız intiharlardır. 
(E. M. Cioran, Ezeli Mağlup (Söyleşiler), Metis Yayınları, 2007) 
 
 
 

Çürümenin Kitabı

 

"nerede tükettin ömrünü?bir hareketin hatırası,bir tutkunun işareti,bir maceranın parıltısı,güzel ve firari bir cinnet_geçmiinde bunların hiçbiri yok;hiçbir sayıklama senin adını taşımıyor,seni hiçbir zaaf onurlandırmıyor.iz bırakmadan kayıp gittin;senin rüyan neydi peki?

_"şüpheyi yeryüzünün derinliklerine kadar ekmek isterdim;onun maddeye nüfus etmesini sağlamak,zihnin hiç girmediği yerde onun hükümdarlığını kurmak ve varlıkların iliğine ulaşmadan önce detaşların huzurunu sarsmak,oraya güvensizliği ve yürek kusurları sokmak.mimar olsam.yıkım'a bir tapınak inşa ederdim;vaiz olsam,duanın gülünçlüğünü açığa vururdum;kral olsam,başkaldırının amblemini dikerdim.insanlar gizliden gizliye birbirlerinden tiksinmeye heves ettiklerine göre ,her tarafta kendine sadakatsizliği tahrik ederdim,masumiyeti hayrete düşürürdüm.kendine ihanet edenleri çoğaltırdım,kesinliklerin çürüme yerinde çoğunluğun kokuşup gitmesine engel olurdum..."

Cioran

 

Anti Peygamber 


Her insanın içinde bir peygamber uyuklar.ve o uyandığında,dünyadaki kötülük biraz daha artar... vaaz verme çılgınlığı içimizde öylesine yer etmiştir ki,korunma içgüdüsünün bilmediği derinliklerinden doğar.her insa,kendinin bir şey önereceği anıbekler:Ne önerdiği önemli değildir.bir sesi vardır ya,o yeter.Ne sağır ne dilsiz olmanın bedelini pahalıya öderiz...

 

Çöpçüsünden züppesine kadar herkes.cinai cömertliğinin kesesinden harcar:hepsi mutluluk reçeteleri dağıtır;hepsi herkesin adımlarına yön vermek ister.Ortaklaşa hayat,bundan ötürü tahamül edilmez bir hale gelir.;insanın kendi hayatı daha da çekilmez olur.başkalarının işlerine hiç karışmadığı zamanlar kişi kendi işleri için o kadar endişe duyar ki,kendi benliğini bir dine çevirir,ya da tersten havarilik yaparak "benliğini" yok sayar:"evrensel oyunun kurbanıyızdır" Varoluşun veçhelerine getirilen çözüm önerilerinin bolluğu,ancak bu önerilerin nafilelikleriyle mukayese edilebilir.

 

Tarih:İDEAL İMALATHANESİ...huyu suyu belli olmayan mitoloji,sürülerin ve yalnızların taşkınlıkları...gerçekleri oldukları haliyle tasarlamanın reddi,ölümcül kurgu açlığı... fiiliyatımızın kaynağı,kendimizi zamanın merkezi,nedeni ve sonucu zannetmeye bilinçsizce meyilli olmamızdadır.Reflekslerimiz ve gururrumuz,teşkil ettiğimiz et ve bilinç parçasını bir gezegene dönüştürür.Eğer dünyadaki konumumuzu doğru olarak anlayabilseydik;eğer kıyaslamak,yaşamaktan ayrılmaz olsaydı,mevcudiyetimizin ufaklığının açığa çıkması bizi ezerdi.

 

ama yaşamak KENDİ BOYUTLARINA KARŞI KÖRLEŞMEKTİR...


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy