ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Wednesday, Dec 11th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Felsefe Yazıları Dionysosçu Siyaset


Dionysosçu Siyaset

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Dionysosçu Siyaset
Friedrich Nietzsche’nin Batı Bilgikuramı Eleştirisinin Anarşist Çıkarımları


Andrew M. Koch
Çeviri: hira d.


Giriş
Friedrich Nietzsche ile yakından ilgilenen biri, onun yapıtlarının anarşizm bağlamında yarattığı tartışmalara rastlasa herhalde bayağı şaşırır. Nietzsche, sosyalizm ve Hristiyanlıkla birlikte anarşizmi [1] de, naif olmakla ve insanlar arasındaki doğal eşitsizliği görmezden gelmekle sık sık eleştirmiştir. Nietzsche’ye göre, bunlar işlevsel anlamda arızalı bir siyasi düzenle sonuçlanır. Ona göre, anarşist, sosyalist ve Hristiyan, insanoğluna dair doğal olmayan ve yıkıcı bir yorumun düşkün satıcılarıdır.
Yine de, tam da Nietzsche’nin anarşizmi sosyalizm ve hristiyanlıkla yan yana anması nedeniyle, anarşizm konusunda aceleci çıkarsamalara kalkışmamak gerekir. Nietzsche anarşizmden lafı açtığında, Proudhon, Godwin ve Kropotkin gibi anarşist yazarların tartıştığı eşitlik, güçsüzlere güç ve yetki kazandırılması gibi ideallerden dem vurur. Bu çerçevede, Nietzsche Hristiyanlıkta yer alan “sefil haldekilerin kutsanmışlığı” şeklindeki görüşlerle bir bağ kurar. Ona göre, bu tarz bir anarşizm, sosyalizm gibi, Hristiyanlığın sunduğu köle ahlakına yapılmış modern bir eklemedir.
Yüzeysel bir okumada, Nietzsche’nin aristokrat bir ideale dönüşün peşine düştüğünü çıkarsamak kolay gözüküyor. [2] Bruce Detwiler’ın Nietzsche’nin siyasi görüşlerine ilişkin ayrıntılı çözümlemesinde varılan sonuç budur mesela .[3] Nietzsche’nin çeşitli yapıtlarında kudret ve soyluluk değerlerinin sık sık altı çizilir ve bu tür bir çıkarsama gayet makuldur. Aristokrasi, insanoğlu arasındaki yapısal eşitsizliğe ilişkin kavrayışı nedeniyle övülmüştür. Yine de, alışılmış anlamıyla aristokrasi Nietzsche’nin kafasındakine göre çok daha fazla yapı içerir.
Demokratik siyaset aristokrasiye göre çok daha fazla serbesti, açıklık sağlar. Lawrence Hatab demokrasiye Nietzscheçi bir savunma inşa etmeye giriştiğinde, çağdaş post-yapısalcılığın kavramlarını kullanarak bu konunun izini sürer .[4] Fakat, Nietzsche’nin yazılarında demokrasi, köle ahlakının siyasi tezahürü olarak defalarca topa tutulmuştur. Temsili demokrasinin açık yapısı ve içerdiği meritokrasi* Nietzsche’nin fikirleriyle uyuşsa da, Nietzsche’ye göre temsili demokrasinin dayandığı mantık Platon’un Cumhuriyet’te tanımladığı kusurdan muzdariptir. Ayak takımının kendilerini yönetecek hakiki seçkinleri seçebilmesi nasıl beklenebilir ki? Demokrasi, akılcı bir siyasi düstur haline gelmeden önce “eşitlik”in baştan varsayılması gerekmektedir. En nihayetinde de, demokratik siyasi pratik “güç istenci”ni ve insanlar arasındaki doğal hiyerarşiyi reddeder.
Nietzsche’nin anarşist eğilimler taşıdığını savunanlar, bu görüşlerini onun çağdaş devlete karşı duyduğu su götürmez nefretle pekiştirebilir. Devlet “sürü”, yani “fuzuli kişiler” içindir .[5] Çağdaş devlet “özgürlük” ve “eşitlik” yalanları atarak kendini sürdürür, ki bunlar devlet gücünün daimi genişlemesini mazur göstermeye hizmet ederler. Yine de, ulus-devlete yönelik bu saldırıları düşünsek bile, Nietzsche “anarşist” kategorisine öyle kolay kolay sokulamaz. Ulus-devletin ve bunun çağdaş dönemdeki demokratik düzeninin eleştirisi, ne genel bir güç eleştirisi ne de güç kullanımı eleştirisi teşkil eder. Nietzsche’ye göre, güç uygulanımı stratejik anlamda kullanışlı olmasının yanısıra, güç kullanma arzusu genel olarak yaşamın ontolojik oluşumunun hayati bir parçasıdır.
O halde, kritik soruya gelelim: madem Nietzsche, en azından aşikar bir şekilde, bir anarşist değil, onun (gücün çağdaş şekillenişine yönelik karşı çıkışlar olarak ifade ettiği) ulus-devlet eleştirileri de bir güç eleştirisi değil, o halde Nietzsche anarşistlerin ilgisine mazhar olmak için ne söylemiş olabilir? Bu yazının kilit noktası, anarşizm bağlamında Nietzsche’nin siyasi görüşlerinin değil, onun “hakikat” ile ilgili söylediklerinin önemli olduğudur. Trajedinin Doğuşu’ndan Ecce Homo’ya Nietzsche’nin bütün metinlerinde ön planda ya da arka plandaki temel kaygı, bir ifadenin “doğru” veya “yanlış”lığının neye göre geçerli kılındığıdır. Nietzsche çağdaş demokratik siyasi düzenin doğuşunun altında yatan “hakikat”i sorguladığında, eski metafiziğin yeni bir kılıkta canlandığını görmüştür.
Fakat sorun, eski köle ahlakının ve onun laik, demokratik biçiminin basitçe reddedilmesinden çok daha karmaşıktır. Hayata ahlaki bir mercek yerine estetik bir mercekten bakılırsa, ve hayat da sanat da yanılsamalara dayanmaktaysa [6], hayatın siyasi adı verilen yönü de yanılsamacıdır. Siyaset, “hakikat”ten yoksun olduğundan önkabullerle yürütülmelidir. Bu önkabuller kökenlerini dünyaya ya da insanoğluna dair herhangi bir temel hakikatte değil, Apolloncu düşte, inşa etme arzusunda bulur.

Ancak Dionysos’la yüzleştirildiğinde bu yanılsama ifşa olur ve kurulu yapıların temeli çöker. Nietzsche’nin bilgikuramsal eleştirisi bu temelin geçerliliğine, meşruluğuna dair her türlü savın reddiyesini doğurur. Bu dünya anarşizan karakterdedir, temel bir biçim ya da belli bir ereksellik taşımaz. Bu nedenle, yaşarken kullandığımız yanılsamaların hepsi gelip geçicidir.

I. Apolloncu bir Kurum olarak Siyaset
Nietzsche, genel soykütüğü yöntemini izleyerek, mevcut toplumsal ve siyasi düzeni, insan bilinçliliğinin idealleri ve fikirlerine göre değil de, insanoğlunun hayatta kalma savaşında doğaya ve birbirlerine karşı verdiği mücadeleden doğan tarihsel gereksinimlere bakarak açıklamaya çalışır. “Bilinç/Farkındalık” bu (kaçınılmaz) gereksinimin kavranışından öte birşey değildir. Ahlak alanında bu durum Hristiyanlıktan gelen değerlerin yeni baştan değerlendirilmesine ve altsınıfın hakim bir konuma yükselmesine yol açmıştır .[7] Nietzsche siyasette ulus-devletin arazi mülkiyeti ve ticari çıkarlara ilişkin maddi kaygılardan doğduğunu iddia eder .[8]
Ulus-devletin yapısı ve dayandığı temellerin geçerliliği, ayrı bir konudur. Madem ki ulus-devlet tarihi koşulların bir ürünüdür ve hayatın maddi koşullarına bağımlıdır, o halde açıktır ki, güç kullanımı ile topluluk ruhu, insani ya da toplumsal ereksellik, veya ahlaki temellere ilişkin herhangi bir aşkın kavram arasında hiçbir bağ(lantı) olamaz. Yine de, “güç istenci”nin bir parçası olarak “inşa etme istenci”yle ilgili bir soru hâlâ mevcuttur: Siyasi bir yapının inşasını başlatan sürecin kaynağı nedir? Nietzsche’ye göre her türlü inşa istenci, Apollocu istençtir.
Nietzsche’ye göre insanoğlu ile tabiat arasındaki ilişki temelde estetik bir ilişkidir. Dünya ancak estetik bir fenomen olarak meşruluk kazanır .[9] Bu iddia çeşitli görünümlere sahiptir. Dünya yorumlanmayı gerektirir. İnsanoğlu gizli, aşkın hakikatleri açığa çıkarmaya kendini adamaz. Bilim hakikatin örtüsünü kaldırmaz, katı bir sözdizimsel yapı dahilinde gerçekleşen bir yorumlama biçimidir sadece. Bilimin yorumlarına getirmeye çalıştığı “nesnellik”, sanatsal olandan daha aşağı bir düzenle sonuçlanır .[10] Bilimin gerçek vasfı, aslında, yorum yaparken “istenç”i askıya almasıdır .[11] Sanatsal yaratım ortamı insanoğlu için en üst seviyedeki ortamdır.
Apollocu ile Dionysosçu güçlerin aralasındaki gerilim sayesinde sanat ortaya çıkar. Nietzsche, bu iki kavramla ne kastettiğini ifade etmek için “rüya” ve “esriklik” mecazlarına başvurur .[12] Apolloculuk güzellik ve düzen getiren bir yanılsama, bir hayal inşa etme istencidir. Bir tasavvurun inşası yoluyla dünyadaki yerimizi ve edimlerimizi yorumlarız. “Uyumsuzluğun ete kemiğe büründüğünü tasavvur edebilsek -insan bu değil de nedir?-, bu uyumsuzluğun, varlığını sürdürebilmek için kendini bir güzellik peçesi şeklindeki harika bir yanılsama ile örtmesi gerekirdi. İşte Apollocu sanatsal niyet tam da budur ...” . [13] Bu yanılsamalar sayesinde günahtan, suçtan kendimizi kurtarırız .[14] Yanılsamalar bize kimlik, amaç ve bağlantı sağlar.
Nietzsche bu hayalin zorunlu gereksinimlere dayandığını öne sürer .[15] Gereksinim yanılsamanın inşasına yol açsa da, ‘doğru’ya ilişkin kesinlik taşımayan, arızi sonucun onaylanması için tek başına yeterli değildir. Bu önemlidir, çünkü bütün siyasi yapıların temelsizliğini ortaya koyar. Eğer yapının kökeni “zaruri” veya “bilimsel” olmaktan ziyade estetikse, herhangi bir yapının kesinlik taşımayan, arızi tabiatı daha da aşikarlaşır. Nietzsche’ye göre, sanat doğanın taklidi değil, doğanın, onun yanıbaşında, onu alt etmek üzere yükselen metafizik tamamlayıcısıdır .[16]
Siyasi bir düzenin kurulması tam da Nietzsche’nin Apollocu istenç olarak tanımladığı neticelerdendir. Siyasi bir yapı, kendi yapısına ilişkin bir imge yaratmak suretiyle dünyaya bir düzen getirmeye çalıştığından, “güç istenci”nin tortusudur. Bu itki bir yanılsama inşa edilmesine yol açar. “Siyaset”in kökeni, insanoğlunu doğanın uyumsuzluğunun üzerine çıkarmak maksadıyla, düzen ve yapı oluşturma gereksinimidir.
Siyasi açıdan, zorunlu gereksinimden kaynaklanan inşa etme istenci, “insan tabiatı” temsilini, siyasi uygulamalardaki çıkarsamacı süreç için sabit bir başvuru kaynağı olarak hasıl eder. İnsan tabiatına ilişkin bir tanım ileri sürülür sürülmez, mantıki bir netice olarak siyasi bir yapı ortaya çıkar. Bu temsilin içeriği her ne olursa olsun, durum budur.
Bu yüzden, Nietzsche’nin Batı felsefesi geleneğini reddedişi, aynı zamanda Batı siyasi geleneklerine de bir karşı çıkıştır. Soykütük açısından, Platon’dan Hobbes’a, Locke, Kropotkin ve Marx’a [17] siyasi reçetelerin temeli olarak kullanılan insan tabiatına ilişkin tanımlamalar, kökenlerini belli tarihsel ve bağlamsal gereksinimlerde bulur. İnsan tabiatı, Apollocu bir inşa, yani düzen ve yapı getirme gereksinimine bir temel sağlamak üzere temsil edilmiştir. Siyasi pratik bu yanılsamaların uygulanmasıdır.


II. Dionysos Ne Bilmekte: Nietzsche’nin Batı Bilgikuramı Eleştirisi
Nietzsche, Apollo ile Dionysos arasındaki gerilimde kendisinin Dionysos’un bir müridi olduğunu belirtir .[18] Nietzsche, Dionysos’un gücünü tarif etmek üzere ‘esriklik’ mecazına başvurur. Fakat, şu önemli soru yerinde durmaktadır: sanatın, yorumun ve Batı bilgikuramının genel yapısında esrikliğin önemi nedir? Nietzsche durumu lafı dolandırmadan ifade eder. Dünya estetik bir fenomen olarak anlaşılmalıdır. Sanatın özgün kudreti Dionysosçu enerjidir .[19]
Dionysos’un yerinde duramazlılığı bir esriklik hâlini, sembolik güçlerden azat edilmişliği temsil eder .[20] Dionysosçu hâlde varoluşun alışıldık engelleri askıya alınır .[21] Dionysos’un etkisi altındayken, kişi artık bir sanatçı değil bizatihi sanat eseridir .[22] Nietzsche, Trajedi’nin Doğuşu’nda kullandığı aşikar metafizik dilden dolayı kendini biraz eleştirse de [23], hem hayatın hem de sanatın şekillenişinde sözkonusu olan Apollocu ve Dionysosçu güçler arasındaki temel ayrımdan asla vazgeçmez.
Bu bir soru doğurur: Dionysos ne bilmektedir? Nietzsche hayatın anlamının ancak yorumlu, estetik bir fenomen olarak aranabileceğini ve bu tür bütün yorumların birer yanılsama olduğunu iddia eder. Dionysos her türlü doğruluk iddiasının bir yanılsama savından öte bir anlam taşımadığını bilir. Doğrular birer yanılsama olduklarını unuttuğumuz yanılsamalardır .[24]

Ne ‘tin’, ne mantık, ne düşünme, ne bilinç, ne ruh, ne istenç, ne de doğru mevcut; hepsi de beş para etmez kurgular. ‘Özne ile nesne’ sorunsalı falan yok, sadece, ancak belli bir göreli doğruluk sayesinde ayakta kalabilen özel bir hayvan türü var; hepsinin üstündeyse bu türün algılarındaki düzenlilik mevcut (ki bu sayede deneyimlerini üst üste koyabilmekte) ... [25]

Canlı organizma güç istenci ortaya koyar. Güç istenci hayatta kalma istencini açığa çıkarır. Nietzsche, insanoğlunun hayatta kalmak için yaşadığı çevrede karşılaştığı düzenli işlemlere ilişkin belli bir kavrayışa sahip olması gerektiğini, ki böylece hayatta kalma şansının artacağını ileri sürer. Korunma arzusu bilmenin ardındaki itkidir .[26] Dolayısıyla, Nietzsche bilgimizin hayatta kalmak için gerekenden daha ötesine geçmesinin pek ihtimal dahilinde olmadığını savlar .[27] Canlı türleri dünyadaki hesaplanabilir ve düzenli oluşumları yeterli ölçüde kavrayabilmelidir ki, bunların üzerine bir davranış şeması kurabilsin. Yine de, dünyanın yapısı kaostur, zaruri bir düzen ya da güzellik ihtiva etmez .[28] İnsanoğlu dünyayı yorumladıkça sözkonusu Apollocu kurgular ortaya çıkar.
İnsanoğlu hayatta kalmak için yanılsamalar yaratır .[29] Doğruluğun ölçütü biyolojik faydadır .[30] Dolayısıyla, hiçbir a priori doğru olamaz .[31] “Olgu”lar yoktur, sadece yorumlar vardır .[32] Tek bir doğru yoktur, sayısız doğru vardır; tek bir anlam yoktur ama sayısız yorum vardır.
Yorum yapmak için gücün bir ifadesi olan dile gereksinim duyulur .[33] Sözcük sinirsel bir uyarıdır . Ebediyen birbirinden ayrı kalacak şeyler arasındaki yanılsamacı bir köprüdür .[35] Sözcüklerin atadığı vasıflarsa keyfidir.
Nietzsche kavramların hangi aşamalarda şekillendiğini de tarif eder. İlkin organizmada bir duyum yaşanır, ardından bir sözcük yaratılır, sözcüklerden de kavramlar oluşturulur .[36] Kavramlar kimi benzer özellikler taşıyan durumları işaret etmek üzere kullanılır .[37] Fakat dilimiz mecazidir, bir nesnenin özünü tanımlamaz. Nietzsche’nin meramını anlatmak üzere göstergebilimin terminolojisine başvurursak, sözcüklerimiz başka sözcüklere atıfta bulunur. Bir göstergeyi gösterilene ya da herhangi bir “kendinde şey”e bağlamazlar.
Nietzsche’nin bakışaçısına göre, dil kavramlaştırılabilir olanın parametrelerini oluşturur. Dilin bize sunduğu biçimde düşünürüz .[38] Sözcükleri birbirine bağlayan kurallar açısından da durum budur. Gramer bize, her fiilin bir faili her sonucun bir nedeni olması gerektiğini düşündürtür. Gramer bizi şimşeği yıldırımından ayırmaya zorlar, bizi neden ve sonuç kavramlarıyla düşünmeye koşullandırır .[39]
İmgeler ve izlenimler kavramlara dönüştükçe, piramitsel yapıların, kanunların, itaatkarlığın ve sınırlamaların oluşturulmasına olanak tanır, ki bunların hepsi bize her bir izlenimin biricikliğine göre çok daha dayanıklı, istikrarlı gözükür .[40] Dolayısıyla, dil, sadece hayatta kalmaya yarayan kurgular olarak değil, hiyerarşileri oluşturan, yöneten ve denetleyen ve de davranışları düzenleyen yapı dizgeleri olmaklığıyla güç içerir. Nietzsche bu sürecin sonuçlarını “hapishane” mecazıyla dillendirir .[41]
Nietzsche “bilgi” mevzusunu tartışırken bunu sadece toplumsal ve sanatsal faaliyetin gerçekliğiyle sınırlamaz. Batı bilgikuramındaki kökeni Platon’a dayanan transandantal geleneğin aksine, Nietzsche bilginin keşfedilmediğini, yaratıldığını savunur. Bütün bilgiler insan eseridir. Bilim kavramları oluşturur ve yeni baştan şekillendirir .[42] İnsanoğlu, tıpkı bal saklamak üzere kovan kuran arılar gibi kavramsal bir ağ inşa eder .[43] Nietzsche derdini anlatmak için başka bir örnek daha verir. İnsanoğlu bir memeli tanımı oluşturup, sonra da bir deveye bakıp, “İşte bir memeli” dediğinde, Nietzsche şöyle sorar: “Bu iddianın doğruluk değeri nedir ki?” Yani, devenin bir memeli olması kendi içinde doğru değildir, ancak insanın bununla ilgili yarattığı kategoriye göre doğrudur. Nietzsche şunları söyleyerek lafını bağlar: “Aslında, bu tür doğruların arayıcısı sadece dünyanın insanda dönüştürülmesinin peşindedir.” [44]
Bu kavramsal şemaların “doğruluğu” bir nesnedeki asli olanın yakalanmasına değil, sadece bunlara birer doğru olarak inanma arzusuna dayanmaktadır. Mecazlar katılaşır ve, tıpkı ilelebet tekrarlanan bir düşün gerçek sanılması gibi, birer doğru olarak gerçeklik kazanır .[45] Apollocu düşler artık kendilerini “gerçek” olarak dayatır. Bu doğrulukların sağlamlığı içlerinden taşıdığı güçten değil, kadimliklerinden gelir, o kadar sık dile getirilmişlerdir ki bunlara karşı çıkmak bir çılgınlık olarak kabul edilir .[46]
Batı bilgikuramındaki baskın eğilime yönelik bu eleştiri, bütün söylenenlerin retoriğe indirgenmesiyle sonuçlanır. Fakat, retorik “doğru”yu yakalama değil konuşma ustalığıdır. Her türlü bilgi, gereksinimlerce yönlendirildiğinden yorumlayıcı, arızi ve tarihseldir. Parça bölük faydaları kavramaktayız, ne ahlakta evrensellikler yaratmaktayız, ne de anlama arayışımızda özlere, temellere ulaşabilmekteyiz.

III. Siyasetteki Temel Yalanlar olarak Öznellik ve Ahlaksallık
Nietzsche’nin bilgikurama ilişkin eleştirilerinin siyasi çıkarımları hayli geniştir. Madem ki bütün kavramlar sadece birer sözcük olarak varolmaktadır ve madem ki sözcükler ile dünyaya ilişkin bazı temel doğrular arasında hiçbir bağ yoktur, hakikaten tek “bildiğimiz” şey sözcüklerdir. Dolayısıyla, “[Doğruluk] mecazların, kinayelerin ve insanbiçimciliklerin gezgin bir barınağıdır; kısacası, insan ilişkilerinin şiirsel ve retoriksel olarak pekiştirilmiş, nakledilmiş ve süslenip püslenmiş, ve de, uzun mu uzun bir kullanımın ardından, insana adeta sabitleşmiş, ilahi ve bağlayıcı gözüken bir özetidir.” Doğruluk, bir yanılsama olduğunu unuttuğumuz bir yanılsamadır .[47] Siyasi yaşamlarımıza hükmeden en büyük yanılsama da sarsılmaz ve süreğen “öznellik” kavramıdır.
“Özne” bir uydurmadır .[48] Nietzsche bunu olası en katı anlamında kullanır. Nietzsche, Descartes’a meydan okuyarak, öznelliğin değişmez, süreğen bir temsiliyetinin bir olgu değil gramere dayalı bir alışkanlık olduğunu öne sürer .[49] Nietzsche’nin tam olarak sorguladığı şey, mevcudiyetin[being] varlıkbilimsel kesinliği değil, dilde kullanılan bir kurgu olarak mevcudiyete ilişkin yapıların muhteviyatıdır. “Özne”, bizde vuku bulan pek çok benzer hâlin tek bir dayanaktan/temel katmandan kaynaklandığına ilişkin kurgudur .[50] Öznellik birliğin retorik dayatmasıdır, fakat bu birliği inşa eden/kurgulayan bizden başkası değildir .[51] Bu dayatılan birliğin etkisiyle, egonun bir töze sahip olduğu savlanır .[52] Bu da “özgür istenç” kavramının başını sokacak bir yer bulmasına olanak tanır.
Nietzsche kendinden önceki pek çok filozof gibi, özgür istenç ile ahlaksallık fikri arasındaki bağlantıyı kavramıştır. Kant’ın açıkladığı üzre, istencin özerkliği ahlakın en yüksek ilkesidir .[53] Bu bağlantının gerekçesi basittir: eğer kişinin eylem özgürlüğü yoksa, eylemlerinden sorumlu tutulamaz. Nietzsche’ye göre, insanların özgür istence sahip olduğunu söylemek, dinle, özellikle de Hristiyanlıkla, Batı felsefesinin transandantal geleneğiyle ve de laik hukukun cezalandırıcı yapısıyla kurulan bağlantının bir ifadesidir.
Nietzsche’nin ahlak karşıtlığını bu bağlamda anlamak gerekir. Özgür istenç savı olmadan meşrulaştırılamadığı için geleneksel ahlaksallığı reddeder. Nietzsche günümüzde özgür istencin bir yeti olarak artık kabul edilemeyeceğini savlar .[54] Özgür istenç bir insan yaratısıdır .[55] Ancak düşük eğitimli insanları kandırabilir. Gerçek dünyada özgür istenç diye birşey yoktur, sadece güçlü ya da zayıf istençler vardır .[56]
Özgür istenç insanoğlunun doğal bir koşulu değilse, ahlaksallık fikri nereden çıkmaktadır ve ahlaksallığa dair günümüzdeki hataların kaynağı nedir? Bu karmaşık bir konudur, çünkü Nietzsche ahlaki reçeteleri meşrulaştıran çeşitli yapılarla yüzleşmek durumundadır. Nietzsche bu soruyu yanıtlarken, İngiliz deneyci geleneğin ahlaksallık konusuna ilişkin dinsel olmayan yaklaşımlarının önemini teslim etse de, onların sunduğu açıklamaya karşı çıkar. İngiliz “ruhbilim”i, güç istenci olarak istencin rolünü görmezden gelen atomist bir yaklaşıma sahip olduğu ve ahlaksallığı egoist olmayan fiillerle ilişkilendirdiği için sorunludur .[57]
Nietzsche, özellikle Batı bilgikuramı eleştirisinin ışığında, ahlaksallığın bireyler üzerinde nasıl güç uyguladığıyla ilgilenir. Nietzsche, transandantal bir özneye dair her türlü tanımın “doğru”luğunu reddederek, mevcut durumumuza ilişkin bir çözümlemenin ilerleyebilmesi için başka bir yöntemin gerektiği sonucunu çıkarır. Böylelikle, onun ahlakın kökenlerine ilişkin getirdiği soykütüksel açıklamada, güç uygulanımı ile öznelliğin kuruluşu birbiriyle ilişkilendirilir. Soykütüksel yöntem toplumsal fenonemanın araştırılmasında maddeci bir yaklaşımı temsil ederek, kurguların kökenlerini, transandantal özneyi mevcut ya da geçmiş edimlerde açıklayıcı bir temel olarak almadan açıklamaya çalışır. Eğer ahlaki pratik öznelliğin “doğruluğu”nda temellendirilemezse, o halde güç uygulanımında temellendirilmesi gerekir. Ahlaki olgu diye birşey yoktur. Ahlaksallık bir belirti olarak okunmalıdır .[58] Ahlaksallık evrensel gerçeği ya da ilahi buyrukları yansıtmadığından, ahlaksallıktaki esas soru yaratıcılarına dair bize neler söylediğidir .[59]
Dolayısıyla, Nietzsche, antik dönem ile Hristiyanlığın doğuşu arasında değerlerin geçirdiği değişimi incelerken, farklı sınıfların arasındaki bir öznellik tanımının çıkmasına yol açacak rekabete bakarak bir açıklama getirmeye çalışır. Nietzsche’ye göre farklı sınıflar farklı deneyimlere, dolayısıyla da hayata dair farklı bakışaçılarına sahiptir. “İyi” kavramının kökeni bir soylu sınıfın eylemlerine dayanır. Nietzsche’ye göre, Yunanlı “soylu” kavramı dayanıklılık, faallik, mutluluk, sağlık ve dinçlik değerlerini cisimleştirir .[60] Soylu bir kişi bir “iyi” imgesi yaratır ve bu imgede kendini öyle güvende hisseder ki, bunu düşmanlarında bile görebilir.
Hristiyanlığın gelişiyle değerlerin ilk değişimi yaşanır. Nietzsche dinin kendi içinde ahlaksallıkla hiçbir ilgisinin bulunmadığını öne sürer. Hristiyanlık basitçe bir ödül ve ceza sistemine dayalı bir hayat tarzıdır .[61] Ahlaksallık ile din aslında insanların diğerleri üzerindeki denetimlerini sağlama arayışlarında kullandıkları yollardır. İnsanların üzerinde bir güce sahip olmak için yanıp tutuşan bir rahip sınıfının cesaretlendirmesiyle, büyük insan yığınları sayısal büyüklüklerinin onlara daha üstün değerler verdiğine inanmaya başlamıştı. Dayanıklılık, dinçlilik, mutluluk gibi değerler yerini suç, günah ve -Eski Ahit’teki intikam tanrısı ile kişiselleştirilen- intikam gibi değerlere bıraktı. Yeni Ahit, sefil, çirkin, hastalıklı ve aptalların aslında dünyanın kutsanmışları olduğunu duymaya aç kulakları baştan çıkaran “fakirin ayartıcısı”nı [62] getirmişti. Böyle bir ahlaksallıkla silahlanan “sürü” artık kaleye saldırabilir, soylu değerleri eşitlik öğretisi ile değiştirebilir ve demokratik siyasi faaliyetlere gönül verebilirdi.
Değerlerin bu değişimi Nietzsche’nin daha “doğal” bulduğu bir ahlaksallıktan “doğal olmayan” bir ahlaksallığa doğrudur. Doğal ahlaksallık hayatın güdülerince yönlendirilir .[63] Doğal olan, “güç istenci”ni bağrına basar. Güç istenci bir “dokunaklılık”tır (pathos), hayatın kendi gücünü genişletme çabasına yönelik bir olay veya faaliyettir .[64] Doğal olmayan ahlaksallık hayatın güdülerine ters düşer .[65] İnsanların hayatı hakir görmesine yol açar, çünkü onların enerjilerini içgüdüsel olanın aksi yönde kullanmalarını talep eder.
Bu değer değişimi daha ziyade, öğretilerinden kaynaklanan bir borç mesajıyla silahlı bir rahip sınıfı tarafından gerçekleştirilmiştir. Hristiyan rahipler kişinin, kendini bir borçlu olarak kurban eden bir alacaklıya göbekten bağlı olduğunu iddia eder .[66] Bu rahipler “hayatın zehirleyicisi”dirler .[67] Rahipler insanların kendilerine köle gibi itaat etmesi için günahı icat etmiştir .[68]
İşte “özgür istenç”in pratik yönü burada ortaya çıkar. “Özgür istenç” öğretisi mevcut güç düzeninin çıkarınadır. Nietzsche özgür istenci din adamları tarafından insanların “sorumlu” kılınması, böylelikle de cezalandırılmalarına olanak tanınması için icat edildiğini öne sürer .[69] İnsanlara özgür ve sorumlu oldukları söylenir, böylelikle de buyruk çiğneyici günahkarlar olarak boyun eğmeleri ve cezalandırılmaları meşrulaşır. Kilise, günahkarlar yaratarak, hem varlığını meşrulaştırır hem de cezalandırma yetkisi sayesinde gücünü yayar. Nietzsche’ye göre Hristiyan ahlakının Batı kültürünü götürdüğü yer budur.
Nietzsche genellikle kilise gücünün uygulanımını hedef alsa da, kişiye “sorumluluk” yüklenmesinin devlet için de benzer bir kullanımı vardır. Ahlaksallık ile din yasaları biçimlendirdiğine göre insanları da biçimlendirir .[70] Bu sava göre, “özgür istenç” miti, hukuk sisteminin yapısında somutlaştırıldığı için devletin çıkarına hizmet eder. Devlet, özgür istenç kavramını kullanarak suçluluğu ve ahlaki sorumluluğu icat edebilir. Bu son derece önemli bir işlev görür, çünkü devlet suçluluk fikrini ne denli yayarsa, gücünü de o ölçüde genişletebilir. Devlet ne kadar çok cezalandırabilirse, varlığını o denli haklı çıkarır. Nietzsche’nin gözlemine göre, barış dönemlerinde insanoğlu barındırdığı saldırganlığı yeniden kendine yönlendirir .[71]
Devletin ahlaki süreklilik üzerinde bir hak talebi yoktur. Devlet belli bir varoluş biçimini koruyan bir güç örgütlenmesidir. “Devlet ölümsüzlüğü içerden -polis, ceza hukuku, sınıflar, ticaret ve aileyle- ve haricen -güç istenci, savaş, fetih ve intikamla- örgütler.” [72] Devlet, sorumluluğu bölüştürüp yurtseverlik ve hizmet değerlerini yaratarak, hiçbir insanoğlunun hayal edemeyeceği şeyler yapabilir. Devlet güçlü bir varlıktır, özellikle de inançları biçimlendirme yetisinde, fakat asli bir ahlaki karaktere sahip değildir.
Bu özellikle devletin adli işlevlerinde açığa çıkar. Nietzsche cezalandırmanın anlamı bulanıksa da etkilerinin hiç de öyle olmadığını öne sürer. Suçu gıdım gıdım azaltmak üzere cezalandırmanın uygulaması, devletin suçlulara karşı uyguladığı barbarca eylemler, yalanlar ve şiddetin mahkumları daha da katılaştırması ve dirençlerini daha da kuvvetlendirmesi nedeniyle, sürekli sekteye uğrar .[73] Bu yüzden, cezalandırma sadece toplu bir güç tarafından uygulanan intikamdan ibarettir.
Böyle bir sistemin etkisi suçlu olarak damgalananlardan çok daha öteye yayılır .[74] “Köle ahlakı” gücünü topluma dayattığından, Nietzsche’nin hayata ters düştüğünü söylediği idealleri yüceltir. Zayıflık alkışlanır, kudretsizlik bir değer olur çıkar ve sefalet tanrı tarafından seçilmişliğin bir işareti olarak değer kazanır. “İdeallerin üretildiği bu atölyede” büyük kitleler dünyanın efendilerinin “tükürüğü”nü yalamaları gerektiğine inanır, çünkü tanrıları yetkeye itaat etmeleri gerektiğini emreder. Nietzsche bu atölye hakkında, “buram buram yalan kokuyor” der .[75]
Nietzsche ihtiyaç duyulanın yeni bir insan tipi olduğunu ileri sürer .[76] Bu insan dünyayı, bir çöküş çağının kalıtı olan iyi ve kötü kavramlarının ötesinde kavrar. Onlar insanlığa hiçbir özel amacın ihsan edilmediği bir kültürde ikamet edebilmeli ve orada olmalarından hiçkimsenin sorumlu olmadığını anlamalıdırlar .[77] İnsanoğlunun yerine getirmesi gereken hiçbir özel görevi, gerçekleştirmesi gereken hiçbir amacı yoktur. Hiçkimse bizi neysek o olmamızla ilgisi suçlayamaz .[78]
Nietzsche’ye göre, insanlar yanılsama yaratma istenci ve becerisi taşır. Hayat bunlarsız yaşanamaz. Öznellik ve ahlaksallık Apollocu istencin terekesini oluşturur. Apollo öz-denetim tanrısıdır .[79] Apollocu yanılsamalar hayati faaliyetleri yönetir. Bu nedenle, ahlaksallığın üretilmesini de Apollocu istenç yönetir. Bu “inşa etme istenci” bir öznellik üretimine yol açar, ki bu yolla dünyaya belli bir hayat düzeni dayatır. Bu süreç doğaldır. Sorun, şu anki yanılsama dizgelerinin hayat, insanlar ve de sadece kültürün bir taşıyıcı olmakla kalmayıp bunun yaratıcısı da olan üstün insan için yıkıcı karakterde olmalarıdır. Apollo’nun yarattığını Dionysos yıkmalıdır.

IV. Dionysosçu Siyaset
J. Hatab Demokrasinin Nietzscheçi bir Savunusu adlı çalışmasında, Nietzsche’nin Batı’nın ahlaki ve bilgikuramsal temellerine yönelik eleştirileri göz önünde tutulduğunda, demokrasinin rakipsiz kalarak zaferini ilan ettiğini öne sürer .[80] Hatab, demokrasinin bir “yeraltı” siyasetine göz yumabilen, siyasi mücadele fikrini kucaklayan ve hâlâ Nietzsche’nin yazılarında belirttiği meritokrasi türüyle rekabet edebilen yegane iktidar biçimi olduğunu iddia eder .[81] Temsili demokrasi vatandaşlarca seçilmiş geçici bir aristokrasi oluşturarak en iyilerin yönetimde bulunmasını güvence altına alır .[82] Demokratik uygulamalardaki usülcü yaklaşım, işleyişin, siyaset alanında çarpışan çıkarlar arasındaki güçlerin şekillenişinde oluşan her türlü değişime ayak uydurmasını sağlar.
Hatab’ın çalışması demokrasinin sağlam bir savunmasıysa da, tartışmaya Nietzsche’yi dahil etmekte ne ölçüde haklı olduğu tartışma konusudur. Okuyanda, Nietzsche’nin ya edilginleşerek bir demokrata dönüşmesi gerektiği ya da fazla radikal ve tehlikeli bulunarak bertaraf edilmesi gerektiği izlenimi doğmaktadır. Dahası, Hatab “estetik yaklaşımın tehlikesi”ni, toplumun yenibaştan fazla debdebeli ve yüce bir inşasını gerektirdiğini belirterek tartışmaya açarak [83], Nietzsche’yi gözlemlerinin genişliğinden ve içgörüsünün derinliğinden koparır. Bu yazının son bölümünde Nietzsche’nin bilgikuram eleştirisi ile ahlak eleştirisi birbirine bağlanmaya çalışılacak ve bu temelleri yıkan iddialarla tutarlı kalabilecek yegane siyasi duruşun anarşizm olduğu tartışılacaktır.
Şimdiye dek “inşa etme istenci”nin temelde Apollocu bir faaliyet olduğu öne sürüldü. Fakat Nietzsche Dionysos’un çömezi olduğunu ileri sürer. Buna mukabil, Nietzsche inşa edilen bu kurguların bağlamın, dilin, biyolojik gereksinimlerin ve tarihi koşulların ürünü olduklarını iddia eder. Üretilen yapılar köklü, temel doğruların, evrensel koşulların ya da mutlak bilginin sonucu değildir, koşulların neticesidir. Nietzsche’ye göre bizim sorunumuz, kim ve ne olduğumuza dair bir mit üretmemiz, sonra da bunu evrensel hakikat olarak bellememizdir. Bu bizi kültürel, felsefi, dini ve siyasi hatalara sürüklemektedir.
Nietzsche’nin ulus-devletten hoşlanmadığını söylemek hayli hafif kaçan bir ifade olacaktır. “Anavatanseverlilik” manasız bir “toprak müptelalığı”dır .[84] Böyle Buyurdu Zerdüşt’te devleti “bütün soğukkanlı canavarların en soğukkanlısı” olarak anar. Artık tanrı öldüğünden, o “Yeni İdol”dür .[85] Milliyetçilik siyasetçilerin ifa ettiği yeni bir dolandırıcılıktır .[86] Bu “deliliktir” .[87] Belki de en önemlisi, Nietzsche milliyetçiliğin bir “kurgu”, meydana getirilmiş birşey olduğunu ileri sürer .[88]
Bunlardan ve diğer pek çok paragraftan da açıkça gözüktüğü gibi Nietzsche ulus-devletten tiksinir. Fakat, bu tiksintinin devletin demokratik bir düzen etrafındaki mevcut yapılanmasından mı kaynaklandığı, yoksa her türlü örgütlü gücün bir kolektif bünyesinde yapılanmasının aynı tepkiyi doğurup doğurmayacağı hâlâ bir soru olarak kalmaktadır.
Nietzsche’nin demokrasiye duyduğu tiksinti yazılarında sayılamayacak kadar çok yerde dile getirilmiştir. Demokrasi devletin gücü örgütlemesi suretiyle bir çöküşü temsil eder .[89] Gücü “sürü”nün eline verir .[90] Demokraside herkes, tıpkı sığırlar gibi, eşittir .[91] “Hakların eşitliği fikri”, “herkesi ‘çete’nin bir parçası haline getiren bir batıl inanç”tır .[92]
Sosyalizm ile anarşizm, liberal demokrasi gibi eleştirisellik ağında tutsaktır. Sosyalizm sürü hayvanlarının en aptallarının öğretisidir. Hristiyanlığa ait “toplumsal güdü” fikrini laik bir biçimde yeniden dünyaya getirir .[93] Sosyalizm, bir “toplumsal güdü” öne sürerek insanların biricikliğini ve aralarındaki farklılıkları reddeder. Bu yüzden, Nietzsche sosyalizmin hayata ters düştüğü sonucuna varır.
Nietzsche’nin yazılarında anarşizm sosyalizmle yakınen ilişkilendirilir. Anarşizm, sosyalist ideallerin hizmetindeki bir kışkırtma aracı, biçimidir .[94] Nietzsche’ye göre, anarşizm düşkün haldeki bir toplumsal tabaka için eşitlik talebinde bulunur .[95] “Nihai hüküm” de “devrim” de dünyadışı kaçışlar inşa eder .[96] Her ikisi de çöküşün belirtisidir.
Liberalizm, demokratik düzeni ile, bir eşitlik metafiziğine dayanır. İnsanı küçültmenin peşindedir .[97] Liberal anlamdaki bir toplumsal sözleşme demokratik siyasetteki temel sorunu değiştirmez. Bu sözleşme toplum fikrini basitçe bir icadın üzerine kurar; o da şudur: herkes, kreditör devlete sadakat borçlanan birer borçludur .[98]
Sosyalizm de, (sosyalizmle ilişkilendirilen) anarşizm de, liberalizm de reddedilir. Nietzsche’nin gönlü aristokrasidedir. Ama aristokrasiden ne kasteder, bu görü Dionysos’un öne sürdüğü bilgikuramsal eleştiriyle nasıl bağdaştırılabilir? Nietzsche Güç İstenci’nde, “... aristokrasiyi savunuyorum” der. Bunu neye karşı savunduğu son derece önemlidir. Hedefi “sürü hayvanı idealleridir” .[99]
Nietzsche bir aristokrasiyi savunur, ama bu aristokratik bir yapı değil, aristokratik liyakattır. Dionysos yapıya karşıdır. Yapı Dionysos’un temsil ettiği tutkuya ve anlık hazza ters düşer. Devlette olan herşey insanın doğasına terstir .[100] Devletteki hukuk yapısı “hayat istenci”nin kısmi bir sınırlamasını temsil eder .[101] İnsanlar bir topluluğun parçasıyken yaratıcı güçlerini farkedemez, ancak kendi başlarınayken bunun ayırdına varır.
Fakat, hakiki yüce bireylerin sayısı pek azdır. Halklar ile nesiller her bir uygarlıktaki az sayıdaki değerlerin üretimi ve muhafazası için vardır .[102] Geri kalanlar “fuzuli”dir .[103] Kitleler yüce insanlara hizmet etmek ve onlara gıpta etmek için vardır .[104] Bu yüzden, toplumsal hayatın bir parçası olarak güç reddedilmez. Güç kitleleri yönetmek için gereklidir. İnsanların giderek “makinedeki birer dişli”ye dönüştüğü [105] bu çağın bile kendine göre avantajları bulunmaktadır. Kitlelerin makineleşmesi bir “üstün insan”ın yaratılmasının önkoşullarını sağlayabilir .[106]
Toplumsal hayatın arenası yüce bireylerin etkisine açılmalıdır. Nietzsche’nin ideali Tarihin Kullanımı ve Suistimali’nde şu şekilde ifade edilir:

Dünyasal işlere ait bütün oluşumlardan ve hatta insanlık tarihinden bilgelikle uzak durabileceğimiz zaman gelecek – artık kitlelere değil de oluşun solgun akıntısının üzerinde bir çeşit köprü kurabilecek kişilere bakabileceğimiz bir zaman ... Bir dev için öte yakadakiler büyük bir zaman israfıdır, yüksek düzeyli konuşma etraflarında debelenen avare, gürültücü cücelerce taciz edilmeden sürer. Tarihin görevi bunların arasını bulmak ve hatta yüce insanın oluşması için motive ederek güç sağlamaktır. [107]

Nietzsche’nin bireyi savunuşu kimi Aydınlanmacı düşüncelerden kaynaklanan transandantal savların bir sonucu değildir. Bu hünamizm değildir. Bütün “dünyevi-işlerle ilgili oluşumlar” hiçbir doğruluk, insan doğasına, siyasete veya toplumsal hayata ilişkin hiçbir kesin temsiliyetler barındırmadığından, birer Apollocu kurgu olarak reddedilmelidir. Bu tür temsiliyetler korkudan ve koşullardan dolayı yaratılmış uydurmalardır. Hakiki bir gerçekliğe sahip değildirler ve doğada keyfidirler. Üzerine inşa edilecek bir temel bulunmadığından ulvi siyasi yapılar dikilemez. Bu çerçevede, Nietzsche, toplumsal ve siyasi hayatın temeli olarak insanoğluna ve bilince ilişkin bir imge üretme peşindeki oldukları için, Batı felsefe geleneğinin büyük bir bölümüne karşı çıkar.
Dolayısıyla, Nietzsche’nin anarşizmle ilişkisi, kaynağını Batı bilgikuramına getirdiği eleştiride bulur. İnsan karakterinin siyasi buyruklara, reçetelere temel sağlayan temsiliyeti, Nietzsche’ye göre, belli bir güç yapılanmasını haklı göstermek üzere kullanılan bir imgeden öte bir anlam taşımaz. Keyfi şekilde belirlenmiş kategorilerden deneyimin şemalaştırılması üretilir, ki bu kategorilerin temeli hiçbir asli, kesin yolla geçerli kılınamaz. Bilgi oluşturmaya dair bu sürecin ürünleri sadece yapının keyfi karakterini muhafaza etme ve genişletme görevini görür.
Doğrudan değil sadece dil ve güçten sözedilebilir. Doğrunun yokluğunda, kendisine öncelik tanınabilecek hiçbir siyasi hayat tarzı yoktur. Belirli bir siyasi hayat tarzına herhangi bir ahlaki ya da yapısal dayanak sağlayacak bir bilgikuramsal geçerliliğin yokluğunda, üstün insan “seçeneksizlik arasındaki tek seçenek” olarak ortaya çıkar. İnsan doğasına dair a prioriler oluşturmak olanaksızsa, siyasete dair evrenselliklerden de bahsedilemez .[108] Nietzsche’nin siyasi düşüncelerinde, sadece dünyanın asli anarşizan yapısı nedeniyle üstün insana öncelik tanınmıştır.


Sonuç: Anarşizm ve Üstüninsan
Dionysosçu yıkıma kapıları açılan her yapıyla hayatın asli anarşist doğası ortaya çıkar. Nietzsche bunu olumsuz anlamda algılamaz, aksine insani başarılara dair olanakların kapılarının açılması olarak görür. İnsanın işi hayatı yaratıcı başarımlarla yorumlamak, yaşamak ve yansıtmaktır. Bunu hem olanaklı hem de zorunlu kılan dünyanın anarşist yapısıdır.
Nietzsche, Apollo ile Dionysos arasında hayat ve sanat için hayati önem taşıyan bir gerilimin varolduğunu iddia eder ve siyasi hayat için gözardı edilemeyecek bir soruyu ortaya atar. Eğer siyaset geçerliliği kanıtlanamayacak önkabuller üzerine kurulmuşsa, hayatın bu önkabullerce ilan edilen düzeni de tartışmaya açıktır. Basitçe söylenirse, itaatin hiçbir ahlaki ya da etik temeli bulunamaz. Dahası, itaatin pratik-faydacı meşrutiyeti her zaman için yerini başka bir hayat düzenine, başka bir yanılsamacı amaçlar dizgesine bırakabileceği için, devletin düzeni temelsiz kalır. “Doğru”nun yerle bir edilişi ile, geriye sadece güç kalır.
Anarşizm Nietzsche’nin felsefesinden siyasi bir reçete olarak değil de toplumsal ve siyasi varoluşa zemin hazırlayan koşul olarak ortaya çıkar. Her türlü özel içerikten ve anlamdan muaf olan dünya anarşizandır. İnsan yapısının temsiliyeti olanaklı oldukça, insan doğasının tanımlanmasına dayalı her türlü siyaset hatalı olmak durumundadır. Bu bilgikuramsal hükümsüzlük sayesinde, üstün insanın, tarihsel olarak belirlenmiş gereksinimlere bağlı insanın arzuları, özlemleri en üst konuma yükselir. Sadece hayatın içindeki kişiler gerçektir. Diğer herşey bir yanılsamadır.
Nietzsche’nin mevcut ahlaksallığa ve siyasete yönelik eleştirisi şimdiki zamana dayansa da, siyasi olasılıklara dair kavrayışı geleceğe yöneliktir. Nietzsche’ye göre onun siyasi görüşleri henüz doğmamış bir çağ içindir .[109]Şu anki idrak edildiği haliyle siyaset sona ermelidir. Bu, Nietzsche’nin bir ütopist olduğunu mu gösterir? O hiçbir zaman üstün insan çağının sürtüşmelere son vereceğini, “doğru”nun saltanatını alaşağı edeceğini ya da acıları sonlandıracağını öne sürmez. Sadece bu çağın, insanlara kendilerini kandırmalarının öğretildiği bir çağa göre daha düzgün işleyeceğini iddia eder.
Üstün insan bir idealdir, fakat belli bir içerik, belli bir imge taşımayan bir kavramdır. Üstün insan, dünyanın anarşizan yapısının anlaşılmasının, dünyanın tek bir doğru ya da dini olarak belirlenmiş bir yaşam biçimi içermediğinin kavranmasının ardından gelir. Üstün insan yaratıcılığı bağrına basar, özveriye, böylelikle de aşka muktedirdir, ama Nietzsche betimlemelerden kaçınır. Bunu yapmak, henüz varılmamış bir geleceğe kapsam biçmek anlamına gelecektir. Bu tür sihirbazlıkları eleştirmesinin ışığında, Nietzsche belli karakteristik ögelere ilişkin varsayımlara girilmesini haklı bulmaz, sadece üstün insanın kendisine yapısız bir dünya yaratması gerektiğini belirtir. Bu dünyada güç yer alır, ama bütün bilgiler ve anlamlar birer insan icadı olarak tanınır.
Ancak Apollocu yanılsamaların tarihsel ve tesadüfi yapısı gözler önüne serildikten sonra, üstün insan insanoğlunun geleceği olabilir. “Tanrı” adı verilen toplu yanılsamanın ölümüyle, insanlar yükselebilmek, yücelebilmek için yeni bir amaç bulmalıdır. “... Doğruya duyduğunuz istencin sizin için anlamı şu olmalı: insan için düşünülebilir, görünür, duyumlanabilir olan herşey değişebilir.” . [110] Yeni bilgimiz “süreksizliği, kalıcı olmamayı” metheder ve haklı çıkarır .[111]
Üstün insan Dionysos’tan yaratılır. Bu, kendimizi yaratma ve baştan yaratma faaliyeti, çekicin imge ortaya çıkasıya taşı yontuşudur .[112] Üstün insan, ancak yapıdan bağımsız, geleceğin ve insanoğlunun itaat etmesi gerektiği baştan belirlenmiş bir imgeden bağımsız bir ortamda, insanoğlunun geleceği olabilir.

Notlar:
*yöneticilerin kan bağı ya da soyluluk esası yerine kişisel yetkinliklerine göre belirlendiği idare sistemi – çv.
1. Bakınız, ör. Putların Alacakaranlığı, (Walter Kaufmann, çv. ve ed.), The Portable Nietzsche (New York: Viking Press, 1968), sf. 534; The Antichrist in Kaufmann, The Portable Nietzsche, sf. 647-48.
2. Bunun, sıkı bir gelenekçi öge barındıran Burkeçü bir aristokrasi tarzından ziyade, denetleyici bir Platon’la daha uyumlu, açık bir aristokrasi fikri olduğunu belirtmek gerek.
3. Bruce Detwiler, Nietzsche and the Politics of Aristocratic Radicalism (Chicago: University of Chicago Press, 1990).
4. Lawrence J. Hatab, A Nietzschean Defense of Democracy (Chicago: Open Court, 1995).
5. Friedrich Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt, Kaufmann’dan, The Portable Nietzsche, sf. 161.
6. Nietzsche, Trajedyanın Doğuşu ve Ahlakın Soykütüğü, çeviren Francis Golffing (New York: Doubleday Anchor, 1956), sf. 10.
7. Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü ve Ecce Homo, çev. Walter Kaufmann (New York: Vintage, 1989).
8. Nietzsche ulus-devletin varlığını düzenli olarak aşındıran güçlerin varlığını da teslim eder; bkz. İnsanca, Pek İnsanca, sf. 61-62.
9. Nietzsche, Trajedyanın Doğuşu ve Ahlakın Soykütüğü, sf. 24.
10. Nietzsche, Güç İstenci, çev. Walter Kaufmann (New York: Vintage Press, 1968), sf. 816.
11. Nietzsche, Güç İstenci, sf. 812.
12. Nietzsche, Trajedyanın Doğuşu ve Ahlakın Soykütüğü; Nietzsche, The Will to Power, sf. 798.
13. Nietzsche, Trajedyanın Doğuşu ve Ahlakın Soykütüğü, sf. 25.
14. Age., sf. 4, 16.
15. Age., sf. 1.
16. Age., sf. 24.
17. Jacques Derrida’s Positions’taki Marx eleştirisine bakınız(Chicago: University of Chicago Press, 1981).
18. Nietzsche, İyinin ve Kötünün Ötesinde, çev. Walter Kaufmann (New York: Vintage, 1966), sf. 295.
19. Nietzsche, Trajedyanın Doğuşu ve Ahlakın Soykütüğü, sf. 25.
20. Age., sf. 2.
21. Age., sf. 7.
22. Age., sf. 1.
23. Trajedyanın Doğuşu’nun 1886 basımındaki “Geçmişe Bakış” adlı önsöze bakınız.
24. “On Truth and Lies in a Nonmoral Sense,” Nietzsche Selections, ed. Richard Schacht (New York: Macmillan, 1993), sf. 49.
25. Nietzsche, Güç İstenci, sf. 480.
26. Age., sf. 480.
27. Age., sf. 494.
28. Nietzsche, Şen Bilim, çev. Thomas Common (New York: Frederick Ungar, 1960), sf. 109.
29. Age., sf. 110.
30. Nietzsche, Güç İstenci, sf. 584.
31. Age., sf. 862.
32. Age., sf. 481.
33. Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü ve Ecce Homo, sf. 26.
34. Nietzsche, “On Truth and Lies in a Nonmoral Sense,” sf. 47.
35. Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt, sf. 328.
36. Nietzsche, Güç İstenci, sf. 506.
37. Nietzsche, “On Truth and Lies in a Nonmoral Sense,” sf. 48.
38. Nietzsche, Güç İstenci, sf. 522.
39. Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü ve Ecce Homo, sf. 45.
40. Nietzsche, “On Truth and Lies in a Nonmoral Sense,” sf. 49.
41. Age., sf. 52.
42. Age.
43. Age., sf. 50.
44. Age.
45. Age., sf. 51.
46. Nietzsche, Şen Bilim, sf110.
47. Nietzsche, “On Truth and Lies in a Nonmoral Sense,” sf. 49.
48. Nietzsche, Şen Bilim, sf481.
49. Age., sf. 484.
50. Age., sf. 485.
51. Age.
52. Age., sf. 488.
53. Immanuel Kant, “Ahlakın Metafiziksel Kökenleri,” The Philosophy of Kant’tan, ed. Carl Friedrich, (New York: Random House, 1977), sf. 187.
54. Nietzsche, Deccal, sf. 14.
55. Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü ve Ecce Homo, sf. 69.
56. Nietzsche, İyinin ve Kötünün Ötesinde, sf. 21.
57. Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü ve Ecce Homo, sf. 24–26.
58. Nietzsche, Putların Alacakaranlığı, Schacht, Nietzsche Selections, sf. 315.
59. Nietzsche, İyinin ve Kötünün Ötesinde, sf. 187.
60. Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü ve Ecce Homo, sf. 28-38.
61. Nietzsche, Güç İstenci, sf. 146.
62. Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü ve Ecce Homo, sf. 35.
63. Nietzsche, Putların Alacakaranlığı, Schacht, Nietzsche Selections, sf. 311.
64. Nietzsche, Güç İstenci, sf. 635–36.
65. Nietzsche, Putların Alacakaranlığı, Schacht, Nietzsche Selections, sf. 311.
66. Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü ve Ecce Homo, sf. 90-92.
67. Nietzsche, Deccal, sf. 8.
68. Nietzsche, Deccal, sf. 26.
69. Nietzsche, Şen Bilim, sf. 314, ve Deccal, sf. 598.
70. Nietzsche, Güç İstenci, sf. 144.
71. Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü ve Ecce Homo, sf. 84-85.
72. Nietzsche, Güç İstenci, sf. 717.
73. Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü ve Ecce Homo, sf. 80-82.
74. Yine de, Nietzsche’nin bütün büyük insanların yaşadıkları çağda birer suçlu olarak ortaya çıktıklarını savladığını da belirtmek gerekir. Bkz. Nietzsche, Güç İstenci, sf. 736.
75. Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü ve Ecce Homo, sf. 46-47.
76. Age., sf. 96.
77. Nietzsche, Şen Bilim, sf. 315.
78. Nietzsche, Güç İstenci, sf. 765.
79. Nietzsche, Trajedyanın Doğuşu ve Ahlakın Soykütüğü, sf. 4.
80. Hatab, A Nietzschean Defense of Democracy, sf. 4.
81. Age., sf. 117.
82. Age., sf. 125.
83. Age., sf. 232.
84) Nietzsche, Beyond Good and Evil, sf. 241.
85. Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt, sf. 160.
86. Nietzsche, Güç İstenci, sf. 78.
87. Age., sf. 256.
88. Age., sf. 251.
89. Nietzsche, Putların Alacakaranlığı, Kaufmann’dan, The Portable Nietzsche, sf. 543.
90. Nietzsche, Güç İstenci, sf. 156.
91. Age., sf. 752.
92. Age., sf. 864.
93. Age., sf. 20, 30.
94. Age., sf. 784.
95. Nietzsche, Putların Alacakaranlığı, Kaufmann’dan, The Portable Nietzsche, sf. 534.
96. Age., sf. 534.
97. Nietzsche, Putların Alacakaranlığı, Schacht’dan, Nietzsche Selections, sf. 317.
98. Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü ve Ecce Homo, sf. 71-72.
99. Nietzsche, Güç İstenci, sf. 936.
100. Age., sf. 383.
101. Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü ve Ecce Homo, sf. 76.
102. Nietzsche, Güç İstenci, sf. 679.
103. Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt, sf. 161-62.
104. Nietzsche, The Use and Abuse of History, çev. Adrian Collins (New York: Macmillan, 1988), sf. 61.
105. Age., sf. 44.
106. Nietzsche, Güç İstenci, sf. 866.
107. Nietzsche, Tarihin Kullanımı ve Suistimali, sf. 59.
108. Andrew M. Koch, “Poststructuralism and the Epistemological Basis of Anarchism,” Philosophy of the Social Sciences içinde 23 (3) 327-51, 1993, sf. 339.
109. Nietzsche, Güç İstenci, sf. 958.
110. Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt, sf. 198.
111. Age., sf. 199.
112. Age.

* asosyoloji.com dan alıntıdır.


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy