ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Thursday, Jan 21st

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Felsefe Yazıları Tortu Olarak Beden


Tortu Olarak Beden

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Tortu Olarak Beden

Theodore Gericault’un insan vücudunun parçalarını çizdiği ve ölümünden önce çok az insanın gördüğü resimler bedenin tarihinin sonuna getirir bizi. Gericault çizdiği ceset parçalarını Paris’teki hastanelerden ve özellikle Bicetre’den alıyordu; Bicetre’nin bodrum katında, ölüm cezasına çarptırılan erkek ve kadınların idamlarından hemen önce gönderildikleri hücreler vardı. İdam edildikten sonrada yine Bicetre’ye, bu defada teşrih için gönderiliyordu bu insanların cesetleri. Gericault, tıpkı yüzyılımızda Bacon ve Soutine’in yaptıkları gibi, çürümekten dolayı görsel ve kokusal olarak dayanılmaz hale gelinceye kadar atölyesinde tutuyordu vücut kalıntılarını.

 

Bu resimler görsel bakımdan ilginç oldukları kadar paradoksaldır da. Bir defa, ilk görüşteki şoku atlattıktan sonra özel bir tarzın, hatlardan ziyade renk, ton ve dokuları ön plana çıkartan bir tarzın ürünü olduklarını fark ediyoruz. Resimdeki ceset parçaları – birinde iki baş, öbürlerinde ise iki bacak ve bir kol – asıl konuya rağmen estetik kompozisyonlar şeklinde yerleştirilmişler açıkça. Resimler çabuk yapılmış çalışmalar değil, bir proje sürecinde yapılmış. Karanlık ve belirsiz bir arka plan üzerine çizilen deri yüzeyleri üzerindeki ışık oyunu, ceset parçalarına canlı bir model havası veriyor. Bu özellikle de kollar ve bacaklar için geçerli; çünkü erkek başındaki ölüm görüntüsünü yadsımak çok zor. Esrarengiz biçimde kesilmiş ceset parçaları, sanki hem idama hem de teşrihe sessizce meydan okuyormuşlar gibi, özellikle bir ilişki içinde gösteriliyorlar; sanki iki insan arasındaki bir ilişki gibi. Bu imgeler, genellikle o günlerde sürüp giden idam cezası tartışmalarıyla ve özelde de giyotinin güya insaniliği yada, tersine tüyle ürpertici vahşiliğiyle ilgili olabilir. Nitekim iki başın ,ilişkisi sanki yataklarında yatan, üstlerini çarşafla örtmüş karı kocanın ilişkisi gibi ( erkek başı ,için kullanılan model bir giyotin kurbanının başı, kadınınki ise, her ne kadar Gericault kadının başında sanki kesilmiş gibi çizmiş olsa da, gerçekten yaşayan bir kadının başıydı.) Kadının yüzü sanki adama dönük bir vaziyette uyuyor gibidir. Ne var ki, onları aşk değil, ölüm bir araya getirmiş; adamın açık ağzı ve boş boş bakışlarından ziyade boynundaki küçük kanlı şerit ile ürkütücü şekilde lekelenmiş olan çarşafın dehşet verici hale getirdiği ölüm. Başların kumaşlar üzerindeki hafif kalkık duruşuyla ressamın kesik boyunları çizerken gösterdiği özen resmin gerçek üstü etkisini güçlendiriyor.

 

Kesik boyunlar ve kan lekeleri dehşetin estetiğine – bizde bakma, hatta haz duyarak bakma isteği yaratan şeye – işaret ediyor. Tutkunun, aşıkların ve kırmızı gülün kanı, saflığın rengi ve kusursuz ve karşılıksız sevginin işareti olan beyazın üzerine damlatılıyor burada. Gericault’un bunu özellikle yaptığını şuradan anlıyoruz: Çizdiği kan doğrudan gözlemlediği bir kan değil, başı vurulan birinin kanıdır. Kendisine verilen baş artık akacak kanı olmayan bir baştır ve o bunu retorik amaçla canlandırmıştır. Bir diğer ifadeyle, Gericault, ilk anda düşünebileceğimiz gibi burada bize emformasyon olarak beden yada deyim yerindeyse ölüm verisi olarak beden sunmuyor. Gericault kesinlikle bir anatomici değil. Görsel emformasyonun kaynağı düşünüldüğünde beklide şunu diyebiliriz ironik olarak: Gericault, cellatla anatomicilerin işlerini bitirip çöpe attıkları ürkütücü kalıntıları yeniden insan haline getiriyor. Fakat tabi parçalanmış bedenleri yeniden bütünleştirmeye kalkışmıyor ve zaten böyle mantıksız bir işle hiçbir yere varılamaz. O, ceset parçalarını ayrıştırıyor ve tamda bu yolla ceset parçalarını bir kez daha insan kılıyor.

 

Kol-bacakların ortak ilişkisindeki içkin paradoksal şehvetle her ikisi de insaniliğe işaret eden kesik kol-bacak resimlerinin yarattığı etki budur. buradaki ceset parçalarının tek kişiye mi yoksa iki kişiye mi (erkek ve kadın) ait olduğu pek önemli değil. Aralarındaki bu ilişkiyi mantıksal olarak açıklayacak tek anlatı, hayatı en zevkli, öz-doğrulayıcı ve açıkça toplumsal angajmanıyla yaşayan ve bunu cinsel birlikteliklerinin üzerinden yaşayan aşıkların hikayesidir. Gericault, bu sözde anlatıyı sağlama almak için, her iki kesik kol bacak resmine de yine kanlı bir kumaş parçası dahil ediyor; kolu, “çıplak omzundan sıyrılarak şehvet uyandıran bir kadının fanila parçası” yla süslüyor. Teşrihten çıkan hiçbir ceset parçasının Gericault’un atölyesine sapasağlam kumaş parçalarıyla gelmeyeceğini herkes bilir; dolayısıyla kumaş parçaları buraya bir şeyler anlatmak için konulmuştur. Sanatçı dikkatini dolayısıyla da bizim dikkatimizi, etrafını sardığı bacağı neredeyse okşayacakmış gibi kıvrılmış kol ile el üzerinde yoğunlaştırıyor özellikle. Elin hareketi bilhassa zarif; sanki okşuyormuş gibi. Bedenler, yere yığılan aşıkların bedenleri gibi birbirine sarılı. Dolayısıyla suçlunun teşrih edilen bedenlerinin sergilediği şey suçu değil. Kendisini cezalandıran toplumun ona yakıştıramadığı onurun izleridir.

 

Böylelikle Gericault, muhteşem bir incelikle, sadece ölümdeki hayatı değil, aynı zamanda öldürme siyasetini, yani en ham haliyle “toplumsal” iktidarın aslında korumayı üstlendiği şeyi yıkarken güttüğü siyaseti işliyor. Gericault insan bedeninin kokmak üzere olan tortularını, toplumun çöpe attığı bedenleri, özellikle yoksulların ve mazlumların bedenlerinin tortularını atölyesine getiriyor ve idam fermanıyla asıl yok edilmeye çalışılan şeyi görselleştiriyor: Paramparça olmuş kalıntılardan hayatın ve insanlığın resmini yapıyor. Gerçekten de, her ne kadar erkek başında bunu görmesek de, akan kanın beslediği renk ve dokunun hala capcanlı karşımızda durduğu kol-bacak resimleri tamda bunu yapıyor. Ceset parçalarına kan vererek, onları hayat ile ölüm arasında bir yere koyarak seyircideki ceset ve iç organ nefretini askıya alıyor. Bu şekilde toplumsal çelişkiler ve temsil edilmesi imkansız olanı temsil etmek üzerine inşa edilen bir protest retoriği görselleştiriyor: Öfkenin estetiği; bir şeyler söyleyen güzellik.

 



Richard Leppert
Art and the Committed Eye The Cultural Functions of Imagery /
Sanatta Anlamın Görüntüsü – İmgelerin Toplumsal İşlevi
Ayrıntı Yayınları

Çeviren: İsmail Türkmen


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy