ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Thursday, Jun 24th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Felsefe Yazıları Ölüm Anksiyetesi ve Edebiyat


Ölüm Anksiyetesi ve Edebiyat

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Irvin Yalom - Ölüm AnksiyetesiRus asıllı varoluşçu psikiyatr Yalom, Tolstoy’un ‘Anna Karenina’sından yaptığı bir alıntıyla ölüm korkusu karşısındaki uyanışımızın, gündelik hayatın sıradan görünen olayları arasında bulunabileceğini belirtiyor

Irvin Yalom’un Güneşe Bakmak Ölümle Yüzleşmek kitabı için masa başında oturduğum şu gün İlhan Berk ölüme kucak açtı. Uzun ömründe, beyninin kıvrımlarından geçip kaleminin ucuna damlayan binlerce ses, Yalom’un ‘dalgalanma’ diye adlandırdığı, nesillere ulaşma işini gerçekleştirmek için artık İlhan Berk’siz devam edecek yola.
Üstelik bu kitabı elime ilk kez alıp, cümlelerin arasına daldığım zaman yine bir başka şairin dizeleri hiç durmadan yankılanıyordu kulaklarımda:
Ölüm/ bir ipte sallanan bir ölü./ Bu ölüme bir türlü/ razı olmuyor gönlüm.

Belki de bu dizeler, ölümle ilk tanışmam. Okuma yazma bilmediğim günlerde bana okunan Nâzım şiirlerinin besmelesiydi çünkü Karıma Mektup. Nâzım’ı çevreleyen koşullar onun ‘bu ölüme’ razı olmayışını açıklamaya yetiyor mutlaka. Salt ölüme değil, ‘bu ölüme’ karşı bir isyandır aslında Nâzım’ınki. Peki başka ölümler? Hangisini olduğu anda öylece kabul etmek mümkün? Yine ölüm kelimesinin yanına arkadaş gelen dizelerden bir tanesi açıklıyor bunu.

Ölüyorum Tanrım/ Bu da oldu işte/ Her ölüm erken ölümdür/ Biliyorum Tanrım/ Ama, ayrıca, aldığın şu hayat/ Fena değildir.../ Üstü kalsın! Ölümün zamanlısı, zamansızı olmadığı daha kuvvetli nasıl anlatılır? Anlatılır mı? Ama şiirin sonunda ‘güneşe bakıyor’ Cemal Süreya. İnsanın kendi ölümü karşısındaki olağanüstü gücünü sergiliyor hepi topu iki kelimeyle. “Üstü kalsın!”

Irvin Yalom’un ölümün, güneşin kör edici parlaklığı karşısında okurlarına ve ona danışanlarına söyletmek istediği sözcükler bunlar. Fransız düşünür Jean Paul Sartre’ın şu sözleri de Süreya ile aynı kaynaktan besleniyor: “Sessizce sonuma yaklaşıyorum... Kalbimin son atışının yapıtımın son sayfasına kaydedileceği kesindi ve ölüm yalnızca ölü bir adamı alacaktı.”

Yalom’un “ölüm anksiyetesini” olarak ifade ettiği duyguyu en iyi anlatan dizelerden biri Ingeborg Bachmann’dan:
... Ve çürüyenlerden yana değildir ihtişam
Tarih, yani bizim tanrımız, bir mezar hazırladı bizlere
bir daha göğe çıkışı olmayan bir mezar

Uzayın kocaman boşluğu içinde zerre kadar büyüklüğü olduğu bile meçhul dünyamızın tarihi, kara bir delik gibidir Bachmann’ın bu şiirinde. Onun sözcüklerinde ölümün, nihai yok oluşun karşısında varoluşun açtığı yara hissedilir belirgin şekilde. Tarihin karanlığı içinde kaybolup gitme korkusu vardır dizelerinin arka planında.
Belki az çok hepimizin kulağına çalınan bunca dizeyle Yalom’un, varoluşçu psikoterapi üzerine kurulu bu kitabı arasında bağlantılar birbirinden uzak görünüyor. Uzak görünen bu bağlantılara sapmama neden olan, Yalom’un da tüm dünyaca bilinen romanlardan ve şiirlerden verdiği örnekler.

Rus asıllı varoluşçu psikiyatr Yalom, Tolstoy’un Anna Karenina’sından yaptığı bir alıntıyla ölüm korkusu karşısındaki uyanışımızın, gündelik hayatın sıradan görünen olayları arasında bulunabileceğini belirtiyor. Ona danışan birine, terapi seansında Anna Karenina’nın kocası Alexey Alexandrovitch’in, karısının onu gerçekten terk edeceğini fark ettiği pasajı aktarıyor: “Şimdi bir köprüden sakin bir şekilde geçerken birdenbire köprünün yıkık ve aşağıda da bir uçurum olduğunu fark eden bir adamınkine benzer bir his duyuyordu. Uçurum hayatın kendisiydi, köprüyse Alexey Alexandrovitch’in yaşadığı yapay hayat.”

Acının getirileriİngiliz yazar Charles Dickens’ın Bir Noel Şarkısı romanındaki “açgözlü, yalnız, kötü ruhlu, yaşlı” Ebenezer Scrooge ise, Yalom’un ölüm karşısındaki uyanma deneyimine örnek oluşturan roman kahramanlarından. ‘Gelecek Noel’in Hayaleti’, Scrooge’u ziyarete gelir ve ona geleceğini, ölümünü, insanların onun ölümünü hafife aldığını gösterir. Bundan sonra Scrooge bambaşka merhametli, iyiliksever- bir kişiye dönüşür. Ölümü sonrası olacakları görmek, insanların onun ölümünü hafifsemesi, Dickens’ın karakterini ‘uyandırır’ ve hayatını anlamlı kılmaya çabalamasını sağlar.

Yalom’un bakışının sağlam temellerinden biri Amerikan tarzı ‘yükseliş’ modeline karşı muhalif tutumu. Hayatının ‘yukarı yönlü’ çizgisinden, eşinden boşanarak sapacağını düşünen bir kişinin durumuna karşı Yalom’un aldığı tutum bu eleştirisini açıklıyor: “Hep geliştiğimiz, ilerlediğimiz, yukarı doğru çıktığımız yanılgısı sık karşılaşılan bir şeydir. Batı medeniyetinin aydınlanma çağından beri var olan ilerleme fikri ve Amerikan tarzı yukarıya doğru hareket zorunluluğu bu yanılgıyı pekiştirmektedir.” Bütün bu ilerleyişin sonu olan ölüm de aynı şekilde korkutur çağdaş insanı.

Terapilerinin yönünü ise şu cümlelerde açıklıyor Yalom: “... Varoluşçu terapinin asıl duruşu acımızın, diğer umutsuzluk kaynaklarına ek olarak aynı zamanda insanın koşullarıyla varoluşun ‘getirileri’- kaçınılmaz şekilde yüzleşmemizden kaynaklandığını ileri sürer.”

Yalom’un ölüm korkusuna karşı temel dayanaklarından belki en önemlisi Epikouros. Filozof şöyle der: “Algılamamızın bile mümkün olmadığı ölümden neden korkalım ki?” Ya da Woody Allen’ın tebessüm ettiren ifadesiyle: “Ben ölümden korkmuyorum, yalnızca öldüğümde orada olmak istemiyorum.”

Aynı Pascal’ın 17. yüzyılda ifade ettiği gibi, birçok kişi hâlâ “sınırsız uzayın ebedi sessizliği”yle dehşete düşüyor. Yalom’un ölümle ilişkili yaşadığımız anksiyeteye önerdiği çözüm basit: Sağlam insan ilişkileri ve başkalarının hayatına dokunmak, onları değiştirecek bir hayat yaşamak. Kendisinin yaptığı gibi. Yalom insanlarla kurduğu ilişkiler sonucu onların hayatına olumlu bir etki yapmayı kısaca dalgalanma olarak ifade ediyor. Tıpkı bir göle bir damlanın düşmesi veya bir sandaldan küreğin hafif dokunuşlarının gölde yarattığı etki gibi. Yalom da bu kitabı yazma sebebini ve yetmiş beş yaşında hâlâ emekli olmayı düşünmemesini dalgalanma durumunun insanın ölüme karşı ayak diremesi olarak görmesiyle açıklıyor.

Ölüm anksiyetesiyle mücadele etmek için, çağımızın ‘yalnız, bireyci’ ve çoğunlukla ‘bencil’ yaşam tarzına karşı paylaşımcı, sıcak ve içten ilişkilerin kurulduğu bir düzlemde yaşamayı öneriyor: “Yalnızlık sadece yalnızlıkta vardır, paylaşıldıktan sonra kaybolur”

Yalom’un bu kitabını okurken yine zihnimin kapısını çalan bir şair vardı. Ama bu kez dizeleriyle değil. Attilâ İlhan, onunla yaptığım bir söyleşide, Doğu’nun ölüm korkusunu yendiğini anlatmıştı. Bu belki başlı başına başka bir incelemenin konusu ama burada onun sözlerini aktarmazsam yazı eksik kalacak . “Çok tuhaf bir şey söyleyeceğim ama gerçek: Doğu ölüm kavramını halletmiştir. Batı bunu halledememiştir (...) Doğu 3 bin yıldan beri dünyanın hakikatinin ölüm olduğunu bilir. Dünyada başka hakikat yoktur: Ölürsün!”

Bu gerçekle yüzleşmenin tek yolu belki de güneşe bakmak. Cesaret istediği mutlak. İç dünyamızın kapılarını zorlamamız gerektiği de. Ancak Yalom’un dediği gibi: “Hayat ne kadar yaşanmamışsa ölümden o kadar korkarız.”

Yine en başa dönmek gerek şimdi. İlhan Berk 90. doğum gününe üç ay kala erken ölümüyle, arkasında ses’lerini bırakarak gitti. Ve ben bu yazıyı yazmaya başlamadan hemen önce, Eskişehirli şair Rahmi Emeç bir e-posta gönderdi: “Bir harf’e ses olsam, İlhan Berk’e gitsem” İlhan Berk, “dalgalandı”.

 

RENGİN ARSLAN / 05/09/2008


Cevaplar (1)Add Comment
Zeus

İntihar Eden Şair ve Yazarlar


yazar Administrator, Nisan 27, 2010
Hakikat kapısını aralamış bir çok düşünür, yazar, şair; çıkmazlarda yol bulamaz hale gelince hayatını kendi arzusuyla noktalamak çözümüne köle olmuşlardır. Kafalarında dönüp duran, birbirine çarpıp hasarlara sebep olan düşünceler, sonsuz bir.....

Heinrich Von Kleist: Bir sonbaharda Wannsee nehri kıyısında tabanca ile önce sevgilisini ardından kendini öldürdü. İntihar mektubunda şunları söyledi. 'Yeryüzünde artık öğrenip edineceğim hiçbir şey kalmadığı için ölüyorum. Elveda! '

Ernest Hemingway: Hayatının sonlarına doğru herşeyin boş olduğuna dair fikirleri oluştu. 62 yaşında babası ve annesi gibi av tüfeği ile kendini vurarak yaşamına son verdi. Nobel ve Pulitzer Ödülü sahibiydi.


Romain Gary: Dünya çapında tanınan bir yazardı. Eski jean seberg'de tutkuyla bağlıydı.Eşinin ölümden bir yıl sonra 65 yaşında Paris'te yaşamına son verdi. Ardından bıraktığı notta 'çok eğlendim. hoşçakalın ve teşekkürler' yazıyordu.


Sadık Hidayet: İran edebiyatının önde gelen kaleminden biriydi. Daha önce bir kez intihara teşebbüs eden Hidayet'in ölümünü arkadaşı şöyle anlatır;'Paris`te günlerce, havagazlı bir apartman aradı, ve buldu. 9 Nisan 1951 günü dairesine kapandı ve bütün delikleri tıkadıktan sonra gaz musluğunu açtı. Ertesi gün ziyaretine gelen bir dostu, onu mutfakta yerde yatar buldu. Tertemiz giyinmiş, tıraş olmuştu ve cebinde parası vardı. Yakılmış müsveddelerin kalıntıları, yanıbaşında yerde duruyordu.'


Yukio Mişima: Japon edebiyatının önemli kalemlerinden. Eşcinseldi. Aykırı yaşamı tepkilere neden oluyordu. 44 yaşında Hara - Kiri yaparak intihar etti.


Stefan Zweig: Avusturyalı yazar. Yahudi asıllı yazar, Hitler'in dünya düzeninin kalıcı olmasından duyduğu korku ve karamsarlık sonucu girdiği bunalımdan kurtulamayaıp 61 yaşında karısıyla beraber intihar etti.


John Kennedy Toole: ABD'li yazar.Kitabının yayıncılar tarafından basılmaması sonucunda depresyone girdi ve 39 yaşında intihar etti.Ölümünden sonra kitabı basıldı Pulitzer Ödülü'nü kazandı


Kurt Tucholsky: Alman gazeteci ve yazar. Özel yaşamında geçirdiği çalkantılı dönemler, faşist Almanya'nın gidişatından duyduğu üzüntüler sonucunda bunalıma girdi ve 35 yaşında hayatına son verdi.

Robert E. Howard: Amerikalı yazar 'Conan' başta olmak üzere pek çok çizgi kahramanın yaratıcısıydı. Annesinin ağır hasta olduğunu öğrenince bunalıma girdi. Ona olan düşkünlüğü ondan sonra bir hayat yaşamasına izin vermeyecek kadar büyüktü. Annesinin ölümünü görmemek için 30 yaşında intihar etti.
Son sözleri şunlar oldu: ' her şey olup bitti, ölüleri yakacak odunların üstüne yatırın beni, ziyafet sona erdi, söndürün kandilleri...'


Virginia Woolf: İngiliz edebiyatının en önemli kadın yazarıydı.Feminist çıkışları ile dikkat çekti Bir görüşe göre üvey babasının oğlunun tacizlerine dayanamayıp intihar etti. Buhranını şu sözlerle anlatır: 'Yaşamak neden böyle içler acısı, neden bir uçurumun yanıbaşından geçen daracık bir yol gibi"


Beşir Fuad: Ataistti. Kaderin insanın elinde olduğunu kendisine kanıtlamak için bileklerini keserek intihar etti. Öldüğünde 45 yaşındaydı.

Osamu Dazai: Japonların önde gelen edebiyatçılarındı.Hayatını esrarkeş, veremli ve alkolik biri olarak geçirdi. Birkaç kez intihar etmeye kalkıştı. Dazai, 1948’de metresiyle birlikte suya atlayarak intihar etti.


Jack London: Tüm zamanların en çok okunan romancısı olarak kabul edilir.'Dişisine kötü davranan tek hayvan insandır' sözünün sahidir.Yazdığı kitaplardan çok para kazanmasına rağmen 40 yaşında ilaç içerek yaşamına son verdi.


İlhami Çiçek: 'Yalnız Hüznü vardır, Kalbi olanın' dizeleri ile buhranını anlattı. 29 yaşında balkondan atlayarak intihar etti.

Zafer Ekin Karabay : Akademisyendi. Üniversitedeki odasında kendisi asarak intihar etti. Tek kitabı ölümünün ardından yayınlandı. ' Hayatın neresinden dönülse kardır' dizeleriyle bir veda mektubu bıraktı.

Arthur Koestler : Kanser olduğunu öğrendikten sonra hastalığın kendisini yavaş yavaş öldürmesine tahammül edemedi ve yaşamına son vermeye karar verdi.Bu kararında eşi kendisi yalnız bırakmadı ve 82 yaşında eşiyle beraber hayatına son verdi.

Sadullah Paşa: Babı-ali'nin sıkı kalemlerindedi. Viyana sefiri iken, ecnebi bir kadınla yaşadığı yasak aşkın duyulması sonucu bunalıma girip intihar etti. Tarihi Sadullah Paşa yalısının sahibiydi.

Ziya Gökapl: 27 yaşında tabanca ile intihara teşebbüs etti. Ölene kadar kafasındaki kurşunla yaşadı.

Cesare Pavese: İtalya'nın önemli edebiyat ödüllerinden Strega Ödülü'nü aldığı yıl bir otel odasında bir kutu uyku hapı alarak intihar etti.Öldüğünde 45 yaşındaydı.


Eleanor Marx: Marksizimin babası Karl Marx`ın en küçük kızıydı.Nikahsız yaşadığı adamın gizlice bir oyuncu ile evlendiğini öğrenince bunalıma girdi.Sevgilisinin temin ettiği hidrojen siyanürü içerek intihar etti. Elenor öldüğünde 45 yaşındaydı

Tadeusz Borowski: Rus yazar 1950 yılında Ulusal Edebiyat Ödülü'nü aldı. 1951 yılında gaz sobasından, gaz solumak suretiyle, 28 yaşında intihar ederek yaşamına son verdi.


Hakikat kapısını aralamış bir çok düşünür, yazar, şair; çıkmazlarda yol bulamaz hale gelince hayatını kendi arzusuyla noktalamak çözümüne köle olmuşlardır

Kafalarında dönüp duran, birbirine çarpıp hasarlara sebep olan düşünceler, sonsuz bir hakikatle tamir olunmayınca; sonlulardan bunalan insan son çareyi intiharda bulur

Goethe..

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy