ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Monday, Dec 09th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Filozoflar Sigmund Freud


Sigmund Freud

e-Posta Yazdır

Reklamlar



 Hayatı / Kronoloji

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 




1856

Sigismund Schlomo Freud 6 Mayıs 1856’da Freiberg’de, Moravia, bir Yahudi ailede doğdu (çek Cumhuriyetinde Pribor). Babası Jacob Freud (1815-1896) ve annesi Amalia (Nathanson) Freud (1835-1930) bir yıl önce evlenmişlerdi ve babanın eski evliliğinden olan yetişkin çocukları Emanuel ve Philipp de aile ile birlikte yaşıyordu. Daha sonra Emanuel’in çocukları , John ve Pauline, Freiberg’de Freud’un ilk oyun arkadaşları oldular. 


Freiberg’deki ev

 

...............................

Küçük kardeşi Julius 1857’de doğdu. Ağabeyinin kıskançlık duygusuna neden olan Julius birkaç aylıkken öldü. Bunun üzerine kardeşinin ölümünü dilemiş olan Freud kendini kınama duyguları yaşadı. Daha sonra Julius ve John ile ilişkilerinin tüm sonraki dostluklarının sinirceli öğelerini belirlediğini söyleyecekti. 

 

1859

Freud ailesi parasal nedenlerle Freiberg’den ayrılarak Leipzig’e, ve orada kısa bir süre kaldıktan sonra Viyana’ya yerleşti. Freud 78 yıl sonra Avusturya’nın Naziler tarafından ilhak edilmesine dek yaşamını Habsburg imparatorluğunun anti-Semitik başkentinde geçirdi.
— Üvey kardeşlerin aileleri Manchester’e taşındı. 

 


Freud annesi Amalia ile. 

 

 

1860 

Freudlar Viyana’ya taşındı.
Sonraki yıllarda Rosa, Marie, Adolfine, Pauline adlarında dört kızkardeşi daha doğdu. 

 

1865

İlk okulu olan Leopoldstaedter Realgymnasium’a başladı. 

 

1873

Sperl Gymnasium’u bitiren Freud Goethe’nin doğa üzerine bir denemesinden esinlenerek Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesine girdi. Carl Claus’un hayvanbilim, Ernst von Brücke’nin fizyoloji, ve Franz Brentano’nun felsefe derslerine katıldı. (Brücke Hermann von Helmholtz’un özdekçi, karşı-dirimselci biliminin bir sözcüsüydü.) 

 

1875

Manchester’de üvey kardeşlerini ziyarete gitti. 

 

 

1876 

Freud Karşılaştırmalı Anatomi Kurumunda çalıştı ve Trieste’de Deniz Yaşambilimi Laboratuarında çalışmak üzere bir araştırma bursu kazandı.

Freud ailesi

Trieste’den döndükten sonra Ernst Bruecke tarafından yönetilen Fizyoloji Kurumunda yardımcı olarak çalışmaya başladı. 

 

1877

İlk yayımlar: anatomi ve fizyoloji üzerine denemeler. 

1881

Freud Tıp doktoru olarak okulu bitirdi. 

1882

Martha Bernays ile nişanlandı. 

 

Martha Bernays 

 

 

1882 — 85

Viyana Genel Hastanesinde çalıştı. Ona ‘‘konuşma sağaltımı’’ ile iyileştirdiği bir hastadan söz eden Dr. Josef Breuer ile dostluğu bu dönemde başladı. Söz konusu hasta Histeri Üzerine İncelemeler’de ‘‘Anna O.’’ olarak bilinen kişidir. 

 

Anna O. ve Özgür Çağrışım.
Freud meslektaşı Josef Breuer’den hastalarından biri hakkında işittiklerinden çok etkilenmişti. Bu hasta olay öyküsünde Anna O. adı verilen Bertha Pappenheim’dı (1859–1936). Yaralayıcı deneyimlerini ve onlara ilişkin duygularını betimleyerek Bertha bölümsel felç ve sanrılar gibi rahatsız edici belirtilerinden yavaş yavaş kurtulmaya başladı. Breuer’in sağaltımı Freud’un ileri sürdüğü denli başarılı olmamış olsa bile, Pappenheim sonunda belirtileri yenerek toplumsal yaşamına yeniden döndü ve Almanya’da kadın haklarının savunusunda bir önder oldu. 

 

Ruhçözümlemenin ilk hastası olarak bilinen Anna O. 1881’de Breuer’e bir dizi tuhaf belirti ile geldi: sanrılar, bilinç yitirmeleri, bir öksürük, bölümsel felç ve anadilini, Almanca’yı konuşma yeteneğinin yitişi. Breuer kızın hipnoz altında sanrıları üzerine konuşması sağlandığı zaman rahatladığını gördü. Freud 10 yıl sonra Breuer’i olay öyküsünü bir Freud-Breuer işbirliğinin parçası olarak yayımlama konusunda kandırdı. ‘‘Histeri Üzerine İncelemeler’’ histerikleri ‘‘başlıca anılardan acı çeken insanlar’’ olarak betimledi.

Anna O.,
ya da Bertha Pappenheim,
yklş. 1880.

 

1884 — 87

Freud kokain kullanımının klinik etkilerini araştırdı.

1885

Viyana üniversitesinde Nöropatolojide Privatdozent (üniversite öğretmeni) olarak atandı. 

1885 (Ekim) — 1886 (Şubat) 

Paris’te Salpêtriére’de (sinir hastalıkları hastanesi) Jean-Martin Charcot’nun yanında 19 hafta çalıştı. İlgisi ilkin histeriye, daha sonra hipnoza kaydı. 

 

 

Nöroloji ve Hipnoz
Freud 1885’te Jean-Martin Charcot ile çalışmak için Paris’e gittiği zaman sinirbilimci daha şimdiden kendi odağını nöropatolojiden histeri, hipnoz ve telkin sorunları üzerine çevirmişti. Charcot histeri evrelerini fotoğraflarla da belgeliyordu. Ama bu uygulama kuşkuluydu çünkü hastalar kamera için gösteri yapma eğilimi gösteriyor ve doktorlar en fotojenik olanların resimlerini çekiyorlardı. Freud da kendini histeriyi incelemelerine verdi. Hastalar ruhsal rahatsızlıkların kaynağının beyinde ya da sinir dizgesinin başka bir yerinde olmaktan çok ruhsal aygıtın kendisinde olabileceğini düşündürüyorlar çünkü örneğin bir koldaki felç gibi histerik bir belirti hipnotik bir telkin sonucunda giderilebiliyordu. Freud çok geçmeden hipnoz yöntemini terkedecek olmasına karşın, şubat ayında Viyana’ya döndüğünde yanında yepyeni bir yöntemin ilk düşüncelerini getirdi.

 

1886

13 Eylülde, dört yıllık nişanlılık döneminden sonra, Martha Beynars ile evlendi. Seçkin bir Yahudi aileden gelen Martha’nın ataları arasında Heinrich Heine de bulunuyordu. Martha oldukça zorlu bir meslek yaşamına yazgılanmış kocasına önemli bir destek oldu. 

Viyana’da sinir hastalıkları için özel çalışmasına başladı. 


Sigmund Freud ve Martha Bernays

 

 

1886 — 93

Viyana’da Kassowitz Kurumunda nöroloji üzerine çalışmalarını sürdürdü

1887

İlk kızı Mathilde doğdu. 





Mathilde

 

 

1887 — 1902 

Wilhelm Flies ile dostluk ve yazışma. Freud’un ölümünden sonra 1950’de yayımlanan dönem mektupları görüşlerinin gelişimi üzerine önemli ışık düşürür. 

 

Wilhelm Fliess ile dostluğun başlangıcı

Fliess 15 yıllık yakın dostlukları boyunca Freud’un en gözüpek düşüncelerini tartıştığı biri oldu. Freud’un insanın başlangıçtaki eşeysel belirlenimsizliğine inancı, bedendeki erotojen bölgeler üzerine görüşü ve belki de giderek çocuk eşeyselliği görüşü bile dostukları tarafından esinlendirilmiş olabilir. 

 

1887

Uygulamasında hipnotik telkinin kullanımına başladı. 

1888

Histerinin boşaltıcı sağaltımı için hipnozu kullanmada Breuer’i izlemeye geçti. Yavaş yavaş hipnozu bırakarak özgür çağrışıma döndü. 

 

Josef Breuer Freud’un en büyük kızına adını veren karısı Mathilde ile.

Freud’un doktor Josef Breuer ile dostluğu Paris’ten dönüşünden hemen sonra kuruldu. İşbirliği başlamadan önce 1880’lerin başlarında Breuer daha sonra Anna O. olarak bilinecek olan bir hastanın sağaltımını üstlenmişti. Charcot’nun yaptığı gibi hipnoz yöntemini kullanmak tersine, Breuer hastasını bir tür oto-hipnoz durumuna girmeye yöneltti ve belirtilerinin kendilerini gösterdikleri ilk durum üzerine konuşmasını sağladı. Breuer konuşma ediminin kendisinin belirtilerin hafiflemesine yol açtığını gördü. ‘‘Konuşma sağaltımı’’ patolojik davranışın kökünde yatan duygusal engellerin boşalmasını sağlıyordu. Henüz Charcot’nun hipnotik yöntemine bağlı kalan Freud Breuer’in deneyinin tam anlam ve değerini kavramamıştı. Özgür Çağrışım 10 yıl sonra gelişti. 

 

1889

Telkin uygulayımını incelemek için Nancy’de Bernheim’ı ziyaret etti.

 

Charcot’nun bir rakibi olan Hippolyte Bernheim histerinin telkinin bir sonucu olduğuna ve hipnoz yoluyla sağaltılabileceğine inanıyordu. Freud Bernheim’ın hipnoz ve telkini bilimsel araştırmanın geçerli konuları yapma ve onları sağaltım aygıtları olarak geliştirme girişimini destekledi. 

1889

İlk oğlu Martin doğdu. 

1899 yılında Viyana

 

1891

 

Afazi ya da sözyitimi üzerine monograf.
İkinci oğlu Oliver doğdu.
Eylül ayında Freud Berggasse 19’daki apartmana taşındı, ve 1938’de İngiltere’ye göç edinceye dek aile orada kaldı.


Hastaları için yeni adresin duyurusu.

 

özgür çağrışım yöntemi 1895’te Breuer ile birlikte yayımladığı Histeri Üzerine İncelemeler’de duyuruldu. Hastayı çağrışım yoluyla aklına gelen rasgele düşünceleri anlatmaya yüreklendirerek, uygulayım hastanın ruhsal yapısının o zamana dek anlatım bulmamış gereci ortaya çıkarmayı amaçlıyordu. Bilinçsiz gerecin başlıca özelliği bilincin açık içeriği ile tutarsızlığı idi. Daha da önemlisi, bu içeriğin anlatıma çıkmasına karşı hastanın gösterdiği savunma ya da dirençti. Charcot’un tersine, Freud dirençli gerecin özellikle eşeysel doğada olduğu vargısını çıkardı ve sinirce belirtilerinin kökenini eşeysel dürtü ve ona karşı ruhsal savunma düzenekleri arasındaki çatışmaya bağladı. Sağaltım bastırılan dilek ve savunma arasındaki bir uzlaşmadan oluşuyordu.

 

1892

üçüncü oğlu Ernst doğdu. 

1893

Breuer ve Freud’un ‘Ön İleti’lerinin yayımı: yaralanma histeri kuramının ve boşaltıcı sağaltımın açımlaması.
İkinci kızı Sophie doğdu. 

1893 — 8

Histeri, saplantılar ve endişe üzerine araştırma ve kısa denemeler.

 

1895

Breuer ile birlikte Histeri Üzerine İncelemeler: Freud tarafından olay öyküleri ve uygulayımının betimlemesi, aktarımın ilk açıklaması. 

1893 — 96

Freud ve Breuer’in görüşleri arasında aşamalı bir kopuş. Freud ego ve libido arasındaki bir çatışmanın sonucu olarak savunma ve baskı ve sinirce kavramlarını getirir.

1895

Üçüncü kızı Anna doğdu.

Bilimsel Bir Ruhbilim İçin Tasar (Entwurf einer Psychologie): İlk kez 1950’de yayımlandı; ruhu düzenekçi-fizyolojik ve özdeksel terimlerde çözümlemeye, ve ruhbilimi nörolojik terimlerde bildirmeye yönelik başarısız bir girişim; ama Freud’un sonraki kuramlarından çoğunun öncelemelerini kapsar. 

1896

‘Ruhçözümleme’ terimini ilk kullanışı.

 

1897

Freud’un öz-çözümlemesi; yaralanma kuramının terkedilmesine ve çocuk eşeyselliğinin ve Ödipus karmaşasının kabulüne götürdü. 


Freud 1898 sıralarında

 

1900

Düşlerin Yorumu: Son bölüm Freud’un dinamik ansal süreçler görüşünün, bilinçaltının, ve ‘haz ilkesi’nin egemenliğinin ilk tam açıklamasını verir.

 

1901

Gündelik Yaşamın Psikopatolojisi. Bu, düşler üzerine kitapla birlikte, Freud’un kuramlarının yalnızca patolojik durumlara değil ama normal ruhsal duruma da uygulanabilir olduğunu açıkça ortaya koydu.
18 yaşındaki Dora’nın ruhçözümlemesine başladı. 

 

8 yaşındaki Dora erkek kardeşi ile birlikte.

1900’de Freud gizemli bir öksürük ve başka histeri belirtileri nedeniyle 18 yaşındaki bir genç kızın sağaltımına başladı. Freud’un ‘Dora’ takma adını verdiği kızın adı Ida Bauer’di. 11 hafta sonra Dora çözümleme çalışması bir sona ulaşmadan sağaltımı durdurdu. 

 

Avusturya’da Yahudilerin nazik bir durumda olmalarına ve gerçek duygusal ve parasal güvenlikten yoksun olmalarına karşın, Ida’nın babası Philipp başarılı bir işadamıdıydı ve Bohemia’da iyi gelir getiren dokuma tezgahları vardı. Ida’nın doğum yılı olan 1882’de anti-Semitizm yeniden güçlenmişti ve 1897’de Viyana’nın açıkça anti-Semitik olduğunu bildiren bir belediye başkanı vardı. Bunun dışında, yüzyılın sonlarında Viyana’da kadınlar toplumsal olarak aşağı bir düzeyde görülüyordı ve kızlar için eğitim olanakları büyük ölçüde sınırlıydı. Kadınlardan katı Viktoryan ölçünlere uygun davranmaları bekleniyordu. (Dora çözümlemesinin ayrıntıları için bkz. Raymond Fancher'in bu sitedeki Çatışmadaki İnsan başlıklı yazısı). 

 

1902

Ekstraordinarius profesörlüğe atandı.
‘Çarşamba Ruhbilim Topluluğu’nun kuruluşu. Topluluk daha sonra ‘Viyana Ruh-çözümleme Toplumu’ adını aldı. 

 

Ruhbilim Çarşamba Toplumu Berggasse 19’daki bekleme odasında toplanırdı.

 

1903

Wilhelm Fliess ve Freud Viyana’da son kez buluştular. 

 

1904

Kardeşi Alexander ile birlikte ilk kez Atina’ya yolculuk. 

1905

Eşeysellik Üzerine Üç Deneme: İlk kez insanlarda eşeysel içgüdünün çocukluktan olgunluğa gelişim yolunu izledi.
Şakalar ve Bilinçaltı İle İlişkileri, Bir Histeri Olayının Çözümlemesinden Parçalar (‘Dora’) çıktı.

Şakalar ve Bilinçaltı İle İlişkileri,
ilk yayım. 

 

 

1906

Jung ruhçözümlemenin savunucuları arasına katıldı ve Freud ile mektuplaşmaya başladı. 

1908

İlk uluslararası ruhçözümleme toplantısı (Salzburg). 


Cafe Korb, Viyana.
Artan üyelik nedeniyle toplantılar
Cafe Korbda yapılmaya başladı. 

 

 

1909 

Freud ve Jung konferanslar vermek üzere Birleşik Devletler’e çağrıldılar.

 

Clark Üniversitesi önünde küme fotoğrafı 
Sigmund Freud, Stanley Hall, C.G.Jung; 
arka sıra: Abraham A. Brill, Ernest Jones, Sandor Ferenczi 

 

 

Bir çocuğun özellikle çocuk eşeyselliği ve Ödipus ve eneme karmaşaları ile ilgili olarak ilk çözümlemesinin olay öyküsü. 

 

1910

‘Narsissizm’ kuramının getirilişi.
Uluslararası Ruhçözümleme Derneği kuruldu.

1911 — 15

Totem ve Tabu: Ruhçözümlemenin insanbilimsel gerece uygulaması.
Alfred Adler Viyana Ruhçözümleme Toplumundan ayrıldı. 

 

Alfred Adler.

 

 

‘‘Hiçbir ruhçözümlemeci kendi karmaşalarının ve iç direncinin izin
verdiğinden daha öteye gitmez.’’ (S. Freud, 1910)



1912

Ruhçözümleme dergisi Imago yayıma başladı. 

 

Carl Gustav Jung.

 

1914

Jung ile kopuş.
‘Ruhçözümleme Deviminin Tarihi üzerine.’ Adler ve Jung üzerine bir polemik bölümü kapsar.
‘Kurt Adam’ üzerine son önemli olay öyküsünü yazdı (1918’dek yayımlanmadı.)
Rainer Maria Rilke’nin ziyareti.
Birinci Dünya Savaşı patlak verdi.

 

1915

Temel kuramsal sorular üzerine oniki ‘metapsikolojik’ denemeden oluşan dizisini yazdı ve bunlardan yalnızca beşi saklandı. 

 

Freud cepheden dönen oğulları Erns ve Martin ile birlikte, 1916.

 

 

‘‘... baskının özü yalnızca [birşeyi] bilinçli olma durumundan geri çevirmekten ve ondan uzakta tutmaktan oluşur.
... ihr Wesen nur in der Abweisung und Fernhaltung vom Bewußten besteht.’’
(S. Freud1915) 

 

1915 — 17

Giriş Dersleri. Freud’un Birinci Dünya Savaşına dek geliştirdiği görüşlerin kapsamlı bir genel açıklamasını verir.

 

Freud’un bugün Londra’da Freud Müzesinde bulunan ruhçözümleme sediri.

 

1916 

Ruhçözümleme Üzerine Giriş Dersleri, ilk bölüm yayımlandı.

 

1917

Georg Groddeck ruhçözümleme devimine katıldı. 

 

Schwind: Mahkumun Düşü,
‘‘Ruhçözümleme Üzerine Giriş Dersleri’’nden bir resim.

 

1919

Narsissizm kuramının savaş sinircelerine uygulaması.

 

1920

İkinci kızı öldü.
Haz İlkesinin Ötesi: ‘yineleme zorlaması’ ve ‘ölüm içgüdüsü’ kavramlarının ilk belirtik getirilişi.
İngilizce International Journal of Psycho-Analysis kuruldu. 

Kitaplık ve çalışma odası Freud’un ölümünden sonra Anna tarafından olduğu gibi saklandı. Freud’un arkasındaki masada Goethe’nin yanısıra Heine, Multatuli ve Anatole France gibi en sevdiği yazarların kitapları da bulunur. 

Freud’un Londra’daki kitaplığı.

1921

Küme Ruhbilimi. Benin dizgesel bir çözümlemesinin başlangıçları.
André Breton Freud’u Viyanada ziyaret etti. 

 

1923

Frued’un ağız kanserinin ilk belirtilerinin ortaya çıkışı. 

1924

Otto Rank ile ‘doğum yaralanması’ teriminin anlamı üzerine çatışma. 

 

Otto Rank.

 

 

1925

Kadınların eşeysel gelişimleri üzerine düzeltilen görüşler.
Freud’un toplu yapıtlarının birinci cildi çıktı.

 

Josef Breuer
Viyana’da öldü.

 

1926

Engellemeler, Belirtiler, ve Endişe. Endişe sorunu üzerine düzeltilmiş görüşler. 

 

1927

Bir Yanılsamanın Geleceği. Dinin bir tartışması: Freud’un geri kalan yıllarının çoğunu ayırdığı toplumbilimsel çalışmaların ilki.
Viyana Sosyal Demokratları için Freud tarafından da imzalanan bir seçim duyurusu Arbeiter Zeitung’da çıktı.


Uluslararası Ruhçözümleme yayını Almanach ilk kez 1926’da çıktı.

Sándor Ferenczi
(1873-1933)

 

10’uncu Uluslararası Ruhçözümleme Kongresi Innsbruck’da toplandı. Eitingon Toplumun başkanı olurken, Sándor Ferenczi ve Ernest Jones başkan yardımcılığına, ve Anna Freud sekreterliğe seçildi. 

 

Ernest Jones

 

1930

Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları. Bu Freud’un yokedici içgüdü (‘ölüm içgüdüsü’nün bir belirişi olarak görülen) üzerine ilk kapsamlı çalışmasını içerir.

Freud’a Frankfurt Kenti tarafından Goethe ödülü verildi.
Annesi öldü (95 yaşında).

1932

Freud Wilhelm Reich’ın ruhçözümlemeyi politik uygulamasını doğrulamadı.

 

Wilhelm Reich

 

 

1933

Hitler Almanya’da erki ele geçirdi. Başkaları arasında Freud’un kitapları da Berlin’de kamu önünde yakıldı.

 

Naziler kitap yakıyor,
Opernplatz, Berlin
,
10 Mayıs 1933.

 

 

‘‘Nasıl ilerliyoruz. Orta çağlarda beni yakacaklardı. Bugün kitaplarımı yakmakla yetiniyorlar.’’ Ernest Jones bu alıntıdan sonra Freud’u düzeltir: Bu bile bir ilerleme yanılsamasıdır (s. 618). 

 

1934 — 38

Musa ve Tektanrıcılık. Freud’un sağlığı sırasında yayımlanan çalışmalarından sonuncusu. 

1935

Sekseninci yaşgünü. Royal Society’ye onur üyesi olarak seçildi.

1936

Thomas Mann Konser Salonunda ‘‘Freud ve Gelecek’’ üzerine bir kutlama konuşması yaptı.

 

Thomas Mann ‘‘Freud ve Gelecek’’
üzerine ünlü konuşmasını yapıyor.

Romain Rolland

 

Freud 70’inci doğum yıldönümünde bir makalesini Romain Rolland’a sundu: Akropolis’te Bir Bellek Karışıklığı.

 

       

 

1938 

13 Martta Hitler Avusturya’yı ilhak eti. Bir politik tutuklamalar ve anti-Semitik zulüm dalgası başladı. Freud’un apartmanı ve Viyana Ruhçözümleme Toplumu araştırıldı. Anna Freud sorgulanmak üzere Gestapo tarafından bir gün için gözaltına alındı.

Freud ve Anna Viyana’dan ayrılıyor

 

 

Freud 4 Haziranda Paris üzerinden Londra’ya gitmek üzere Viyana’dan ayrıldı.

  Hitler bir Nürnberg gösterisinde,


11 Eylül 1938

 

       

 

 

 

Freud Paris’te

 

 

 

 

Ruhçözümlemenin Anahatları. Ruhçözümlemenin son, bitmemiş, ama derin bir açımlaması. 

 

1939

Freud 23 Eylülde Londra’da öldü.

 

Freud İngiliz yurttaşlığına kabul edilmedi.

 

 

 

RUHSAL OLAYLARIN İKİ İLKESİ ÜZERİNE FORMÜLASYONLAR

 

1. Uzun bir süredir her sinircenin sonuç olarak, bu yüzden belki de amaç olarak hastanın olgusal yaşamın dışına zorlanışını, edimselliğe yabancılaşmasını aldığına dikkat ettik.1 Böyle bir olgu Pierre Janet’nin gözleminden kaçamazdı: ‘‘olgusallık işlevinin’’ [‘‘de la fonction du réel’’] yitişinden sinircelilerin özel bir niteliği olarak söz etti, ama bu rahatsızlığın sinircenin temel koşulları ile bağlantısını ortaya koyamadı.2 1[Aynı düşünce, ‘çıldırıya kaçış’ deyimi ile birlikte, Freud’un ‘‘Savunma Nöro-Psikozları (Sinirsel-Çıldırıları)’’ (1894a) üzerine ilk denemesinin III’üncü Kesiminde bulunacaktır. ‘‘Hastalığa kaçış’’ deyimi histeri nöbetleri üzerine denemesinde görülür (1909a), P.F.L., 10, 99 ve 100 n. 1.]

2[P.] Janet, 1909 [Les nevroses, Bibliothèque de philosophie scientifique.]
 Sinircenin Sonucu/Amacı Hastanın Olgusal Yaşamın Dışına Zorlanışıdır.2. Sinircenin doğuşuna baskı sürecinin getirilmesi bu bağlantı üzerine belli bir içgörüye ulaşmamızı sağladı. Sinirceliler olgusallıktan uzaklaşırlar çünkü onu — bütününü ya da parçalarını — dayanılmaz bulurlar. Olgusallıktan bu uzaklaşmanın en aşırı tipi çılgınlıklarının baş göstermesine neden olan tikel olayı yadsımayı isteyen belli sanrısal çıldırı olayları tarafından gösterilir (Griesinger).3 Ama gerçekte her sinirceli belli bir olgusallık parçası ile aynı şeyi yapar.4 Ve şimdi sinircelilerin ve genel olarak insanlığın olgusallık ile ilişkisini gelişimi içinde araştırma, ve bu yolda olgusal dışsal dünyanın ruhbilimsel imlemini kuramımızın yapısı içersine katma görevi ile karşı karşıyayız.
3[Freud’un öğretmeni Meynert’in büyük hayranlık duyduğu Wilhelm Griesinger (1817-68) daha önceki kuşağın çok tanınmış bir Berlin psikiyatristi idi. Metinde sözü edilen pasaj hiç kuşkusuz Freud tarafından Düşlerin Yorumu’nda (1900a), P.F.L., 4, 163, 214 ve 326 n., üç kez değinilen pasajdır, ve ayrıca şakalar üzerine kitabının (1905c) VI’ncı Bölümünde de söz konusu edilir, P.F.L., 6, 228. Bu pasajda Griesinger (1845, 89) hem çıldırıların hem de düşlerin dilek-gerçekleştirme özelliklerine dikkati çekti.]

4Otto Rank [1910] Schopenhauer’de [Die Welt als Wille und Vorstellung/İstenç Ve Tasarım Olarak Evren, 2’nci Cilt (Ekler), Bölüm 32] bu nedenselliğin dikkate değer duruluktaki bir sezgisine dikkati çekti.*
 Sinirce Baskı Süreci Tarafından Yaratılır.

Olgusallıktan Uzaklaşma Yaşanan Tikel Bir Olayın (Olgusallığın Bir Parçasının) Yadsınmasıdır.

Otto Rank’ın Schopenhauer Üzerine Gözlemi Üzerine Dipnot (4).

Sinircelilerin Ve Bütününde İnsanlığın Olgusallık İle İlişkisi Ruhbilimsel Kuramın Kapsamına Alınmalıdır.
*[Freud’un Notu (4) üzerine Ek (Aziz Yardımlı): Schopenhauer söz konusu bölümde ansal sağlığı ‘‘eksiksiz anımsama’’ olarak, ve bu öncül zemininde deliliği ‘‘bellek zincirinde kopma’’ olarak tanımlar. Bellekten her nasılsa silinen bu olaylar erotik olmayan, bütünüyle ‘sıradan’ olaylardır. Ve Schopenhauer’e göre, ‘‘anımsadığım bir olayın edimsel olarak yer alıp almadığından kuşku duyduğum zaman kendimi delilik kuşkusu altına düşürürüm.’’ Schopenhauer’ın bu yaklaşımın ‘‘bilinçaltı’’ ve ‘‘baskı’’ kavramları ile ve ruhçözümleme kuramına götüren tarihsel olaylar süreklisi ne tarihsel ne de mantıksal bir ilgisi vardır. Freud hiç kuşkusuz böyle bir ilginin olduğunu ileri sürmez, ve kendisinin Rank’ın gözlemine dikkati çekmedeki amacı unutma (baskı) ve sinirce arasındaki ilişki olgusuna dışsal bir koşutluğun kavranışını göstermek olabilir. Schopenhauer şöyle sürdürür: ‘‘Kendi deneyimim beni deliliğin en büyük sıklıkta aktörler [oyuncular] arasında görüldüğü görüşüne götürmüştür,’’ çünkü ‘‘her gün yeni bir rolü ezberlemek ya da eskisini silmek zorundadırlar.’’ ‘‘Bu tür şeyler deliliğe götüren yolu hazırlar.’’ Bu bir ruh-çözümleme değildir. Ne de herhangi bir mantıksal çıkarsamadır. Bütünüyle dışsal bir nedensellik zinciri kurmayı amaçlayan bir yapaylıktır. Yalnızca birinin ona kişisel kanıları zemininde anlamlı görünen gözlemleri mantıksal hiçbir zemin olmaksızın felsefe diye kağıda geçirmesidir. Bu açılışı daha sonra salt düzeneksel bellek olayları üzerine gözlemler izler. Schopenhauer’in bakış açısı sıradan anlağın sıradan ‘‘unutkanlık’’ üzerine çalışıp çabalamasını anlatır, ve kendi yaşamının ‘‘baskı’’nın katıksız bir kristalleşmesi olması ölçüsünde, bilincinde ‘‘baskı’’ kavramına yer yoktur. Schopenhauer için istek ve istenç insan ruhundan çok başka yerlerdedir. Onun için özdeksel olgusallık ‘‘istenç’’tir. Schopenhauer’in ‘felsefe’sinin asıl özünü anlatan bu ilke bir eğretileme değildir. Schopenhauer’in irrasyonel bakış açısında evren, dünyalar, yıldızlar, dağlar, taşlar vb. vb. herşey ‘‘istenç’’tir. Ve bir ‘‘istenç’’ olan olgusallık karşısında olmak birey için hiç kuşkusuz yansız, nesnel, ussal bir olgusallık karşısında olmakla aynı şey değildir. Schopenhauer’i anlamak için onun mantığını izlemeli, kendimizin onda görmek istediği şeyleri ona yüklememeliyiz. Kötümser, irrasyonalist, yalnız bir insan olan Schopenhauer’in kendi olgusallığı insana sonsuza dek yabancı kalacak, düşman kalacak bir Güç ve İstençti. Ruhçözümlemeyi öncelemesi bir yana, ruhçözümlemenin onu öncelemesine çok ciddi gereksinimi vardı.] 3. Ruhçözümleme üzerine kurulu ruhbilimde başlangıç noktamız olarak almaya alıştığımız şey özgünlükleri ile çözümleme yoluyla tanıştığımız bilinçsiz ruhsal süreçlerdir. Bunları daha eski ve birincil süreçler olarak, içinde biricik ruhsal süreç türü oldukları bir gelişim evresinin kalıntıları olarak görürüz. Bu birincil süreçlerin boyun eğdikleri başlıca eğilimi tanımak kolaydır; bu haz-hazsızlık ilkesi, ya da kısaca haz ilkesi5 olarak belirtilir. Bu süreçler haz kazanmaya doğru çabalarlar; ruhsal etkinlik hazsızlık üretebilecek her olaydan geri çekilir (baskı). Geceleri düşlerimiz ve kendimizi acı verici izlenimlerden kurtarmak için uyanma eğilimimiz bu ilkenin egemenliğinin kalıntıları ve gücünün tanıtlarıdır.
5[‘‘Lustprinzip/haz ilkesi’’ anlatımı Freud’un çalışmalarında ilk kez burada görünür. Düşlerin Yorumu’nda yalnızca ‘‘Unlustprinzip/hazsızlık-ilkesi’’ kullanılır (örneğin P.F.L., 4, 759.] Ruhçözümlemede Başlangıç Noktamız Bilinçsiz Ruhsal Süreçlerdir; Ve Bunlar Birincil Ruhsal Süreçlerin Kalıntılarıdır.

Birincil/Kökensel Ruhsal Süreçler Haz-İlkesine Altgüdümlüdürler: Haz Kazanmaya, Ve Hazsızlıktan Geri Çekilmeye (Baskı) Çabalarlar.
4. Başka bir yerde,6 ruhsal dinginlik durumunun başlangıçta iç gereksinimlerin buyurgan istemleri tarafından rahatsız edildiğini varsaydığım zaman geliştirmiş olduğum düşünce çizgilerine döneceğim. Bu olduğu zaman, düşünülen (istenilen) herşey yalın olarak sanrısal bir biçimde temsil edilirdi, tıpkı bugün bile her gece düş-düşüncelerimiz durumunda olduğu gibi.7 Yalnızca beklenen doyumun yer almaması, yaşanan düşkırıklığı idi ki bu sanrı aracılığıyla doyum girişiminden vazgeçmeye götürüyordu. Onun yerine, ruhsal aygıtın dışsal dünyadaki olgusal durumların bir tasarımını oluşturmaya karar vermesi ve olgusal bir değişim yapmaya çabalaması gerekli oldu. Böylece ruhsal etkinliğin yeni bir ilkesi getirildi; tasarımlanan şey artık hoş olan değil ama olgusal olandı, üstelik nahoş olması gerekse bile.8 Olgusallık ilkesinin bu kuruluşu çok önemli bir adım olduğunu tanıtladı.
6[Düşlerin Yorumu’nun Genel Kesiminde, Bölüm VII. Bkz. özellikle P.F.L., 4, 718-21 ve 757 ss.]

7
Uyku durumu ruhsal yaşamın olgusallığın kabul edilmesinden önceki biçimini yeniden getirebilir, çünkü uyku durumu olgusallığın amaçlı olarak reddedilişini (uyku-dileği) bir öngerek olarak alır.

8
Yukardaki şematik açımlamayı daha öte birkaç ayrıntı ile tamamlamaya çalışacağım. Haklı olarak karşı çıkılacaktır ki, haz ilkesine köle olmuş ve dışsal dünyanın olgusallığını gözardı etmiş olan bir örgütleniş diriliğini en kısa bir zaman için bile sürdüremez, öyle ki, herhangi bir biçimde varoluş kazanması bile söz konusu olamazdı. Gene de eğer bebeğin — annesinden gördüğü ilgiyi de katma koşuluyla — bu tür bir ruhsal dizgeyi hemen hemen gerçekleştirdiği düşünülecek olursa, böyle bir kurgunun kullanılışı aklanabilir. Bebek büyük bir olasılıkla içsel gereksinimlerinin yerine getirildiğini sanrılar; bir uyarı artımı ve doyum yokluğu durumunda, bağırma ve tepinme gibi motor boşalım yoluyla hazsızlığını ele verir, ve o zaman sanrılamış olduğu doyumu yaşar. Daha sonra, büyük bir çocuk olarak, bu boşalma anlatımlarını amaçlı anlatım araçları olarak kullanmayı öğrenir. Çocukların daha sonraki bakımları bebeklerin bakımları üzerine modellendiği için, haz ilkesinin egemenliği gerçekte ancak büyüklerden tam ruhsal kopuş yerine getirildiği zaman sona erebilir. — Dışsal dünyanın uyarılarına kapatılmış ve beslenme gereksinimlerini bile (Bleuler’in terimi ile [1912]) autistik/içeyönelik olarak doyurmaya yetenekli tam bir ruhsal dizge örneği kabuğu içindeki yiyecek donatımı ile bir kuş yumurtası tarafından sunulur; onun için annesi tarafından sağlanan bakım sıcaklığın sürdürülmesi ile sınırlıdır. — Bunu tartıştığımız şematik tablonun bir düzeltilmesi olarak değil, ama bir genişletilmesi olarak göreceğim, eğer haz ilkesine göre yaşayan bir dizgenin onu olgusallığın uyarılarından geri çekmeye yetenekli kılacak düzenlemelerininı olması gerektiğinde diretilirse. Böyle düzenlemeler ancak ‘‘baskı’’nın bağlılaşığıdırlar — baskı ki, acılı içsel uyarıları sanki dışardan geliyorlarmış gibi karşılar, ve buna göre onları dışsal dünyaya iter.  Doyum Yoksunluğu (Hazsızlık) Olguları Değiştirmenin Güdüsü Olur.

Olgusallık İlkesi Doyumsuzluğun/Hazsızlığın Kabul Edilebilmesini Sağlar.
5. (1) İlk olarak, yeni istemler ruhsal aygıtta bir dizi uyarlamayı zorunlu kıldı ki, yetersiz ya da sağlam olmayan bilgimizden ötürü, bunları ancak yaklaşık olarak belirleyebiliriz.Ansal Aygıtın Olgusallık İlkesine Uyarlanması6. Dışsal olgusallığın artan önemi o aynı dışsal dünyaya yönelik duyu-örgenlerinin, ve bunlara bağlı bilincin de önemini arttırdı, ve bilinç şimdi ona o güne dek ilgi çekici gelmiş tek yan olarak haz ve hazsızlık niteliklerinin yanısıra duyusal nitelikleri de kavramayı öğrendi. Özel bir işlev gelişti ki görevi dışsal dünyayı dönemsel olarak araştırmaktı, öyle ki ivedi bir içsel gereksinim doğacak olursa bu dünyanın bilgisi önceden tanıdık olabilsin — dikkat işlevi. Bu etkinlik duyu-izlenimlerinin ortaya çıkışını beklemektense onları yarı yolda karşılamaktan oluşur. Aynı zamanda, büyük bir olasılıkla, görevi bilincin bu dönemsel etkinliğinin sonuçlarını biriktirmek olan bir kaydetme dizgesi getirildi — bellek dediğimiz şeyin bir parçası.a) BİLİNÇ Haz Ve Acı Niteliklerinin Ötesinde Duyusal Nitelikleri De Kavramayı Öğrendi.

b) DİKKAT İşlevi Gelişti.

c) BELLEK İşlevi Gelişti
7. Ortaya çıkan tasarımlardan bir bölümünü hazsızlık üretici oldukları için yatırım dışı bırakan baskının yeri bir yansız yargıda bulunma yetisi9 tarafından alındı ki, belirli bir tasarımın doğru mu yoksa yanlış mı olduğuna, eş deyişle, olgusallık ile uyum içinde olup olmadığına karar vermesi gerekiyor, ve karar ise olgusallığın anı-izleri ile bir karşılaştırma yoluyla belirleniyordu.
9[Freud tarafından sık sık yinelenen bu kavram erken bir tarihte şakalar üzerine kitabının ilk yayımında görünür (1905c, Bölüm VI; P.F.L., 6, 233 ve n. 2.) ve ‘‘Yadsıma’’ (1925h) üzerine denemesinde daha derin olarak yoklanmıştır. Bkz. ayrıca Bilinçaltı (1915e) Bölüm V.]d) YARGI İşlevi Gelişti.8. Böylece motor boşalım yeni bir işlev kazandı — motor boşalım ki, haz ilkesinin egemenliği altında, ruhsal aygıtı uyarı artışından boşaltmanın bir aracı olarak hizmet etmiş, ve bu görevi bedenin içinde onu mimiklere ve duygu anlatımlarına götüren sinirsel bağlantılar göndererek yerine getirmişti. Motor boşalım şimdi olgusallığın amaca uygun olarak değiştirilmesinde kullanılır oldu. Eyleme çevrildi.Motor Boşalım AMAÇLI EYLEME Gelişti.9. Motor boşalım üzerine (eylem üzerine) getirilmesi o zamanlar zorunlu olmuş olan kısıtlama tasarımlama yetisinden gelişen düşünme süreci aracılığıyla sağlandı. Düşünme yetisi öyle özelliklerle donatıldı ki, boşaltım sürecinin ertelenmesi sağlanırken, ruhsal aygıtın artan bir uyarı gerilimine dayanmasını olanaklı kıldılar.Bu özsel olarak deneysel bir eylem türüdür ki, daha küçük yatırım niceliklerinin yerdeğişimi ve bu niceliklerin daha az harcanması (boşalması) ile birlikte gider.10 Bu amaç için özgürce yerdeğiştirebilir yatırımların ‘‘bağlı’’ yatırımlara çevrilmesi zorunluydu, ve buna bütün yatırım sürecinin düzlemini yükseltme aracılığıyla erişildi. Olasıdır ki düşünme, yalnızca tasarımlama ediminin üstüne yükseldiği ve nesnelerin izlenimleri arasındaki ilişkilere yöneldiği düzeye dek kökensel olarak bilinçsizdi, ve bilinç tarafından algılanabilir daha öte nitelikleri ilkin sözel kalıntılara bağlanınca kazandı.11 10[Bu önemli kuram Freud tarafından Düşlerin Yorumu’nda (1900a) ortaya sürülmüştü, P.F.L., 4, 758-9, ve daha açık olarak Şakalar’da, a.y., 6, 251 ve n. 2, ayrıca ‘‘Yadsıma’’da (1925h), a.y., 11, 440 ve n. 2, ele alınır.]

11[Bkz. Düşlerin Yorumu (1900a), P.F.L., 4, 729-30, 771 n. ve 779. Bu ‘‘Bilinçaltı’’nda (1915e) daha öte geliştirildi, a.y., 11, s. 208.]
 Tasarımlama Yetisi DÜŞÜNME YETİSİNE Gelişti.

Düşünme Yetisi Boşaltımı Durdurmayı (Baskı) Olanaklı Kıldı.

@Düşünme Yatırım Niceliklerinin Yerdeğişimini Ve Daha Az Harcanmasını (Boşalmasını) Olanaklı Kıldı.

@Baskı ‘‘Dolaşan’’ Yatırımların ‘‘Bağlı’’ Yatımlara Çevrilmesini Gerektirir.
10. (2) Ruhsal aygıtımızın geriye [erke] harcamayı azaltma biçimindeki ekonomik ilkeye dek izlenebilecek genel bir eğilimi, el altında duran haz kaynaklarına sarılmadaki diretkenlikte ve bunlardan vazgeçmedeki güçlükte anlatım buluyor görünür. Olgusallık ilkesinin girişi ile düşünce-etkinliğinin bir türü koptu; bu olgusallık-sınamasından özgür tutuldu ve yalnızca haz ilkesine altgüdümlü kaldı.12 Bu etkinlik düşlem üretme etkinliğidir ki, daha önce çocukların oyununda başlar, ve sonra, hayal kurma olarak sürdürülerek, olgusal nesneler üzerine bağımlılığı terkeder.
12Benzer olarak, gönenci toprağının ürünleri üzerine dayanan bir ulus gene de belli alanları kökensel durumları içinde saklamak ve uygarlığın getirmiş olduğu değişimlerden korumak üzere ayıracaktır (Yellowstonepark.) [Bkz. ‘‘Yaratıcı Yazarlar ve Hayal Kurma’’ (1908e), P.F.L., 14, 129, ve ‘‘Histerik Düşlemler ve İki-Eşeylilik İle İlişkileri’’ (1908a) P.F.L., 10, 87 ss. ‘Realitätsprüfung’ terimi ilk kez bu tümcede kullanılıyor görünür.]Ekonomik İlke (Erke Harcamayı Azaltma Eğilimi): Eldeki Haz Kaynaklarına Sarılma.

Düşünce Etkinliğinin Bir Bölümü Olgusallık Sınamasından Ayrıldı: Düşlem.
11. (3) Ortaya çıkan tüm ruhsal sonuçlarıyla birlikte, haz ilkesinin yerinin olgusallık ilkesi tarafından alınması — ki burada tek bir tümcede şematik bir açımlamaya sıkıştırılmıştır — gerçekte birdenbire başarılmış değildir, ne de tümüyle eşzamanlı olarak tek bir çizgide yer alır. Çünkü bu gelişim ben-içgüdülerinde sürerken, eşeysel içgüdüler oldukça önemli bir yolda onlardan koparlar. Eşeysel içgüdüler ilkin oto-erotik olarak davranırlar; doyumlarını bireyin kendi bedeninden elde ederler ve bu yüzden kendilerini olgusallık ilkesinin doğuşunu zorunlu kılmış olan düşkırıklığı durumunda bulmazlar. Daha sonra nesne bulma süreci başladığı zaman eşeysel gelişimi erinliğe dek erteleyen uzun bir gizlilik dönemi bu süreci kesintiye uğratır. Bu iki etmen — oto-erotizm ve gizlilik dönemi — sonuçları olarak eşeysel içgüdünün ruhsal gelişiminde durdurulmasını ve çok daha uzun bir süre boyunca haz ilkesinin egemenliği altında kalmasını (ki birçok insanda bundan hiç bir zaman geri çekilemez) getirir.Eşeysel İçgüdülerin Oto-Erotizmi Ve Erişkinliğe Dek Süren Gizlilik Dönemi Olgusallık İlkesine Daha Geç Boyun Eğmelerini Sağlar. 12. Bu koşulların sonucu olarak, bir yanda eşeysel içgüdü ve düşlem arasında, ve öte yanda ben-içgüdüleri ve bilinç etkinlikleri arasında daha yakın bir bağıntı doğar. Hem sağlıklı hem de sinirceli insanlarda bu bağıntının çarpıcı ölçüde yakın olduğunu görürüz, üstelik kalıtım ruhbiliminin o irdelemelerinin bizi onu ikincil bir bağıntı olarak kabul etmeye götürmesine karşın. Oto-erotizmin sürmesi çaba ve erteleme gerektiren gerçek doyumun yerine eşeysel nesne ile ilişkide daha kolay olan kısa süreli ve düşlemsel doyumu öylesine uzun bir süre elde tutmayı olanaklı kılan şeydir. Düşlem alanında, baskı herşeyden güçlü kalır; eğer tasarımlar üzerine yatırım bir hazsızlık salınışına yol açabilecek gibi görünürse, baskı tasarımların daha bilinç tarafından ayrımsanmadan in statu nascendi [doğuş durumunda] engellenmelerine götürür. Ruhsal örgütlenişimizdeki zayıf nokta budur, ve daha şimdiden ussallaşmış olan düşünme süreçlerini geriye haz ilkesinin egemenliği altına getirmek için kullanılabilir. Sinirceye ruhsal yatkınlığın özsel bir parçası böylece eşeysel içgüdüleri olgusallığa saygı göstermek için eğitmedeki gecikmede ve, bir sonuç olarak, bu gecikmeyi olanaklı kılan koşullarda yatar.  Eşey-İçgüdüsü Düşlem İle, Ben-İçgüdüleri Bilinç İle Bağıntılı.

Düşlem Alanında Baskı Koşulsuzca Egemendir.

Sinirceye Ruhsal Yatkınlık Eşey İçgüdülerini Baskılamadaki (Eğitmedeki) Gecikmeden De Doğar.
  13. (4) Tıpkı haz-beninin [Lust-Ich] dilekte bulunmaktan, haz kazanımı için çalışmaktan, ve hazsızlıktan kaçınmaktan başka birşey yapamaması gibi, olgusallık-beni [Real-Ich] de yararlı olan için çabalamaktan ve kendini yıkıma karşı güvenlik altına almaktan başka birşey yapma gereksiniminde değildir.13 Gerçekte haz ilkesinin olgusallık ilkesi ile yer değiştirmesi hazzın tahttan indirilmesini değil ama yalnızca güvenlik altına alınmasını imler. Sonuçlarında güvenilmez olan kısa süreli bir hazdan vazgeçilir, ama yalnızca yeni yol boyunca daha sonraki bir zamanda güvenilir bir hazzı kazanmak için. Ama bu yer değiştirme tarafından yaratılan ruh-içi izlenim öylesine güçlü olmuştur ki, özel bir dinsel mitte yansıtılır. Dünyasal hazlardan gönüllü ya da zorlamalı vazgeçiş için öte danyadaki ödüller öğretisi bu ruhsal devrimin mitsel bir izdüşümünden başka birşey değildir. Bu imgeleri tutarlı bir biçimde izleyerek, dinler yitirilenin gelecek bir varoluşta karşılığının görüleceği sözünü vererek bu yaşamda hazdan saltık vazgeçişi sağlamayı başarabilmişlerdir; ama bu yolla haz ilkesini yenmeyi başaramamışlardır. Bu utkuya erişmenin en yakınına gelen ise bilimdir; ama bilim de çalışması sırasında anlıksal haz sunar ve sonunda kılgısal kazanımlar beklentisini yaratır.
13Olgusallık-beninin haz-beni üzerindeki üstünlüğü Bernard Shaw’ın şu sözlerinde uygun bir anlatım bulur: ‘‘To be able to choose the line of greatest advantage instead of yielding in the direction of the least resistance’’ [:: ‘‘En az direnç yönünde boyun eğmek yerine en büyük üstünlük çizgisini seçebilmek’’] [İngilizce alıntı Freud’un]. (Man and Superman: A Comedy and a Philosophy.) [III’üncü Sahnede bir perde arasında Don Juan’ın sözleri. — ‘Haz beni’ ve ‘olgusallık beni ’arasındaki ilişkilerin çok daha ayrıntılı bir açıklaması İçgüdüler ve Yazgıları’da verilir, P.F.L., 11, 131-4. ] Olgusallık İlkesi Haz İlkesinin Egemenliğini Güvence Altına Alır.

Dolaysız Hazzın Ertelenmesi Öte-Dünyada Ödül Mitinde Yansıtılır.
Din Haz İlkesini Yenmeyi Başaramaz; Tersine, Pozitif Yanında Ondan Yararlanır. Bilim Haz İlkesini Yenmede Dinden Daha Başarılıdır; Ama Saltık Olarak Değil.  14. (5) Eğitim doğrudan doğruya haz ilkesinin yenilmesine, ve olgusallık ilkesi ile yer değiştirmesine doğru bir yüreklendirme olarak betimlenebilir; başka bir deyişle, beni etkileyen gelişim sürecine yardım etmeye çabalar, bu amaçla eğitimcilerden bir ödül olarak bir sevgi sunuluşundan yararlanır; ve bu yüzden eğer şımarık bir çocuk her durumda o sevginin elinin altında olduğuna ve onu hiçbir durumda yitirmeyeceğine inanırsa eğitim başarısızlığa uğrar.  Eğitim Haz İlkesinin Olgusallık İlkesi İle Değiştirilmesini Amaçlar [Ve O Da Haz İlkesinin Korunması Uğruna Çalışır]. Dolaysız Hazzın Ertelenmesi Öte-Dünyada Ödül Mitinde Yansıtılır.15. (6) Sanat kendine özgü bir yolda iki ilke arasında bir uzlaşma yaratır. Kökensel olarak bir sanatçı içgüdüsel doyumdan olgusallığın daha baştan istediği vazgeçme ile anlaşamadığı için olgusallığa sırtını dönen, ve erotik ve tutkulu dileklerine düşlem yaşamında tam özgürlük veren bir insandır. Ama düşlemlerini insanlar tarafından olgusallığın değerli yansımaları olarak beğenilen yeni bir edimsellik türüne yoğurmak için özel becerilerden yararlanarak, bu düşlem dünyasından geriye olgusallığa giden yolu bulur. Böylece, dışsal dünyada edimsel değişimler yapmanın zorlu ve dolambaçlı yolunu izlemeksizin, belli bir biçimde edimsel olarak olmak istediği kahraman, kral, yaratıcı, ya da sevgili olur. Ama bunu başarabilmesinin biricik nedeni olgusallık tarafından istenen vazgeçmeler karşısında başka insanların da onunla aynı doyumsuzluğu duymaları, ve haz ilkesinin yerinin olgusallık ilkesi tarafından alınmasından doğan o doyumsuzluğun kendisinin olgusallığın bir parçası olmasıdır.14
14Bkz. Otto Rank’ın [Der Künstler, Viyana] (1907) benzer gözlemleri. [Bkz. ayrıca ‘‘Yaratıcı Yazarlar ve Hayal Kurma’’ (1908e), P.F.L., 14, 129, ve ayrıca Giriş Dersleri (1916-17), 23’üncü Dersin kapanış paragrafları, a.y., 1, 423-4.] Sanat Haz İlkesi Ve Olgusallık İlkesi Arasında Yalnızca Dolaylı Bir Uzlaşma Yaratır.16. (7) Ben bir haz-benden bir olgusallık-benine dönüşme sürecinden geçerken, eşey içgüdüleri onları başlangıçtaki oto-erotizmlerinden çeşitli ara evreler yoluyla üremenin hizmetindeki nesne-sevgisine götüren değişimlere uğrar. Eğer bu iki gelişim yolundaki her adımın daha sonraki sinirceli hastalığa doğru bir yatkınlığın yeri olabileceğini düşünmede haklıysak, daha sonraki hastalığın biçimi (sinircenin seçmesi) üzerine kararı benin gelişiminde ve libidinal gelişimde bu gelişimi engelleme eğilimine yer veren tikel evre üzerine bağlamak usayatkındır. Böylece iki gelişimin henüz incelenmemiş olan zamansal özellikleri ve birbirlerine karşı düzenlenişlerindeki olanaklı türlülükler beklenmedik bir imlem kazanır.15 15[Bu tema ‘‘Saplantı Sinircesine Yatkınlık’’ta (1913i) geliştirildi, P.F.L., 10, 142 ss.] 17. (8) Bilinçsiz (baskılanmış) süreçlerin hiçbir araştırmacının kendi üzerinde büyük bir disiplin uygulaması olmaksızın alışamayacağı en yadırgatıcı özellikleri bunların olgusallık-sınamasını bütünüyle gözardı etmelerine bağlıdır; bunlar düşüncedeki olgusallığı dışsal edimsellik ile, ve dilekleri yerine getirilmeleri ile — olay ile — eşitlerler, tıpkı eski haz ilkesinin egemenliği altında kendiliğinden olduğu gibi. Bunun ortaya çıkardığı bir başka güçlük de bilinçsiz düşlemleri bilinçsizleşmiş anılardan ayırdetme güçlüğüdür.16 Ama baskılanmış ruhsal yapılara olgusallık ölçünlerini uygulama, ve bu yüzden, belki de, düşlemlerin edimsellikler olmadıklarını düşünerek semptom oluşumundaki önemlerini küçümseme, ya da sinirceli bir suçluluk duygusunu herhangi bir edimsel suçun işlenmiş olduğu konusunda hiçbir kanıt olmadığı için başka bir yerden türetme gibi yanılgılara hiçbir zaman düşülmemelidir. Kişi gezmekte olduğu ülkede kullanılan parayı kullanmalıdır — bizim durumumuzda sinirceli bir para. Örneğin, düşünün ki biri şöyle bir düşü çözmeye çalışmaktadır. Bir zamanlar uzun ve acılı bir ölümcül hastalık boyunca babasına bakmış olan biri bana babasının ölümünü izleyen aylarda düşlerinde yineleyerek babasının bir kez daha sağ olduğunu ve onunla her zaman olduğu gibi konuşmakta olduğunu gördüğünü anlattı. Ama babasının gerçekten ölmüş olması ama onu bilmemesi ona dayanılmayacak denli acı geliyordu. Bu görünürde anlamsız düşü anlamanın biricik yolu ‘‘babasının gerçekten ölmüş olması’’ sözlerinin arkasına ‘‘düşü görenin dilediği gibi’’ ya da ‘‘dileğinin sonucu olarak’’ sözlerini eklemek, ve dahası, bu aynı sözlere ’’onu diledi’’ sözlerini eklemektir. Buna göre düş-düşüncesi şöyle gider: Henüz babası sağken (bir kurtuluş olarak) babasının ölümünü dilemek zorunda kalmış olması onun için acılı bir anıydı, ve eğer babası bundan kuşkulanmış olsaydı bu çok korkunç birşey olurdu. Burada bulduğumuz şey böylece sevilen bir kişinin yitirilişinden sonraki iyi bilinen kendini kınama durumudur, ve bu örnekte öz-kınama geriye babaya karşı çocuktaki ölüm-dileğinin imlemine dek gidiyordu.17 16[Bu güçlük Giriş Dersleri (1916-17), 23’üncü Dersin son bölümünde uzunlamasına tartışılır, P.F.L., 1, 414 ss.]

17[Bu düş bu çalışmanın yayımından kısa bir süre sonra Düşlerin Yorumu’nun 1911 yayımına eklendi (1900a), P.F.L., 4, 559-60.]
 18. Açımlayıcı olmaktan çok bir hazırlık niteliğini taşıyan bu kısa denemenin eksiklikleri eğer kaçınılmaz oldukları özrünü öne sürersem belki de ancak küçük bir bölümde bağışlanacaklardır. Olgusallık ilkesine uyarlanımın ruhsal sonuçları üzerine bu birkaç gözlemde, şimdilik açıklamayı istemediğim ve aklanmaları hiç kuşkusuz önemsiz bir çaba ile başarılmayacak olan görüşleri taslak olarak vermek zorunda kaldım. Gene de umuyorum ki bu çalışmada bile olgusallık ilkesinin egemenliğinin nasıl başladığı haktanır okurun gözünden kaçmayacaktır.
     

 

 

 

Freud ve Din



17. yüzyıl bilim felsefecisi Francis Bacon, dünyanın seyrini değiştiren üç keşfin barut, pusula ve matbaa olduğunu belirtir. Freud’un ise bu üç keşfe karşılık, üç kâşifi vardır. Bunlar da insanoğlunun evreni algılama biçiminin ve âlemde kendisine biçtiği rolün değişmesine, dolayısıyla dinin darbe almasına sebep oldular. Bunların ilki olan Kopernik’le gelen kozmolojik darbe insanın ve onun mekânı olan dünyanın evrenin merkezi olduğu illüzyonunu yıktı. İkinci darbe Darwin’dendi. Evrim teorisiyle dinlerin savunduğu yaratılış teorileri artık bir efsâne muâmelesi görmeye başladı ve Tanrı, “yaratıcı olma” unvanını kaybetti. Üçüncü darbe ise tabiî ki, Freud’un kendisindendi. Onun öğretileriyle de insan artık Tanrı’nın yeryüzündeki halifesi olan mâsum bir varlık değildi. İnsanın cinsel dürtüleri tamamıyla ehlileştirilemezdi ve onun zihninde bilinçli gibi görünen süreçler aslında bilincinde olunmayan bir alanın tesiri altındaydılar. Freud’a göre bu üç keşifle dinin evren ve insan üzerine iddialarının doğru olmadığı anlaşılmıştı. İnsan artık evreni ve kendisini yeniden değerlendirmeliydi.

Sigmund Freud, “tekerlek ve elektriğin icadı kadar mühim” dediği psikanalizin kurucusudur. Ancak onun kendisini, hakkında yargıda bulunmaya yetkili gördüğü bir alan daha vardı: Din. O, bu alanda da birinci alanı olan psikanalizi kullandı. Bu yöntemden hareketle XVIII. asırdan itibaren başlayan ve XIX. asırda, Darwin ile devam eden süreçte, dine bir darbe de o vurdu. Batı’da felsefe, biyoloji ve fiziğin temsil ettiği bilimle dine karşı kazanılan zaferin, psikoloji ayağı da Freud’la başarılmıştı. Darwin’le gelişen süreçte insan, eşref-i mahlukât olmaktan çıkarılmış, dinlerin kendisine sağladığı imtiyazlı pozisyondan aşağıya çekilmişti. Freud’la ise kutsal kitapların “Tanrı, insanı kendi imajında yarattı” şeklindeki öğretisi “insan, Tanrı’yı kendi imajında yarattı” ya dönüşmüş ve Tanrı yaratıcı pozisyondan, insan zihninin bir yaratığı derecesine düşürülmüştü. Freud, bilinçaltı ile bilincin birbirleriyle bir bütünlük, bir ayrılık arz etmemelerinden kaynaklanan yanılsamaların olduğu ve insanın iki alan arasındaki çatışmaları giderme için savunma mekanizmalarına başvurduğu inancındaydı. İşte Freud’un, Tanrı’nın, dolayısıyla dinin bir yanılsama, insan düşüncesinin bir vehmi olduğunu, bir gerçeklik olmadığını ileri sürmesinin altında yatan temel neden, onun yukarıda belirtilen psikolojik mekanizmanın varlığına olan katî inancıydı.

“Bilimselci” anlayışın en önemli öncülerinden birisi Freud’dan yaklaşık 50 yıl önce yaşayan ve Freud’un “kendisinden çok etkilendiğim” dediği Darwin’di. O dönemdeki din-bilim mücadelesi, Darwin’in şahsında sembolleşmişti. Freud, din ile bilimi karşı karşıya getirirken üç alan belirler. Birincisi, din, âlemin varlığı ve kaynağı konusunda bir bilgi sunar, insanın bu konudaki anlama arzusunu tatmin eder. İkincisi, din, hayatın tüm kötü yönlerine rağmen insanlara ebedî mutluluk vaadinde bulunur. Üçüncüsü, din, çeşitli prensiplerle insanların düşünce ve davranışlarını yönlendirir, bunu da onlar üzerinde büyük bir otorite kurarak gerçekleştirir. Freud’a göre bilimin güçsüz olduğu devrelerde din, insanın bu alanlarda “anlama, mutluluk arama ve yönlendirme” arzularını tatmin etmiştir. Ancak artık bu alanlar dinin tekelinden çıkarılmalı, bilime devredilmelidir. Çünkü bilim hayatın gerçeklerini olduğu gibi algılamayı ve bunlarla nasıl baş edeceğini insana gerçekçi bir şekilde öğretmektedir. Bununla birlikte Freud, bilimin de üstesinden gelemediği birçok durum olduğunu ve insanı hayatın acılarına boyun eğmesi gereken bir alanla baş başa bıraktığını, dolayısıyla dinin bu fonksiyonunu hiçbir zaman kaybetmeyeceğini kabul eder. İşte bu sistem içinde Freud, dini bir önyargı ile incelemiştir. Bu sebeple o, ateizme, yaptığı araştırmalarının neticesinde ulaşmadı. Tam tersine, araştırmalarını ateist inançlarının gölgesinde yaptı. Freud’u okurken kendini dine karşı çıkmaya mecbur gören, bu yüzden de kendisini “Tanrısız Yahudi” şeklinde tanımlayan bir materyalist ile karşı karşıya bulunulduğu bilinmelidir. Nitekim, Freud dine yönelik eleştirilerini özetlerken: “Benim bütün yaptığım, benden öncekilerin dine yönelttikleri tenkide biraz psikolojik temel kazandırmaktır” demektedir.

Kaynak: Prof. Dr. Ali Köse, Freud ve Din, İz Yayıncılık

 

 

Temel eserleri



Zur Psychopat­hologie des Alltagslebens (Günlük Yaşa­mın Psikopatolojisi)
Die Traumdeutung (Düşlerin Yorumu)
Uber Psychoanaly­se (Psikanaliz Üzerine Beş Ders)
Totem und Tabu (Totem ve Tabu)
Zur Einführung des Narzissmus (Narsisizmin İncelenmesine Giriş)
Unbehagen in der Kultur (Uygarlı­ğın Huzursuzluğu)
Jenseits des Lustprinzips Das Ich und das Es (Haz İlkesinin Ötesinde Ben ve İd)
Der Mann Moses und die monotheistische Religion (Musa ve Tektanrıcılık)


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy