ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Friday, Dec 06th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Filozoflar Martin Heidegger


Martin Heidegger

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Martin HeideggerMartin Heidegger

Heidegger, 1889'da, Messkirch'te doğdu. Babası, Saint-Martin Kilisesi'ndeki ayin eşyalarının bakıcılığını yapan bir fiçı ustasıydı.Katolik bir ailede yetişti. Ailenin çocuğu okutabilmesi ancak kilisenin yardımıyla mümkündü. Ama bu yardım  karşılıksız değildi ve burs karşılığında teoloji okunması ve papaz olunması şartı vardı.  Böylece liseyi bir Cizvit okuluna’ Konstanz Lisesi' , sonra da sağlam bir klasik egitim alacağı Freiburg im Breisgau Lisesi'ne devam etti.


Bitirdikten sonra Freiburgda  piskoposluk okuluna devam etti. Ardından  Avusturyadaki Vorarlberg Cizvit manastırında papazlık adaylığına başladı. On dört gün sonra kalbinde bir sorunla karşılaşıldığında buradan çıkartılıp1909'da Freiburg üniversitesine başladı. Henüz genç bir öğrenciyken kendisine hediye edilen [Franz Brentano/b]'nun «Aristoteles'te Varolanın t Anlamı» adlı kitabı onun «düşünme yolunun başlangıcını oluşturdu ve tüm çalışmalarını adayacağı «varlık sorunu» nun derinleştirilmesine böylece yönelmiş oldu.

   Bu arada yine aynı kalp rahatsızlığı yüzünden patlayan Birinci Dünya Savaşı ndan kurtuldu. Askere alındıktan kısa süre sonra geri gönderildi ve böylelikle sükunet içinde çalışmalarına devam edebilme fırsatını buldu,  1915de yine aynı üniversitede öğretim üyeliğine başladı. Tüm bu dönem boyunca yayınladığı eserler yine de Yunan felsefesi, tarih ve ilahiyat çerçevesindedir. Ve tam bu sırada Görüngübilimin (Fenomenoloji) peygamberi  Husserl  Freiburgdaki felsefe bölümünün başına geçti ki, bu Heideggerin düşünce çizgisi anlamında oldukça önemlidir. Böylece fenomenoloji ile ilahiyatın bu tuhaf zihinde kendine özgü biçimde birleşmesi de böylece başlamış oldu. Diğer bir önemli birleşeme de Elfriede Petriyle olan evliliğiydi . Bu evlilik Heideggerin bir aşk macerasına rağmen uzun yıllar sürecektir.  1919 yılında derin bir iç çalkantı ve bunalım dönemine ve felsefi krizlere girmesinin ardından Katolikliği reddetme noktasına ulaştı. Yine bu arada Husserlin asistanı oldu. Artık yavaş yavaş yeni bir döneme geçiliyordu. Almanyada Weimar Cumhuriyeti şiddetle çalkalanırken Heidegger tüm bu kargaşadan uzakta düşünmeye devam ediyordu. 1922de Freiburg yakınında Todtnaubergdeki dağ evine yerleşti yaşamının sonuna kadar oturacağı bu evde ikamete başladı.

  Hitlerin darbe girişimi engellendiğinde geleceğin diktatörü cezaevinde Kavgamı yazarken Heidegger Magburg üniversitesinde Aristo, Husserl ve fenomenoloji konularında derinleşmeye, dersler vermeye devam etmektedir.  Hannah Ardentle aşk ilişkisi de burada olur. 1925de Ardentin Magburgu terk etmesiyle bu ilişki biter. Ama bu iki kişi arasındaki zihinsel bağlantı sürecektir. Bu arada Heideggerin ünü yavaşça yayılmaya da başlamıştır. Hakkında ilk makale 1924 yılında Japonyada, hakkında ilk kitap 1933 yılında yine Japonyada yayınlanır.  Karanlık Alman görüngübilimi ve yaşama anlayışıyla, savaş öncesi Japon ruh dünyası arasında bir kan bağı da yok değildir. Örneğin Mişimanın romanlarında ürkütücü biçimde birbirine geçen yurtseverlik, Budizm, Samuray ruhu, sepukku gibi temaların uzandığı düşünsel bir dünya da mevcuttu.


Varlık ve Zaman


Ve sonunda 1927 yılında ünlü kitabı Varlık ve Zaman yayınlandı. Levinasın gelmiş geçmiş en iyi yazılmış beş felsefe kitabından birisi olduğunu iddia ettiği bu kült kitap daha o zamandan hızla ün kazanmaya  devam ediyor .Aziz Yardımlının Türkçeye kazandırdığı eser üzerine o kadar çok kitap ve makale yazılmıştır ki bunların listesi bile başlı başına bir kitap tutar. Bu kadar çok yorumun nedenini belirsizliğe ve kapalılığa bağlayanlar, isteyenin istediği şeyi çıkartabileceği bir muğlaklığa bağlayanlar oldu elbette. Bu kitap onu kürsü başkanı yapmasına rağmen aslında tam olarak da bitmiş değildir. Zira kitabın kaldığı yerde bazı yöntembilimsel sorunlar olduğunu fark eder ve olduğu gibi bırakır.  Bunu bir yayın dalgası izler. Öyle ki sonunda Almanyanın en prestijli öğrenim kurumu olan Berlin Üniversitesine profesör unvanıyla davet edilir. Ama şaşırtıcı biçimde davete icabet etmez. O bölgesinden ayrılmak istememiştir. 1927 yılında yayımlanan” Varlık ve Zaman ”  yayımlanışından itibaren yalnızca varoluşçu felsefe açısından değil, 20.yüzyıl daki bir bütün felsefe tartışmaları bağlamında bir şekilde etkili oldu. Heidegger burada, bütün bir Batı Felsefesi gelenegini metafizik olmakla eleştirdi, ki sonrasında postmodern felsefe bu argümanı başka düzlemelerde yeniden degerlendirecektir.1933 yılından itibaren Naziler ‘in iktidara gelmesiyle birlikte Heidegger Nazilere katıldı. Aktif politik faaliyette yer almamis olsa da bu dönemde Freiburg Üniversitesinde rektör oldu ve calismalarinin önemli kisminda nazileri destekleyecek metinler üretti. Heidegger’in bu dönem boyunca izlediği politika her zaman tartışma konusu olmuş ve onun calışmalarının değerlendirilmesine gölgeler düşürmüştür. Nazilere katıldığı gerekçesiyle 1945′te üniversiteden uzaklaştırıldı ama sonra 1952′de yeniden üniversiteye dönebildi. Daha sonra yanlış yaptığını söylemesi de üzerine düşen gölgelerin sona ermesini sağlamamıştır, ancak bununla birlikte onun teorik çalışmalarının değeri her zaman kendini buna rağmen korumuş ve felsefe açısından önemli yerini muhafaza etmiştir.

  Felsefesi;Varoluşçu felsefenin önde gelen isimlerinden biri Alman filozof olarak tarif edilse de, Heidegger kendisinin bir varoluscu oldugunu kesinlikle redder. Ayni sekilde, önemli ölcüde fenomenolojinin gelistiricileri arasinda sayilmakla birlikte, bir fenomenolog oldugunu da kabul etmez. Ancak hem fenomenoloji hem de varoluşcu düşünce onun felsefefi konumun kaynakları arasında yer alır. Onun felsefi calismasinin genel niteligi varlik üzerinedir diyebiliriz. Varligin unutulmuslugunu ileri sürmüs ve temel felsefi tutumun bu unutulmusluga karsi yeniden hatirlama girisimi oldugunu belirtmistir. Heidegger’in felsefi çalışmalarında hocası Edmund Husserl’in ve fenomenoloji felsefesinin etkileri açıkca görülür. Buna bağlı olarak felsefe-dışı sayılan pek çok kavramı felsefeye taşıdı ve varoluşçu felsefecilerde (örneğin Kierkegaard’ın korku, umutsuzluk, kaygı vb. kavramlarla yaptığı gibi) görülen tarzda analizlere yöneldi ve bunları derinleştirdi.Kaygı, sıkıntı, merak, ölüm, korku gibi terimleri felsefe düzlemine taşıdı. Fenomenolojiyi Varlık sorunu bağlamında yeniden yorumladı ve kullandı. Heidegger’in Husserl etkisi ile kendine özgü bir varoluşçu felsefe oluşturduğunu söylemek yanlış olmaz.Heidegger’ın varoluşçu düşüncesine göre, insan bu dünyaya öylece bırakılmıştır. Bu bırakılmışlık fikri bir kaç yönden varoluşçu felsefenin temel argümanlarını sürdürür ve derinleştirir. Varoluşa bırakılmışlığı ile insan kendi varlık’ını oluşturma özgürlüğüne zorunlu olarak bırakılmıştir aslında. Ama başlangıçta, bırakılışın kendisi bir özgürlük yokluğudur -sondaki ölümün kaçınılamazlığı gibi.İnsan, varoluşun ortasına öylece, orada-bir-varlık-olarak ( Dasein ) atılmıştır. Bu bir tercih ya da seçimin sonucu değildir. Ve insan, bu bırakılmışlık içinde tercihler ve seçimleriyle kendi yaşamını ileriye dogru kurar. Burada zorunlu bir özgürlük deneyimi sözkonusudur. İnsan kendi varlığını gerçekleştirmek üzere sürekli seçimler ve tercihler yapmak durumundadır, yani özgürlüğünü gerçekleştirmek zorundadır. Ölüme kadar. Heidegger’in felsefesinde ölüm fikri, bu bakımdan önemli bir yer tutar. İnsan, bırakılmışlığında ölüme yazgılıdır ve varoluşunu buna göre gerçekleştirmelidir.Heidegger ayrıca, genel anlamda söylenecek olursa, teknik‘in gelişimiyle birlikte şekillenen dünyanın eleştirisini yapmaya yönelmiştir ve modern dünyada buna karşı düsüncenin görevlerini belirlemeye calışmıştır.” Varlık sorusu “, onun tüm felsefi çalışmalarinin özü ve özetidir. Bu çalışma varlık’ın unutulmusluğuna yapılan bir itirazla başlar ve devam eder. Kant, Hegel ve Husserl’den etkilendiğini belirtmenin yanı sıra, Nietzsche ile girdiği eleştirel ilişkinin de belirtilmesi gerekir. Heidegger, yapısalcılığa benzer ama başka bağlamlarda Dil konusunu felsefeye temel bir kategori olarak sokmuştur. Onun bütün felsefi kategorileri dil dolayımıyla işlerlik kazanır.Dil Varlık’ın evidir“, der Heidegger.Sartre ve Camus başta olmak üzere varoluşçu felsefeciler ve ayrıca yapısalcılık ve varlık felsefesi gibi diğer felsefe akımları da çalışmalarında onunla açık ya da örtük diyalog halinde olmuşlardır. Daha sonra çalışmaları, özellikle dil dolayımlı analizleri ve felsefenin metafizik olarak eleştirisi mantığı, postmodern felsefenin gelişiminde önemli köşe taşları olacaktır.

 

Türkçede olan kitapları

  1. Zaman ve Varlık Üzerine, M.Heidegger, A Yayınları.
  2. Nedir Bu Felsefe?, M.Heidegger, Sosyal Yayınları.
  3. Hümanizmin Özü, M.Heidegger, İz Yayınları.
  4. Metafizik Nedir?, M.heidegger, Kaknüs Yayınları
  5. Tekniğe İlişkin Soruşturma, M.Heidegger, Paradigma Yayınları
  6. Bilim Üzerine Iki Ders, M.Heidegger, Paradigma Yayınları

Hakkinda bakilabilecek kitaplar

  1. Martin Heidegger, Anılar ve Günlükler, Frederic De Towarnicki, YKY.
  2. Heidegger Bir Filozof Bir Alman, Paul Hünnerfeld, Inkılap Kitapevi.
  3. Heidegger ve Naziler, Jeff Collins, Everest Yayınları.
  4. Felsefe Sözlüğü, Serkan Uzun / Ü.Hüsrev Yolsal, Bilim ve Sanat Kitapları.

Heidegger, 1937 yılında yazdığı bir mektupta: “beni asıl ilgilendiren sorun,insanın varlığı sorunu değil beni asıl ilgilendiren sorun varlık sorunudur. Bütünüyle ve olduğu gibi varlık...” der. Oysa insandan varlığa geçmek için yaptığı araştırmalar insanda takılıp kalır. Ana yapıtı “Varlık ve Zaman” , varlığa ulaşamadan insanı araştırır. Heidegger’in asıl amacı olan varlık araştırmaları, ulaşılamamış bir amaç olarak kalır. Yazdıkları ile felsefe tarihinde varoluşçular arasında yer alır.Heidegger’in korku, kaygı, kuşku konuları üzerindeki düşünceleri yığına karşı çıkışı, yalnızlık üzerinde özellikle duruşu bakımından Kierkegaard’a bağlılığı öylesine büyüktür ki düşüncelerini birbirinden ayırmak bile güçtür. Heidegger’e göre dünya da gördüğümüz taş ,toprak, kalem, kağıt gibi şeyler varlığın kendisi değildir. Bunlar varolanlardır. Varolanlardan kalkarak “varlık” a ulaşmamız gerekir. Varolandan varlığa ulaşmanın tek yolu insandır. İnsan bir yönüyle taş, toprak gibi bir varolandır. Ama ayrı bir özelliği vardır: kendi üstüne düşünebilir. Kendisi de bir varolan olduğundan, kendisinden kalkarak varlığın gizini yakalayabilir, varlığı ancak insan anlar. Varlık, insan da kendini açar. Heidegger de insan, varlığa erişmek için bir araçtır. Oysa Ja spers gibi varoluşçulara göre “varlık”, insan varlığından başka bir şey değildir. Heideggerin kendisini varoluşçu saymaması bundandır.Heidegger’e göre insan için 2 tür yaşam olanağı vardır: 1-“Onlar Alanı”n da yaşamak. Bu yaşam, insanın toplumsal yaşamıdır. Burada insan, kendi kendisi değildir. Bir çalkantı içinde yiter gider. “onlar alanı”, insanı törpüler, kişiliğini siler. Bu yaşamın en üst basamağında bulunan bilimler, felsefeler ve dinler de insana yalan söylemektedirler. En tepedeki din, insanı insandan saklamak için uydurulmuştur. insan bu aldatmacalardan kurtulur kurtulmaz, evrende tek başına olduğunun bilincine varır. Evrene atılmıştır. Evrenin ne olduğunu bilemez karanlıklarla çevrilidir. İçinde tasa vardır. Tasa ve iç daralması, varlığa erişmek için bir ip ucudur. İç daralmasında insan, yokluğu ve yokluktan ayrılan varlığı kavrar. Her an yokluğa gidebileceğini duyar. 2-“kararlı yaşam”: her yanı karanlıklarla dünyada insan, yaşamını kendi eline almalıdır. Kendi yazgısını kendi çizmeli yapacaklarına kendi karar vermelidir. Heidegger’e göre filozoflar varlığı usa vurma ile anlamaya çalışır, sonunda kup kuru soyutlamalara varırlar. Oysa anlamak, yapmaktır. Kendini tanımak, kendini eylemde ölçmektir. İnsan, kendi kararlarını uygulayarak kendini ölçer. Kendi yazgısını kahramanca eline alan insan, hiçliğin, dünyanın ve kendi kendisinin üstüne çıkar. İnsan, dünyaya anlam ve gerçeklik vererek, onun karışıklığını düzenler. Bu açıdan insan, dünyanın yapıcısıdır. İnsan, olmuş, bitmiş bir varlık değildir. Zaman içinde açılan bir olanaktır. İnsanın içinde bulunduğu durumla gelecekte olabileceği durum arasındaki gerginlik iç daralması doğurur. İç daralması geçici bir durum değildir. Varlığın kendisindendir. Heidegger’e göre her şey insan içindir. Bitkiler ,hayvanlar ve tüm dünya insan içindir. Ahlak ya da doğrulukta insan içindir, insan göredir genel doğru yoktur.

HEIDEGGER VE ŞIIR

Şairleri ideal devletten dışlayan Platon'dan başlayarak, estetik tarzlar ve dışavurumlar hakkında bir hiyerarşi oluşturan Hegel'e dek felsefe geleneği, bilim ve felsefeyle karşılaştırıldığında, sanat ve edebiyatı genelde daha alt bir konuma yerleştirmiştir.

Heidegger bu kavrayışın yanlış olduğunu öne sürmüştür; şiir ve düşünmeyi aynı düzleme koymaktadır ve «Sanat Eserinin Kökeni» adlı yazısında «sanat, özü itibariyle hakikate yönelmiştir» diye yazmaktadır. Bunun anlamı, sanatın gerçekliğe yetkin bir geçiş sağlaması değildir; ama Eski Yunancada ualeteia» (saklı olanı açıga çıkarma) kelimesinin kökünde olduğu gibi hakikatin en üst ve en derin biçimde kavranması anlamına gelmektedir.

Gerçek sanat varolanın temsil edilmesi degil, varolanın olduğu gibi «meydana çıkması»dır. Sanat, sanatçının evreni, temaları, teknikleriyle bir yaratı sayılabilir, ama bir hakikate sahip çıkılması olarak yaratıcısını aşmaktadır. Heidegger'in kavradığı ve okuduğu biçimiyle şiir, Sokrates öncesi filozoflarda olduğu gibi, Hölderlin, Georg Trakl veya Rene Char'da da «hakikatin 'hizmetinde olma»nın tam merkezindedir; şiir, ilk ve asıl dildir, öyle ki, günlük dil yalnızca kullanışlılık yönünde bir değişim ve soysuzlaşmadan ibaret kalmaktadır.


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy