ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Sunday, Nov 17th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Filozoflar Aristoteles


Aristoteles

e-Posta Yazdır

Reklamlar

AristotelesARİSTOTELES

ARİSTOTELES’İN HAYATI[1]
Aristoteles İÖ 384’de Khalkidiko Yarımadası’nın kuzeydoğu kıyısında günümüzde Stavro denilen küçük bir kent olan Stageira’da doğdu. Zaman zaman karakterinde Yunan olmayan bir yanın varlığını keşfetmek ve bunu da Yunanistan’ın kuzeyinde doğmuş olmasına bağlamak yönünde girişimler olmuştur[2]. Ancak Stageira, Andros ve Khalkis’ten itibaren kolonileştirilmiş, İonya lehçesinin farklı bir biçimini konuşan, sözcüğün tam anlamında bir Yunan kentiydi. Aristoteles’in babası Nikomakhos, Asklepias birliğine veya topluluğuna mensuptu ve ailenin sekizinci veya yedinci yüzyılda Messenia ‘dan Yunanistan’a göç etmiş olması olası görünmektedir[3]. Annesi Phaistis’in ailesi ise, Aristoteles’in hekim olan babası Makedonya Kralı II. Amnytas’ın arkadaşıydı. Aristoteles’in çocukluğunun bir kısmını Pella’da, yani krallığın merkezinde geçirmiş olması olasıdır. Aristoteles’in doğa bilimine ve her şeyden çok da biyolojiye karşı gösterdiği ilgiyi bir hekim ailesinde yetişmiş olmasında aramak akla yatkın olacaktır. Galenos bize, Asklepias ailelerinin çocuklarını kadavra üzerinde eğittiklerini söylemektedir[4]. Aristoteles’in de bu alanda belli bir eğitim almış olması, ayrıca cerrahi müdahalelerde babasına yardım etmiş olması olasıdır. Aristoteles’i hekimlik taslayan şarlatan olmakla itham eden öykünün kaynağı da herhalde budur. Henüz bir çocukken anne babası ölmüş ve vesayeti akrabalarından Proksenos’a verilmiştir. Daha sonra Aristoteles de onun oğlu Nikanor’u evlat edinecektir.

Aristoteles onsekiz yaşındayken Atina’da Platon’un okuluna girmiş ve Platon’un ölümüne kadar ondokuz yıl orada kalmıştır. Onu Akademi’ye çeken şeyin felsefi hayata karşı duyduğu bir eğilim olduğunu düşünmemiz gerekmez. O yalnızca Yunanistan’ın sunabileceği en iyi eğitimi almaktaydı. Okula katılmaktaki amacı ne olursa olsun, Platon’un felsefesinde hayatının ana etkisini bulduğu açıktır. Bu kadar güçlü bir beynin Platon’un bütün öğretilerini sorgulamadan kabul etmesi olanaksızdı. Önemli noktalarda ciddi görüş ayrılıkları Aristoteles için gitgide daha açık bir hal almıştır. Ancak bilimsel eserlerinden farklı olarak felsefi eserlerinde Platonculuğun etkisini taşımayan tek bir sayfa yoktur. Belirli Platoncu öğretilere saldırdığında bile Aristoteles, sıklıkla, kendisini, eleştirdiği kişilerin grubu içinde sayar ve onları ortak ilkelerini anımsatır[5]. Antikçağın diğer büyük insanları gibi onun da iftiracıları olmuştur. Hayatının son zamanlarında Platon’un gözdesi olmuş ve onun tarafından par exelence [en mükemmel] ‘okuyucu ve ‘okulun beyni’ olarak adlandırılmıştır. Daha sonra kendi görüş noktası daha açık bir hale geldiğinde Platon’la ilişkileri daha az dostça olmuş olabilir. Ancak Platon yaşadığı sürece Akademi’nin sadık bir üyesi olmuştur. Ünlü bir pasajında[6] kendisi için çok değerli olan Platoncu Okul’u eleştirmek biçimindeki tatsız görevden zarif bir tarzda söz eder.

Bununla birlikte bütün bu yirmi yıl boyunca onun basit bir çömez olarak kaldığını düşünmememiz gerekir. Eski felsefe okulları ortak bir ruhun bir araya getirdiği ve aynı temel görüşleri paylaşan, ancak göreli bağımsızlık içinde kendi özel araştırmalarını da yapabilen insanların oluşturduğu topluluklardır. Bütün bu yıllar boyunca Aristoteles’in doğa bilimi araştırmalarını, Platon’un veya okulun başka herhangi bir üyesinin kendisini götürebileceğinin çok ötesine taşıdığı varsayılabilir. Aynı zamanda belki yalnızca retorik konusunda İsokrates’in anlayışına karşı olan dersler vermiş görünmektedir. İsokrates’ten ders almadığı anlaşılmaktadır, ancak düzgün ve sade bir biçimde düşüncesini ifade etme özelliği ve bazen etkileyici bir yüceliğe yükselebilen düz ve kolay üslubu[7], Yunan ve Latin üslûbu üzerindeki etkisi o kadar büyük olan bu ‘yaşlı belagat ustası’na çok şey borçludur. Aristoteles’in Retorik’te bu kadar sık değindiği başka bir yazar (Homeros hariç) yoktur. Bununla birlikte, İsokrates’in düşünce yoksulluğuna ve hitabetle ilgili başarıyı hakikat araştırmasının üstünde tutmasına ilişkin Platoncu küçümsemeyi de paylaşmaktadır. Gençlik günlerinde bu onu İsokrates’i eleştirmeye götürmüş ve bu eleştiri İsokratesçi okulu çok kızdırmıştır. Fazla özgün olmayan felsefi düşüncelerini az çok popüler bir biçimde dile getirdiği kaybolmuş eserlerinden bir kısmı büyük bir olasılıkla bu döneme aittir. Ayrıca günümüze ulaşan eserlerinin bazılarına da bu olasılıkla bu dönemde başlamıştır.

Platon’dan sonra yerine İÖ 348-7’de Aristoteles’in en az hoşlandığı Platoncu eğilimleri -özellikle (felsefeyi matematiğe dönüştürme’ eğilimini[8]- temsil eden Speusippos geçtiğinde, hiç kuşkusuz okulda kalmaya karşı içinde ibr isteksizlik duymuştur. Ancak anlaşılan, bu dönemde kendi okulunu açmak yönünde de henüz bir arzu duymamıştır. Olynthos’un devrilmesi ve Yunan konfederasyonunun dağılması sonucu Atina’da ortaya çıkan Makedonya karşıtı duygular, Makedonya’yla ilişkileri olan bir yabancı için Atina’yı artık güvenli olmayan bir şehir haline getirmiş olmalıdır. Ancak bu neden, onunla birlikte ayrılan Akademi’den arkadaşı Ksenokrates’i pek etkilemiş olamaz. Nedenleri ne olursa olsun Aristoteles, Akademi’den eski arkadaşı, daha önce köle olduğu halde şimdi Mysia’da Atarneus ve Assos’un efendiliğine yükselmiş ve etrafına küçük bir Platoncu grup toplanmış olan Hermeias’ın davetini kabul etmiştir. Aristoteles bu çerçevede aşağı yukarı üç yıl geçirmiştir. Bu sırada Hermaias’ın davetini kabul etmiştir. Aristoteles bu çevrede aşağı yukarı üç yıl geçirmiştir. Bu sırada Hermeias’ın evlat edindiği yeğeni olan ve kendisiyle aynı adı taşıyan bir kız çocuk verecek Pythias’la evlenmiştir. Görünüşe göre Pythias, Aristoteles’in Atina’da bulunduğu son dönemde ölmüştür. Onun ölümünden sonra Aristoteles, Stageiralı bir kadın olan Herpyliss ile tam anlamıyla yasal olmayan, ancak sürekli ve sevgi dolu bir ilişkiye girecek ve ondan da Nikomakhos’a Etik’e adını verecek Nikomakhos isimli bir oğlu olacaktır.

Bu üç yılın sonunda Aristoteles Lesbos’a [Midilli] yakın bir ada olan Mitylene’ye gider. Onu oraya çekenin ne olduğunu bilmiyoruz. Ancak Akademi’den eski bir arkadaşı ve bu adanın yerlisi olan Theophrastos bu adada ona uygun bir yerleşim imkanı sağlamış olabilir. Aristoteles’in biyoloji alanındaki araştırmalarının çoğu Assos’ta ve en çok da Mytlene’de bulunduğu döneme aittir. Eserleri dikkati çeken bir sıklıkla civarda, özellikle de Pyrrha lagününde gözlemlenen doğabilim olaylarına işaret etmektedir[9].

İsokrates’in bu döneme ait, Lise’de yerleşmiş ve kendisine yeterince saygı göstermeyen filozoflarla ilgili bir göndermesi[10] diğerlerinin yanı sıra Aristoteles’e de gönderme yapan bir pasaj olarak yorumlanmıştır. Eğer durum öyleyse, Aristoteles bu dönemde Atina’ya, eski biyografların hiç haberdar olmadığı bir ziyarette bulunmuş olmalıdır. Ancak bu varsayım temelsiz görünmektedir. 343-342’de, Aristoteles’i büyük bir olasılıkla kendisiyle aynı yaşta bir çocukken tanıyan ve hiç kuşkusuz Hermeias’tan adını tekrar duyan Makedonya Kralı Philippos, o sırada onüç yaşında olan İskender’in eğitimini üzerine almak üzere davet etmiştir. Makedonya sarayıyla eski ilişkilerini yeniden kurmayı arzulayan ve Politika’da gördüğümüz gibi gelecekteki hükümdarların eğitimen büyük önem veren Aristoteles bu daveti kabul etmiştir. Bu konum ona sarayda nüfuz kazandırmış ve Strageira, Atina ve kendisiyel birlikte Pella’ya giden Theophrastos’un doğduğu kent olan Eresos lehine aracılık yapmasını sağlamıştır. Seçkin öğrencisine verdiği eğitim hakkında hemen hemen hiçbir şey veya çok az şey bilinmektedir. Öğretiminin başlıca konusu büyük bir olasılıkla Yunan eğitiminin temeli olan Homeros ve trajedi yazarları olmuştur. Aristoteles’in İskender için İlyada’nın metnini tekrar gözden geçirdiği söylenir. Ancak öğrencisi daha ileri bir eğitimden yararlanacak kadar büyüktü. Aristoteles onunla özellikle hükümdarların görevleri ve yönetim sanatı üzerine tartışmalar yapmış olmalıdır. O, İskender için biri Monarşi diğeri Koloniler hakkında olmak üzere iki eser kaleme almıştır. Bunların ikisi de Yunan Krallarının ve Yunan kolonileştiricilerinin en büyüğü olacak biri için özellikle ilginç konulardı. Aristoteles’in -Pella'da, sonra civardaki Mieza kraliyet şatosunda- İskender’le birlikte bulunduğu dönemde özel olarak politik konularda yoğunlaştığını ve Anayasalar toplama tasarısının burada ortaya çıktığını varsayabiliriz. İskender’in dehası onu düşünce hayatına değil, bir eylem hayatına, Aristoteles Philippos’u bu konuda uyarmış olsa da, Asya’nın fethine ve yine Aristoteles’in Yunanlıların barbarlar üzerindeki tartışılmaz üstünlüğü görüşüne aykırı bir girişim olan Yunan uygarlığıyla birleştirme girişimine götürmüştür. Görünüşe göre bu iki insan arasındaki ilişki hiçbir zaman bütünüyle kopmamıştır. Ancak İskender’in 340’ta babasının yerine naip olarak atanmasıyla öğrenciliğinin bitmesinden sonra aralarında gerçek bir yakınlık olduğunu gösteren hiçbir şey yoktur. Aristoteles bundan sonra büyük bir olasılıkla Stageira’ya yerleşmiştir. Aristoteles’in Makedonyalılarla kurduğu dostlukların en süreklisinin, yani bir süre sonra İskender Asya’dayken yerine naip olarak atanacak ve böylece Yunanistan’ın en önemli adamı haline gelecek olan Antipater’’le dostluğunun, İskender ile birlikte olduğu bu süre içinde başladığı kesindir[11].

335-4 yılında Philippos’un ölümünden kısa bir süre sonra Aristoteles Atina’ya geri döner ve bunun ardından hayatının en verimli dönemi başlar. Şehrin dışında, kuzeydoğu bölgesinde, büyük bir olasılıkla Lykabettos Dağı’yla İlissos arasında, Apollon Lykeios ve Musalara adanmış olan ve geçmişte Sokrates’in çok sık uğradığı bir yer olduğu söylenen[12] bir koruluk uzanmaktaydı. Aristoteles burada birkaç bina kiralar[13] -bir yabancı olduğu için satın alma hakkı yoktur- ve okulunu kurar. Burada her sabah öğrencileriyle ağaçlar arasındaki loggie’de [açıklık] gezinerek[14] en güç felsefe sorunlarını tartışır. Öğleden sonraları veya akşamları ise daha geniş bir halk topluluğuna daha basit konuları açıklar. Bu, akroamatik, yani ileri düzeydeki derslerle, eksoterik, yani herkes tarafından anlaşılabilir dersler arasındra ayrım yapan eski bir gelenektir. Bu ayrımın sağlam temellere dayandığı kesindir. Ancak Aristoteles bazen düşünüldüğü gibi, ne akroamatik derslerinde herhangi bir mistik öğretinin varlığına işaret etmektedir, ne de halka yönelik derslerinde onlara hakikatin bütününü göstermemeye çabalamaktadır. Daha soyut konular -mantık, fizik ve metafizik- daha yoğun bir inceleme gerektirmekte ve daha dar bir çevreyi ilgilendirmekteydi. Buna karşılık retorik, sofistik ya da politika gibi konular daha geniş bir talebe yanıt veriyordu, dolayısıyla daha halka dönük bir biçimde sergilenebilirlerdi[15].

Aristoteles burada büyük bir olasılıkla yüzlerce kitap yazmayı bir araya toplamış ve daha sonra İskenderiye ve Bergama kütüphaneleri için örnek oluşturacak ilk büyük kütüphaneyi kurmuştur. Aynı şekilde çok sayıda haritayı bir araya getirerek bir koleksiyon düzenlemiş ve derslerinde, özellikle doğa bilimi derslerinde yararlandığı bir nesneler müzesi oluşturmuştur. İskender’in bu koleksiyonu toplayabilmesi için kendisine 800 talent verdiği ve Makedonya İmparatorluğu’nun sınırları içinde yaşayan bütün avcılara, kuşçulara ve Aristoteles’in imparatorluğun en uzak bölgeleri hakkındaki bilgisi, bu emirlerden beklenebileceği kadar doğru değildir. Bununla birlikte bu öyküde büyük bir olasılıkla doğru bir şeyler vardır. Aristoteles’in okul için düzenlediği bir yönetmelikten söz edilmektedir. Bu yönetmeliğe göre her üye sırayla, örneğin ‘on gün süreyle’ okulu ‘yönetmek’ten sorumlu tutulmaktaydı. Bu, herhalde her birinin bu süre boyunca, daha sonra ortaçağ üniversitelerinde benimsenecek yönteme uygun olarak,[16] başka şeylerin yanı sıra tüm katılanlara karşı şu veya bu tezi savunmak suretiyle tartışmaları yönetmekle sorumlu oldukları anlamına gelmekteydi. Aristoteles’in okulunda ortak yemekler yendiği ve ayda bir kez kurallarını bizzat Aristoteles’in düzenlediği bir şölen verildiğini biliyoruz. Ancak okulda yapılan çalışmalarla uygulanan işbölümü hakkında çok az şey biliyoruz. Aristoteles’in günümüze ulaşmış eserlerini oluşturan notlarının kaleme alınışı, büyük bir olasılıkla Lise’yi yönettiği oniki onüç döneme aittir ve bu eserlerin meydana getirilmesi için gerekli düşünce ve araştırmalar, ön çalışmaların bir kısmının öğrencileri tarafından yapıldığını düşünsek bile, benzeri olmayan bir zihin gücüne işaret etmektedir. Bu dönemde Aristoteles, bilimler sınıflamasının bugün hâlâ varlığını sürdüren biçimiyle ana çizgilerini belirlemiş ve bilimlerin çoğunu, kendisinden önce ulaşmış oldukları noktadan çok daha ileri bir noktaya götürmüştür. Bazı bilimlerde, örneğin mantıkta,[17] Aristoteles’in bir öncüsü olmadığı ve yüzyıllar boyunca ona layık bir takipçisi olmadığı rahatlıkla söylenebilir. Ayrıca Aristoteles’in okulu etik ve politika gibi pratik konulara gösterdiği ilgi nedeniyle gündelik hayat üzerinde, Sokrates veya Platon’a eşit ve aynı dönemde Akademi’nin kendi içine kapanmış öğrencilerinden çok daha fazla bir etkide bulundu.

İskender’in 323 yılında ölümüyle Atina bir kez daha Makedonya karşıtı duyguların merkezi olur ve Aristoteles’in Makedonya’yla bağlantıları onu Atinalıların gözünde kuşkulu duruma düşürür. Platoncu ve İsokratesçi okulların düşmanlıkları, büyük bir olasılıkla ona karşı duyulan politik duygularla beslenmiştir. Sonuçta, Hermeias hakkında yazdığı bir övgü şiiri ve mezartaşı yazısına dayanan saçma bir d insizlik ithamıyla mahkemeye verilir. Atinalıların ‘felsefeye karşı ikinci bir cinayet işlemelerine’[18] fırsat vermemeye kararlı olan Aristoteles, okulu theophrastos’un ellerine bırakarak ve Makedonya etkisinin en çok görüldüğü yerlerden biri olan Khalkhis’e çekilir. Orada, 322 yılında, uzun yıllardan beri çektiği bir hastalıktan ölür. Vasiyetini bize Diogenes ulaştırmıştır. Aristoteles vasiyetinde, akrabalarının lehine bazı maddeler koymayı, kölelerinin satılma tehlikesini önlemek ve Politika’sının bir öğüdünü uygulamaya koyarak bazılarının özgürlüklerini elde etmesini sağlamak için önlemler almayı ihmal etmemiştir. Bazen Aristoteles’i yalnızca kişileşmiş bir akıl olarak görme eğilimi gösteririz; ama vasiyeti iyiliksever ve şefkatli bir kişiliği olduğunun en açık kanıtıdır.

Aristoteles’in dış görünüşü veya hayat tarzı hakkında çok az şey bilinmektedir.[19] Güvenilir bir gelenek onu kel, ince bacaklı, küçük gözlü, kekeleyerek konuşan ve dikkati çekecek kadar güzel giyinen bir insan olarak betimler. Kötü niyetli düşmanları ise onu kadınsı bir sefih bir hayat süren bir insan olarak temsil eder. bizzat kendisi tarafından ifade edilen görüşlere dayanarak kabul edilebilecemiz şey, çileci alışkanlıkları olmadığıdır. Ayrıca yüzünün ifadesinde kendisini gösteren alaycı bir karaktere sahip olduğu söylenmiştir. Diogenes Laertios büyük bir espri gücüne tanıklık eden bazı sözlerini aktarmıştır.



Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy