ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Saturday, Dec 07th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Gündemdekiler Cem Adrian-Bir Melek Ne Zaman Ölür?


Cem Adrian-Bir Melek Ne Zaman Ölür?

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Mutluluğun resminin çizilememesi gibi bir şey… Yaşarken anlaşılan, büyülü olduğuna inanılan bir sır gibi. ‘Tanrı çok mu üzgün ki’ diye sorabilen bir albüm...

{mosimage} Kelimeler kirlendiğinde melekler gider. Yanlarına kelimeleri de alıp. Melekler kelimelere inanmadıklarında intihar ederler. Lacivert taşların suskunluğu bu yüzdendir. Kelimeler masum olmadığında lacivert taşlar susar, ölüm sıradanlaşır. Ölümün sıradanlaştığı bir yerde insanlar hayata inanmazlar. Oysa melekler, daha biz çocukken kulağımıza ‘hayat, kelimelere inanmaktır aslında’ diye fısıldamışlardı. Hayata inanmaya gerek kalmadığında kelimelerle beraber melekler de gider. Melekler gidince ölüm gelir. Ve ölüm, yeni sözcükler doğurur başka zamanlardaki çocuklar için. ‘Bir Melek Ölürken’ bir çocuğun sessiz kalması bundandır işte.

 

 

‘Emir’, ‘Cem Adrian’ sevenler için külliyatın en değerli hazinesi, sevmeyenler için ise bundan önceki diğer albümlerden hiçbir farkı olmayan sıradan bir albüm. Cem Adrian hakkında konuşurken temel problem de burada zaten. Genel olarak, hayata kendi pencerelerimizden bakıp kalan her şeyi yok sayan bir zihniyetimiz var. Kendi düşündüklerimizin doğru olduğuna inanan benmerkezci bir tavır sergileriz… Hep konuşur, hep bağırır ama hiç duymayız. Hiç susmadan konuşuruz ne konuştuğumuzu bile bilmeden. Hep dinlenen olmak isteriz. Karşımızdakileri dinlemeye gerek bile görmezken ‘birileri bizi dinlesin, yeter ki dinlesin’ deriz. Tamam, kimsenin kimseyi sevme zorunluluğu yok; ama en azından karşımızdakileri anlamak gerekiyor. Hiç olmazsa anlamaya çalışmak. Bizim gibi olmayanları, bize benzemeyenleri ötekileştirip hemen yaftalamak sanırım ‘buraların’ en büyük problemi. Bu problemi henüz çözebilmiş de değiliz. Heyhat uzunca bir sürede çözülecek gibi değil ya.

 

 

‘Lejyonersin kendi topraklarında’ diyor ya Murathan Mungan, işte ‘Cem Adrian’ da kendi topraklarının lejyonerlerinden. Ya çok beğeniliyor ya da nefret ediliyor. Ortası yok yani. Birinin birinden hoşlanmama sebebini anlayabilirim biraz düşününce. Anlayamadığım şey, insanların birbirlerinden neden bu kadar nefret ettikleri. Söylemek istediğim şey, ‘Cem Adrian’ sevmeyenlerin kullandığı yıkıcı dil. Bu dili kullanırken kullandıkları argümanlar da cabası. ‘Sesi de şu kadar oktavmış, yok canım o kadar olur mu? Bak bence en fazla bu kadardır, gel bir test yapalım istersen’ diye başlayan alaycı tavır “Cem Adrian’ı kim dinler, tabii ki de ergen merakından kurtulamamış toylar” diye aşağılanan bir dile dönüşüyor. Sonrasındaysa gelsin ‘Soyadı da ne biçimmişler’, gitsin ‘Zaten ben söylemiştim ondan bir şey olmazlar’. Kabuğumuza çekilip ördüğümüz ağlar kendi sonumuzu getiriyor farkında değiliz.

 

 

Bu kadar sitemden sonra tekrar ‘Emir’ albümüne dönmek gerekirse şunu söyleyebilirim: ‘Bir Melek Ölürken’ şarkısından sonra yazacak hiçbir şey olmadığını düşündüm bu albüm hakkında. Yazsam bile yazdıklarımın pek bir değeri olmadığına kanaat getirdim. İnsan kendine bile laf anlatamadıktan sonra başkalarına neyi nasıl açıklayabilir ki diye sordum kendime. Bir melek ölürken bir çocuk giderse ve biri daha kirletilirse bu yaşanılanlar yazıya nasıl dökülür ki? Bilemedim… Varlığı bilinen ama anlatılamayan şeyler vardır ya: Tanrı, vicdan, aşk gibi; işte öyle bir şey bu albüm. Mutluluğun resminin çizilememesi gibi bir şey. Yaşarken anlaşılan, büyülü olduğuna inanılan bir sır gibi. ‘Tanrı çok mu üzgün ki’ diye sorabilen bir albüm ‘Emir’ albümü.

 

 

Albümün duygularını belki buradan bütünüyle aktaramam; ama hakkındaki bazı tartışmasız gerçekleri yazabilirim: Öncelikle albümün misafirleri var. ‘Anladım’ şarkısında Pamela Spence, ‘Kelebek’ şarkısında da Hayko Cepkin ile düet yapıyor Cem Adrian. “Tanrı’nın Elleri” şarkısının ise iki küçük konuğu var Lara ve Sare adlı. Albümdeki tüm sözlerin, müziklerin, aranjelerin Cem Adriana ait olduğu; albümün Ankara’da “Midas’ın Kulaklığı” stüdyosunda kaydedildiği ise diğer gerçekler… Albüm hakkındaki en temel eleştirim ise kartonetteki fotoğraflar. ‘Aşk emirdir tanrı’dan… ve ben çırılçıplak bir itaat etten, kemikten, candan’ derken belli ki Tanrı’ya olan teslimiyetini anlatmak istemiş Cem Adrian. Ancak fotoğraflar ne yazık ki bu temayla pek uyuşmamış. Açık konuşmak gerekirse David Beckham vari pozlar vermiş. Biraz daha masum, biraz daha yalın ve biraz daha anlamlı kareler çekilebilirdi diyerek albüm hakkındaki en olumsuz yargımı belirtivereyim.

 

 

‘Bir melek ölürken böyle sessiz durulmaz çocuk’ diye bir söz yazabilen, Ankara’da yaşamayı İstanbul’da yaşamaya tercih edip orada daha disiplinli bir şekilde çalışabildiğini anlatan; ‘Emir’ albümünün ilk şarkısını kaydederken âşık olan fakat son şarkıyı (Bir Melek Ölürken’i) kaydederken aşkının bittiğini itiraf eden, yeni yılın ilk günlerinde siyah bir örtü gibi üstümüzü örten Cem Adrian, ‘Bir Melek Ölürken’, ‘Yine Geldi Sonbahar’, ‘Aşk Hep Sende’, ‘Nereye Gidiyorsun’ şarkıları eşliğinde kanayan yaramıza bir kez daha ortak oluyor.

 

 

Cem Adrian / Emir / Seyhan Müzik

Birgün Gazetesi


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy