ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Wednesday, Jun 03rd

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Müzik Müzik Sanatçıları ve Grublar Mikail Aslan'la Müzik Üzerine


Mikail Aslan'la Müzik Üzerine

e-Posta Yazdır

Reklamlar
{mosimage}

ZAZACA MÜZİĞİNİN USTA İSMİ MİKAİL ASLAN: KENDİ DOĞU’MLA HEP BARIŞIKTIM

Zazaca’nın usta ismi O. Dersimin saklı yüzünü müziğine taşıyarak hayat verdi. Kilometreler ötesinde, Batı’da da yaşasa, ruhundaki Doğu’yu unutmadı ve kendi dilinde, Zazaca söylemeye devam etti. Dersim’in sırlarına yolculuk yaptıran Mikail Aslan’dan söz ediyoruz. Aslan ‘Agerayis’ ve ‘Kilite Kou’dan sonra müzik serüvenini ‘Miraz’ ile devam ettirdi. Şimdi de ‘Zernkut/ Simya’ diyerek bize Doğu’nun izini sürdürmeye devam ediyor. O izin sırlarını çözüyor adeta.
Mikail Aslan albümlerinde aslında sürgünlüğünü paylaşıyor dinleyenleriyle… 12 yıl sürgün hayatı yaşayıp doğduğu topraklara geldiğinde eğilip toprağı öptüğünü anlatıyor Dersim’de. Bu uzun yılların hasretini, acısını üreterek azaltıyor. Batı enstrümanlarıyla Doğu’nun ruhuna iniyor.
Ayağının tozuyla geldiği İstanbul’da bulduk Mikail Aslan’ı… Müzik yolculuğunun dip-notlarını anlattı.

»Yeni albümünüz Zernkut Doğu -Batı kokusuyla dinleyenleri farklı bir yolculuğa çıkartıyor. Doğu ve Batı buluşması sizde nasıl izler bırakıyor?
İlk etap da Doğu -Batı sentezi yapacağım diye bir amacım olmadı. Ama şunu söyleyeyim: Küçük yaşlardan beri müziğin altyapısına ilgi duydum. Müziğin atında bir mesele vardı ve bunu çözümlemek için gitara merak saldım. Öğrendim. Almanya'ya gittikten sonra bas gitarla çeşitli müzikler yaptım, müzik okulunu bitirince Batı üzerine olan tavrım değişti. Sentez değildi çünkü yaptığım.

»Batının müzikal zenginliğinden yararlanmak olarak da açıklayabilir miyiz?
Her şeyde olduğu gibi, Batı müzikte de etkilidir. Batı manipülasyonu var doğru. Herkes kendi doğusunu unutuyor çünkü, bu tabii ki ister istemez müziğe de yansıyor. Çoğu müzisyenlerimiz aynı şeyi düşünüyor, daha çok Anadolu kökenli olanlar, müziklerinin, Batı müzik ve modern müzikle ilişkilendirilmediği sürece müziğin evrenselliğinin olmayacağını düşünüyorlar. Bu manipülasyon sonucudur tabii ki. Belki biz de başlangıçta böyle bir şey düşündük.
Bir insanın evrenselleşmesi için Batı müziğiyle ilişkilendirilmesi gerekmiyor. Modern olmakla evrensellik ayrı şeylerdir çünkü.
Bunun bir çok örneği var, kendi otantik müziğiyle evrenselleşen sanatçılarımız her yerde şimdi. Benim de ilk albümlerimde batı müziğini anlamak gibi bir çabam olduğundan dolayı çok da kendi müziğimi kapatmadığını, beni yücelttiğini gördüm.

»Yaptığınız müziğe gitar ve saksofonu kullanarak zaten farklı bir müzik anlayışına doğru gittiğinizi görüyoruz...
Gitar ve saksofonu orijinal müziğimi hızlandırmak için motif olarak kullanmıştım. Şimdi Batı müziğini benim müziğim üzerindeki manipülasyonunu, etkisini minimalize etmeye çalışıyorum.
Bu yönüyle yapmak istediğim şey şudur: Doğu müzisyenlerinin kendi müziklerine ısrarla güvenmeleri gerekiyor. İlla da modernist olmaları gerekmiyor, onlar bu mirasla çok güçlü yerele taşıyabilirler müziği.

»Batı’da yaşıyorsunuz ve ister istemez bunlar olacaktır... Ama ruhunuzdaki Doğu hiç kaybolmamış.. Bu ilk albümlerimizde de böyle, şimdi ki albümde de. Bunu nasıl başarıyorsunuz?
Çok doğru söylediniz. İnsan doğasıyla alakalı bir durum. Daha doğrusu insanın doğusuyla ilgilidir.
İnsanın doğusu dilidir, kimliğidir, geçmişidir...Ben kendi Doğu’mla hep barışıktım ve öyle yaşadım. Hep onu özledim.

»Bu doğuyu hissetmenizde küçük yaşlardaki sürgünlüğünüzün etkisi olabilir? İçinizde kalan o uhde?
Küçük yaşlarda başladı benim sürgünlüğüm, acıyı derin yaşayanlardanım. 1980 darbesinde ailem mağdur oldu ve Dersim’den Kayseri’ye göç etmek zorunda kaldık. Sürüldük.
Orada da tek başına bir Kızılbaş ailesi olarak yaşamak zorunda kaldık. Anadolu coğrafyasında bu felsefe dışında kültürel kimliği taşımanın ne kadar zor olduğunu biliyorum, gittiğimiz yerdelerde de bunu saklamak zorunda kaldık. Ama bilinç altında bunla yaşadık ve bununla nefes aldık. Bu yanıyla doğumu hep özledim. Bir insan Doğusuyla barışıksa doğasına varabilir. Doğusuyla barışıp, doğasına inebiliyorsa işte o insanın doğruları daha güçlü olur.

»Bu 12 yıllık sürgünlük doğuya özlemi daha çok kamçılamış olmalı...
Benim için sürgün, birçok insanda negatif bir şey uyandırabilir ama, ben başka bir ülkeye mülteci olarak gittiğimde bana ailemden, Alevi düşüncesinden, değerlerden de koptum. Avrupa’ya gittiğimde kendi çocukluğuma indim ve derinleşmeye çalıştım. Bana, ailem tarafından verilmiş kültürle yüzleşmeye gittim. Yüzleşmeye gittiğimde bu müziği ondan sonra yaratmaya başladım. Mültecilik benim üzerimde pozitif bir etki yarattı. Kendimi tarttım, hayatı tarttım, farklı kimlikleri tanıdım ve o kimlikleri anlamaya çalıştım. Böyle düşündüğüm içinde bu 12 yıllık süreç bana çok şey kattı. Şüphesiz kayıplarımda vardır tabii.

»Ne kadar yüzleştiniz peki yaşananlarla ve yaşattıklarıyla?
Yedi yıldan beridir kendi dünyamı kurduğumu düşünüyorum. Kendi müziğimi tanımlarken bunun bir yol olduğunu gördüm. Yol olduğu sürece temeli güzel olur. Ben burada bu meseleyle yüzleştim. Bir yola girdim ve yolcuyum artık...

»12 yıl aradan sonra Türkiye'ye gelmek, neler düşündürtmüştü?
Tabii insan çok farklı duygular içinde oluyor. Dil değişmiş, anlaşılmaz olmuş çoğu zaman. Kendi köyüme gittiğimde duvarların ne kadar küçük olduğunu gördüm. Tuhaf şeyler zaten... 12 yıl boyunca sırtınızda bir yük oluyor, bu yükün ağırlığı sizde başka duygular bırakıyor elbet. 7 yıl sürgün yaşayacağımı sanmıştım ama 12 yıl oldu.

»Siz azınlık içinde azınlığı yaşayanlardansınız. Yani en mağdur... Bu durum sizin hayata bakışınızı nasıl etkiledi?
Azınlık var, azınlık var tabii... Bu coğrafyada Ermeniler daha çok acı çekti. Yezidiler daha çok mağdur. Benden daha çok mağdur olanı anlamak istedim hep, bir toplumun kendi kavimi tarafından lanetlenmesini de gördüm. Yezidi bu topraklarda en mağduru olandır. O kadar aykırı durmuşlar ki, hâlâ da aykırılar.
Mesela Aleviliği biri Kürt yapıyor, biri İslam, biri İslam içi, İslam dışı tartışmalarına çekiyor vs... Ama Yezidiler asla buna taviz vermemişler. Ben Yezidiyim demiş, kendini korumuş. Yezidiler kadar direnişçi, hiçbir kavim yoktur. Tüm bunların yok olmaması için bu albümü yaptım ben.

»Türkiye’ye Almanya’dan nasıl bakıyorsunuz?
İnsanların kendi iç yolculuklarına çıkması yasaklanıyor burada. Hep firmalar çöküyor diyorlar ya ben de çöksün diyorum çünkü bu firmalar hiçbir zaman idealist insanları desteklemediler ki. Tabii ki tüm bu gürültü içinde de sanatçılarımız kendini kaybediyor.

»Bugün baktığımızda dillerin yavaş yavaş yok olduğunu görüyoruz, bu sizi kaygılandırıyor mu?
Dersim’de diller kayboldu ama ruh yok olmadı. Tabii şöyle de bir şey var: Bir halkın müziği yok olmuşsa, dili yok olmuşsa ruhu da çıkmaza giriyor. Ama bu halka kimliğini yaşama imkânı verilmemiş ki, sadece müzikte o kimliğini koruyabiliyorlar. Alevi toplumunda müzik zaten çok önemlidir. Ve kutsaldır.
Fikrin gücü doğmuşsa, bu kendisini toplumun katmanlarında kendini gösterecektir. Ben de diyorum ki, bizim müziğimizle toplum yeniden kendini bulacaktır. Kendine dönüş yapacaktır. Bin yıllarca bizim kültürümüz müzik üzerinedir. Dili müzikte yaşatıyoruz sadece. Bir dil yok olduğu zaman halkın belleğinin de yok olacağının farkındayız.

»Bugün sistem diye sözünü ettiğimiz şey neleri yıkmış? Bu yıkıntıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sistem o kadar manipülasyon yapıyor ki, sistem sana dilini yasaklamıyor, sen kendi dilini nasıl yasaklarsın onu öğretiyor. Öyle anlar gelir ki, bir faşistten daha çok kendi kimliğine saldırır hale geliyorsun.
Biz sol hareketle tanıştığımızda çok şeyi öğrenmiştik ama asimilasyona karşı durmayı öğrenemedik, öğretmediler. Bu bilinçli yapılmıştır demiyorum ama bu bizim üzerimizde asimilasyon sürecini hızlandırmıştır. Türkiye solu asimilasyon sürecini hızlandırdı tabii ki. Bizim kültürel mirasımızı, tarihsel sürecimizi yitirmemize neden oldu.

***
‘Hrant için yazdıklarım boynumun borcudur’
»Müzikle birlikte sözlere baktığımızda çok ağır duygular ve yaşanmışlıkları anlayabiliyoruz. Bu acı hep içinizde mi?
Ben yazınca bitiyor acım... İçimdeki zehri dışarı atıyorum, atmak zorundayım. Geçecek değil. İnsanı gerçekten de zorlayan duygulardır. Halk neden halk ozanlarını sever biliyor musunuz? Kendi duygularına tercüman olduğu için, acıları anlatıldığı için... Ortak acılar olduğu için hep yakın hissetmişlerdir birbirlerine... Öyledir de zaten, ortak acılar yakınlaştırır insanı...
Kendiliğinden oluşuyor benim yazdıklarım da, içsel yolculuklarım var benim zaman zaman yaptığım... Yola çıktığımda bazen heybemde hiçbir şey olamayabilir. Ama kendi acımı ifade etme yolum müzik benim...

»Hrant Dink içinde bir çalışmanız var...
Hrant Dink gerçek anlamda barış elçisiydi, o halklar arasında en iyi kaynaşmayı yapacak bir isimdi. Türk halkını da kendi halkını da çok seviyordu. Ben onun için biz ne kadarda güvercinleri öldürsek bizim en gizli camekânımızda gizli kalacaklar. İçimizdeki haneye o güvercinler geri dönüyor, biz istediğimiz kadar kovalım. Ve inanıyorum ki bu meselelerle yüzleşeceğiz. Halk olarak da hükümet olarak da dara durup hesap vereceğiz. Bunlarla yüzleşmek zorundayız. O yüzden de Hrant Dink’e boynumun borcudur yazdıklarım.

 

Gülşen İşeri


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy