ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Sunday, Nov 17th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Müzik Müzik Sanatçıları ve Grublar Yaşar Kurt ile Sohbet


Yaşar Kurt ile Sohbet

e-Posta Yazdır

Reklamlar
{mosimage}
SOKAK ŞARKILARININ ŞARKICISI YAŞAR KURT, "GÜNEŞ KOKUSUYLA GELİYOR YÜRÜMEYE DEVAM EDECEĞİZ
Doksanlı yılların sonuna doğru bir şarkı duyduk. Her üniversitelinin volkmeninde dönüp duran biri vardı: Yaşar Kurt. Alışılmışın dışındaydı ama alışmıştık. Sadece şarkı söylüyordu o ve "orduya çağrıldığını/savaş çıkacağım/eline silah verildiğini/kendisine öldür denildiğini/yat denildiğini/kalk denildiğini/beyninin yenildiğini' anlatıyordu. Annesine, 'Oyunu verme!' diye bağırıyordu 'oyunu verme anne! Oyuna gelme!" İşte bu sözler 1997 yılında çıkardığı 'Göndermeler' albümünün toplatılmasına neden olmuştu. Gerekçe: Halkı askerlikten soğutmak! Bakanlık tarajîndan 2 yıl yasaklı kaldı. Ama o her daim konserlerinde söylüyordu, iki yıl sonra savaş karşıtı bir şarkı olduğu anlaşıldı. Yaşar Kurt hakkında açılan davadan, Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisi için çıkardığı yasadan yararlanarak kurtulmuştu. Ve Anne' albümünde topladı yasaklı şarkılarını... Bugünü dünden görmüştü Yaşar Kurt, 'Oyunu verme anne' diye her alanda sesini yükseltti. Muharrem Ertaş'ın Leyla'sını okuyordu, "Benim sadık yarim kara topraktır" diyordu Aşık Veysel'in ruhunda. Pirsultan'ın dizileri inmişti gitarına "Dostum dostum" diye haykırıyordu. Kamyonlar Kavun Taşır'ı ise Cahit Kü-lebi'in dizilerinden alıp kendine has yorumuyla besteleyerek müziğiyle buluşturdu "Kamyonlar kavun taşır ve ben hep seni düşünürüm." Gitarında ne ustalar gördük, ne şarkılar dinledik. Yaşar Kurt'un tüm şarkılarını anlatmaya kalkarsak sayfalar yetmez sanırım. Ama klasikler arasına giren şarkısından da söz etmeden geçmeyelim. {mosimage}Uzun bir süre Berlin'de yaşayan Kurt, orada bir şarkı bestelemişti. "Alışamadım ben bu kente" diyordu. O kente alışamadı, sırt çantasını ve gitarım alıp soluğu İstanbul'da aldı... Ogün bugündür de İstanbul'da yaşıyor Yaşar Kurt. Sessiz sedasız albümler çıkartıyor, dinletiler veriyor... İşte o albümlerden biri yolda: Güneş Kokusu. Biz de bu kokuyu alıp soluğu Yaşar Kurt'un yanında aldık bir pazar sohbeti için... Konuşacak ne çok şey varmış...

» Son albüm yolda: Güneş Kokusu. Dinleyiciyi nasıl bir sürpriz bekliyor bu albümde?
Bir aya kadar çıkacak. 'Güneş Kokusu' adını taşıyan bir şarkımız var, zaten albüm adını oradan alıyor. Ustalarla birlikte paylaştığım bir albüm oldu. Moğollar, Cahit Berkay, Engin Yörükoğlu bana enstrümanlarıyla eşlik ettiler. Dolayısıyla zevkli bir çalışma oldu. Mesela Cem Karaca'nın bazı şarkılarını yorumlayacağım. Heyecanlandırıyor beni.

» Politik şarkılar yer alacak mı?
Politik bir şarkı yok. Yasaklanıyor ve beni mahvediyorlar. Bıktım artık. Albüm yapıp yasaklanmasından biletim. 'Göndermeler' albümünü 7 yıldır basamıyoruz. En sevdiğim albümümdür ama yasak. Elbette ki politik şarkılar yapmaya devam edeceğim. Elbette ki duruşumu sürdüreceğim. Ama sanki internet bana bu konuda daha çok yardımcı olacakmış gibi geliyor. Kaset ve CD'nin gerileme süreci başladı, seçim alışkanlıkları değişiyor.

» İlk albümünüz 'Sokak Şarkıları'nı Almanya'da hazırladınız. O albümdeki şarkılar biraz isyana yönelikti sanırım
İsyan dolu bir dönemdi, evet. Hiçbir şeyle barışmak istemediğim bir dönemdi. Hâlâ da öyle. Biraz daha olgunlaştım ama.

» Almanya'da yaşamayı düşünmediniz mi?
Almanya'da da sanatla uğraşıyordum. Tiyatro vardı hayatımda. Oradaki temalarımız, Alman toplumunun içinde bulunduğu durumları işleyen temalardı. Fakat baletim ki beni asıl ilgilendiren şeyler kendi ülkemin sorunları. Sonra Türkiye'ye geldim. Almanya'nın da rahatlığı var tabii. Ama her şeye rağmen ülkemde mutluyum. Berlin'i çok seviyorum. Bana çok şeyler verdi, çok özlüyorum. Ama yaşamak için İstanbul ideal bir kent.

» 'Alışamadım ben bu kente' Berlin için miydi?
Evet. Gerçekten alışamamıştım.

» 'Göndermeler' albümü yaptınız arkasında da hemen toplatıldı...
Halkı askerlikten soğutuyormuşum! Bunun için dava açıldı. Savaş karşıtı bir şarkıydı, iki yıl sonra bu gerçek algılandı. Şu anda yasak değil. Ama o albüm bakan emriyle yasaklanmış olduğu için hâlâ da yasak gibi gözüküyor.

» Size nasıl yansıdı bu yasak?
Dedim "eyvah bitirecekler benim hayatımı." Beni sürgün haline getirecekler. En korktuğum şeydir sürgün olmak. Türkiye'nin bana yasaklanması çok ürkütücü. Öyle bir durum olsaydı hapiste uzun yatmam gerekecekti, hani ya içerde olacaktım ya da iyi tanıdığım dışarıda dostlarım var, sürgünde kalmış, onlarla olacaktım. Çok korktum. O dönem konserler veremedim. Albümlerin hepsi yasaklandı. Haberin yazılmasını bile istemedim. Umarım böyle kötü bitmez falan diye beklerken RTayyip Erdoğan kendisi için yasayı kaldırdı ben de bundan yararlandım. Sayın Tayyip Erdoğan böyle bir işe yaradı. Komik bir durum ama böyle oldu.

» Çıkacak olan albümünüz; 'Güneş Kokusu'nda politik şarkılara yer vermemeniz biraz da bu korkudan mı?
'Sokak Şarkıları'nın başında bir şey vardır. "Zaman zaman durur yolcu ama geri dönmez." Bu süreçleri biraz böyle değerlendiriyorum ben. Çünkü sürdürülebilir bir iş yapmak istiyorum. Müzik, yaşamımın çok büyük bir parçası. Bunlardan ötürü dışlanmak, hapse atılmak ya da işkence görmek beni çok yalmzlaştırır diye düşünüyorum. Ben o kadar da dirençli biri değilim. Benim dengemi bozabilir böyle bir süreç. Böyle bir sürece kendimi sokmak istemiyorum. Ama korkunun ecele faydası yok. Korkacaksamz korkarak da yapabilirsiniz.

» Yani bugün olmasa da yarın yine söyleyeceğim mi diyorsunuz?
Ben o şarkıları her halükarda söyleyebiliyorum. Dolayısıyla bir sürecin sonuna gelmiş değiliz. Politik olarak yeni şarkılar üretmek, o politik vizyonu çok iyi kavramaktan da geçiyor. Ben o süreçte çok şey yaptım. Biraz 'Korku' şarkısı ön plana çıktı ama diğer şarkılarımda da çok siyasi mesajlar vardı. Henüz yeterince ayıklandığını düşünmüyorum. Halbuki ben birey olmanın önemi üzerine, eğitim üzerine, ulusal bilinç üzerine şarkılarımda yer verdim. Bunların hepsi çözülmüş değil. Ama yeni vizyonlar yaratacak şarkılar yapacağımı düşünüyorum, acelem yok. Daha buradayız.

»'Anne' adını verdiğiniz albümde de yasaklanan şarkıları tekrar söylediniz... Bu şarkılara baktığımız zaman ve şu an yaşadığımız gerilim ortamı şunu söyletti: Yaşar Kurt bugünü dünden görmüş...
Evet çok doğru. Çünkü gördüm. Ve bas bas bağırdım. Kimse beni anlamdı o zaman, çok acıydı. Hatta "ne alaka savaş yok, bir şey yok ne yapıyorsun" dediler. "Bırak böyle şarkıları" diye yaklaştılar. Hatta 1999'da duvarlar yıkıldığında Rusya'yla Amerika belli ölçülerde barışı sağladılar bundan sonra savaş olmaz falan diye düşünüldü. Ama ben tam tersini düşündüm. Kapitalizmin, emperyalizmin daha saldırgan olacağını düşündüğüm için bir savaş karşıtı cephenin, direnişin çok gerekli olduğuna inandım ve özellikle bu şarkıları bunun için yaptım. Halkın örgütlenmesine katkıda olur gibi yazdım.

» Olduğunu düşünüyor musunuz?
Oldu. O şarkıları direnişin parçası haline getirmeleri benim için en büyük ödüldü. Yapmak istediğim şeyi yapmıştım o zaman. Çünkü savaş karşıtı bir kültürün, çok önemli olduğunu düşünüyorum. Mesela Barışa Rock süreci çok önemli bir süreçti. Bütün bunlar bir yolda yürüdüğümüz gösteriyor. Bir dalga gibi ülkenin her yerine hatta dünyaya yayılacağına inanıyorum. O yüzden barış temalı eylemlere Türkiye'nin gerçekten ihtiyacı var. Türkiye gerçekten bir ateş çemberinin ortasında. Her zamanki gibi bir savaşın ön saflarına itilmeye çalışılıyoruz. Savaş ülkemize ihraç edilmeye çalışılıyor. Dolayısıyla böyle bir direnişin çok önemli olacağına inanıyorum.

» Bu ateş çemberinde bu mesaj yerini bulacak mı sizce?
Barışı kim red edebilir ki... Bertolt Brecht'in bir şiirinde şu dize var; "Duvara savaş istiyoruz diye yazmışlar, bunu yazan vuruldu çoktan. " Evet onlar yok artık. Bu yüzden çok geniş kitlelerden yanıt alınacağını düşünüyorum. Bugün içinde bulunduğumuz siyasal bir çıkmaz var. Ama barış teması, bir ülkenin meselesi ve politik vizyonu için çok daha önemli açılımlara neden olacaktır.

» Şu anki gençlik apolitik değil mi sizce?
Apolitik, doğru, ama neyle karşılaştırdığımıza bağlı. 70'lerin politik tavrıyla karşılaştırdığınızda o insanları apolitik bulabilirsiniz ama bugünün tavrıyla karşılaştırdığınızda farklı... Biraz daha rasyonalist bir gençlik var şimdi. Bu yüzden bu gençlik apolitik gibi görünse de doğru yerde doğru tavrı koyuyor.

» Mesela?
Barışa Rock'ta olmayı tercih eden gençlik var. Daha yapılacak çok şeyler var. Onlar siyasi partilerimize düşen şeyler. Biz sadece bu işin iklimini yaratmakta bir noktaya varabiliriz.

» Bu iklimi yaratacak olanlar neredeler peki?
Evet çok azız. Kalabalık değiliz. Ama bu tarihte böyledir. O iklimi yüz binler yaratmaz. Yüz binler iklimin içinde bulunur. İklimi birkaç inatçı insan sürekler. Her yerde olduğu gibi biz de birkaç insan minik minik sürdüreceğiz.

Ben artık oturup düzen partilerinin kendi arasında bir işi yıllardır çevirip durmasını seyretmekten nefret ediyorum. Biz kitle partisini var etmeliyiz. Kitle partisiyle demokratik bir sistem içinde ve en sert biçimde haklarını arayan insanlar olmalıyız.

» Bu süreç yakın mı?
Bu süreçteyiz bence. Bir siyasal partiyi yaratmak tabii ki zaman gerektiriyor. İşçi sınıfı onlara yardım ediyor ama işçi sınıfı da kendi içinde ideolojik bölünmelere, çatışmalara gidiyor. Sonuçta "ideoloji fark etmez, ekmeğime bakarım" gibi mesele de var. Ekmeğime bakmıyorum, ben önce bana nasıl bir hayat sunulduğuna bakıyorum. O ekmeği nasıl bir hayatın içinde, nelere göz yumarak, nelere katılarak tüketmek zorunda bırakılacağım benim için çok önemli. Dolayısıyla bu henüz netleşmiş bir süreç değil. Nereden yanıt gelecek... Bunu bilmiyoruz ama tabii ki yürümeye devam edeceğiz.

» "12 Eylül'de bizi kendi ordumuzla vurdular'
»Son zamanlarda siyasi olayların anlatıldığı filmler, diziler, besteler yapılıyor. Bu olaylardan öne çıkanı ise 12 Eylül dönemi. Sizde bu dönem nasıl bir iz bıraktı? Bu dönemi anlatan bir beste yapmayı düşünüyor musunuz?

12 Eylül'ü yaşayan biri olarak, küçüktüm ama her şeyi hatırlıyorum, o süreçte devrimci mücadelenin içinde olmaya çalışan bir insan olarak, 12 Eylül'ün hala yargılanmamış olmasından çok büyük rahatsızlık duyuyorum. 'Babam ve Oğlum' bana göre gerçek bir 12 Eylül filmiydi. Hepimizin hüngür hüngür ağladığı şey, 12 Eylül'ün bize yaptıklarıydı aslında. Toplumsal dokumuzu nasıl parçaladığını gördük. Gerçekten insanların düşünmeye korktuğu bu hayatı, bu ülkede yaşadığımızı, anlatmamız gerekiyor. Çünkü bu öyle bir felaket ki, bunun bir daha gelmeyeceğini düşünmek de sahte olur. 12 Eylül'de bizi kendi ordumuzla vurdular. Bundan daha acı ne olsun. Bu vahşi emperyalizm her türlü yöntemini tekrarlayacaktır. O yüzden de 12 Eylül ayrıntılarıyla insanlara anlatılmalı. Ben de sırf 12 Eylül temalı bir şarkı yazmalıyım. Bugüne kadar düşünmedim bu soru düşündürdü. Evet bugün bir hayat yaşanıyorsa onu korumamız gerekir.

» Ve bugün Türkiye'nin tablosu nasıl?
Ölüm orucu süreci yaşanıyor bu ülkede. Ölüm orucu çok acı bir eylem asla katılamıyorum. İnsanın kendini imhası. Sadece kendilerini değil, onları seven herkesi üzüyorlar. Elbette F tipleri beni rahatsız ediyor. Her şey insani olmalı, her şey ama her şey!. Yüzlerce insan öldü. Bir avukat ölüm orucunda, Behiç baba bir şeyler ye ya! Yardım al... 276 gün ne demek ya! 1 yıla yakın... Bunu duymak bile içime acıtıyor. Her şey insani ölçülerde olmalı. 300 gün aç kalmış bir insan beni çok yakıyor. Ben bu can yangınıyla F tiplerini engelleyemem. Benim elimde böyle bir mekanizma yok. Ancak bu can yangınını taşıyabilirim. Bu da çok çok ağır bir şey.

Gülşen İşeri


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy