ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Tuesday, Nov 19th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Müzik Müzik Sanatçıları ve Grublar Kızılırmak'ın Tuncay'ı: Y(anarak)


Kızılırmak'ın Tuncay'ı: Y(anarak)

e-Posta Yazdır

Reklamlar

{mosimage}Deformasyon, kir ve karmaşa sürerken, sistemin yarattığı
ucube insan, hem nesnesi hem öznesi olduğu kaosta debeleniyor ve ben bu satırları yazarken, değerlerimiz de yine birer birer günlerin eteğinden düşüp yitiyordu; sonra onlar, gittikleri yerlerde daha sonra gelecekleri, bizleri bekliyorlardı... Sanırım Sartre demişti: "Tek gerçek ölüm olunca, ünün, statünün, hiçbir şeyin önemi kalmıyor."
Sonra yitirdiklerimizin oluşturduğu boşluğu da kimseler dolduramıyordu.

Örneğin, bir başka Aziz Nesin'i olmuyordu bu ülkenin veya Cemal Süreya'nın ya da Ahmed Arif'in şiirimizde bıraktığı boşluğu bir başkası kapatamıyordu. Önce Serol Teber hocanın, ardından da Grup Kızılırmak'tan Tuncay Akdoğan'ın hazin ölümüyle sarsıldım bugünler. Tuncay'ın yanarak öldüğünü öğrendiğimde, bütün gün iki yeni dize belleğimde dönendi durdu: "Siyah bir rutubetti hayat, geçtim/İstanbul'un saçlarına kar yağıyordu..."
80'lerde Grup Yorum üyesi olarak tanımıştım onu. "Sıyrılıp Gelen", hepimizi heyecanlandıran bir ilk albüm olmuştu o yıllar. Grup üyeleri şimdi her biri kendi başına birer imge olan İlkay Akkaya, Metin Kahraman, Efkan Şeşen, Tuncay Akdoğan ve Kemal Sahir Gürel'den oluşuyor, sık sık yasaklanıyor, gözaltına alınıyor ve çıkıp coşkuyla, kitlesel katılımlarla gerçekleşen muhteşem konserler düzenliyorlardı.
Grup Yorum gibi 80'lerin sonunda kurulan Kızılırmak da kuşatmalar ortasında varolabilmeyi başarmış ve müzik sektörünün acımasız tecimsel kurallarına karşı kendi tercihlerini dayatarak ayakta kalabilmenin güçlükleriyle yıllarca boğuşmuşlardı. Tuncay Akdoğan da son görüşmemizde bu konuda örnekler sıralayarak ne çok şeye kırıldığını, dahası kırıldıklarını anlatıp duruyordu...
Bu ülkenin yasakçı geleneği ve inzibatı, muhalif müzisyenlerini hırpalamaktan, onları bir biçimde engellemekten hiç caymadı. Bunu örnekleriyle yazmak, kuşkusuz ayrı bir yazının, hatta bir dosyanın konusudur.

Yaşama da tilili

Tuncay'ın ölüm haberi bir gazetede "Ölüme de Tilili" başlığıyla yer almıştı. Onun ölüm haberini kendi dizemle okuyacağımı hiç düşünemezdim... O gece Grup Kızılırmak'ın ilk albümüne ad veren "Ölüme de Tilili" dizeme takıldım. O şarkıdaki dizeleri ve bir diğer albümleri "Aynı Göğün Ezgisi"ni yazdığım yıllar Diyarbakır'da 20'li yaşlarımda bir delikanlıydım. Sonra doğduğum topraklardan 30 bin ölü geçti; faili meçhuller geçti, Hizbullah geçti. Ölümün barbar gözlerine çok bakmış; yakınlarını, dostlarını yitirmenin yanı sıra bölgede bir gazeteci olarak da yüzlerce ceset fotoğrafı çekmiş bir şair olarak, "Şimdi olsa o dizeleri yazar mıydın?" diye sordum o akşam kendi kendime.
Ve yanıtladım: Yazmazdım, evet, yazmaz ve "yaşama da tilili demeyi yeğlerdim", dedim. Oysa çok değil, bunca şey olup bitmeden 13 yıl kadar önce, bu dizemi Diyarbakır'da bir minibüsün arkasında yazılı gördüğümde, bizi bekleyen onca ölümden habersiz nasıl da sevinmiştim...
Hayat, hiçbir şeyi olduğu yerde bırakmıyor ve "Hepimiz on yıl önce düşündüklerinden farklı düşünebilen yalancılarız," demişti bir filozof. İnsan, toplum ve estetik anlayışlar değişiyor, tabii şiir de, şairler de. Binlerce dize yazmış bir şair, bir dizesi hakkında, dönüp yıllardan geriye baktığında farklı düşünebilirdi elbette. Tuncay Akdoğan'ın yazgısı, bu ülkede birçok sanatçının, yazarın "son"undan farklı olmadı. Ahmet Kaya da o yaşlarda ayrılmıştı aramızdan. Fazıl Hüsnü ve İlhan Berk gibi birkaç şairin istisnai yaşı bir kenarda tutulursa, erken yitirdiğimiz şairlerimizin, 65 yaşın üzerinde yitirdiklerimizle kıyaslanamayacak kadar fazla olduğu görülebilir.
Bu ülkede sanatla iştigal ederken muhalif olmak, hep linç olmaya aday olmaktı ve fiziki linçten muaf kalabilenleri de psikolojik linçle bu sisteme kurban ettiğimizi düşünüyorum. Tuncay Akdoğan, son yıllarda dağınık, kırgın yaşıyordu ve bana kalırsa, yaşadığı nice örselenmeyle tutunamadığı o dağınık yaşamının kurbanı oldu. Bu yüzden bir müzisyenin evinde yanarak ölmesini, sırf kendi ihmaliyle açıklamamızın eksik bir yaklaşım olacağına inanıyorum.
Tuncay Akdoğan'ın yakınlarına, dinleyicilerine ve Grup Kızılırmak üyelerine başsağlığı diliyoruz. Evet, ölüm haberini aldığım gece fısıldıyordu sanki Tuncay:

 

"Siyah bir rutubetti hayat, geçtim

İstanbul'un saçlarına kar yağıyordu

Kar yağıyordu yazgılarımızın titrek yüzüne

Çalınmış gülüşlere, kırılan camlara, dökülen kanlara kar..."

 

 

Yılmaz Odabaşı


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy