ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Friday, Nov 15th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT



John Lee Hooker

e-Posta Yazdır

Reklamlar

John Lee HookerJohn Lee Hooker 22 Ağustos 1917 - 21 Haziran 2001 . Blues’un büyükbabası. Neredeyse müziği ile yaşıt. Bizim için ilksel köklerine sıkı sıkıya bağlı bir iletişim hattı… Aslında bu, Hooker’ın kendisine has bir doğallık.

Çoğu diğer meslektaşı gibi o da kendisini ve çevresindekileri eğlendirmek, karanlık, gürültülü, sigara dumanlı barlarda, klüplerde, demiryolu istasyonlarında, yolda-izde gitarını tıngırdatmak için yaşamış. Her ne kadar 1948 yılındaki ilk plağı “Boogie Chillen”dan beri popülerliğini sürdürmüş olsa da, Hooker her zaman ana yolun dışında yer alan, kural dışı bir insan olmuş.

İçinde Muddy Waters’ın başrol, Howlin Wolf ile B.B. King’in yardımcı oyuncular sayıldığı Muhteşem Yedi Bluescu arasında John Lee Hooker. Kendi kabuğuna çekilmiş, kavranılması güç ve biraz da tuhaf bir yalnız adam sayılabilir. Ama bunların içinde son gülen John Lee Hooker olmuştur.

Ayaklarının üzerinde başarıyla dimdik durabilmesi onu dünyanın en etkili müzisyenlerinden biri yapmış, kısaca bakırı altına çevirmiştir.

3 Şubat l964 tarihli Blues Unlimited dergisinde çıkan bir söyleşisinde özetle şunlara değiniyor sanatçı: “Müziğe l3 yaşımda spiritual çalarak başladım. Kısa bir süre sonra kendimi daha iyi anlatabileceğimi, anılarımı yabancılara daha iyi aktarabileceğimi düşünerek blues yapmaya başladım. Gitar çalmasını üvey babamdan öğrenmiştim. Tarzımı en çok etkileyen o olmuştur. Sadece blues çalardı. Blind Lemon Jefferson. Blind Blake, Charley Patton. Hepsi onun arkadaşlarıydı ve sık sık bizim eve gelirlerdi. 14 yaşında doğum yerim olan Clarksdale’i terkedip, Memphis’e gitmiş, 28 yaşında Detroit’e gelmiştim. Burada, gecelerin birinde, çaldığım klübe bir adam gelmiş, beni, haberim olmadan izlemişti. Bir plak şirketindenmiş ve yaptığım müziği beğenmişti. Bir-iki kısa konuşmadan birkaç gün sonra stüdyoya girmiştim bile ve bildiğim tüm parçaları okumuştum. İşte Boogie Chillen böyle doğmuştu.” Hooker o günleri kısaca şöyle anımsıyor: “Şarkılarımı ben bestelerim. Hepsi özgündür. O zamanlar plak şirketlerinden öyle istekler geliyordu ki, King için Texas Slim, Chance ve Chess için John Lee Booker, Gottham için Johnny Williams takma isimlerini kullanmak zorunda kalmıştım.”

1990 yılındaki bir söyleşisinde ise şunları söylüyor: “Tanrı geçen yıl benim yanımdaydı. The Healer çok iyi bir plaktı ve yeni birini daha yapıyoruz. Mr. Lucky üzerinde çalışıyoruz. Birincisinde olduğu gibi bunda da ünlü isimler var. Keith Richards örneğin. Onunla benim eski bir şarkımı (Crawling Snake) yeniden yorumladık. İkimiz de gitar çaldık. Çok hoş biri. Uzun zamandır tanışırız.”

Bu son üç yıl Hooker’ı zengin bir adam yaptı ama parası hakkında oldukça dikkatli davranırken, talihin yüzüne gülmesi konusunda da oldukça felsefi yaklaşıyor. “Beni heyecanlandıran hiçbir şey yok,” diyor. “Bir sürü araba, para ve evin olması beni heyecanlandırmıyor. İyi yaşıyorum ama hayatta bunlardan çok var. İnsanlar hep bunları düşünüyorlar fakat elde ettikçe hep daha fazlasını istiyorlar. Ceplerinde sadece bir içki parası olan, gerçekten alt sınıftan insanların gittiği küçük gece klüplerinde çalmayı hâlâ seviyorum. Oralara gitmemi engellemeye çalışıyorlar fakat beni bunun için engelleyemezler çünkü ben oralardan geldim: Her günkü insanlar, çalışan adamların haftanın beş günü çalışıp, akşamları bara gidenlerin arasından… Bu klüplere, barlara gidiyorum ve bana diyorlar ki “Hey, burada ne işin var?”, ben de onlara “Eskiden neden geliyorsam, şimdi de onun için geliyorum dostum,” diyorum

John Lee bugünlerde çok keyifli…

22 Ağustos 1917 yılında Clarksdale’de bir rahibin oğlu olarak dünyaya gelmiş. “Hayatım boyunca orada kalmak ve tarlalarda çalışmak istemediğimi biliyordum. Hissetmek istediğim tek şey gitardı.”

Milyon satan Boogie Chillen, Hooker’ı yollara düşürüyor ve yaşamını yollardan kazanmaya zorluyordu. Jimmy Reed gibi dönemin en etkili blues gitarcıları ile çıktığı turnelerde pek çok meslektaşının kendini mahvettiğine tanık olmuştu.

Hooker şaşırtıcı bir şekilde yaşam doludur fakat hepsinden öte esrarengiz bir şekilde durgundur. O kendisinin hep kolay ve hoş biri olduğunu söylüyor. Ama müziği yumuşaklık hariç bütün duygulara dokunan yoğunluk içinde tehditkar. Hooker bunun için “çok derin” diyor, “sözlerimin bir kısmı tehditkar, tiksindirci ya da kötü değil, hepsi saf gerçeği yansıtıyor. Zamanda yolculuğa çıkartıyorlar beni. Belki de herkesin unutmaya çalıştığı, geçmişte olan bitenleri çarpıyor yüzümüze. Serve Me Right To Suffer gibi. Bu şarkıyı kendi anılarım için yazdım, geçmişte olan bitenler için ve inanın çok güzel bir şey bu. Derinden güçlü bir şeyler hissettiriyor.”

Uzun yıllar boyunca müziğini dipdiri tutan derinliklere ulaşabilmek Hooker’ın kendine özgü bir yeteneğidir. Yine de o, gitarıyla can verdiği duyguların kendisine değil, müziğine ait olduğunda ısrarlı. “Sakin olmayan bir yanımı arıyorum ama hâlâ bulamadım. Hep dostluk kurarım ve insanlara yardım ederim. Sırtımdaki gömleğimi verdiğim bile oldu.”

Hooker’ın insanlara karşı duyduğu sevgi hâlâ eksilmemiş olabilir ve hâlâ kadınları seviyor olabilir ama üç evlilikten sonra nikah defterini kapatmış. “Şaka mı ediyorsunuz?”diye soruyor. “You Stripped Me Naked şarkımı hiç dinlemediniz mi?… Kendim için yazdım onu. Artık olmaz. Müziğim ve karılarım arasında bir seçim yapmak zorundaydım. Müziğim hep bana aitti ama onlar değildi. Müzik benim her şeyim. Çok zor bir seçimdi ama bu seçimi ben değil onlar yaptı.”

Çağdaşlarının çoğu uzun zaman önce kendini harcamış ya da çoktan toprak olmuş. John Lee Hooker, gizemli Afro-Amerikan sanatı olan Delta Blues ile 1940 ve 50’lerin kentsel blues’u arasındaki bağlantıları kuran “canlı” tek bluescu olarak karşımızda.

Bonnie Raitt onun için şöyle diyor: “Delta blues’un kentsel blues’a geçişini en saf şekliyle yansıtabilen adam… O kendisine ait dokunaklı tarzından, saflığından, hiçbir şey kaybetmemiş. Öyle doğal ki. Hiç değişmedi. Artık çok güçlü, etkili ve müziği öylesine gizemli ve davetkar ki. Ve en güzeli de hâlâ yaşıyor olması. Gerçekten de ömrü boyunca sahip olduğu tüm değerleri çoktan hak etmiş bir sanatçı.”

Hooker 1948 yılındaki dört parçanın kaydını yaptığı seans dışında tüm kayıtlarında elektrikli gitar kullanmıştır. Onun 12 ölçülük blues’u genellikle 14 ölçü etrafında dolanır durur ve akorları değiştirmekle pek uğraşmaz. Yabancı bir ritm seksiyonu ile Hooker’ın ortaya çıkardığı karmaşıklık eşsizdir. Fakat plaklara geçmiş repertuarının herhangi bir diğer blues devinin repertuarından daha üst düzeyde olduğunu vurgulamakta fayda vardır çünkü her ne kadar diğer bluesculara göre daha fazla sayıdaki müzisyenle birlikte çalışmış olsa da, tarzını hiçbir zaman değiştirmemiştir. Yaşlı John Lee, öylesine kendisine özgü bir bir yolda soylu unsurlarını korumuştur ki, B.B. King, Howlin Wolf ya da Muddy Waters’ı kıskaçları arasına alan soul ya da rock müziğinin tuzaklarına yakalanmamıştır (tek istisnası folk blues’a gösterdiği yaklaşımdır.)

Hooker’ın şarkıcılığı tahmin edilmez. Ne Chicago Bluescuları, ne Texas Bluescuları, ne Delta Bluescuları, ne de diğerleri gibidir. O kendisi gibidir. Bu adamın sesi, çifte ses çıkartan acaip bir çatlaktan haykıran, zaman zaman mırıldanan, inleyen bir canavarın sesi gibidir. Sanki şarkılarının sözlerini ağzında geveliyor gibidir. Baba filmindeki Don Corleone’yi anımsatır bazen de, dizelerinin sonlarındaki kesintisiz “mmm” tarzıyla… Bunlar ise Hooker’ın şarkılarında “kafiye” işlevi görür gibidir. Aynı şekilde akor sıralarını da devre dışı bırakır, aslında “kafiye kuralları el kitabını” da çöpe atıverir kolayca. Dave Sax’ın “Boogie Awhile” çalışmasının kapağında yazdığı süper yazıda da belirttiği gibi, Hooker’ın şarkılarının çoğunda kafiye yoktur, sadece bizi varmış gibi yanıltır. Bu ise Van Morrison’ın da Never Get Out Of These Blues Alive parçasında denemeye kalkıştığı gibi müthiş bir hiledir.

Hooker bir şarkıyı zaman içinde yeniden yorumlar. Buna iyi bir örnek House Rent Boogie’dir. Tamamen doğaçlama özellikli bu şarkıyı sanatçı 1950 ile 1970 arasında en az dört kez kaydetmiştir. Ama her defasında değiştirerek. Hooker bir şarkıyı kesinlikle iki kez aynı çalmaz. Hatta biraz daha kesin konuşursak, sözde taklitçilerinin dayanma güçlerini her zaman bozguna uğratan, notalar arasındaki boşluklarda sinir harbi yaptıran çivi gibi gitar ritmlerinde yüzlerce eşi benzeri görülmemiş unsurları biraraya toplayan, John Lee Hooker’ın işte bu müzikal ruhudur.

Hooker’ın geçmiş yıllara ait çok sayıda yeniden yayınlanmış/yayınlanan albümü var. Hangisini dinlerseniz dinleyin, pek fark etmiyor çünkü hepsi aynı ruhtan türemiş.

1955’de Hooker yeni kurulan Vee Jay plak şirketiyle mukavele imzalıyor, ardından 56’da “Demples”, 58’de “l Love You Honey”, 61’de “Boom Boom” gibi klasiklerini yapıyordu.

1960’da John Lee beyaz folk dinleyicilerinin dikkatini çekmeye başlıyor ve kendini birdenbire tamamen zıt iki pazarın ortasında buluyordu: Siyahlar için gürültülü rockin Rhythm and Blues, beyazlar için folk blues.

John Lee Hooker 1959’da, on yıldan sonra ilk albümü “The Folk Blues of John Lee Hooker”ı (hâlâ bulunabiliyor) yapmak için akustik gitarını eline alıyor, bundan sonra “That’s My Story” için sıradan bir “caz ritim eşlikçileri” ile çalışmalar yapıyordu.

1960’ların ortalarında Hooker’ın şöhreti uluslararası boyuta ulaşıyor, 1962, 65 ve 69’da Avrupa’da uyanan ilgiyi değerlendirmek ve burada gerçek blues’un nasıl ve kimler tarafından çalındığını göstermek için organize edilen (ağırlıklı olarak akustik eğilimli) Folk- Blues Festivalleri ile turnelere çıkıyordu. Hamburg’da T-Bone Walker ve Buddy Guy ile kayıtlar yapıyor, 63 Newport Folk Festivali’nde çıkıyor ve l966 yılının tarihe geçen bir gününün gecesinde New York’daki bir klüpte Muddy Waters Band ile muhteşem albümünü “Live at Cafe Go-Go”yu yapıyordu.

Kendisine has sert ve bildik ritim eşlikleri ile gittikçe daha az çalışmalar yapıyor olması aslında ironiktir. Gitarda Eddie Burns ile 1966 yılında yaptığı son kaytıları, Chess firmasından çıkan “Folk Blues” plağıydı.

Hooker bu dönemden sonra iyi plaklar yapmayı sürdürmüştür fakat sanki evini terk etmiş ve buna hâlâ üzülüyor gibidir. Eğer keyifle çalıştığı gitarcıların kim olduğunu sorarsanız sanırım “Eddie Kirkland ve Eddie Burns” diyecektir. Ama çok etkilediği bu iki gitarcıyla yaptığı çalışmalar da geçmişte kaldı.

Şarkılarının yarı doğaçlama olması dolayısıyla bu şarkıların çok azı, Willie Dixon, Chuck Berry ve Bo Diddley’in çalışmalarını alabildiğine yorumlayan İngiliz Rhythm and Blues (namı diğer İngiliz Blues Rock) topluluklarınca kullanılabiliyordu. Bu yüzden Hooker beyaz rock’çılar arasında kendine yer açmakta güçlük çekiyor, bu durum Canned Heat ile birlikte 1968 yılında “Boogie With Canned Heat” çalışmasını yapana kadar sürüyordu. 40 dakikalık “Refried Hockey Boogie” jam’inde ulaşılan sonuç, Hooker’ı yeni plaklı bir boogie albümü olan “Hooker’n’ Heat” çalışmasını 1971 yılında yapmaya yol açıyordu.

Hooker bundan sonra Canned Heat ile çalışmıyordu çünkü dönemin en iyi beyaz bluescularından olan ve sayısız siyah bluescuya değişik şekillerde eşlik etmiş olan grubun beyni Al Wilson’ın beklenmedik ölümü ile topluluktaki bakış açısı değişmeye başlamıştı.

Hooker bunun ardından San Fransisco’lu Steve Miller (80’lerde ülkemizde de Abracadabra ile büyük bir sükse yapan) ve Mark Naftalin gibi starlar ile birlikte çalıştığı başka bir çift plaklı albümü olan “Endless Boogie”yi yapıyordu. Saf blues dinleme taraftarları bu çalışmayı kutsal bir şeye karşı saygısızlık olarak tanımlıyorlar fakat Hooker değişmediğinde ısrar ediyordu. “Endless Boogie benim en iyi çalışmalarımdan biri” diyor, “sebebini bilmiyorum ama sevdiğim bir albüm, hepsi bu.”

İzleyen yıllar içinde Hooker birkaç değişik parça kaydediyor, 70’lilerin sonunda San Fransisco Bay bölgesine yerleşiyor, burada yerel bir blues topluluğu ile klüplerde sahneye çıkıyor. 1980 yılında ise yine Canned Heat ile bir konser kaydı daha yapıyor.

Hooker 80’lerde zaman zaman değişik şekilerde konuk sanatçı olarak Blues Brothers gibi filmlerde ve Pete Townshend’ın “Iron Man”albümü gibi plaklarda görünmeyi sürdürdü. Bu şekilde ismini unutturmamanın bir yolunu bulmuş gibi görülebilir fakat dört yıl sonra Robert Cray’in kariyerinin yolunu açan menajer Mike Kappus, Hooker’ın kapısını çaldığında her şey baştan aşağı değişiyordu.

Mike Kappus, 70’lerin sonundaki Muddy Waters’ın rönesans dönemini de başlatmış, aynısını Hooker için de yapmaya karar vermişti. Ardından, gitarcı Roy Rogers ile birlikte Hooker’ı San Fransisco’da bir stüdyoya sokuyor ve Hooker’ın burada çok çeşitli sanatçılarla birlikte çalışmasını sağlıyordu.

Ve sonuç: ”The Healer.” Hooker’ın son beş yıldır ilk albümü.

I’m In The Mood şarkısının Bonnie Raitt ile, The Healer’ınkinde ise Carlos Santana ile desteklenen mükemmel video klipleri ile John Lee Hooker, kendisinden önce hiçbir geleneksel bluescunun başaramadığı ölçüde kendisine rock piyasasında yer açtı. İlk kez altın plak ödülü almakla kalmamış (İngiltere, Kanada, Hollanda, Avustralya ve Yeni Zelanda’daki albümü satışları için) ayrıca Hollanda Top Ten 45’liklerinde ilk 10’a (The Healer ile) girmiştir.

Hooker son iki yılını Rolling Stones’un bir televizyon konserine çıkma planları ile geçirmiş, Miles Davis ve Taj Mahal ile biraraya gelerek bir soundtrack olan “The Hot Spot” için çalışmıştır. 1989’daki patlamasının ardından 1991 sonlarında “Mr.Lucky”yi çıkaran Hooker bu albüm için “Dinamit gibi müzisyenlerle beraber çalıştık. Bir kısmını yıllardır tanırken, diğerleriyle yeni tanıştım. Bir araya geldik ve bu plağı yaparken çok eğlendik. Sanırım siz de bunu fark edeceksiniz” diyor. Tıpkı The Healer’da olduğu gibi Mr. Lucky’de de Albert Collins, Johnny Winter, Robert Cray, Booker T. Jones, John Hammond, Carlos Santana ve Johnnie Johnson gibi isimler var. Bir kısım eleştirmen, bu plak için zirvedeki şöhreti rock kuşaklarına kadar ulaşan bir blues devinin en dikkat çekici eserlerinden biri olarak yorumluyor. Sözü geçen rock kuşakları içine Rolling Stones, Animals, The Doors, Jimi Hendrix, ZZ Top, Canned Heat, John Mayall ve J. Geils Band giriyor. Guitar World dergisinde yazdığı gibi “Kim bir boogie riff’ine dokunursa, en kaba bar topluluğundan Joe Satriani’ye kadar kim olursa olsun, bu formun en büyük ustasına saygılarını sunuyor demektir: John Lee Hooker’a…”

Albümdeki I Want To Hug You klasik bir Hooker parçası olma özelliğini korurken, piyanoda kendisine, uzun yıllar Chuck Berry ile çalışmış Johnnie Johnson eşlik ediyor. Mr Lucky parçasında ise Robert Cray’in en iyi gitar sololarından birine tanık oluyoruz. Backstabbers kimlerin gerçek dost olup olmadıklarını anlatırken eşlikte buz parmaklı Albert Collins’in ürpertici gitarını duyuyoruz. This Is Hip, 1950’lerin rockabilly şarkılarını anımsatırken piyanoda Johnnie Johnson, davulda Jil Keltner, geri vokallerde King and Evans ve Willie Greene bu parçayı albümün en dikkat çekici şarkıları arasına katıyor.

Albümün belki de ne güzel düetlerinden biri Van Morrison ile yaptığı I Cover the Waterfront. Hooker bu şarkı için “Sanırım Van ile yaptıklarımızın en güzeli bu oldu… Çok güzel, çok hoş.” Highway 13 ise kolay unutulmayacak bir şarkı gibi. Bu parçada Hooker’a John Hammond armonikada eşlik ediyor. Dinlerken Jimi Hendrix’in Voodoo Chile parçasını anımsayacaksınız. Hooker ile Hammond, Father Was A Jockey isimli parçada bir Delta jam’i yapıyor. Susie’de Johnny Winter’ın müthiş bir solosu var. Crawlin Kingsnake’in bu yeniden uyarlanışında ise vokal biraz daha vurgulu ve gitar öne çıkartılmış, Carlos Santana’nın ölümcül wah-wah’ı erkek-kadın arasındaki bitmez tükenmez mücadelenin bir öyküsünü yeniden canlandırıyor.

Hooker, “Artık blues geçmiştekinden on kat daha fazla seviliyor. Gençler blues’u seviyor, anlıyor. Eskiden böyle değildi. Nasıl böyle oldu ben de bilmiyorum. Ama zaman geçtikçe blues’un anlamını fark edebiliyorlar. Blues’un sadece bir müzik değil bir duygu olduğunu öğreniyorlar” diyor. ZZ Top’un gitarcısı Billy Gibbons’ın dediği gibi “Blues her on yılda bir yeniden keşfedilir ve o zaman bir BMW’nin içinden Robert Johnson’ın şarkılarını duyarsınız.”

Hooker’a şu günlerde gösterilen ilgi de galiba böyle bir devinim sonucunda gerçekleşiyor. Birkaç yıl önce onu tanıyan sadece birkaç bin kişi vardı. Ama görünüşe göre bu “anıt” sanatçının mikrofondan daha çok fısıldayacağı, gitarını tellerinden daha çok “tıngırdatacağı” var.

Lütfen ayağa kalkalım…:)


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy