ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Saturday, Mar 28th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT



Dead Can Dance

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Dead Can Danceİrlanda kökenli/Avustralyalı iki müzisyen, Brendan Perry (baritone) ve Lisa Gerrard (contralto) tarafından 1981 yılında kurulan grup, Melbourne’da kariyerine başladı.

Dead Can Dance, yakın ve ortaçağın karanlığında kalmış müziklere yeniden yaşam veriyor. Şarkılarında işlediği efsaneler, aşklar, sembolik/gotik temalarla… Ve Perry’nin elinde yeniden hayat bulan eski enstrümanlar sayesinde, kimi zaman gothic rock, kimi zaman da folk ve world müzikten melodiler kullanıyorlar.

Önceleri bu, -Gerrard ve Perry’nin atalarının müzik ve dillerine yeniden hayat verme çabası…- Şarkılarına İngilizce’nin dışında eski Katalan ve Briton dillerine de yer vermesiyle devam etti. Lisa Gerrard, «kendi bilinçaltına güvenerek» atalarının müziklerine kendi duygularını kullanarak söylediği Kelt dilini çağrıştıran seslerle eşlik edip, bir nevi artık dillerini anlamadığı ve duyamadığı ataları ile yeniden bağlantı kurmaya çalışıyordu. Grubun en ünlü şarkılarından biri olan «Cantara» böylesi bir seslenişin ürünü… Perry ise pastoral atalarına olan ve gittikçe de büyüyen ilgisini «Towards the Within» albümünde seslendirdiği «I Am Stretched On Your Grave (Senin Mezarına Serildim)» adlı şarkıyla anlatıyor:

«Senin mezarına serildim.
Ve sonsuza kadar orada kalacağım.
Ellerin ellerimde olduğu sürece,
Ayrılmayacağımızdan eminim.
Benim elma ağacım, aydınlığım…»


Grup ilk albümünü 1984 yılında aynı isimle çıkardı: «Dead Can Dance»… Perry bu isimle ilgili «Ölüleri dans ettiriyoruz, çünkü ölüye dirilik katmayı; diriye ölülük vermeyi düşündük grubu oluştururken» demişti. İlk önceleri çoğu müziksever deneysel bir müzik ile karşı karşıya olduklarını düşündü. Aslında bu Perry ve Gerrard için geçerli olabilirdi. Zira, Perry klasik müzik eğitim görmüş sonra post-punk grupları ile çalışmış bir müzisyendi. Gerrard’ın durumu da çok farklı sayılmazdı. Fakat ikilinin yeni tarz denemesi Perry’nin olağanüstü kompozisyon yeteneği ve Gerrard’ın teatral vokal yeteneği ve zekası büyük bir başarıyla sonuçlandı. İlk albümde «A Passage in Time (Zamanda bir Geçit)», «The Fatal Impact (Ölümcül Etki)» ve «Carnival of Light (Işık Karnavalı)» şarkıları büyük beğeni kazanınca ilk albümleriyle belli bir elit müziksever kitleye ulaşmayı başardılar.

İlk önemli çıkışları «Spleen and Ideal»in, gücü ve zayıflığı aynı noktaya dayanır. İkilinin hobisi dünya folk müzikleri üzerinde yoğunlaşmakta… Asya, İrlanda ve Bulgaristan müzikleri çok iyi etüd etmiş, fakat rafine olmayan bir müzik ortaya koymuşlardı. 1,5-2 yıl ara ile çıkan albümlerinde deneyimleri entellektüel ilgi alanlarına paralel olarak sürekli artar. «Aion» kendisini, Joy Division’ın «Closer»ındaki Kadersiz İngiliz post punk’ının, Global-folk müziği ile harmanlanmasında garanti altına alır. Aslında bu analoji ilk albümleri için daha çok geçerlidir. Dead Can Dance’ın aslına sadık kaldığı, köklerini bulduğu biçimleri, dokuları ve bunun nasıl yaratıldığı bir kaç yüzyıl öncesinin meraklıları için meçhul değildir. Bu esin kaynağı, Elizabeth dönemi oda müziği, Latin Hymnleri, Gregoryan şarkıları ve altın çağın yeni platonik felsefesi içerisinde mevcuttur. Fakat yine de Dead Can Dance müziği, Kraliçe 1. Elizabeth’in huzurunda gerçekleştirilen 400 yaşındaki JanSession’ların ötesinde birşeydir.

Ancak DCD en büyük sükseyi «Within the Realm of a Dying Sun (Ölen Bir Güneşin Krallığında)» adlı üçüncü albümüyle yaptı. 1987’da yayınlanan albüm bir anda bağımsız müzik listelerinin zirvesine tırmandı. DCD’nin ünlü «Cantara» ve «Xavier» şarkıları ilk defa bu albümde yayınlandı. Bu albümde ayrıca sadece üç şarkının İngilizce sözleri vardı. Diğer şarkılar ise Lisa Gerrard’ın atalarının dilinde yani eski Kelt dili, Briton ve Gal dillerine benzer seslerin Orta ve Yakınçağ melodileriyle örtüşmesinden ibaretti. «Ölen bir Güneşin Krallığında» albümü ile DCD barok müziği çağrıştıran, mistik ancak aynı zamanda romantik/modern bir karışıma imza attı.

DCD 1988 yılında ise dördüncü albümünü yayınladı. Albümle ilgili en iyi yorum yine Perry ve Gerrard’dan gelmiş;.

«…Dünyanın havadan görüntülerine bakarsanız, dev bir organizmaya, bir makro kozmosa benzer. Yaşam gücünün, suyun yılankavi bir biçimde yayıldığını görürsünüz. Bizim vizyonumuz yumurtanın etrafındaki yılankavi kucaklaşma yani dünyadan ibaret. Yine bu albümde sözünü ettiğimiz temaları işleyerek Avrupa müziğinin ilk periyodunu yansıtmaya çalıştık.»

1990 yılına gelindiğinde erken Rönesans döneminin müziklerini yansıtmaya çalıştığı albümleri Aion’u çıkardılar. Albümde yer alan «Saltarello», «Mephisto» ve «The Song of the Sibyl (Sibyl’nin şarkısı)» DCD’nin klasikleri arasına girdi. DCD albümdeki bazı şarkılar için Rönesans döneminde kullanılan müzik aletlerini yeniden yaptırdı.

1993 yılında DCD yeni albümleri «Into the Labyrinth (Labirentin İçine Doğru)”’yu yayınladı. Perry albümün ön çalışmalarını Kuzey İrlanda’da bir adada, Gerrard ise Avustralya’da Snow River dağlarında hazırladı. İkili bir araya gelerek albümü üç ayda hazırladı. Bu süreç içerisinde Perry atalarının primitif müziklerini araştırmayı derinleştirmiş, Gerrard ise eski dönem vokalleri üzerinde uzun uzun çalışma fırsatı bulmuştu. Sonuçta «İrlanda’nın asırlık ormanlarına düşen yağmurun sesi» Perry ve Gerrard’ın müzikal dehaları ile birleşmiş ve DCD tam anlamıyla karakterini kazanmıştı.

«Into the Labyrinth» ve 1995’teki ilk Lisa Gerrard solosundaki madrigallerin melodram yorumları yerini sonra Afrika, İspanya ve Mısır ritmleri ile global-folk şarkı sözleri eşliğindeki, antropolojik bir yolculuğa bıraktı. Dead Can Dance’nin 7. Stüdyo albümü «Spiritchaser»ın psuedoword yönetimi bu tarz için olumlu yönde. Çünkü 80’lerin başlarında meydana çıkan bu tip gruplar, -ki sayıları fazla değildir- 90’larda iniş grafiği çizerken, Dead Can Dance «Spiritchaser» ile iyi yolda olduğunu ispatladı. Örneğin yakın kulvarda kabul edilebilecek Cocteau Twins, 4AD’den Polygram’a transfer olduktan sonra, yeni plak şirketlerinin siparişlerini icra etmeye başladı. Ağırlığı vurmalılara kaydıracak şekilde kadrosunu genişleten Dead Can Dance ise, İstanbul’daki tek gecelik başarılı konserde de, müzikleriyle doğru orantılı bir görüntü içindeydiler.

Gregory gotiği ile Dead Can Dance, «Into the Labyrinth» de fiyakalı bir çıkış yapmıştı, ilk bakışta, hele bir rock grubu ile kıyaslandığında, biraz huysuz, soğuk ve aşırı titiz görünmekteydiler. On beş yıl süresince, ingiliz müzik çevrelerinin karekteristik eğilimlerinden ve harala gürelesinden uzak durdular, izole yaşadılar, pek fazla temsilcisi bulunmayan nevi şahsına münhasır bir türü icat ettiler, düşün ve sanatta ince beğeni sahibi olan elitlerin ilgilendiği nadide örneklerden biri olarak kaldılar. Buna karşılık bağlı oldukları 3 AD plak şirketinin -Cocteau Twins ve Pixies dahil-tüm diğer gruplarından daha fazla satmaya başladılar.

«Into the Labyrinth», 90’ların ciddi ve irkiltici çalışması «Aion «dan beri, «Spiritchaser»ın habercisi olan malzemelerle yapılan ilk albüm. Albümün en dikkate değer çalışması ise, şüphesiz «How Fortunate the Man With None». Kapanışta yeralan görkemli ağıtta şarkı sözü olarak Berthold Brecht’in Cesaret Ana oyunundan bir metin kullanılıyor. Parça insanın benliğine bozucu etkide bulunan işkence sesleri ve ürkünç bir atmosfere sahip.»

Brendan Perry ve Lisa Gerrard; İngiltere’de, Hindistan ve Pakistan gibi ülkelerden gelen insanların oturduğu blok binalardan bir tanesinin 13. katında çalışıyorlar. Bir parmak kalınlığındaki, demir çubuklardan oluşan dış koruma kapıları var. Böylesi bir dünyada yaşayan herkesin muhakkak korunma gereksinimi var ve bunun diğer önlemlerden daha ucuza geldiği kesin. İngiltere’nin bu yöresinde gerek sınıfsal, gerekse yapısal açıdan, birbirlerinden çok farklı iki dünya var. Birbirleriyle çok ayrıksı olmalarına karşın, parmaklığın içinde kalan yaşamda, dışarıdaki kadar gerçek. Ancak bir başka gezegenden gelip de burada yaşayan insanlarınki kadar gerçek. Ve bu dünyanın çocukları da evlerinin önlerinde tıpkı başka yerdeki çocuklar gibi oyun oynuyorlar. Onları diğerlerinden ayıran tek fark, mülteci izolasyonu yaşıyor olmaları.

Pencereden bu görüntüye tanık olarak müzik üretiyor ikili. Bir santimlik demir parmaklığın, ne denli kalın bir manevi duvar oluşturabileceğini, ancak içeri girdiğinizde farkedebilirsiniz. İçerideki özerklik alanı tam bir Dead Can Dance dünyası. Evdeki en çok kullanılan odada, duvarın birini halılar, Afrika maskları ve İra suretleri süslüyor. Bir başka duvarı ikilinin konser afişleri ve Fransa’da Sisters of Mercy ile çektirdikleri bir fotoğraf doldurmakta. Yanındakinde Dead Can Dance’i bir orkestra ile birlikte görmekteyiz. Son duvarda ise kirli, ağır bir havanın altında ezilen «endüstri sonrası toplum «un güneş batımına ardına dek açılan bir pencere bulunuyor. Işığı seviyorlar, bu yüzden siyah perdeleri her zaman açık.

Brendan Perry ve Lisa Gerrard, bu eşitsizlikler toplumunda karşılaşılabilecek garip ve özel şahsiyetler.


Cevaplar (1)Add Comment
sefa olgac

...


yazar sefa olgac, Şubat 02, 2011
Rakim şarkısı diyorum başka bir şey demiyorum :)

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy