ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Tuesday, May 26th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Nazım Hikmet Nazım ve İspanya İç Savaşı


Nazım ve İspanya İç Savaşı

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Nazım“İSPANYA ALINYAZIMIZDADIR HEPİMİZİN”

İspanya 39'da düştü öfkeli sıcak sesi geliyor Asturya madenlerinden 62'de
Bilbao'da aydınlığı altedilemeyen umudumuzun
İspanya gençliğimizdi, İspanya gençliğimizdir.
İspanya alınyazımızdadır hepimizin
20 mayıs 1962, Moskova


Okuduğunuz bu mısralar, geçtiğimiz yıl İspanya’da ‘Doğu ve Akdeniz’ yayınevi tarafından basılan ‘Nazım Hikmet’in Son Şiirleri 2’ (Ultimos poemas II. 1962-1963) kitabında yeralan ‘İspanya’ şiirinin son kısmından. Böylece Nazım külliyatının neredeyse tümü İspanyolca’ya kazandırılmış oldu. Kitabın yayımlanması ardından gazete-dergilerde çıkan değerlendirmelerin hemen hepsinde yer alan ortak nokta Nazım’ın İspanya ile olan kuvvetli ‘gönül ilişkisine’ dairdi.


İspanyol İç Savaşı’nın şiddetlenmesiyle birlikte faşist Franko Cephesi’ne karşı örgütlenen Halk Cephesi mücadelesi, dünyanın dört bir yanındaki komünistleri, sosyalistleri, solcuları olduğu gibi Nazım’ı da heyecanlandırmıştı. O da diğerleri gibi Franko’nun olası bir zaferinin tüm dünya için ne anlama geleceğinin farkındaydı. Orhan Selim takma adıyla Akşam Gazetesi’nde yayımlanan 26 Temmuz 1936 tarihli yazısında Sadri Ertem'in İspanya olaylarının içyüzünü anlatan bir yazısını söz konusu ederek endişelerini şöyle ifade edecekti:


“İspanya'da irtica; çoluk çocuk, kadın erkek, şehir ve köy bütün bir emekçi İspanyol halkını kan ve ateş içinde ezmeye çalışırken kaydedilmesi lazım gelen bir nokta daha vardır. İspanya'da bu en mürteci unsurları teşkil edecek asiler muzaffer olurlarsa dünya sulhu, bu sulhun bugün yegâne temeli olan ‘demokratik’ cephesinden yara alacaktır. İspanya sulh unsuru olmaktan çıkacak, harp unsuru olacaktır. Dünya sulhunu korumak için uğraşan bütün milletler, işte bir de bu bakımdan İspanyol hadiselerini heyecanla takip etmektedirler.”


Nazım’ın İspanya’da süren mücadeleye verdiği büyük önemi mısralara dökmesi bir buçuk yıl sonraya denk gelir. 25 Aralık 1937 yılında yazdığı ‘Karanlıkta Kar Yağıyor’ adlı şiirinde, Franko ordularına karşı aylarca direnen Madrid savunmasına olan hayranlığını ve mütevazi desteğini şu unutulmaz mısralarla tarihe kaydeder:


“Ne maveradan ses duymak,
Ne satırların nescine koymak o “anlaşılmayan şeyi”,
Ne bir kuyumcu merakıyla işlemek kafiyeyi,
Ne güzel laf, ne derin kelam…
Çok şükür
Hepsinin
Hepsinin üstündeyim bu akşam.
Bu akşam
Bir sokak şarkıcısıyım hünersiz bir sesim var;
Sana,
Senin işitemeyeceğin bir şarkıyı söyleyen bir ses.
Karanlıkta kar yağıyor,
Sen Madrid kapısındasın.
Karşında en güzel şeylerimizi
Ümidi, hasreti, hürriyeti
Ve çocukları öldüren bir ordu.
Kar yağıyor.
Ve belki bu akşam
Islak ayakların üşüyordur.
Kar yağıyor,
Ve ben şimdi düşünürken seni
Şurana bir kurşun saplanabilir
Ve artık bir daha
Ne kar, ne rüzgar, ne gece…
Kar yağıyor
Ve sen böyle “No pasaran” (İspanyolca “geçemeyecekler” anlamında A.A) deyip
Madrid kapısına dikilmeden önce
Herhalde vardın.
Kimdin, nerden geldin, ne yapardın?
Ne bileyim,
Mesela;
Astorya kömür ocaklarından gelmiş olabilirsin.
Belki alnında kanlı bir sargı vardır ki
Kuzeyde aldığın yarayı saklamaktadır.
Ve belki varoşlarda son kurşunu atan sendin
“Yunkers” motorları yakarken Bilbao’yu.
Veyahut herhangi bir
Konte Fernando Valaskerosi de Kortoba’nın çiftliğinde
Irgatlık etmişindir.
Belki “Plasa da Sol” da küçük bir dükkanın vardı,
Renkli İspanyol yemişleri satardın.
Belki hiçbir hünerin yoktu, belki gayet güzeldi sesin.
Belki felsefe talebesi, belki hukuk fakültesindensin
Ve parçalandı üniversite mahallesinde
Bir İtalyan tankının tekerlekleri altında kitapların.
Belki dinsizsin,
Belki boynunda bir sicim, bir küçük hac.
Kimsin, adın ne, tevellüdün kaç?
Yüzünü hiç görmedim ve görmeyeceğim.
Bilmiyorum
Belki yüzün hatırlatır
Sibirya’da Kolçak’ı yenenleri
Belki yüzünün bir tarafı biraz
Bizim Dumlupınar’da yatana benziyordur
Ve belki bir parça hatırlatıyorsun Robespiyer’i.
Yüzünü hiç görmedim ve görmeyeceğim,
Adımı duymadın ve hiç duymayacaksın.
Aramızda denizler, dağlar,
Benim kahrolası aczim
Ve “Ademi Müdahale Komitesi” var.
Ben ne senin yanına gelebilir,
Ne sana bir kasa kurşun,
Bir sandık taze yumurta,
Bir çift yün çorap gönderebilirim.
Halbuki biliyorum,
Bu soğuk karlı havalarda
İki çıplak çocuk gibi üşümektedir
Madrid kapısını bekleyen ıslak ayakların.
Biliyorum,
Ne kadar büyük, ne kadar güzel şey varsa,
İnsanoğulları daha ne kadar büyük
Ne kadar güzel şey yaratacaklarsa,
Yani o korkunç hasreti, daüssılası içimin
Güzel gözlerindedir
Madrid kapısındaki nöbetçimin.
Ve ben ne yarın, ne dün, ne bu akşam
Onu sevmekten başka bir şey yapamam.


Nazım’ın bu mısralarının İspanya’ya ulaşması bir hayli güç olur. Zira Cumhuriyetcilere karşı savaşı kazanan Franko’nun kurduğu rejim, aynen Türkiye’de olduğu gibi Nazım’ın şiirlerini ‘sakıncalı’ bulacaktır. Fakat şiirler bir şekilde Franko İspanya’sına ulaşır, ve Nazım’ın tam 25 yıl sonra yazının başında okuduğunuz İspanya’ya dair ‘yeni’ mısralarını kaleme almasına dek geçen sürede, İspanyol solu ile Nazım arasındaki bağ kuvvetlenecektir. Bu süreçte baş rol, Blas de Otero başta olmak üzere İspanyol şairlerin ve Nazım’a hitaben yazdıkları metinlerin olacaktır. Hikayenin o kısmını bir sonraki yazıya bırakalım.


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy