ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Friday, Oct 18th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Psikoloji Psikolojide Temel Yaklaşımlar


Psikolojide Temel Yaklaşımlar

e-Posta Yazdır

Reklamlar

PSİKOLOJİDE TEMEL YAKLAŞIMLAR

1. Biyolojik Yaklaşım

Hubel, Wiesel, Cannon, Chomsky, Piaget gibi bilim adamlarının temsil ettiği biyolojik yaklaşıma göre, tüm psikolojik olaylar bir biçimde beynin ve sinir sisteminin etkinliği sonucu ortaya çıkmaktadır. Davranışve beden içerisinde meydana gelen olaylar ile beyin ve sinir sisteminde oluşan olaylar arasında bağlantı kurma bu yaklaşımın görevidir.
Bu yaklaşıma aşağıdaki eleştiriler yapılmıştır:

Karmaşık davranışları, tam ve doğru bir biçimde açıklamıyor. Her ne kadar duyguların, öğrenmenin, hatırlamanın bilolojik yönlerini bilsek de insan davranışını tam olarak açıklamadan yoksundur.
Bu yaklaşım, subjektif deneyimleri bilişsel, duygusal ve çevresel etkileri hiçbir zaman açıklamamıştır.
Bu yaklaşım daha çok hayvan davranışlarını anlamak için kullanıldığından eleştiriye konu olmuştur.

2. Davranışçı Yaklaşım

Davranışçı yaklaşım, insanları içsel fonksiyonları yerine davranışlarına bakarak incelemeyi önermektedir. Davranışın, psikolojinin tek inceleme konusu olduğu yolundaki görüş, Amerikalı psikolog J.B. Watson (1878-1958) tarafından ortaya atılmıştır. Daha önceleri, psikoloji zihinsel deneyimlerin incelenmesi olarak tanımlanıyor ve psikolojiyle ilgili veriler içebakış biçimindeki kişisel gözlemlerden oluşuyordu. İçe bakış tekniği bireylerin daha önceden öğrendiği anlamları bir kenara bırakarak etki altında kalmadan herhangi bir uyarıcıverildiğinde neler hissettiklerini ortaya çıkarmaya çalışmıştır. Watson içebakış tekniğini reddetmiş bunun gereksiz bir yaklaşım olduğunu düşünmüş, ona göre psikoloji bir bilim olacaksa, verilerinin gözlemlenebilir ve ölçülebilir olması gerektiğini savunmuştur. Psikolojinin yanlızca bireylerin ne yaptıklarını, davranışlarınıinceleyerek nesnel bir biçim haline getirilmesinin mümkün olabileceğini söylemiştir.
Organizma ve çevre ilişkilerinin insan ve hayvanlarda birbirinin aynı olduğunu söyleyen Watson, bunlar üzerinde araştırmalar yapmıştır.

Davranışçılığın özellikleri nelerdir?

Watson'a göre davranışçılığın üç önemli özelliği vardır. Bunlardan birincisi, davranışı oluşturan unsurlar olarak koşullu reflekslerin vurgulanması, ikincisi öğrenilmiş davranışın vurgulanması, üçüncüsü ise birey davranışlarının incelenmesidir.
Davranışçılara uyaran-tepki psikologları da denir. Davranışçılar dış çevreden gelip organizmayı etkileyen uyarıcıları, ödül ve cezaları, ödül ve ceza sonunda meydana gelen tepkileri incelemeyi amaçlamışlardır. Watson'a göre bilim, materyalist ve fizikseldir. Ruhsal olan herşey doğaüstü olup, bilimsel sayılmaz.
Watson ve davranışçıların öncülerinden B.F. Skinner, organizma ve çevre ilişkilerinin insan ve hayvanlarda birbirinin aynı olduğuna inandıkları için hayvanlar üzerinde çeşitli incelemeler yapmışlardır. Skinner'in çalışmalarında temel varsayım, davranışların yaşam boyu yinelendiğidir. Davranışçı yaklaşım konusunda Pavlov ve Thorndike'de çalışma yapmıştır.

Davranışçı yaklaşımın olumlu yönleri:
■ Klasik öğrenme kuramı psikolojinin tüm alt dallarını önemli ölçüde etkilemiştir.
Programlı öğrenme, davranış terapisi, reklamcılık ve hayvanları eğitmede bu yaklaşım sayesinde önemli bir yol katedilmiştir.
Davranışçı akıma aşağıdaki eleştiriler yapılmıştır:
■ Bilinci tamamen gözardı etmiştir.
■ Davranışın iradeden değil sadece çevreden etkilendiğini belirtmiştir.
■ Karmaşık davranışları sadece uyarı-tepki bağlamında açıklamıştır.
■ Genelde daha çok hayvanlar üzerinde çalışmıştır.

3. Bilişsel Yaklaşım

Bilişsel psikologlar, zihnin aldığıbilgiyi etkin bir biçimde işlediğini ve onu yeni biçimlere ve sınıflamaya dönüştürdüğünü savunurlar. Biliş,bireyin bilgi edinmesini, sorunları çözmesini ve geleceğe yönelik plânlar yapmasını sağlayan algı, bellek ve bilgi işleme gibi zihinsel süreçleri göstermek amacıyla kullanılan bir terimdir. Bilişsel psikoloji,bilişin bilimsel olarak incelenmesidir. Bu yaklaşımın amacı, zihinsel süreçlerin nasıl örgütlendiğini ve çalıştığını açıklayan deneyler yapmak ve kuramlar geliştirmektir.
Bilişsel psikoloji yaklaşımıkısmen davranışçılara bir tepki olarak geliştirilmiştir. Birey davranışlarını yanlızca uyaran girdisi ve davranım çıktısı bağlamında açıklamak, davranışın yalın biçimlerinin incelenmesi için uygun olabilir, ancak bu yaklaşım, bireye özgü işlevlerle ilgili ilginç birçok alanıgözardıetmektedir. İnsanlar düşünür, plân yapar, hatırladıklarıbilgiyi temel alarak karar verir ve dikkat gerektiren uyaranlar arasında seçici bir ayrım yaparlar. Davranışçılar insanların bu yönünü ihmal etmiştir.
Bilişsel psikolojinin ilk savunucularından İngiliz psikolog Kenneth Craik, beynin bir bilgisayar gibi dış olayları örnek alma ve onlara paralel yapılar kurma yeteneği olduğunu vurgulamıştır. Psikolog Craik'e göre eğer, organizma kafasının içinde dış gerçekliğin ve onun olası tüm eylemlerinin "küçük ölçekli bir modelini" taşıyorsa, birçok seçenek deneyip en iyisini seçebilir, gelecekteki durumlara olayların bilgisini kullanabilir ve karşılaştığı acil durumlara çok daha kapsamlı, güvenli ve uzmanca bir yaklaşımla tepki gösterebilir. "Zihinsel gerçeklik modeli" psikolojide bilişsel yaklaşımın merkezini oluşturmaktadır. Bu alanda, Gregory, Newell and Simon, Chomsky, Piaget ve Kohlberg'de çalışmalar yapmıştır.

Bilişsel kuramın olumlu yönleri:
Davranışçıların gözardı ettiği zihinsel süreçler üzerinde durmuş ve bu süreçleri araştır ma konusu yapmıştır.
■ Bireysel kontrol üzerinde durmuştur.
Daha fazla araştırma yapma amaçlamıştır.
Bilişsel kuramın olumsuz yönleri:
Bilişsel kuram davranış üzerine etkisi olan duygusallığı ve çevresel faktörü tamamen gözardı etmiştir.
■ Deneyler genellikle laboratuvar ortamında gerçekleştirilmiştir ve doğal değildir.

4. Psikoanalitik Yaklaşım

Psikolojinin gelişmesinde önemli yeri olan bir kişi de Sigmund Frud (1856-1939) dur. Freud, birey davranışlarını psikoanalitik açıdan ele almıştır.
Freud bilinçdışı süreçler üzerinde durmuştur. Bilinçdışı süreçler, insanın farkında olmadığı, ancak yine davranışı etkileyen düşünce, korku ve arzulardır. Freud'a göre çocukluk sırasında anne baba ve toplum tarafından yasaklanan davranışlar, doğuştan gelen içgüdülerden kaynaklanmamaktadır. Freud'a göre bilinçdışı davranışlar, rüyalarda, dil sürçmelerinde, tutumlarda ve bunun yanı sıra sanatsal ya da edebi etkinlik gibi toplumsal olarak onaylanan davranış biçimleriyle ifade edilmektedir.
Freud, ruh hastalarıile uğraşırken yaptığıçalışmalara ve bilgilerine dayanarak bir tedavi yöntemi ve kişilik kuramı geliştirmiştir. Freud'un geliştirdiği "psikoanaliz" hem tedavi yöntemi olarak hem de kuram olarak kullanılmaktadır. Freud, bilinçdışı sürecin serbest çağrışım tekniği ile ortaya çıkacağını öne sürmüştür. Bu tekniğe göre hasta, aklına ne gelirse özgürce düşünür ve söyler. Böylece hastanın sorunlarının kaynağını çözümlemede, yorumlamada ve anlamada onun serbest çağrışımları kullanılır.

Freud'un diğer bir ilgi alanı da rüyalardır. Freud rüyaların ilkel bilinçdışı dürtüleri ifade ettiğini vurgulamışve bu dürtülerin neler olduğunu öğrenebilmek için de rüya analizi üzerinde durmuştur. Buna serbest çağrışım tenkiği denmektedir ve halen psikoanalistler tarafından günümüzde kullanılmaktadır. Bu alanda Freud dışında Bowlby, Erikson, Jung da çalışmalar yapmıştır.
Bu kurama yapılan eleştiriler:
İnsan davranışlarını belirli bir yapı içerisinde açıklamıştır. Bu tüm davranışlar için geçerli değildir.
■ Bilinçdışı görüşünü herkes benimsememektedir.
■ Temel içgüdü ve dürtülerin etkisinin üzerinde fazla durulmuştur.

5. İnsancıl Yaklaşım

Rogers ve çalışma arkadaşları, insanlığın gelişiminde psikolojik buluşlardan yararlanılabileceği inancını taşırlar. Gelişimin, insan davranışlarını kontrol altına alarak değil de, bireyi özgürlüğe, yaratıcılığa doğru sevkederek yapılacağını savunurlar.
İnsancıl yaklaşım, bilimin amaç değil, bir araç olabileceğini vurgulamıştır.
Bu yaklaşım, bireyin kişisel dünya görüşü ve olayları yorumlamasıyla ilgilidir. Bir bireyin başlıca güdüsel gücü, gelişmeye ve kendini gerçekleştirmeye yönelik eğilimidir. Bireyin potansiyelinin geliştirilmesine verdiği önem nedeniyle insancıl yaklaşım, etkileşim gruplarıyla, değişik türde "bilinç alanını genişletme" yöntemleriyle ve mistik deneyimlerle yakından bağlantılıdır. Bu alanda Rogers dışında Kelley, Maslow da çalışmalar yapmıştır.


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy