Sanrısal Bozukluk

Yazdır

Reklamlar

SANRISAL BOZUKLUK

            Sanrıların klinik olarak ön planda olduğu, şizofrenideki gibi kişilikte bozulmaya ve yeti kaybına neden olmayan bir psikotik bozukluktur.

Toplum genelinde görülme sıklığı %0.02-0.03’tür. Fakat bu hastalar çoğunlukla hastalık iç görüsüne sahip olmadıkları için ve sanrılarını egosintonik olarak yaşadıkları için kendiliğinden hekime başvurmazlar. Belirgin yıkım ve yeti kaybına neden olmadığı için de, hasta yakınları tarafından bile bazen gözden kaçabilirler. Bu yüzden, toplumdaki gerçek sıklığı yukarıda verilen değerden daha fazla olabilir.

Ortalama başlangıç yaşı 40’dır. Kadınlar arasında daha sık görülür. Düşük sosyoekonomik durum ve göç etmiş olma risk faktörlerindendir. Olguların çoğunluğu evlidir.

Etiyoloji:

            Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte bazı organik ve psikolojik etkenler tanımlanmaya çalışılmıştır. En çok suçlanan beyin bölgeleri limbik sistem ve bazal ganglionlardır. Kişilik yapılarına ve gelişimine bakıldığında; genellikle başkalarına güven duymakla ilgili bir sorunları olduğu, insan ilişkilerinde aşırı duyarlı kişiler olup, başkalarının davranışlarını ayrıntılı bir şekilde gözden geçirdikleri halde kendi davranışlarına karşı aynı iç görüyü gösteremedikleri, bu durumun gelişmesinde aşırı kontrol eden bir anneyle mesafeli sadistik bir babanın bulunduğu hostil bir aile çevresinin rol oynayabileceği düşünülmektedir. Sıklıkla kullandıkları savunma mekanizmaları yadsıma, yansıtma ve karşıt tepki kurmadır.

Alt tipleri:

            DSM-IV-TR’da önde gelen sanrının içeriğine göre 7 alt tip tanımlanmıştır:

-         Erotomanik Tip (Clerambault sendromu): Genellikle daha yüksek bir konumu (statüsü) olan başka bir kişinin kendisine aşık olduğuna ilişkin sanrılar

-         Büyüklük (grandiyöz) Tip: Çok değerli, güçlü, bilgili, özel biri olduğuna, kutsal bir güç ya da ünlü bir kişi ile özel bir ilişkisi olduğuna ilişkin sanrılar

-         Kıskançlık Tipi (Othello sendromu veya Evlilik Paranoyası): Eşinin sadakatsizlik gösterdiğine ilişkin sanrılar

-         Persekütuar Tip: Kendisine (ya da kendisine yakın olan birine), bir şekilde kötü niyetli davranıldığına ilişkin sanrılar

-         Somatik Tip: Fiziksel bir kusurunun ya da genel tıbbi bir durumunun olduğuna ilişkin sanrılar

-         Karma Tip: Yukarıdaki tiplerden birden fazlası için karakteristik olan sanrılar vardır ancak bunlardan hiçbiri daha belirgin değildir

-         Belirlenmemiş tip: Bu grupların hiç birine uymayan hastalardır. Capgras sendromunda kişi çevresindeki insanların ve yakınlarının gerçek olmadığını, gerçeğinin ikizi olduğunu veya onunla yer değiştirmiş bir sahtekar olduğunu söyler. Fregoli sendromunda ise persekütörün bir aktör gibi değişik yüzler takındığına inanılır.

Paranoid düşünce yansıtma savunma mekanizması ile açıklanmaya çalışılmaktadır. Buna göre; kişi bilinç dışı dürtü ve eğilimlerini dış dünyadan geliyormuş gibi algılar. Büyüklük sanrılarında ise altta yatan değersizlik duygularının yadsıma ve karşıt tepki oluşturma düzenekleri ile büyüklük sanrılarına dönüştüğü düşünülmektedir.

Perseküsyon sanrıları sosyal etkileşimlerin yanlış yorumlanması ile bağlantılıdır. Bu kişiler çevreden gelen tehdit içerikli uyaranları öncelikli olarak algılarlar ve dikkatleri de tehdit içeren uyaranlara yöneliktir. Olumlu olayları kendilerine, olumsuz olayları ise dış olaylara bağlama eğilimindedirler. Kişinin bu tehdit algısı tolere edemeyeceği düzeye ulaştığında, buna bir açıklama getirmesi gerekir ve sanrısal bir sistemin oluşumu (kristalleşmesi) duruma bir çözüm getirmiş olur. Bu durum kişinin gittikçe daha fazla izole olmasına neden olur. Artan sosyal izolasyon tehdit altında hissetme duygularını arttırır. Bu şekilde kanıtlar da gittikçe artar. Zamanla kişinin çevresinde bir “yalancı toplum” oluşur. Zaman içinde kişisel önemin abartılması, büyüklük ve dünyayı kurtarma düşünceleri ortaya çıkabilir. Hasta sürekli olarak bu düşünceler ve bu düşünceleri engellemeye çalışan “yalancı toplum” ile mücadele durumuna düşebilir.

Klinik Belirti ve Bulgular:

            Hastalarda gözle görünür bir yıkıma çoğunlukla rastlanmaz, işlevselliği bozulmamıştır, benlik bütünlüğü korunmuştur ve sanrı içeriği dışında kalan konularda formal düşünce bozulmamıştır. Bu yüzden, sanrısıyla ilgili konuşmadığı zamanlar hekimler bile karşılarında psikiyatrik bir rahatsızlığı olan biri olduğunu anlamayabilirler.

            Sanrıların en az bir aydır devam ediyor olması, bizar nitelik göstermemesi ve çoğunlukla tek bir alana odaklanmış olması diğer bir önemli özelliktir. Hasta sanrısından bahsederken ayrıntıcı olma eğilimi gösterir. Bazen bunun bir sanrı mı, normal bir düşünce mi olduğunu ayırt etmek kolay olmayabilir.

            Nadiren sanrı içeriğiyle bağlantılı işitsel halüsinasyonlar görülebilir fakat şizofreninin diğer belirtileri gözlenmez. Depresif belirtiler tabloya sıklıkla eşlik eder. Hastalığına karşı iç görüsünün olmaması, sanrının çok dirençli  olması hastalığın önemli diğer özellikleridir.

Seyir ve Sonlanım:

            Prognozu genel olarak kötüdür ve sanrı genellikle ilaca dirençlidir. Yaklaşık %25’i şizofreniye, %10’u duygudurum bozukluğuna dönüşebilir. Uzun süreli takipte, hastaların %50’si iyileşir, %20’sinde belirtilerde azalma olur ve %30’unda belirtilerde bir değişiklik gözlenmez. Yüksek düzeyde mesleki, sosyal ve işlevsel uyumun olması, kadın olma, 30 yaşından önce başlangıç, ortaya çıkarıcı etkenlerin bulunması ve hastalık süresinin kısalığı iyi prognoz göstergeleridir.

Ayırıcı Tanı:

            Şizofreni, organik ruhsal bozukluklar (SSS tümörleri, deliryum, demans, madde kullanımına bağlı psikozlar), duygudurum bozuklukları, paranoid kişilik bozukluğu ve diğer psikotik bozukluklar ayırıcı tanıda düşünülmelidir. Şizofreniden en önemli farkları:

-         İşlevselliğin korunmuş olması ve yeti kaybının bulunmaması

-         Sanrıların bizar olmayan, sistematik ve daha odaklanmış olması

-         Şizofreninin diğer belirtilerinin (örneğin halusinasyon, Schneiderian sanrılar, dezorganize davranışlar, enkoherans vs) eşlik etmemesidir.

Tedavi:

            Tedaviye genelde kendiliğinden başvurmazlar ve tedavi işbirliği yapmazlar. Öncelikle hastayla bir güven ilişkisinin kurulması önemlidir. Tedaviye, ilaca, küçük bir yan etkiye bile aşırı tepkili olabilirler. Tedavide antipsikotik ilaçlar kullanılır fakat ilaca yanıt sınırlıdır. İlaçların yan etkileri konusunda bilgi vermek işbirliğini kolaylaştırabilir. Güven ilişkisinin sağlanabildiği olgularda tedaviye psikoterapiyi de eklemek faydalı olabilir.