ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Friday, Sep 20th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Psikoloji Cinsiyet Araştırması-Fark Mitosu


Cinsiyet Araştırması-Fark Mitosu

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Cinsiyet - Fark Mitosu«Kadınlar toplumun iletişimcileridir. Beyinlerindeki konuşma bölgesi erkeklerinkinden büyük ve doğuştan empati kurmaya meyilliler. Erkekler, bağlantıları çözümlemeye çalışan bir beyin yapısına sahip.Güçlerini devreye sokmakta ve kullanmakta çok becerikliler.Erkekler daha az konuşur ve genlerinde böyle bir özellik bulunmadığından diğer insanlarla fazla alakadar olmaz.»

Bu cümleler tanıdık geliyormu ? Son 10 yılda hepsi bir araya toplanıp neredeyse değişmez kural haline geldiler. «Erkekle kadın beyinsel yapıları gereği birbirinden  farklıdır!» Bu fikre, çoksatan kitapların yanı sıra çocuk eğitimine ilişkin sayısız makalede de rastlıyoruz.

Eleştirel bir bakışla, böylesi iddiaların temelinde yatan reel olguları görmek mümkün: Bazıları hayli mulak ve bilimsel jargon, ciddi araştırma eksikliğini perdelemek için kullanılıyor.İddialar, özensiz yöntemler ve sınırlı içerikle desteklenmiş incelemelere dayandırılıyor.Gerçi şurası doğru: Araştırmacılar cinslerin beyin anatomileri arasında bazı şaşırtıcı farklılıklara rastladı.Ancak bunların erkeklerle kadınların  davranışlarına nasıl yansıdığı konusunda çok az şey biliyoruz.

Erkeklerle kadınlar arasında bilişsel farklar olduğu fikrinin derinlerine uzanan, tarihsel kökleri var.Victoria döneminde bilginler, erkeğin beyninin ortalama olarak daha büyük oluşunun zeka olarak üstünlüğünün kanıtı olarak görüyorlardı.Ayrıca hekimler, kadınların tıbbi kapasitesinin beyin ve yumurtalıklarının aynı anda gelişmesine uygun olmadığını varsayıyordu.Genç kadın beyinlerinin çok fazla eğitilmesinin anne olma ihtimallerini düşürdüğüne inanılırdı.

20.yy'da bu fikirler revize edildi.Beyin hacminin vücud büyüklüğüne orantılı olduğu ve zekaya dair hiçbir şey ifade etmediği bilgisi kabul gördü.1970'li yıllarda kadın hareketleri bu hükümlerden kapsamlı sosyal talepler çıkarsadı.

Nasıl olduysa 1990'larda eğilim tekrar eskiye yöneldi.Yeni nörolojik sonuçlar dillendirildi;kışkırtıcı ama mantıktan yoksundular.Kadının yeni rollerine ilişkin kaygıların körüklenmesi, konuya ilişkin yığınla kitap basan yayınevlerinin işlerinin açılmasını sağladı.

Başlıklar durumu özetliyor:Erkekler Neden Dinlenmez, Kadınlar Neden Harita Okuyamaz (Barbara ve Allan Pease), Oğlanlar ile Kızlar Farklı Öğrenir! (Michael Gurian), Cinsiyet Neden Önemli (Leonard Sax) ve bu tür kitapların atası olarak kabul edilen Erkekler Mars'tan Kadınlar Venüs'ten (John Gray). Aile terapisti Gray'in kitapları zaman zaman kutsal kitaplardan fazla satıyor.

Yazarlar çoğunlukla, hayli zayıf ehemmiyetsiz nörolojik açıklamalardan besleniyor.Leonard Sax'ın «oğlanların doğuştan gelen anatomik avantajları sayesinde matematikte daha iyi oldukları» yönündeki görüşü örneğin, yalnızca 19 katılımcıyla yapılmış çok küçük çaplı bir incelemeye yaslanıyor.Katılımcılar yüzlere yada küçük beyaz daireciklere odaklanırken,MRT aracıyla beyinlerindeki kan dolaşımı ölçülmüştü.Bu araştırmanın verileri bile şunu gösterdi: Varvasyon ve sapmalar insandan insana o kadar değişiyor ki, bunlardan kapsamlı sonuçlar çıkarıp oğlanlarla kızları iki ayrı gruba ayırmak anlamsızlaşıyor.

Claremont Mckenna College'dan psikolog Diana Halpern, bilişsel farklılıklarla ilgili bir dizi araştırmayı gözden geçirdi ve her seferinde aynı sonuca ulaştı: Cinslerin kendi içinde, aralarında olduğundan çok daha büyük farklılıklar mevcut.

Bazı uzmanlar ve medya sürekli olarak, oğlanların biyolojik açıdan nesneye odaklanmaya programlı oldukları, kızların ise bakışlarını insanlara yönelttiklerini destekliyor.Bu görüş, Britanyalı psikolog Simon-Baron Cohen'in 2003'te yeni doğanlar üzerinde yaptığı bir incelemeye dayanıyor.Yeni doğan erkek bebekler harekete, kızlar ise yüzlere daha uzun süre odaklanıyor.

Ne var ki bu inceleme başından beri Harvard Üniversitesinden psikolog Elizabeth Spelke'nin sert eleştirilerine maruz kaldı.Spelke «American Psychologist» adlı kitabında deneylerin metodik yanlışlığına dikkat çekiyor.Yetişkinlerin farkında olmadan bebekleri etkilemiş olması mümkün.

Öyle yada böyle, kız ya da erkek bebeklerin insanlara ve nesnelere eşit oranda tepki verdiklerini gösteren hatırı sayılır sayıda bilimsel yayın mevcut.

Ya dilsel beceriler? Oğlanlar gerçektende bunun eksikliğini çekiyormu? Tek kelimeyle hayır.2005 yılında Wisconsin Üniversitesinden Janet Hyde, dil becerisiyle ilgili 165 incelemeden elde edilen verileri bir araya topladı.Sonuç: İstatistiklere göre küçük de olsa kızların bir üstünlüğü var.Gerçekte bu, cinsler arasında bir farklılığın olduğunu göstermez.Yine de oğlanların dilsel beceriden yoksun oldukları fikri ısrarla korunuyor.Ancak, kadınlar ile erkekler arasındaki yarışın berabere bittiğini kanıtlayan, daha anlamlı çalışmalar var.En son inceleme cinslerin başa baş gittiğini gösteriyor.Kadınlar günde 16.215, erkeklerse 15.699 sözcük kullanıyor.

Gerek kamusal gerekse siyasi tartışmalarda bilimin önemi giderek artıyor.Bu bağlamda her iki cepheninde nörolojik yarı gerçekleri «delil» olarak öne sürmesi şaşırtıcı değil.Ne var ki bilim, inanmak istediğimize inanmak için bahane olarak kullanılmamalı.Daha çok, dünyanın daha doğru kavranmasına kılavuzluk eden bir dizi adımın parçası olarak anlaşılmalı.

Rosalind Barnett ( Brandeis Üniversitesi ) - Caryl Rivers (Boston Üniversitesi)

Cinsiyet Araştırması-Fark Mitosu


Cevaplar (2)Add Comment
caner

...


yazar caner, Mart 28, 2011
Kadınla erkek arasındaki farkları gözetmek niye? Farklı değiliz, hiçbir zaman da olmadık... Eğer kadın eşitsizlikten dem vuruyor ve kendini özgürleştirmeyi esas alıyorsa, bunu kendini erkekten soyutlayarak değil, onunla bütünselleşerek gerçekleştirmelidir. İnsan güçsüzdür, zayıf ve kırılgan; birleşme, ruhi ve fiziksel anlamda bütünlük sağlama, kurtuluşumuzun tek yolu...
PurpLeDream

...


yazar PurpLeDream, Nisan 06, 2011
Yazıdaki vurguyu iyi anlamak gerekli öncelikle.. Farklılığın cinsler arasına indirgenmesini eleştiren ve aslında her iki cinsinde diğerinden üstün olmadığı gerçeğini belirten ve cinslerin bunun farkına varması gerekliliğini ortaya koyan bir yazıdır. İnsan, cins egozmini aşabilecek nitelikte bir türdür. Aynı zamanda bunu en iyi şekilde besliyebilcek kapasitededir keza binlerce yıldır anaerkil ve ataerkil toplumlarda bunun en büyük örnekleri gözler önüne serilmiştir..Ve en nihayetinde gelişimini henüz tamamlamamış bir türdür bu yüzden her fikir yapısı değişkenlik gösterebilir.

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy