ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Wednesday, Nov 13th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Psikoloji ÖLÜMÜN OLDUĞU YERDE ONDAN DAHA CİDDİ NE OLABİLİR Kİ?


ÖLÜMÜN OLDUĞU YERDE ONDAN DAHA CİDDİ NE OLABİLİR Kİ?

e-Posta Yazdır

Reklamlar

\"ölümün olduğu yerde ondan ciddi ne olabilir ki?\"

bu sözü ilk kez kaybedenler kulübünde duymuştum.filmi evde sıcak yatağımın üzerinde izlediğim için,bu sözün derin anlam larını hiç düşünmemiştim.yazmak bugüne nasipmiş.bugün filme tekrardan göz atarken farkettim. ölümün her zaman hayatımızda olduğunu ve hiçbir zaman hayatımızdan çıkmayacağını ve bizi önemli bir \"ciddiyetle\" ayık tuttuğunu varsayarsak,hayatımızın geri kalan kısımları ve bu kısımları doldurduğumuz duylarımız,düşüncelerimiz,davranışlarımız \"ciddiiyetsiz\" bir hal alıyor.artık hayatımı ciddiye almıyoruz.ciddiye alınmayan herşey gibi duygularımız,düşüncelerimiz,hayatımız tüm bunların toplamı hayatımız anlamsız hale geliyor. aslında ölümü -sonumuzun olduğunu- düşünmek, zamanımızın daha iyi değerlendirilmesini,hissederek yaşamayı, yaşıyor olmakla eşleştirdiğimiz yanlış değer yargılarından kurtularak özümüzü anlamlı yaşamamızı sağlayabilir.öölüm farkındalığını tam ve doğru bir şekilde kavradığımızda hayatımıdaki \"gerekksiz\"liklerden sıyrılır ve anlamlı yaşamaya başlayabiliriz.ama en baştaki gibi bir ölüm farkındalığı da ciddiyetsizliğe dolayısıyla anlamsızlığa götürüyor.

ölüm farkındalığının bireyler tarafından farklı oranlarda  duyumsanmasının,insanları birbirine zıt iki farklı kavraıyşa götürmesi aslında bize ölüm fiikrinin ne kadar kuvvetli çbir duygu oldunu gösteriyor.bu durum bizlere hayatımızın normal ve anlamlı akışı içn optimum oranda bir ölüm farkındalığına sahip olmamızı söylüyor.fakat bu optimum oran,toplumdan topluma kişiden kişiye değişebiliyor.örneğin: afrikanın iç savaşlar ve açlıkla mücadele eden ve hergün birilerinin göz önünde can çekişerek öldüğünü gören somalili insanları ölüm farkındalığıyla, avrupanın refah seviyesi en yüksek lüksemburgundaki bireylerin ölüm farkındalıkları aynı değildir. ve ortak bir payda da bulunmamaktadır.farkındalık mikarının bu kadar değişken olması coğrafya vve hayat şartlarından daha çok yaratılışın marjinal olmasıyla ilgilidir.

ölümün herşeyden daha ciddi ve gerçek olması:ya ölüm dışındaki tüm ciddi ve gerçek olan şolguları \"ciddiye\" almamaya -anlamsızlığa-,ya da yararlı bir farkınlalıkla (ölümün dışındaki şeylere de anlam vererek) anlam yüklenip,hissederek yaşanmayı bekleyen bir hayata sahip olmamızı sağlıyor.anlam kazanmayı bekleyen bir hayat sahip olmak, bireylere ölüm farkındalığına ulaşma sorumluluğundan daha büyük bir sorumluluk yüklüyor:\" varoluş sorumluluğu\".varolmanın getirdiği sorumluluk,sadece kendimize ruhumuza bedenimize karşı olan sorumluluğumuz. bu sorumluluk anlamlı yaşamakla önemli oranda hallediliyor.hayatımızı ne kadar anlamlı görüp sorumluluklarımıza yapışmamız ya da ne kadar anlamsız görüp sorumlalıklarımızdan kaçınzcağımızın ölüm farkındalığındaki algı derecesiyle ilişkili olduğunu gördük.öyleyse şu ilişkiyi kurabiliriz:çok fazla ölüm farkındalığı-kuvvetli öülm fikri-,ölümün dışındaki hiçbirşeyi ciddiye almamakla sonuçlanır.bu durum, anlamsız yaşamaya,ciddiye almdıklarımıza anlam yükleyememeye götürür. bir çok felsefi ve dinsel yaşam temasında rol oynayan temel değişken bu ölüm farkındalığıdır. her felsefe ve din öğretisi ölüm farkındalığının nasıl olması gerektiği konusunda hep insanlara salık vermiştir. bu düşünceyi işleyip farklı mamüllere ulaşmayan felsefi akım,dinsel öğreti yoktur.örneğin islam dini şu hadisle ölüm farkındalığının ne olması gerektiği konusunda inanan insanlara yol gösterir.\" HİÇ ÖLMEYECEKMİŞ GİBİ AHİRETE, YARIN ÖLECEKMİŞ GİBİ DÜNYAYA ÇALIŞ\"... yada stoik felsefeden bir örnek vermek gerekirse: insan doğarken ölmüştür,sözü bu düşünceye sahip olan bireylerin ölüm farkınlalıklarını özetler niteliktedir.skolastik dönem sonrası avrupada ise en popüler söylemler bize, dönem toplumunun sahip olduğu ölüm farkındalığı hakkında önemli çerçeve sunar. carpe diem(anı yaşa!) ya da carpe diemle birlikte kullanılan \"memoto mori\" cümlesi.skolastik sonrası dönemde ölüme karşı geliştirilen savunma mekanizması bu fikri inkar etmekle karakterize olmuştur.ölüm bu dönemde, bilinçli bir yaşantı olamdığı için bireylerin yaşam süreçleinde düşünmemeleri gereken bir olgu olarak algılanır- ölüm var ben yokum,ben yokum ölüm var- ....bu anlayış ölümün sadece fiziksel sonluluğunu ele alarak bir yaşam felsefesi oluşturmaya çalışır. fakat önemli olan ölüm fikrinin hayatımızdaki yansımalarıdır.

olumlu ve tatminkar bir ölüm farkındalığına sahip olup,anlamlı bir hayat sürmemiz ölüm düşüncesiyle sağlanır.bu düşüncenin farkındalık miktarı bireylerin iç dünyalarınca şekillendirilir.şekillenen her iç alem dış dnyasını da şekillendirecek bir neden? e ihtiyaç duyar.hayatımızın neden? sorusunu bulduğumuzda ve istedğimiz cevapları elde ettiğimizde hayatımızn anlamını yakalamış oluruz...

hayatımızdaki nedenleri-anlamı- bulduktan sonraki adım nasılları bulmaktır. haytımızda \"nasıl?\" dediğimiz şey: hayatımızın anlamına götüren tutumlarımızın betimsel cevaplarını arayan sorulardır. başka bir deyişle neden? e ulaştıran neden? i yaşatan \"yaşam biçimlerimiz\"dir.her nasıl? yada her hayat biçimi ,neden?-anlam- düşüncesinin bir yansımasıdır.neden? olmadan nasıl olmaz.düşünce olmadan eylem,anlam olmadan hayat olmaz.

 

 

HALİL DEMİR

 


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy