ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Monday, Jun 01st

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Şair ve Yazar Biyografileri Charlotte Bronte


Charlotte Bronte

e-Posta Yazdır

Reklamlar
Aşk mı önce gelir ilkeler mi?


Charlotte BronteEdebiyat tarihinin en ünlü efsanelerinden biri, Bronte Kardeşler vakasıdır. Dünyadan uzak, bir mezarlığa nazır ve ölümün gölgesinin hiç eksik olmadığı kül rengi papaz evinden çıkan üç yazar kız kardeş: Charlotte, Emily ve Ann Bronte.
Papazevi dünyaya uzaktı, baba baskıcı ve otoriterdi, kızların seyahat etme lüksleri yoktu. Tüm neşeli ve egzotik esinlere kapanan kapılar tıpkı papaz evinin pencereleri gibi ölüme açılıyordu; önce iki küçük kız kardeş veremden öldü, sonra anne Bronte. Onları tek erkek kardeşleri olan Branwell izledi. Aynı yıl Emily öldü, bir yıl sonra ise Ann. Charlotte ise bundan sadece 6 yıl sonra, evliliğinin birinci yılını doldurmadan ölecekti; 1855 yılında, henüz 39 yaşındayken.

Charlotte Bronte, kardeşlerinin aksine birden fazla roman yazdı; ancak ne Profesör, ne Shirley, ne de Villette, Jane Eyre’in ününün yanına yaklaşabildi. Roman sıradan görünüşlü, içe dönük, kimsesiz bir mürebbiyenin, Jane Eyre’in hayatını anlatır. Mürebbiyenin hem kişiliğinde hem de çocukluk anılarında yazarın hayatından izler görmek mümkündür. Jane’in çocukken verildiği kimsesiz çocuklar okulu; ceza ve yokluğa dayalı sistemiyle, kötü beslenme ve ısınma yüzünden kol gezen verem salgınlarıyla Charlotte’un değil, ama çocuk yaşta ölen iki ablasının bizzat yaşayıp öldükleri yerlerdir.

Jane, güvende olduğu yerlerden sırf, dünya bu kadar küçük olamaz diye ayrılır ve bir derebeyinin Fransız evlatlığına mürebbiye olmak üzere yola çıkar. Tüm dingin görünümüne karşın Jane’in iç dünyası isyanla doludur; hele de kadınlara reva görülen sınırlar konusunda; “Genellikle kadınların çok serinkanlı, dingin olmaları istenir. Gelgelelim, erkekler gibi onların da duyguları vardır. Onlar da, tıpkı erkekler gibi, katı yasaklamalardan, mutlak durgunluktan sıkılırlar. Geleneklerin gerekli gördüğünden daha çok şey yapmak, daha çok şey öğrenmek isteyen kadınları ayıplamak, alay konusu yapmak, düşüncesizliktir.”

Jane, kadınların hakları ve geleneklerin onlara biçtiği dinginlik gömleği hakkında düşünedursun, aşk kapıyı çalar; Jane, işvereni havai, hoyrat, karamsar Rochester’a âşık olmuştur, Rochester da ona. Her şey tıkır tıkır yürümektedir; evlenme kararı alır ve bunu hemencecik uygulamaya koyarlar. Ne var ki, kilisede Jane’i korkunç bir felaket bekler; sevdiği adamın şatoda hapis tutulan deli bir kadınla nikâhlı olduğunu öğrenir.

Jane dindar bir kızdır ve kabul ettiği prensipleri -aşk için bile- esnetmeye yanaşmaz. Romanın belki de en güzel kısımları Jane’in duygularıyla prensiplerinin ayaklanıp savaştığı bölümlerdir. Sevdiği adam evliliğinin kendisi için nasıl anlamsız olduğunu anlatır ve gerçek karısının (her ne kadar nikâh kıyamayacak olsalar da) Jane olacağını söyler. Jane’in kimsesizliğinden de dem vurur; madem Jane’in hiç akrabası yoktur, o zaman nikâhsız birlikte yaşamaları hiç ama hiç kimseye zarar vermeyecek, kimse bu durumu umursamayacaktır. Duyguları Jane’i ayartmaya çalışır; ama aklı şunları söylemekten hiç vazgeçmez: “Kimse umursamasa bile ben kendimi umursuyorum. Ne kadar yalnız, ne kadar dostsuz, desteksiz kalırsam, öz saygım da o kadar artacaktır. Tanrı’nın buyurduğu, insanların onayladığı yasalara bağlı kalacağım. Aklım başımdayken öğrendiğim ilkelere dört elle sarılacağım. Şimdi aklım başımda değil, deliyim. Yasalar, ilkeler her şeyin yolunda gittiği iyi günler için değildir. İnsanın yoldan şaşmak üzere olduğu, ruhuyla, bedeniyle bu ilkelere baş kaldırdığı zamanlar içindir. Salt keyfime böylesi daha uygun geliyor diye bu ilkeleri çiğnemeye kalkarsam ne değerleri kalır ki?” Jane, ilkelerini çiğnemektense duygularını çiğner ve sabaha karşı terk eder Rochester’ı.

Jane’in bu katı tutumu, duyguların önde olması gerektiğini düşünen çoğu romantik yazarı ve eleştirmeni öfkelendirir. Nikâhın bu kadar belirleyici tutulmasını Charlotte Bronte’un kamuoyu karşısındaki korkaklığına verirler ve Jane Eyre’in bir kadın özgürlük kitabı olarak okunamayacağını öne sürerler. Oysa Jane, sevdiği erkek uğruna dahi, prensiplerinden vazgeçmemeyi seçerek, kadının kendi kişiliğine (aşka rağmen) sahip çıkmasını tavsiye eder ve bunu yüceltir.

Erkeklerin alayla söylediği gibi; her kadının kütüphanesinde bir Jane Eyre mutlaka bulunmalıdır.

Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy