ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Wednesday, Aug 05th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT



Tezer Özlü

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Tezer ÖzlüYazar Tezer Özlü, 18 Şubat 1986'da, 43 yaşında İsviçre'nin Zürih kentinde öldü. Çağdaş Türk edebiyatının genç yaşta yitirdiği Tezer Özlü, "kendi olmanın", "akılını ve bedenini özgürleştirmenin" peşinden gitti yaşamı boyunca. Bu toplumun çürümüşlüğünü, iki yüzlülüğünü, kendimize söylemeye cesaret edemediğimiz "gerçeği" haykırır yazılarında. Hem de yüksek sesle...

 "Yaşamın Ucuna Yolculuk" isimli kitabından bir bölümü birlikte okuyalım: "...Ama hayır, hiç değilse susarak hepsini yüzünüze haykırmak istiyorum. Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum. Hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene iyi yer verdiğiniz için. Aranızda dolaşmak için çalışıyorum. İstediğimi çalışmama izin vermediğiniz için. İçgüdülerimi hiçbir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiçbir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz. Yaşamım boyunca içimi kemirtiniz. Evlerinizle. Okullarınızla. İşyerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum." [1]

 

YAŞAM VE ÖLÜM
XX. yüzyıl kültür felsefesinin en önde gelen düşünürlerinden Walter Benjamin ne demişti: "Çözülen ne? Hayatımızın bütün soruları, biz yaşadıkça arkamızda bıraktıklarımızı görmemizi engelleyen bir çalı yığını gibi değil mi? Bu yığını kaldırmak bir yana, seyreltmek bile aklımıza gelmiyor. Onu arkada bırakıp ilerliyoruz. Gerçi belli uzaklıktan görülebiliyor ama bir gölge, giderek iç içe geçen bir bilmece gibi, belli belirsiz." [2]

 Tezer Özlü, Benjamin'in söz ettiği çalı yığınını aralayan, üzerindeki gölgeyi kaldırmaya çalışan bir yazar olarak "kendi olmanın" yolculuğuna çıkarır bizi. Yaşamın ucuna bir yolculuktur bu... Bizi her şeyi ile kendine esir eden "düzene" karşı çıkan, aklı ile ruhu arasında sıkışıp kalan ve en sonunda çırılçıplak kalarak, kendi acısı ile baş başa kalan bir yazarın yaşam öyküsüdür bu...

 GÜZEL YAŞAM BURADA
Yaşam ile ölüm arasındaki ilişki yapıtlarındaki ana temayı oluşturur. "Oysa yaşam ölümle, ölüm yaşamla tanımlı" diyen Tezer Özlü, yazdık-lanyla; yaşamanın, "kendi" gibi yaşamanın bir cesaret işi olduğunu, "gerçek" ile yüzleşmenin yani "acı" ile yüzleşmenin ne denli zor bir uğraş olduğunu anlatır bizlere...

 Tezer Özlü, "güzel yaşamların" sırrını paylaştığı şu satırlarda, bakmamız gereken yeri gösterir bize: "Sanki herkes daha güzel bir yaşamın gelip bizi bulmasını bekliyor. 12 Mart dönemi geçti. Ama bu dönemin acısı içimize kaya gibi oturmuş, varlığımızla bütünleşmişti. Terörün gücü, yıllar yılı sızmaya, yayılmaya çalışacak ve bizleri daha çetin günlere sürükleyecek. Esintili yaz akşamlarında, küçük yaşantılara hazırlanırken, bir yandan da bu acıları içten duymamak olanaksız. Tedirginlik her zamanki gibi var. Büyüyor. Küçülmüyor. Sonra arkadaşlarımızdan birkaçı arka arkaya ölüyor. Henüz kırk yaşlarında insanlar. Daha güzel yaşamlara duyulan özlem ve bekleyişi onlarla birlikte gömüyoruz. Daha güzel yaşam diye bir şey yok. Daha güzel yaşamlar ötelerde değil. Daha güzel yaşam başka biçimde değil. Güzel yaşam burada. Taksim Alanı'nda. Turşu, pilav, simit, çiçek, kartpostal satan, ayakkabı boyayan siyah kalabalık içinde. Trafik tıkanıklığından yürümeyen arabalar, egzoz kokusu, alana yayılan sidik kokusu, gözlerimiz, duygularımız önünde açılan bu kara kalabalıktan başka yerde, daha başka biçimde bir güzel yaşam yok. Güzel yaşamın sınırları, ölen, gömülen arkadaşlarımızın yaşadığı kadar..." [3]

Yaşarken ve öldükten sonra yok saydılar kimileri onu. Varsın yok saysınlar...Ona yakıştırılan 'nostaljik', 'hüzünlü', 'lirik' gibi sıfatların onu anlatmadığını düşünenlerdenim. Aklın ve yaşamın sınırlarının zorlandığı bir yolculuğun tanığı o. Yaşadığımız dünyanın gerçeği ile baş etmenin kolay yolunu, "gerçeği" yok sayarak, "yalan" bir dünyada yaşamayı tercih etmeyenler için fazlasıyla gerçek...

Yaşamın ve ölümünün, aşkın ve sevginin peşinden sözcükleriyle koşan Tezer Özlü; "Yaşam, öğretilen, anlatılan gibi ilerlerde değil, yaşanan her anda" diyerek, kendi olmanın o baş döndürücü güzelliğini bizlerle paylaşmış bir yazar...

Tezer Özlü, yaşamı boyunca üç yazarın; Svevo, Kafka, Pavese'nin izleklerini sürmeye çalışmıştı. O çok sevdiği Svevo ile noktalayalım yazıyı. Svevo ölürken kız kardeşine şöyle seslenmiş: "Ağlama, Letiza, ağlama. Hiçbir şey değil. Ölmek hiç bir şey değil...."

 [1] Yaşamın Ucuna Yolculuk, Tezer Özlü, Yapı Kredi Yayınları, 1993. [2] Walter Benjamin, Son Bakışta Aşk, Metis Yayınları, 1993. [3] Çocukluğumun Soğuk Geceleri, Tezer Özlü, Yapı Kredi Yayınları, 1994.

İşte "beğendiğim" insanlar:
İşte "beğendiğim" insanlar:
- lodosta başı ağrımayanlar,
- insan dramının bilincinde olmayanlar,
- her sanat yapıtını aynı biçim ve aynı ölçü ile algılayanlar,
- uçakta iştahla yemek yiyenler,
- karı veya kocasına hayranlık duyanlar,
- kendilerine hâkim olmaları gerektiğini sananlar,
- görgüden söz edenler,
- herhangi bir gemide, herhangi bir yabancının ayakkabılarını modaya uygun bulup bu konuda konuşanlar,
- biriyle yatıp, ona iyilik ettiğini sananlar,
- sabahları genel konular üzerine konuşabilenler,
- özel yaşamlarını gizli tutmaları gerektiğini sanıp, bu konuda hiç söz etmeyenler,
- yemekler ue mutfak üzerine konuşurken, sanki bir askeri darbeden söz eder gibi heyecanlananlar,
- âşık olunca, ömür boyu sürecek eşlerini bulduklarını sananlar. Kalanlar, Tezer Özlü, Ada Yayınları, 1990.


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy