ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Tuesday, Nov 24th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT



Paul Auster

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Paul Auster 

Paul Auster, 3 Şubat 1947 yılında Queenie Auster ve Samuel Auster’ın oğlu olarak Amerika’da dünyaya geldi. Annesi Queenie yanlış bir evlilik yaptığını fark ettiğinde Paul Auster’a hamileydi. Dolayısıyla eşinden boşanmadı.

Çocukluğu South Orange ve Maplewood banliyölerinde geçen Auster üç buçuk yaşındayken, dünyaya gelen kız kardeşi, daha sonraları psikolojik olarak rahatsızlandı. Yazar yıllar sonra kaleme alacağı biyografisi "Hand To Mouth"’ta o dönem hissettiklerini açıklarken, “Kendi evinde sürgün” ifadesini kullanacaktı.

1959’da babası kentin en prestijli semtinde bir ev satın aldı. Ailecek buraya yerleşen Austerlar, küçük oğullarının edebiyata duyduğu büyük ilgiyi fark ettiler. Çünkü Paul Auster’ın amcası, Allen Mandelbaum, yetenekli bir çevirmendi ve Avrupa seyahatine çıkarken çevirdiği yüzlerce kitabı Austerlara bırakmıştı. Paul Auster bu kitaplar sayesinde edebiyat dünyasıyla tanıştı. Henüz bir yeniyetmeyken şiirler yazmaya başladı ve amcasıyla kurduğu yakınlık, yazar olarak gelişmesinde oldukça etkili oldu.

Paul AusterMaplewood’ta yüksek okul eğitimini tamamladıktan sonra, birçok Avrupa ülkesini gezdi. James Joyce’a duyduğu saygı ve hayranlık onu İrlanda, Dublin’e de götürdü. Avrupa gezisinin ardından Amerika’ya dönüp, Columbia Üniversitesi'ne kaydoldu. 1967’de okul tarafından, eğitimine Paris’te devam etmesi için Fransa’ya gönderildi. Ancak okulun akademik ağırlığı ve programların rutinliğinden sıkıldığı için eğitimini yarıda kesip, üniversiteden ayrıldı. Rue Clément’te küçük bir otelde yaşamaya başlayan yazar, Amerika’daki dekanının isteğiyle Columbia Üniversitesi’ndeki eğitimine yeniden başladı.

1970 yılında, mezuniyetinin hemen ardından, Fransa’ya taşındı. Fransız edebiyatının önemli eserlerini İngilizceye çevirerek hayatını kazanan yazar, 1974’te tekrar Amerika’ya döndü. Aynı yıl 6 Ekim’de kendisi gibi yazar olan Lydia Davis’le evlendi. Çift kitap çevirileri yapıyordu ve Auster o dönemde aralarında New York Review of Books, Commentary ve Harper's gibi birçok ulusal yayın da bulunan gazetelerde edebiyat eleştirmenliği yapmaya başladı. Kendi romanlarını, şiirlerini ve denemelerini de yayınlatan yazar, Jean-Paul Sartre, Stéphane Mallarmé, Joseph Joubert gibi Fransız edebiyatının başarılı isimlerinin eserlerini, yaptığı İngilizce çevirilerle Amerika’da bastırdı.

1977’de oğlu Daniel Auster dünyaya geldi. Bu tarihte yürümeyen bir evliliği, küçük bir oğlu, kıt bir geliri olan, maddi ve manevi açıdan tıkanmış yazarın 14 Ocak 1979’ta babası öldü. Evliliği bitti ve yalnız kaldı. Ancak babasından kalan miras sayesinde kendini yazmaya adadı. Bu dönemle ilgili McCaffery ve Gregory’e yaptığı bir açıklamada: “Hayatımda ilk defa, yazmak için ev kirasını ve diğer sorunları düşünmeden bu kadar uzun zaman bulabiliyorum.”demişti.

Lydia Davis’ten boşandıktan sonra, 1981’de Norveçli yazar Siri Hustvedt’la ikinci evliliğini yaptı. Bu evlilikten ikinci çocuğu olan Sophie Auster dünyaya geldi.

1986’da Princeton University’de doçentlik yapmaya başlayan Auster, 1990 yılına kadar akademisyenliğe devam etti. Yirminci yüzyıl Fransız şiiri üzerine önemli bir antoloji yayınlayan yazar, 1982’ de babası Samuel Auster’ i konu aldığı yaşamöyküsel romanı "Yalnızlığın Keşfi" adlı ilk kitabını yazdı.

1990 yılında yayınladığı "The Music Of Chance" (Şansın Müziği) romanı ile, PEN/Faulkner ödülüne aday olarak gösterildi ve kitap sinema sektöründen birçok insanın ilgisini çekti.

1995’te başrolünde Harvey Keitel’ın oynadığı “Smoke” filminin senaryosunu yazdı. Ayrıca ilk yönetmenlik denemesini de bu filmde Wayne Wang ile birlikte yapan Auster, 1995 yılından sonra senarist ve yönetmen olarak bir çok filme imzasını attı.

2006 yılında daha önce Günter Grass, Arthur Miller ve Mario Vargas Llosa’a da verilen Prince of Asturias ödülünün sahibi oldu.

Paul Auster savaş karşıtı duruşunu One Ring Zero’nun bestesini yaptığı King George Blues’ta gösterdi. George Bush’u ve onun savaş politikalarını eleştiren şarkının sözlerini yazan Auster, Bush’a “Baştan ayağa her yerin öyle korkutuyor ki beni / Nasıl bu kadar kötü olabiliyorsun?” diye soruyordu.

Paul Auster ayrıca PEN American Center’ın başkan yardımcılığını da yapmaktadır.

Kitapları

The New York Trilogy (1987) (New York Üçlemesi) City of Glass (1985) (Cam Kent) Ghosts (1986) (Hayaletler) The Locked Room (1986) (Kilitli Oda) In the Country of Last Things (1987) (Son Şeyler Ülkesinde) Moon Palace (1989) (Ay Sarayı) The Music of Chance (1990) (Şans Müziği) Leviathan (1992) Auggie Wren's Christmas Story (1992) Mr. Vertigo (1994) (Yükseklik Korkusu) Timbuktu (1999) The Book of Illusions (2002) (Yanılsamalar Kitabı) Oracle Night (2004) (Kehanet Gecesi) The Brooklyn Follies (2005) Travels in the Scriptorium (2006)

Şiirleri

Disappearances: Selected Poems (1988) Ground Work (1990) Selected Poems (1998) Collected Poems (2004)

Senaryoları ve Filmleri

Smoke (1995) Blue in the Face (1995) Lulu on the Bridge (1998) The Center of the World (2001) The Inner Life of Martin Frost (2006) In the Country of Last things (2007)

Deneme ve Otobiyografileri

The Art of Hunger (1982) The Invention of Solitude (1982) The Red Notebook (1995) Why Write (1996) Hand to Mouth (1997)

Paul Auster'den Sözler Alıntılar

Her yirmi dakikada bir, bir telefon kulübesine girip Virginia Stillman'ı arıyordu. Bir gece öncesinde nasılsa, şimdide öyleydi. Artık Quinn meşgul sesini duyunca şaşırmıyordu. Artık bundan rahatsız da olmuyordu. Meşgul sinyali adımlarına adeta eşlik ediyor, kentin gürültüleri içinde düzenli olarak tempo tutuyordu. Ne zaman telefon etse, aynı sesin, konuşmaya olanak tanımayan, asla tanımayan kalp atışı kadar ısrarlı bu sesin orada olacağını bilmek onu rahatlatıyordu. Virginia ve Peter Stillman artık ona tümüyle kapalıydı. Ama hala denediği için vicdanı da rahattı. Quinn'i nasıl bir karanlığa atarlarsa atsınlar, o henüz onları terk etmemişti...

Paul Auster,  Cam Kent

 

Ve ondan sonra kafamın içinde çarklar dönmeye başladı... Derken koca bir olanaklar dünyası açıldı önümde. Bir yıl sonra Cam Kent'i yazmaya giriştiğimde o yanlış numara, kitabın en önemli olayına dönüşmüştü, yani bütün o hikayeyi başlatan hataya.

Özel dedektif Paul Auster'le konuşmak isteyen biri, 'Quinn' adlı bir adama telefon eder. Ve tıpkı benim yaptığım gibi, Quinn de o adama yanlış numara çevirdiğini söyler.Ertesi gece yine aynı şey olur ve Quinn yine kapar telefonu. Ama benimkinden farklı olarak Quinn'e bir şans daha tanınır. Üçüncü gece telefon yine çaldığında arayanın oyununa katılır Quinn ve işi üstlenir.

Evet, der ona, ben Paul Auster'im, ve o dakikada karmaşa başlar.

Paul Auster,  Kırmızı Defter 

 

O, senin bu dünyanın tahmin edemeyeceği kadar iyi biri olduğuna, bu yüzden de dünyanın seni ezip geçeceğine inanıyor.

Paul Auster,  Görünmeyen 

 

Parlak ışık, sonra karanlık. Gökyüzünün her köşesinden yağan güneş ışığı, ardından gecenin karası, suskun yıldızlar, dalların arasında dolaşan rüzgâr. Günlerin değişmeyen akışı.

Paul Auster,  Karanlıktaki Adam (Man in the Dark)

 

Kent de böyle işte. Herhangi bir sorunun yanıtını biliyorum, diye düşündüğün anda, artık sorunun bir anlamının kalmadığını fark edersin.

Paul Auster,  Son Şeyler Ülkesinde

 

Bu böyle başlıyor demek ki, çabalarıma rağmen. Sözcükler, artık onları bulamayacağımı sandığım anda geliyor aklıma. Onları bir daha kullanabileceğimden umudumu kestiğim anda. Her gün aynı çaba, aynı boşluk, hep aynı unutmak - hemen ardından - unutmamak isteği.

Paul Auster,  Son Şeyler Ülkesinde

 

Ayrıntıları sorma bana. Anlattıklarım yeter. Yeter de artar bile. Senin ne düşündüğünü bilmiyorum, ama gerçek sorun acımasızlık değil asla. Burada en kolay parçalanan şey insanın yüreğidir.

Paul Auster,  Son Şeyler Ülkesinde

 

Alışkanlıklar da ölümcül sonuçlar doğurur. Herhangi bir şeyle yüzüncü kez de karşılaşsan, daha önce hiç rastlamamış gibi davranman gerekir. Kaç kere karşına çıkarsa çıksın, hep ilk kez görüyormuş gibi bakmalısın. Bunun hemen hemen olanaksız sayılabileceğini biliyorum, ama öyle olması zorunlu. Kesin bir kuraldır bu.

Paul Auster,  Son Şeyler Ülkesinde

 

Birine toslamak ölümcül sonuçlar doğurabilir. İki insan çarpışınca birbirlerini yumruklamaya girişiyorlar. Ya da yere yuvarlanıyor, kalkmaya yeltenmeden düştükleri yerde kalıyorlar. Eninde sonunda, insanın düştüğü yerden kalkmaya yeltenmediği bir an geliyor çünkü. Gövdeler sızlıyor, o sızı dinmek bilmiyor. Bunun bir çaresi de yok. Burada başka yerlerden çok daha fazla sızlıyor gövde.

Paul Auster,  Son Şeyler Ülkesinde

 

Çevrede görülen her şey insanı yaralayabiliyor, insanı küçültebiliyor. Bir şeyi görmekle, yalnızca görmekle, bir parçanı kaybediyorsun sanki. Çoğu kez, bakmanın tehlikeli olabileceğini seziyor, gözlerini kaçırmak, hatta sımsıkı yummak eğilimini gösteriyorsun. O yüzden de şaşkınlığa kapılmak, baktığın şeyi gerçekten görüp görmediğini kestirememek ya da gördüğünü başka bir şeyle karıştırmak, ya da daha önce gördüğün -hatta düşlediğin- bir şeyi anımsadığını sanarak bocalamak çok kolay. Bu işin ne kadar karmaşık olduğunu anlayabilir misin? Herhangi bir şeye bakıp, "Ben şuna bakıyorum," demek yetmez. Gözünün önünde duran şey bir kalem ya da bir parça ekmek kabuğuysa bu olabilir belki. Ama ölü bir çocuğa, başı ezilmiş ve kana bulanmış olan, sokakta çırılçıplak yatan küçük bir kıza baktığını fark edince ne yapacaksın? O zaman ne diyeceksin? Hiç kemküm etmeden, dümdüz bir sesle, "Ölü bir çocuğa bakıyorum," diyebilmek kolay değil. Beyin sözcükleri biçimlendirmemekte diretiyor. Yapamıyorsun nedense. Çünkü gözünün önündeki şey kolayca içinden sıyrılabileceğin, kendinden ayrı tutabileceğin bir şey değil. Yaralanmak dediğim zaman bunu anlatmak istemiştim. Bakıp geçemiyorsun, çünkü gördüklerin -nedense- senin bir parçan, içinde gelişen öykünün bir bölümü oluyor. Hiçbir şeyden etkilenmeyecek kadar katılaşmak iyi olurdu herhalde. Ancak o zaman da insanlardan büsbütün kopar ve öyle bir yalnızlığa kapılırsın ki hayat katlanılmaz duruma gelir. Bunu yapmayı başaranlar, kendilerini birer canavar haline sokacak gücü kendinde bulanlar da var. Ama sayılarının ne kadar az olduğunu bilsen şaşarsın. Ya da şöyle diyeyim: Hepimiz canavarlaştık, ama yüreğinde bir zamanlar yaşadığı hayatın bir kırıntısını taşımayanımız yok gibi.

Paul Auster,  Son Şeyler Ülkesinde 

 

Gerçek aşk, diyor, zevk almaktan olduğu kadar zevk vermekten de haz duymaktır.

Paul Auster,  Görünmeyen(Sf.113) 

 

İlk mektubunda kendi yazdığı sözcüğü tekrarlayarak, Korku iyi şeydir, diye devam ettim, korku biraz risk almaya, kendimiz aşmaya yöneltir; kendini güvende hisseden hiçbir yazar değerli bir yapıt üretemez.

Paul Auster,  Görünmeyen(Sf.72)

 

... olduğumuz yerde değiliz, sahte bir konumdayız. Doğamızdaki bir zaaf yüzünden, bir durumu varsayıyoruz, kendimizi onun içine yerleştiriyoruz ve bu yüzden de kendimizi aynı anda iki durum içinde buluyoruz, içinden çıkılması iki kat zor oluyor.

Paul Auster,  Hayaletler(Sf.43) 

 

Nesneler bir bütünken, kelimelerimizin onları ifade edebileceğine güvenimiz tamdı. Ama bu şeyler yavaş avaş parçalara ayrıldı, param parça olup kaosa düştü. Yine de kelimelerimiz aynı kaldı. Kendilerini yeni hakikate uyduramadılar. Bu yüzden gördüğümüz şey hakkında ne zaman konuşmaya çalışsak, yanlış konuşuyoruz, temsil etmeye çalıştığımız şeyin kendisini çarpıtıyoruz. Bu her şeyi berbat ediyor.

Paul Auster,  Cam Kent(Sf.86) 

 

Eveet. Bir sürü şey var. Size bunları anlatmaya çalışıyorum. Biliyorum kafamda her şey yolunda değil. Ve evet doğru, bu benim kendi özgür irademle oluyor ve durmadan bağırıyorum. Çığlık üstüne çığlık. Hiçbir nedeni yok. Sanki bir nedeni olmalıymış gibi. Ama benim bildiğim hadarıyla bir nedeni yok. Ya da başkasının. Hayır, yok. Bir de öyle zamanlar oluyordu ki ağzımdan tek bir söz bile çıkmıyor. Günlerce, günlerce. Hiçbir şey, hiçbir şey, nasıl kımıldayacağımı unutuyorum. Ya ya. Hatta görmeyi. İşte o zaman Bay Hüzün oluyorum.

Paul Auster,  Cam Kent(Sf.27) 

 

 (Bay Hiçkimse'den...)
Destedeki bütün kartlar sizin kaybedeceğiniz biçimde dizilmişse,o eli kazanmanın tek yolu,kurallara karşı gelmektir.Yalvar,ödünç al,ne yaparsan yap;suçüstü yakalansan da hiç değilse bir amaç uğruna mücadele etmiş olursun.

Paul Auster,  Yanılsamalar Kitabı(The Book of Illusions)


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy