ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Thursday, Sep 19th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Sinema Kült Sinema Eserleri Kiracı - The Tenant - Roman Polanski


Kiracı - The Tenant - Roman Polanski

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Le Locataire / The Tenant / Kiracı

Bilgiler

Yönetmen:
Roman Polanski
Oyuncular:
Roman Polanski
Isabelle Adjani
Melvyn Douglas
Jo Van Fleet
Süre:
125'
Yapım Yılı
1976
Dil
İngilizce
Türü
Gerilim
Ortalama Puanı
90.44
Sıralamadaki Yeri
44




 

 

 








Mutsuz bir geçmişi olan bir daire ve tekin olmayan sakinleriyle bir apartman Roman Polanski'nin gerilim filmi Kiracı'nın mekanını oluşturuyor. Polanski'nin canlandırdığı Trelkovsky'nin sıradan memur hayatı, yeni bir binaya taşınmasıyla birden bire değişir. Binanın diğer sakinleri ve eski kiracıların trajik kaderleri paranoyalarına yenilerini ekler. Trelkovsky'nin gerçekleri ortaya çıkacak mıdır yoksa bütün bunlar yalnızca hayal ürünü müdür?



The Tenant ile Polanski neyi anlatmak istiyor?

 

Aslında dışa dönük ve kibar olmasına karşın derinlerinde varoluşsal soruları barındırıp bunları kendisine soran (zorla sordurulan demek daha doğru) bir bekarın (Trelkovsky) sonu intihar olan şizofrenik, nevrotik hallerini mi? İntiharı hayret uyandıran, çevresine göre belki neşeli, özde fransız olmayan (anlatı bireysel-ruhsal ise önemi yok uyruğunun) bir kadın (simone) var eski kiracı. Kadının gizemli olduğunu sonradan öğreniyoruz, Trelkovsky de(yeni kiracı) o tarz bir şeyler söylüyor filmin başında; bir insanın içinde neler var bilemeyiz gibilerinden... Ancak tematik olarak izleyeciye verilecek bu idiyse biraz zayıf kalıyor anlatılar. İşaretleri söyleyeyim; Kadim mısır medeniyetine ilgili olan (ki labirent bir ruhu ve her an bir intiharı vardır böyle bir kadının) Simone... Karşı tuvaletteki esrarengiz haller, işaretler, metafizik handikapları olagelmiş modern  bireyin, duvara saklanmış bir dişle gizlere salınması... Trelkovskinin, bayan arkadaşının (Stella) yatağında onunla sevişmeyi bırakıp sığ olduğu kadar komik sorusu; "kafamı kopardıklarında, ben ve vücudum mu diyeceğim yoksa ben ve kafam mı?!" işte size varoluşsal dibe vurma.?! Bu mudur? Hayır.
 Apartmanda ilişkiler aslında çok da sıradan seyrediyor, ev sahibi huysuz ihtiyar, kapıcı, aslen fransız olduğu için midir nedir ayrıcalıkları olan apartman sakinesi (Madame Dioz), cafe işletmecisi... Hepside dondurma suratlı, duygusuz ve iticiler!. Bir açıdan bakınca Trelkovskiyi (bi zatihi Polanskiyi, zira kendisi boşuna oynamamış bu rolü) komplekse iten şey (sosyo-antropolitik) aslen Polonyalı oluşu ve sigara markasına kadar örgütlenmiş çevre kişilerin (fransız asıllılar) kusursuzca oynadıkları yokedici rol. Fransız gibi düşünüp, (belki) fransız gibi yaşamak isteyen birisini dışlama, "o kaçınılmaz son" a itekleme. Dışlanmışlık imgesi Polanskide haddinden fazla. Dikkate değer bir imge bu film açısından da... Bu mudur? Evet.
 Yine de görüntü,ışık ve ses Polansky farkıyla sunuluyor, bu eski film izlenmeye değer.

 

 

Ruh Gidince Bedende Ne Kalır

Kiracı ile Polanski ne anlatmak istiyor?


İnsan varoluşuna dokunan bir film Kiracı. Aidiyet duygusundan yosunluk, yersizlik(zira Trelkovsy bir kiracı, ev sahibi değil. Ev sahipleri Fransız olanlar), herkese gibi olamama, oturmamış kişilik, öz güven eksikliği, olaylardan çabuk etkilenme, insanların kendileri gibi olmayanları dışlamaları. Polanyalılara ve diğer tüm "garip ülke vatandaşları"na özgü kişilik halleri var Kiracı'da. Bir ev buluyor Trelkovsy. Evde kendisinden önce oturan kiracının başından geçenler, onun kötü kaderi, kendisini beklemekte. Kaçınılmaz sona doğru ilerliyor hızla. Büyük bir değişim geçiriyor. Şizofrenik haller ve intihar sürecine giden bir yolu hızla kateden kiracı yine de, evet yine de neşeli.
Kullanılan imgelerin zayıf olduğuna katılırım. Ama bunlar bilerek zayıf bırakılmış bana göre. İnsanların, eski mısır'a, kızılderililere, çingeneler ya da polanyalılara bakışı yüzeyseldir. Onları bir "ilgi" alanı, bir merak nesnesi, diğer insanlardan "farklılaştıran bir araç" olarak görürler. Mısır medeniyetine ilgi duyuyorsanız ve bu ilginizi duvarınızı süsleyen bir kaç nesneyle güçlendirirseniz siz diğerlerinden farklısınızdır artık.
"Diş" beni çok etkiledi filmde. Müthiş bir imgeydi. Saçlar da hep etkilemiştir. Orada Olmayan Adam'da saç imgesi çok güçlü işlenmişti. Onlar bizim parçamız. Bizim varlığımız. Ve onlardan kurtuluyoruz çok çabuk. Doğrudur oldukça farklı ama fazlasıyla ontolojik bir yaklaşım bence bu. Bir vaizden duymuştum, başlangıçta çok güldüm ama arada bir aklıma gelir. Burada paylaşayım. Şöyle demişti: "İnsan muhteremdir. Kılı da muhteremdir."
"Bireyin, duvara saklanmış bir dişle gizlere salınması" Bakın buna katılmam mümkün değil.Bence Polansky'nin vermek istediği bu değil. Kişinin varoluşsal bütünlüğüne bir gönderme var orda. "Kafamı kopardıklarında, ben ve vücudum mu diyeceğim yoksa ben ve kafam mı?!" Bu o kadar basit bir soru değil. Neyiz biz? Kimiz? Ruh dediğimiz nerdedir? Diş düşünce ruhtan da bir parça mı düşer kişiden. Ruhun nerde olduğu sorusu hep sorulagelmiştir. Hay b. Yakzan'a bakarsanız ruh yüreğin 4 bölmesinden birindedir. Ölünce ordan gider. 21 Gram'ı izlediniz mi? Finalde verilen bilgi beni biraz ürpertmişti. Ruh bedenden ayrıldığında insan 21 gram kaybedermiş. Ne tuhaf?
İnsan varoluşunun sırrını elbette tekbaşına bize verme iddiasında değildir Kiracı. Ancak sorduğu sorular ve final sahnesinde bizi bir ksırdöngüye sürükleme arzusu oldukça sağlam geldi bana. Finali son bir kez hatırlayalım. Eminim bana katılacaksınız.

 

Kiracı Yorumları

Film izlediğim en iyi Polanski filmiydi ; döneminde aldığı eleştriler o zaman ki izleyici ve eleştirmen kitlesinin bu başyapıtın farkına waramamaları diye açıklanabilir ancak . Filmle ilgili bazı sırları söylemeden bu filmin yorumu yapılamayacağı için okuyanlardan özür dileyerek ; bir iki ipucu vericem filmle ilgili.

Filmin başında Trelkovsky nin hastaneye Simone Choule'u ziyareti için gitmesi ; orda onunla karşılaşması ... izlerken bu sahnede vücudu tamamen sargılarla kaplı olan Simone un Trelkovsky'ye benzerliği dikkatimi çekmişti . Filmin sonunda hastane sahnesini tekrar gösterdiklerinde emin oldum ki , o sargılar içinde yatan kişi ; Trelkovsky'den başkası değil ( bu benim teorim ) .

Filmde Simone'un erkeklere karşı ilgi duymaması ; Trelkovsky'nin de cinsel sorunları , kızlarla yakınlaşmadaki sorunları , simone'un kostümlerini giymesi ve rufus'un canlandırdığı eşcinsel olan karaktere karşı yakınlığı . Polanski burda kişilikler arasındaki çatışmaları göstermiş ve bu bağlamda bu kişilikleri şizofreni vakasıyla çok ii bi şekilde harmanlamış . (bu olayı Lost Highway deki kişilik wakalarında da görmüştük . Zaten Lost Highway'deki senaryoyu yazarken lynch bu filmi baya bi edüt etmiş sanırsam  )

Psikolojik gerilim filmlerinin en iyilerinden biri olan ve bu türün babası olarak görülen Polanski ; bu filmde sinirlerimizi sadece kamera arkasında değil kamera karşısında da bozuyor . İnanılmaz bi oyunculuğu var ; rol yapar bir hali de yok . Artık kesin eminim bu polanski hastalıklı

Filmden çok etkilendim ; tüylerim diken diken oldu ; hatta zaman zaman sinirlerim zorlandı . Ama filmi bir daha izler misin diye sorarsanız " hayır" izlemem
Son olarak Trelkovsky nin sinemada bruce lee'yi izlerken kız arkadaşı tarafından okşandığı sahne ; hem üstada bi saygı duruşu şeklinde hem de olayın tezatlığı vurgulanmış .

Müthiş bir psikolojik gerilim...
özellikle bir sahne var ki aklımda! Hatırlamaya çalışayım...
*********************SPOILER***************************
Mr. Trelkovsky kafayı sıyırmaya yakın, bir gece karanlık odasında solunda yatağı, sağında masa ve sandalye, pencereye doğru ağır adımlarla yönelir. Bu sırada pencereye yaklaştıkça karekterin küçüldüğü  (çevredeki objeleri baz alarak...) hissine kapılır seyirci.
*******************************************************
Yukarıda bahsettiğim sahneyi yakalayan arkadaşlar var mı bilemiyorum ama eğer farkedemediyseniz tekrar seyretme şansınız varsa bir bakın derim...
Bu arada bir bilgi ; Polanski'nin daha önce çektiği "Repulsion" ve "Rosemary's Baby" filmleri ile birlikte bu filmin bir üçlemeyi oluşturdukları söylenebilir. İlgilenen arkadaşlara...

Repulsion, Rosemary's Baby ve The Tenant Polanski'nin "Apartman Üçlemesi"ni oluşturuyor.

3'lemenin diğer iki filmini izlemedim ama Polanski'nin temel izlekleri düşünüldüğünde, bireyin kapana kısılmışlık hissi yaratan ruh halinin ve çevredeki tüm obje ve kişiliklerin buna yardım edişinin belirgin bir şekilde görüldüğü bir film The Tenant.
İlgilenenler mutlaka okumuşlardır ancak buradan hatırlatayım. Sinema dergisi (Ağustos sayısı galiba) kült klasikler sayfasında yer ayırmıştı filme.

Polanski'nin apartman üçlemesinde ortak nokta apartmanda vuku bulan olaylar olarak gözükse de, ben daha farklı düşünüyorum. Repulsion'da çocukluğunda yaşadığı olaydan dolayı psikolojikman çöken bir karakter, kişilik bunalımı, Rosemary's Baby'de satanizm ve Tenant'ta -bence- mumyanın laneti  konuları işleniyor.Öncelikle kısaca filmin konusunu hatırlatalım.

Kendi halinde bir karakter olan Trelkovsky (Roman Polanski)  birgün bir apartmana taşınacaktır. Daha önceki kiracının (Simone) camdan atladığını ve hastanede ölüm döşeğinde olduğunu öğrenir. Onun ziyaretine gider ve dairesine de yerleşir. Bu arada  Simone'un arkadaşı Stella ile hastanede tanışır ve arkadaş olurlar. Zamanla Trelkovsky değişmeye , garip davranmaya başlar ,bu davranışları çıldırmaya kadar gider...

İntihar eden karakterimizi (Simon) ele alalım. Trelkovsky  onu ziyarete gittiğinde her tarafı sarılmış olarak görüyoruz. Biliyoruz ki eskiden Mısırda ölüler sıkı sıkıya sarılıp mumyalanıyor ve bu şekilde ölümsüzleştiriliyordu.

Simonun intihardan önceki yaşam tarzına dair ipuçları da var elimizde. Evinin birçok yerinde Mısır ve mumya resimlerine, biblolarına ve kraliçe Nefertiti'nin büstüne rastlıyoruz. Simon'un bu konulara ilgisi olabilir. Ama ortada hobiden öteye giden gizli  şeyler de olabilir. Ne de olsa işin içinde gizemli bir intihar ve Trelkovsky'nin (Polanski) tuvalette gördüğü duvardaki hiyeroglif yazılar var.

Bunların dışında bir rivayetten bahsedelim. Eski zamanlarda milattan önce 2000'li yıllarda Mısır'da ölüler mumyalanırdı . Evet buralar rivayet değil.1920'li yıllarda bir grup arkeolog Tutankamon'un mezarına ulaşıyorlar. Tabi hemen açmak için girişimde bulunuyorlar. Ancak haftalarca süren kazılar sonunda işçiler korkuya kapılıyorlar. Çünkü söylentiye göre mumyaları rahatsız edenlerin, mezarlarını (yani evlerini) açanların başına çok kötü şeyler geliyordu. İşçiler bu endişelerini arkeologlara söylemelerine rağmen mezarlar açıldı... Tabuttan çıkan mumyaların hala ilk günkü gibi görünüşlerini kordukları gibi önemsiz bir şeyi söylemiyorum
Bu olaydan 2-3 hafta kadar sonra kazıya dahil olan yakından uzaktan ilgisi olan herkes şu veya bu şekilde ölüyor. Kimisi kalp krizinden, kimisi sivrisinek sokmasından. Delirenler, intihar edenler... Kazının başındaki bilim adamı Thomas Carter ise tek sağ kalan. Yıllarca ölüm korkusu ile yaşıyor. Ve 65 yaşlarında iken bu olaydan 10 yıl sonra nedeni bilinmeyen bir sebepten dolayı ölüyor.

Bu kadar rivayet yeter. Şimdi gelelim filme: Garip bir şekilde intihar eden, mumya gibi sarıp sarmalanan, evinde türlü mumya büstleri bulunan Simone'dan sonra eve gelen Trelkovsky durduk yere delirmez. Simone'un evine girdiği, onun yaşamını bozduğu için Trelkovsky lanetlenir... Ölümü kaçınılmazdır. Gün geçtikçe onun gibi olmaya onun hissettiklerini hissetmeye zorlanır.

Simone'un cenaze törenini hatırlayalım. Zaten eski kiracının ölümünden yeterince etkilenin Trelkovsky kilise ortamında rahibin sözleri ile iyice bunalır. Ancak rahibin sözleri sonlara doğru amacından çıkar , anlamsızlaşır ve Trelkovsky ortamı terkeder. Şimdi rahibin sözlerine bakalım:

Ne hakla yüzüme baka baka beni taciz eder, benimle alay edersin?Bu ne cüret! Burada, benim tapınağımda ne işin var? Ait olduğun yer kara topraktır.Bedenin yol kenarında çürümüş cesetler gibi kokuşsun.Sana söylüyorum,seni krallığıma girmekten menediyorum.


Aslında çağrışımlar bu kadarla kalmıyor. Mumyaların korktuğu 3 şey varmış. Timsah , yılan ve hafıza kaybı.Mısırlılar yılan ve timsahın çok iyi korunan mezarlarına giremeyeceklerini bilirlermiş. Ve hafıza kaybı..Mumyalar son yolculuklarında en büyük tanrılarından birinin -Osiris'in- karşısına çıktıklarında sorguya çekilir, kendilerini tanıtırlarmış. Eğer herhangi birşeyi unuturlarsa ellerindeki kitaplarından bakarlarmış. Korkularından biri olan hafıza kaybı buradan geliyor. Kitapları sayesinde bundan kurtuluyorlar.

Filme dönelim. Stella'nın evinde bir timsah (ki burda da aradığı huzuru bulamıyor) biblosu görüyoruz.Stella'nın arkadaşının evinde ise bir kitaptan bahsediliyor. Mısır kültürü üzerine. Simone bu arkadaşının evinde kalmış ve kitabı onun evinde unutmuş. Belli ki kitaptan uzakta olduğu için ruhu huzurlu değil. Ve filmin finalinde Trelkovsky yerde sürünürken, tüm komşuları mumyavari yürür ve bir tanesinin dilini Trelkovsky'nin gözünden yılan dili gibi görürüz...


Cevaplar (1)Add Comment
0

re


yazar Olson26Lakeisha, Eylül 06, 2010
Cars and houses are expensive and not everyone can buy it. However, loans are invented to help people in such situations.

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy