ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Tuesday, Apr 20th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Sinema Sinema Yönetmenleri Abbas Kiyarüstemi


Abbas Kiyarüstemi

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Abbas KiyarüstemiAbbas Kiyarüstemi (d. 22 Haziran 1940, Tahran, İran),  Dünya çapında tanınan ve takdir gören İranlı yönetmen, senarist ve yapımcı. 1970'ten bu yana sinema alanında çalışmakta olan Kiyarüstemi, kısa film ve belgeseller de dahil olmak üzere, 40'tan fazla filmde çalıştı. Özellikle Köker Üçlemesi, Kirazın Tadı ve Rüzgar Bizi Sürükleyecek filmleriyle dikkat çekti ve eleştirel başarı kazandı.Çoğunlukla senarist, kurgu sorumlusu, sanat yönetmeni ve yapımcı olarak çalışş olmakla birlikte, şairlik, fotoğrafçılık, ressamlık, çizerlik ve grafik tasarımcılığı da yaptı. İran sinemasında 1960'ların sonlarında başlayan ve Füruğ Ferruhzad, Sohrab Şahit Sales, Behram Beyzayi ve Perviz Kimyavi gibi yönetmenlerin de dahil olduğu İran Yeni Dalgası akımı yönetmenlerindendir. Bu akım yönetmenlerinin belirgin ortak özelliklerinden bazıları, şiirsel diyaloglar ve politik ve felsefi konularla ilgili alegorik hikaye anlatma tarzıdır. Kiyarüstemi, filmlerinde çocuk kahramanlar kullanması, belgesel tarzı hikaye anlatımı kullanması, kırsal bölgelerde geçen hikayeler anlatması, arabaların içinde geçen diyaloglara yer vermesi ve bunları genelde sabit kamerayla çekmesiyle tanınır. Filmlerindeki diyaloglarda, film adlarında ve filmlerinde işlediği temalarda İran şiirinden yararlanması da, yönetmenin belirgin özelliklerinden bir diğeridir. Tahran doğumludur. Sanata ilişkin ilk deneyimi, resim yapmak oldu. Resim yapmaya 18-19 yaşlarına dek devam etti. 18 yaşında, evden ayrılıp Tahran Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesine girmesinden kısa süre önce, bir resim yarışmasını kazandı. Üniversitede resim ve grafik tasarım üzerine öğrenim gördü. Okurken, aynı zamanda, trafik polisliği yaptı. 1960'larda ressam, tasarımcı ve çizer olarak reklamcılık alanında çalıştı; posterler tasarladı ve reklamlar hazırladı. 1962-1966 yılları arasında, İran televizyonu için, 150 civarında reklam çekti. 1960'ların sonlarında, (aralarında Mesud Kimiai'nin Gheysar'ının da bulunduğu) filmlere jenerik hazırlamaya ve çocuk kitapları için çizerlik yapmaya başladı.  1969'da evlendiği Parvin Amir-Gholi'den, 1982'de boşandı. Bu evlilikten, Ahmad (d. 1971) ve Bahman (d. 1978) adlarında iki oğlu dünyaya geldi. Bahman Kiyarüstemi, 15 yaşında "Journey to the Land of the Traveller" (1993) adlı belgeseli çekerek yönetmen ve görüntü yönetmeni oldu.Kiyarüstemi, 1979 İslam Devriminden sonra ülkeyi terkederek batı ülkelerine giden pek çok yapımcı ve yönetmenin aksine İran'da kalmayı tercih eden az sayıda yönetmenden biri oldu. Kendisi de, bunun kariyerinde verdiği en büyük kararlardan biri olduğuna inanmaktadır. İran'da devamlı ikamet etmesinin ve milli kimliğinin, yönetmen olarak yeteneğini sağlamlaştırdığı kanısındadır: “Bir ağacı kök saldığı yerden ayırıp başka bir yere taşırsanız, ağaç meyve vermez olur. Verse de, kendi yerindeyken vereceği meyve kadar güzel olmaz. Bu, doğanın kanunudur. Bence, ülkemi terk etmiş olsaydım, aynen o ağaç gibi olurdum.”Kiyarüstemi, sıklıkla, koyu renk camlı gözlük ya da güneş gözlüğü takar. Bunun nedeni, gözlerinin ışığa karşı duyarlı olmasıdır.  Yönetmen, 2000 yılında, San Francisco Film Festivali ödül töreninde, kendisine verilen ve yönetmenlikte ömür boyu başarı anlamını taşıyan Akira Kurosawa ödülünü, İran sinemasına katkıları nedeniyle İranlı usta aktör Behrooz Vossoughi'ye vererek, herkesi şaşırttı.  

 

1970'ler  Kiyarüstemi, 1969'da İran Yeni Dalgası'nın Dariush Mehrjui'nin Gāv filmiyle başladığı sırada, Tahran'daki Çocukların ve Gençlerin Zihinsel Gelişimi Enstitüsü'nde bir film yapımı bölümü kurulmasına yardımcı oldu. Bölümün ilk yapımı ve yönetmenin ilk filmi, on iki dakikalık bir kısa film olan Nān o Kūche'dir. (Ekmek ve Sokak) Bir çocuğun saldırgan bir köpekle karşılaşmasını anlatan yeni gerçekçi tarzda bir filmdir. Bunu, 1972'de çektiği Zang-e Tafrīh adlı kısa film izledi. Bu süreç içerisinde, enstitünün film yapımı bölümü de de gelişerek İran'ın en ünlü film stüdyolarından biri haline geldi ve Kiyarüstemi'nin filmleri yanında, Davandeh ve Bashu gibi başka başarılı İran filmlerinin de yapımcılığını üstlendi. 1970'lerde İran sinemasındaki rönesansın bir parçası olarak Kiyarüstemi, bireysel film yapımı anlayışını tercih etti. Bir ropörtajında, ilk filminden söz ederken, “Nān o Kūche benim ilk sinema deneyimimdi ve çok da zordu. Küçük bir çocuk, bir köpek ve profesyonel olmayan bir ekiple çalışmak zorundaydım. Ekibin tek profesyonel üyesi olan görüntü yönetmeni de sürekli azarlıyor ve şikayet ediyordu. Aslında bir bakıma haklıydı; çünkü, onun alışkın olduğu film yapımı anlayışını sürdürmüyordum.” sözlerini kullandı. Yine bir kısa film olan 1973 yapımı Tajrobe'den sonra, yönetmen, 1974'te Mossafer adlı filmi çekti. Mossafer, İran'ın küçük bir köyünde yaşayan Hassan Darabi adında on yaşında sorunlu bir çocuğun öyküsünü anlatır. Hassan, İran Millî Futbol Takımının Tahran'da yapacağı önemli bir maça gitmek için arkadaşlarını ve komşularını oyuna getirir. Bir dizi olaydan sonra, tam maç zamanında Tahran stadına varır. Film, çocuğun amacına ulaşmadaki kararlılığını ve davranışlarının başkaları, özellikle de en yakınları üzerindeki etkilerine aldırmazlığını konu alır. İnsan davranışları ile doğru-yanlış arasındaki dengeyi sorgular. Kiyarüstemi'nin gerçekçilik, stilize karmaşıklık gibi özellikleriyle birlikte, fiziksel ve ruhsal yolculuğa olan ilgisine ilişkin ününü de artırmıştır. Kiyarüstemi, 1975'te Man ham Mitoumam ve Dow Rahehal Baraye yek Massaleh adında iki kısa film yönetti. 1976 yılının başında ise, önce Rang-ha, daha sonra bir düğün elbisesi için tartışan üç genç üzerine kırk dört dakikalık bir film olan Lebāsī Barā-ye Arūsī'yi çekti. Yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi, 112 dakika uzunluğundaki Gozāresh'tir. (1977) Rüşvet almakla suçlanan bir vergi memurunun hikayesidir. Ayrıca, intihar da, filmin temalarından biridir. Yönetmen, 1979'da ise, yapımcılığını da üstlendiği Ghazieh-e Shekl-e Aval, Ghazieh-e Shekl-e Dou Wom adlı filmi çekti.

 

  1980'ler  1980'lerin başında, aralarında Behdasht-e Dandan (1980), Be Tartib Ya Bedun-e Tartib (1981) ve Hamsarayan'ın da (1982) bulunduğu çok sayıda kısa film çekti. 1983'te Hamshahri adlı filmi çeken yönetmenin İran sınırları dışında tanınmaya başlaması, Arkadaşımın Evi Nerede? filmiyle oldu. (1987)Arkadaşımın Evi Nerede?, küçük bir çocuğun komşu köyde oturan arkadaşının evini, arkadaşının kendisinde kalan defterini geri vermek için arayışını konu alır. Basit gibi görünen hikaye, insanların bireysel yükümlükleri, vicdan, sadakat ve günlük kahramanlıkları sembolize ederek anlatır. İran köylülerinin gelenekleri ve inançları da filmin pek çok yerinde görülür. Film ayrıca, Kiyarüstemi filmlerinin önemli unsurlarından olan İran köy manzaralarının şiirsel kullanımı, gerçekçiliği ve mizahın dokunaklı kullanımıyla da dikkat çeker. Yönetmen filmdeki öyküyü, çocukları konu alan diğer çoğu filmdeki küçümseyici tondan uzak şekilde, bir çocuğun bakış açısından anlatmayı tercih eder. Arkadaşımın Evi Nerede?, Ve Yaşam Sürüyor (1992) ve Zeytin Ağaçları Altında (1994), hepsi de Kuzey İran'daki Köker köyünde geçtiğinden, Köker Üçlemesi olarak adlandırılır. Üç film de, 50 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği 1990 İran depremi çevresinde geçer. Yaşam, ölüm, değişim ve devamlılık, bu filmleri birbirine bağlayan ortak temalardır. Üçleme, 1990'larda önce Fransa, ardından Hollanda, İsveç, Almanya ve Finlandiya gibi ülkelerde başarılı oldu. Yönetmen Kiyarüstemi ise, bu filmlerin bir üçleme oluşturmadığı; ancak, Ve Yaşam Sürüyor ile Zeytin Ağaçları Altında'nın 1997 yapımı Kirazın Tadı ile bir üçleme oluşturabileceği görüşündedir. Bunun nedeni ise, bu üç filmin aynı temayı, yani, "yaşamın değeri"ni işlemesidir. Yönetmen, 1987'de İbrahim Forouzesh'in yönettiği Kelid adlı filmi yazdı ve kurgusunu yaptı. 1989'da ise, Mashgh-e Shab adlı filmi yönetti.

 

  1990'lar  Kiyarüstemi, 1990 yılında, ünlü yönetmen Mohsen Makhmalbaf olduğunu söyleyerek zengin bir aileyi kandıran bir kişinin gerçek öyküsünden yola çıkarak, en ünlü filmlerinden Yakın Plan'ı yönetti. Olayda, aile söz konusu kişi Hüseyin Sabzian'ın amacının hırsızlık olduğunu düşünse de, Sabzian böyle davranma sebebinin daha karmaşık olduğunu belirtir. Yarı-belgesel nitelikteki film, Sabzian'ın kendisini Makhmalbaf olarak tanıtmasının ahlaki gerekçelerini incelerken, seyircinin, onun kültürel ve artistik yeneğini de anlamasını sağlar. Film, Quentin Tarantino, Martin Scorsese, Werner Herzog, Jean-Luc Godard ve Nanni Moretti gibi ünlü yönetmenlerce övüldü ve Avrupa'da da gösterildi.  Yönetmen, 1992'de eleştirmenlerce Köker Üçlemesinin ikinci filmi kabul edilen Ve Yaşam Sürüyor'u çekti. Film, bir baba-oğlunun 1990 İran depreminin ardından Tahran'dan Köker'e, hayatlarından endişe ettikleri iki çocuğu aramak üzere yaptığı yolculuğu anlatır. Yıkıntıların arasında yol alırken, yaşadıkları trajediye rağmen hayatlarına devam eden kişileri görürler.[22][23][24] Aynı yıl Kiyarüstemi, profesyonel sinema yaşamının ilk ödülü olan Roberto Rossellini Ödülünü, bu filmle aldı. Köker Üçlemesinin üçüncü filmi sayılan Zeytin Ağaçları Altında (1994) ise, Ve Yaşam Sürüyor'un geri plandaki sahnelerinden birinin çekim öyküsünü konu alır. Adrian Martin gibi kimi eleştirmenler, Köker Üçlemesini, "diyagramsal" olarak nitelendirdi.[26][27] Bunun nedeni, fimler arasındaki bağlantılar kadar, filmlerde görünen yüzey şekilleri ile yaşamın ve dünyanın gücünün geometrisidir. Ve Yaşam Sürüyor'daki bir flashback sahnesi, seyircinin serinin depremden önce, 1987 yılında çekilmiş olan ilk filmi Arkadaşımın Evi Nerede?'yi hatırlamasını sağlar. Bu iki film, aynı şekilde, depremden sonraki "yeniden yapılanmayı" sembolize eden üçüncü film Zeytin Ağaçları Altında'ya bağlanır. Zeytin Ağaçları Altında, 1995'te Miramax tarafından ABD'de ticari gösterime sokuldu.Daha sonra yönetmen, eski asistanı Cafer Panahi'nin Safar (Yolculuk) ve Badkonake sefid (Beyaz Balon, 1995) adlı filmlerinin senaryolarını yazdı. 1995-1996'da 40 yönetmenin ortak projesi olan Lumière et Cie için çalıştı. 1997'de ise, intihar etmeyi düşünen bir adamın öyküsünü anlatan ve ahlak, intiharın meşruiyeti ve merhametin anlamı gibi temaları işleyen[28] Kirazın Tadı adlı filmiyle, Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye ödülünün sahibi oldu.Kiyarüstemi, 1999 yılında, Rüzgar Bizi Sürükleyecek filmiyle, Venedik Uluslararası Film Festivalinde Büyük Jüri Ödülü (Gümüş Aslan) aldı. Film, kentli ve köylü bakış açılarıyla emeğe verilen değeri karşılaştırırken, yöreye yabancı birinin ücra bir İran köyüne yerleşmesi ekseninde, cinsiyet eşitliği, gelişimin yararları gibi temaları da ele alır. Filmin ilginç bir özelliği ise, pek çok karakterin sesinin duyulmasına karşın, filmde görünmemesidir. En az 13-14 karakter, film boyunca hiç gözükmez.

 

  2000'ler  2002'de alışılagelmişin dışında bir anlayışla ve senaryo yazımında o güne dek izlenmiş geleneği terk ederek 10 adlı filmini yönetti. Bu filmde, İran'daki sosyo-politik manzaraya ve Tahran sokaklarında günlerce arabasıyla dolaşan bir kadının gördüklerine odaklandı. Filmde kadının yolculuğu boyunca, aralarında kızkardeşi, otostop çeken bir fahişe, kaçak bir gelin ve onun on yaşındaki oğlunun da bulunduğu 10 yolcuyla olan diyalogları yer alır. Yönetmenin 10'da uyguladığı tarz, aralarında The New York Times yazarı A. O. Scott'ın da bulunduğu çok sayıda profesyonel sinema yazarınca da övüldü.  2001'de Kiyarüstemi ve asistanı Seifollah Samadian, Birleşmiş Milletler Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu'nun talebiyle, Ugandalı yetimlere destek programlarıyla ilgili bir belgesel çekmek amacıyla, Uganda'nın başkenti Kampala'ya gitti. Yönetmen burada 10 gün kaldı ve ABC Africa adlı belgeseli çekti. Yolculuk başta filmin çekimi için bir araştırma gezisi olarak düşünüldüyse de, Kiyarüstemi dönüşte yaptığı çekimlerin tamamını kurgulayarak filmi tamamladı. Uganda'da çocukların yetim kalması çok büyük oranda AIDS'in bir sonucu olsa da, Time Out dergisi editörü ve National Film Theatre şefi programcı Geoff Andrew'a göre film, "Önceki dört filmi gibi ölüm hakkında değil; ancak, yaşam ve ölüm hakkında - bunların nasıl birbirine bağlı oldukları ve sembolik kaçınılmazlıkları karşısında nasıl bir tavır takınabileceğimiz üzerine."  2003'te diyalog ve karakterizasyon içermeyen şiirsel filmi Panj'ı çekti. Her biri tek çekimlik sekanslardan oluşan beş uzun doğa çekiminden oluşan film, DV el kamerasıyla, Hazar Denizi kıyılarında çekildi. Filmin net bir konusu yoksa da, Geoff Andrew'a göre, Panj, "güzel fotoğraflardan daha fazlasıdır." Yazar, ayrıca, basit görünen betimlemelerin ardında gizli ustalığa da dikkat çeker.Yönetmen, 2004'te 10 on Ten adlı, film yapımı üzerine 10 dersten oluşan belgesel filmi yönetti. Kiyarüstemi, film boyunca, önceki fimlerini çektiği mekanlarda arabayla dolaşırken görülür. Film, arabanın içine sabitlenmiş bir kamerayla dijital olarak çekildi. Bu çekim tarzı, yönetmenin Kirazın Tadı ve 10 filmlerini akla getirir. 2005 ve 2006'da, kendi ilham kaynaklarını göz önünde tutarak, şiirsel gözlemlerlerle sade siyah-beyaz fotoğrafları, müziği ve politik açıdan provoke edici finali birleştirdiği ve doğa manzaralarının gücünü yansıttığı 32 dakikalık belgesel The Roads of Kiarostami'yi çekti.Yönetmenin şimdilik son filmi Tickets'tır. İngiliz yönetmen Ken Loach ve İtalyan yönetmen Ermanno Olmi ile birlikte yönettiği bu filmde, toplu taşıma araşlarındaki insanlar ile günlük sokak hayatı anlatılır. 

Kiyarüstemi'nin bir sonraki filmi, Toscana'da çekeceği Certified Copy'dir.

 

 


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy