ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Thursday, Jun 04th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Sinema Türk Sineması Uzağın Yakınlaştırdıkları Üzerine


Uzağın Yakınlaştırdıkları Üzerine

e-Posta Yazdır

Reklamlar
{mosimage}

Nuri Bilge’nin kentsel ve kırsal olan ilişkisine odaklandığı 4. film olan Uzak, bu filmlerin hem finali hem de en mükemmeliydi. Türkiye’dekiler de alındığında toplam 26 uluslararası festivalde ödül alan Uzak sinemamızda senaryonun kuruluşu bakımından en iyi matematiğe sahip filmlerden birisiydi. İlk kez Uzak’ta Ceylan bütünüyle içsel tutarlılığı olan, gözlemleri ve çatışma ekseniyle bütün ayrıntıları düşünülmüş tam bir sinematografik hikâye elde edecektir. Uzak bütün filmlerinin doruk noktasıdır; bu film daha önce çektiği filmlerinde yer alan bütün ilişkilerin çok daha çatışmalı ve çıplak olarak sergilendiği ve insanların maddi yaşam koşullarının çok daha gerçekçi bir şekilde verildiği bir filmdir. 2001’de Türkiye’deki iktisadi kriz sonrasında yapılmış, öyküsü bütünüyle çıkışsız -ve uzlaşamayacak- iki insan üzerine kuruludur. Metinlerarası ilişki Mayıs Sıkıntısı ve Uzak arasında yoğun olarak vardır; Mayıs Sıkıntısı’nda fabrikada çalışan Yusuf kriz nedeniyle fabrika kapanınca geriye şehir yollarında ekmek kapısı aramaktan başka bir şey kalmamıştır. Uzak bu çaba ve bu çabanın sonuçlarının trajikliği üzerine kuruludur.

“Uzak” kasabadan kente karlı bir günde yapılan yolculuğun görüntüleriyle başlar, ardından Mahmut’un yaşamına geçeriz, bir kadınla birlikteliği görüntü flulaştırılarak verilir, ardından fotoğraflarını çeker ve seramik şirketine teslim etmeye götürür, durgundur, hayatında mutluluğun izleri görülmez. Yusuf gelir, akşama kadar apartmanın önünde bekler, apartmanın eşiğinde uyurken ancak Mahmut fark eder, geleceğini unutmuştur. Birkaç bira eşliğinde konuşurlar; kriz fabrikayı kapatmış, bin civarında insan işten çıkartılmış, geçinemez duruma düşmüşlerdir. Umudu kamarotluk, miçoluk yapmaktır, kısacası konumu genel söylemdeki çok yaygın olan “ne iş olsa yaparım”cılıktır, işi iyi bilmez, çıkışsızlığı içinde sarıldığı umutsuz bir umuttur onunkisi. Geldiği gün kültürel farklılığın izleri görülmeye başlar; Mahmut ile Yusuf’un çatışması yalnızca kentli-kırsal çatışması değildir. Mahmut kentte yaşayan, belirli bir yabancılaşmayı yaşamış, kendince değerleri olan, hayal-kırıklıklarıyla dolu yaşamında o da yaşama bir tarafıyla tutunurken öte tarafıyla umutsuz ve sığ bir hedonizme sığınan bir insandır. Geçmişindeki idealleri artık ona uzak gelmektedir ya da o idealler ve estetik tutkuları ya ona artık inandırıcı ve yapılabilir gelmediği için, ya da kendinde bunların peşinde koşacak gücü bulamadığı için, kendini koyvermiştir. Bu süreçte Yusuf’un ayakkabılarının kokusundan, davranışlarına kadar her şeyin ağırlığını hisseder. Ama asıl önemlisi kendi özel hayatındaki birkaç darbenin etkisiyle, iyice kendini bırakmak istemektedir; artık bir başkasının yükünü çekmek ona iyice ağır gelmeye başlar. Aslında çeşitli vesilelerle Yusuf’un ne kadar zor durumda olduğunun farkına varır, elinden gelen yardımı yapar, ama Yusuf’un durumu ümitsizdir, belirli bir vadede çözülecek gibi de değildir. Kendi güçsüzlüğünün yanı sıra Yusuf’a sürekli katlanmak istemez ve Yusuf’un durumunun görünür gelecekte düzelecek tipte sorunlar cinsinden olmaması çatışmayı şiddetlendirir. Gitgide gerilen ilişki Mahmut’un özel yaşamındaki sarsıcı olaylardan sonra bir noktada patlak verir. Mahmut baştan söylenmemiş, ancak giderek belirginleşen çözümsüz bir ortamda hem Yusuf’a bakmak hem de ona katlanmak durumuyla yüz yüze gelince çatışma şiddetlenir ve insanın içini karartan, ancak seyredildiğinde bütünüyle olabilir gerçek bir yüzleşme ve çıkışsızlığa dönüşen tartışmadan sonra iletişim kopar; Mahmut’un çekim için kullanacağı bir saatle gerilimi bir yerden sonra isteyerek artırması, Yusuf’un ezikliğini iyice artırır. Nihayet yapışkan içinde umutsuzca çırpınan yavru bir fare görüntüsü Yusuf’un durumunu yansıtmaktadır; Mahmut ona dokunamaz, kapıcıya havale eder, ama Yusuf yol yordam öğrendikten sonra temizliği yapacaktır. Mahmut bir anlamda o küçük yapışmış farede kendi koşulları içinde sıkışmış ve yapacak hiçbir şeyi olmayan Yusuf’u görür. Ama kendisinin de yapacak hiçbir şeyi ve dahası katlanacak gücü yoktur, öylece bırakmasını, kapıcının sabah temizleyeceğini söylerken bir anlamda Yusuf’a karşı tavrını da belirtir; “olmasını istemezdim, ama yapacak bir şey yok”un yalın anlatımı fotoğrafını çektiği seramik önündeki aksesuar olan seramik yumurtanın salıntısında da görülür; kendi dengesini bir yarığa dayanarak bulacaktır. Yusuf’u fareyi gece-yarısı sokağa ölüme bırakırken etrafında toplanan kedilerin karşısında canlı canlı parçalanmasına göz yummamasını umutsuz ve üzgün bir şekilde seyrederken Mahmut bir anlamda, açıkça söylemese de ve yüzleşmekten kaçınsa da, Türkiye’nin içinde bulunduğu derin iktisadi krizin milyonlarcasını içine sürüklediği çıkışsız-umutsuz gelecek içindeki insanlara -belki özel yaşamının sarsıntıları nedeniyle olabilecekten daha kısa süre dayanmış olsa da- karşı tavrını belli eder. Aslında kendi entelektüel mirasından ve genel olarak insanlık ideallerinden-özveriden önemli ölçüde yoksunluk çektiği için, kendini içinde yaşadığı toplumun geleneklerinden, düşünme biçimlerinden, sorumluluklarından, bu toplumun içinde yaşayan insanların derinlerinde hissettikleri acımasız kaderin sonuçlarının yükünü çekmekten azat etmek istediği için, çaresiz bir şekilde Yusuf’un kişilik olarak ezilmesine ve çaresiz bir şekilde memleketine dönmesine ve kalbi kırık olarak kendisini anmasına göz yumar. Çıkışsız olan kendi içinde bulundukları koşullardır, milyonlarca insan aynı durumdadır, kriz yalnızca kasabada değil Türkiye’nin her yerindedir. Yaşamlarını değiştirmek için mücadele etmeyen, kendilerini eğitmek için hemen hiç çabalamayan bu insanların zaten kendi tavırları Mahmut gibilerinin umutsuzluğunun kaynağıdır; Geçmişimizde Mahmutlar bu insanlar için yaşamlarını tartıya koyup mücadele ederken, şimdi yenilgiyi baştan kabul etmiş, köksüz bir nihilizm ve hedonizm içinde ve ideallerinden kopuk olarak yaşıyorlar. Çağımızın bir entelektüeli diyesim geliyor; Mahmut umutsuzdur, çünkü bir toplumsal çıkış umudu yoktur. Yusuf vasıfsızdır ve kendileri gibi milyonlarca insanın aynı durumda olduğunu düşünmeden, kendi başına “gemisini kurtaran kaptancılığa soyunmuş” olduğu için hep birlikte yenildiklerini düşünmez, bir tanıdık-bir ağabey-kısacası bir haminin yardımıyla ben “yırtayım” hissi temel ideolojik tavır haline gelmiştir. Bu durumda Mahmut’un hem kendi açısından hem de Yusuf’un nitelikleri ve yaşam tarzı açsından Yusuf’a uzun süreli katlanmasının gerekçesi zaten kalmıyordu; bir tek giden Yusuf’un bıraktığı “gemici sigarası”ndan deniz kıyısında efkârlı bir biçimde bir duman çekmek, çıkışsızlığın derin hüznüne kapılmaktan başka. Kabul edilemez olan kendi davranışı değildir, aksine yaşamımızın dayattıkları ve eşitsiz insanların belirli bir dayanılabilir uzlaşılası zemin sunmadan insanlarımızı çıplak çatışma alanlarına sürükleyen gerçekliğimizdir. Uzak toplumcu gerçekçi film çizgisini belirli ölçülerde doğalcı bir tarzda ve ancak onların ısrarla tutunmaya çalıştıkları geleceğe dair bir umut ve umut mücadelesine bağlanmaksızın, aslında durumun çıkışsızlığını anlatan atmosferiyle gerçekçi geleneğimizin güçlü bir halkası olmuş filmdir. Artık kasabanın olağan koşullarda ve kendiliğindenlik havası içinde yaşayan değil, Türkiye gerçekliğinin sarsıcı etkisiyle düzenleri bozulmuş insanlarımızın kapışmasından doğduğu için, aslında gerçek bir konusu, gerçek bir çatışma ekseni, güçlü bir final ve etkileyici bir nesnellik içerdiği için hem Bilge’nin hem de dünya sinemasının önemli filmlerinden birisi olmuştur. Bir kez daha Türkiye Sinema tarihinin gösterdiği bir gerçek sonuçla karşı karşıyayız; tahayyül ürünü bir esere göre gerçekliğin dayattığı çatışmalara nesnel olarak ve derinden tanıklık etmek, gerçek bir sanat eserinin ortaya çıkmasında başrolü oynamaktadır. Hayatın kendisi tahayyül edilene galip gelir, hayatın kendisi sanatta aracısız bir şekilde yansıdığında çok daha çarpıcı olur.

ZAHİT ATAM  

 

Aldığı Ödüller ;

  • 56. Cannes Film Festivali, 2003

"Nuri Bilge Ceylan - Büyük Jüri Ödülü"

"Mehmet Emin Toprak - En İyi Erkek Oyuncu"

"Muzaffer Özdemir - En İyi Erkek Oyuncu"

  • 39. Antalya Altın Portakal Film Festivali 2002

"Nuri Bilge Ceylan - En İyi Yönetmen"

"En İyi Film"

"Nuri Bilge Ceylan - En İyi Senaryo"

"Mehmet Emin Toprak - En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu"

"En İyi Film"

  • 14. Ankara Film Festivali 2002

"Nuri Bilge Ceylan - En İyi Yönetmen"

"Nuri Bilge Ceylan - En İyi Görüntü Yönetmeni"

"Nuri Bilge Ceylan - En İyi Kurgu" "Zuhal Gencer Erkaya - En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu"

  • 24. Siyad Türk Sineması Ödülleri, 2002

"En İyi Film"

"Nuri Bilge Ceylan - En İyi Yönetmen"

"Nuri Bilge Ceylan - En İyi Görüntü Yönetmeni"

  • 22. İstanbul Film Festivali 2003

"En İyi Film"

"Nuri Bilge Ceylan - Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı Yılın En İyi Türk Yönetmeni"

"FIPRESCI Ödülü"

  • Cinemaya Film Festivali 2003

"En İyi Film"

"Büyük Ödül"

  • 13. Orhan Arıburnu Ödülleri 2002

"En İyi Film"

"Nuri Bilge Ceylan - En İyi Yönetmen"

"Muzaffer Özdemir - En İyi Erkek Oyuncu"

  • 39. Chicago Uluslararası Film Festivali, 2003 - Nuri Bilge Ceylan - En İyi 2. Film
  • 25. Montpellier Film Festivali 2003

"Nuri Bilge Ceylan - Altın Antigone"

"Nuri Bilge Ceylan - Eleştirmenler Birliği Ödülü"

  • Beyrut Film Festivali 2003

"Nuri Bilge Ceylan - En İyi Film"

"Nuri Bilge Ceylan - En İyi Senaryo"

  • 16. Trieste Film Festivali, 2004 - Nuri Bilge Ceylan - En İyi Film
  • Mexico City Film Festivali, 2004

"Nuri Bilge Ceylan - En İyi Yönetmen"

"Nuri Bilge Ceylan - En İyi Görüntü Yönetmeni"

{mosimage}
Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy