ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Thursday, Nov 26th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Sinema Türk Sineması Görkem Turgut ile Yağmurdan Sonra Üzerine


Görkem Turgut ile Yağmurdan Sonra Üzerine

e-Posta Yazdır

Reklamlar

GÖRKEM TURGUT: BİZ 12 EYLÜL’E SUSTUK

Görkem Turgut’un yönettiği Yağmurdan Sonra, 12 Eylül dönemini arka plana alıyor. Filmin başrollerini ise Serhan Yavaş, Pelin Batu ve Turan Özdemir paylaşıyor...

 

{mosimage}GÜLŞEN İŞERİ

 

12 Eylül 1980...  Derin yaraların, yok oluşların ve travmaların yılı olarak geçti tarihe. Yüzlerce ölüm ve kayıp hafızalarımızdan hiç gitmedi. Sessizce sorguladık, kimseler duymadan.

Yıllar, çok uzun yıllar geçti. Şimdilerde beyazperdelere yansıyor 12 Eylül. Kimi işkence yanını anlatıyor, kimi parçalanmış insanların hikâyelerini. Onca yılın ardından hesaplaşma başlamıştı. Her ne kadar 12 Eylül"ün generalleri hâlâ yargılanmasa da...

 

"Yağmurdan sonra her zaman gökkuşağı görünür mü?" Yağmurdan Sonra filminin alt metni bu cümle. Evet Yağmurdan Sonra’da 12 Eylül sonrasını anlatan siyasi dram. Yönetmenliğini Görkem Turgut’un üstlendiği film, yakın tarihin önemli bir kesitini, 12 Eylül dönemini arka plana alırken, bu dönemde fikirlerinden dolayı yıllarını cezaevinde geçiren bir yazarla, (Nuri İlker) cezaevi müdürünün karısı Sumru’nun aşkını konu alıyor. Filmin senaryosunu Osman Şahin’in Üzüm Bağları isimli öyküsünden esinlenerek yine Görkem Turgut yazdı, başrollerini ise Serhan Yavaş, Pelin Batu ve Turan Özdemir paylaşıyor. Filmin geri dönüşlerinde ara ara filmdeki Nuri İlker (Serhan Yavaş) karakterinin işkence sahnelerine tanıklık ediyoruz. Filmdeki can alıcı fotoğraf ise Kıvılcım. Kıvılcım 8 yaşında ve konuş(a)muyor. Onun o derin sessizliği, 1980 darbesinden sonra Türkiye"nin suskun yüzünü anlatıyor. "Bir Türkiye fotoğrafı" diyor filmin yönetmeni Görkem Turgut.

 

Yağmurdan  Sonra Gökçeada"da çekilen bir film. İnsan Gökçeada ve Kaleköy adlarını duyunca beklentisi çok oluyor. Beklentilerimizde hayal kırıkları oldu… Geçtiğimiz cuma gösterime giren Yağmurdan Sonra"nın yönetmeni ve senaristi Görkem Turgut"la bir araya geldik. İşte tüm bu sorularımıza yanıtlar aradık.

 

»Yağmurdan Sonra bir dönem filmi. 12 Eylül sonrasının yağmur sonrası mı film?

12 Eylül"den sonrası için kullanılacak bir metafor yağmur, doğru.  Filmde izleyicinin göreceği bir şey var: Film başlar ve, "...Yağmurdan sonra her zaman gökkuşağı görünür mü?" diye soru sorar. Evet Yağmurdan sonrası 12 Eylül ama 13 Eylül"de gökkuşağı görünmüş müdür bu ülkede derseniz elbette görünmedi. Çünkü Gökkuşağı rengarenk  ve insanın içine masmavi umutlar salan olgudur, 13 Eylül"den sonrası olamamıştır. Bu anlamda Yağmurdan Sonra"nın yağmuru, 12 Eylül"le paralellenebilir.

 

»Ama asıl olarak filmin ortasındaki yağmur yeni hayatın müjdecisi, değil mi?

Yağmur bilindiği gibi sudur, pek çoğumuz biliriz, kar suyu eritilir ve içme suyu olarak da kullanılır. O kadar temiz ve berraktır. Yağmur her zaman bende duruluğu, saflığı ve temizliği temsil etmiştir. Eminim pek çok izleyici için de öyle olacak. Yağmurun sonrasında güneşli bir gün doğacağına inanç vardır. O güneş de umudun temsilcisidir. Evet, filmin ortasındaki yağmur filmin ikinci bir startı diyelim.  Film iki saat sürüyor. "Her zaman gökkuşağı görünür mü?" sorusunu burada sormak gerek... Yanıtına da izleyici karar versin.

 

»Filmdeki karakter Nuri İlker (Serhan Yavaş) Mamak, Diyarbakır gibi büyük cezaevlerinde kalmış ve Gökçeada Yarı Açık Cezaevine getiriliyor...  Bu filmin gerçekçiliğine ne kadar uygun?

Nuri İlker ağır bir siyasi tutuklu değil. Bir edebiyatçı kimliği var. Resmi ideolojiye göre yasadışı bir örgüt üyesi değil.  Nuri İlker"e yapılan suçlama da ürettiği eserlerle komünizm propagandası yapmak zaten. Ama onu yaparken de örgüt bağlantısı ile yapmıyor. En azından bunu ispatlayamıyorlar. Bu anlamda bir entelektüel. 80"lerden sonra ülkede bir liberalleşme, 12 Eylül"ün getirdiği rejimin izlerini silme çabası v.s. bunların hepsi yaşandı ve resmi ideolojinin toplumla yenden "barışma" çabaları vardı. Ama bu çabalar hep göstermelik çabalardı.

 

»Nuri İlker de bu sürece denk düşüyor sanırım?

Nuri İlker gibiler, yarı açık cezaevine sevk edilebilir, ama sevkten sonra çok yaşanan bir gerçek var: sosyalistlere, devrimcilere bir kulp takıp ekstra cezalar giydirme gibi. Nuri İlker bunu yaşıyor.  Kaldı ki film tamamen gerçekçi...

 

»Genelde siyasi dramlarda tanık olduğumuz kareler vardır. Kaybeden, yiten bir devrimci görüyoruz. Yağmurdan Sonra"da aslında kimin kaybettiği tartışmalı. Kaybeden kim?

Filmde kimin kaybettiği tartışmalı bir konu doğru. Yağmurdan Sonra"ya izleyici karar versin. Filmde mahkûm ettiğimiz başka değerler var, asıl kaybedenler onlar oldu. Ülkede bu tarz filmler toplumcu, gerçekçi çizgide ele alınacaksa öyle ele alınmalıdır. Eve Dönüş ve Sonbahar bunlardan biridir. (Son dönem filmleri olarak.) Bu anlamda eğer savaş varsa, maalesef söylüyorum elimizdeki sosyalistiler bir sıfır mağlup. Kendi gerçeğimizle yüzleşeceğiz. Mevlana’ya bir atıf yapalım; "kişi gerçeğini bilecek."

 

»Peki sanat toplumların yeniden dönüşmesine nasıl bir katkı sağlıyor?

Ülkemizdeki siyasi yelpaze içinde sosyalistlerin kendi gücünün ne olduğunu bileceğiz. Sinemada söylediğim bir şey var: Sanatın hiçbir dalı toplumları dönüştürmeye yetmez. Ama yaptıkları ürünle topluma yön verir, bu anlamda sinema sanatı da böyle olmalı. Bu anlamda sosyalistler bir sıfır mağluptur, durumu değiştirecek olanlar da sosyalistlerdir.

 

»Bu mağlupluk nelere yol açtı sizin gözünüzde?

Değişimlere yanıt bulamazsanız, geniş kitlelere umut olamazsanız, birileri de kalkar sizi ve tüm devrimci değerleri "ti"ye alır. Bunu yaşıyoruz bu günlerde, filmin adını söylemeye gerek yok.

Türkiye"nin sosyalistleri dayak yemeye alışkındır, çok da yemiştir. Ama ders çıkartılmamıştır. Yaşadıklarımızdan ders çıkartmıyoruz. Sosyalizm demiyorum, sosyalizm dimdik ayakta duruyor, sorun küresel anlamda sosyalistler mevzilerini kaybetmiş, en geri duruma düşmüş durumdadır. Fakat dünyada hiçbir coğrafyada olmadığı kadar Türkiye"de sosyalistler yeni bir şey söylemekten uzaktırlar ve dünyanın hiçbir yerinde Türkiye"deki gibi 70 parçaya bölünmüş bir ülke yoktur.  Ve bana kimse sosyalist etik açısından bunun izahını yapamaz. Sanki yakında yeni bir sisteme, devrime geçiş var, bütün proletarya ayakta gibi sosyalistler kendi aralarında nasıl sosyalizm olması gerektiğini tartışıp ayrışıyorlar. Hâlâ bu kadar darbe, tokat yiyip şımarık kalabilmek sosyalist etikle bağdaşmıyor.

 

»Bu parçalanmışlıkları 12 Eylül"le bağlamak ne kadar doğru?

Kesinlikle tek sorumlusu 12 Eylül değildir.  Ayrışma hastalıklarımız var bizim. Hiç bitmedi. 12 Eylül sadece Türkiye"de yaşanmadı, durumu gereğinden fazla dramatize ediyoruz. Güney Amerika"ya baksınlar derim, en büyük acıları yaşamış coğrafyadır. Daha da yakınlaştıralım, Yunanistan’a baksınlar. Aynı dönemde benzer acıları yaşadık.

Tamam, 12 Eylül gerçekten ezip geçmiştir. 12 Eylül sonrasında müthiş bir asimilasyon ve apolitizasyon yaşanmıştır. Zaten Yağmurdan Sonra 1988 yılında geçiyor ama 2008 yılında geçen bir hikâye olarak da çekseydim, 12 Eylül"ü çekmiş olurdum yine. Çünkü hâlâ devam ediyor. Engin Çeber"e dönüp baksınlar sürecin devam ettiğinin en büyük ispatıdır.

 

»Biraz umutsuz bir tablo çizdiniz.

Yağmurdan Sonra"daki sosyalist karakterimiz Nuri İlker şunu söyler: "Umutsuzluk bizim gibilerine yakışmaz derdim ama insan ışıksız kalabiliyormuş, umudu da körelince..." Bence sosyalistlerin durumu budur.

Bizde elitist bir tutum vardır. Halk bizi anlamıyor deniliyor, sığınak noktası budur. Bu da markisizime ihanettir. Anlatamıyorsan bu işleri bırakacaksın. Ama kendine hem sosyalist hem de Marksist dersen ve sonra da halk beni anlamıyor dersen bu halka yukarıdan bakmak olur...

 

***

‘Yağmurdan Sonra politik bir dram’

»Bugün 12 Eylül"ü beyaz perdede görüyoruz. Geçmişle hesaplaşma neden bu kadar geç?

Uzun yıllar sansürle uğraştı sinema. Yurdun bazı bölgelerinde film çekilemiyordu düşünün. Düşünsel alanın her alanında 12 Eylül etkisini hissettirmiştir. Evet bu anlamda hesaplaşma gecikti. Ama zaten süreç devam ediyor ve ben buna rağmen umutlu olmaya çalışıyorum.

 

»Bu suskunluk 8 yaşındaki Kıvılcım"ın suskunluğunda gizli. Bu anlamda Türkiye fotoğrafı mıydı Kıvılcım?

Türkiye"nin resmiydi evet. Biz 12 Eylül"e sustuk. İşte bu suskunluk Kıvılcım"dı. Yağmurdan Sonra politik bir dramdır. 12 Eylül"ün insan hayatında açtığı yarayı anlatır. Bir yanıyla egemen kültür anlayışının dayattığı değerler sistemi var. Aşkı çok kolay tüketen, kolay yaşanılan, et buluşmasıyla başlayan vs. Kapitalizmin değerler sisteminde ne yazık ki böyle işleniyor. Yağmurdan Sonra ise aynı zamanda onurlu, emek isteyen aşkın filmi...

 

»Gökçeada"da çekmişsiniz filmi ancak Gökçeada denince Rumları görmek istedik sanırım,  ama tek bir karakterle veriyorsunuz… Bu bilinçli bir tercih miydi?

Netice de iki saatlik bir filmdi. Bir de Rumları anlatamazdık. Ama filmde bir Rum karakteri var. (Eleni) Bu yanıyla da ülkemizde resmi ideolojinin ürettiği politikayla sıkıntıya düşmüş,  "ötekileştirilmiş" kesimlerden bir tanesi olan Rumlara da selam yolluyoruz ama bu durumu,  acılarını çektiklerini filmimizde pek de anlatamıyoruz. Çekinmekle ilgili değil, çekinseydim bu filmi yapmazdım.

 

BİRGÜN GAZETESİ

Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy