ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Saturday, Jun 06th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Sinema Türk Sineması Masumiyet / Zeki Demirkubuz


Masumiyet / Zeki Demirkubuz

e-Posta Yazdır

Reklamlar
{mosimage}

Güçlü bir hayat kadını olan Uğur (Derya Alabora), hayat kadınına saplantılı bir adam olan Bekir (Haluk Bilginer) ve hapisten yeni çıkmış amaçsız biri olan Yusuf (Güven Kıraç) ve annesinin hamileyken yediği dayaktan dolayı sağır ve dilsiz doğan Çilem (Melis Tuna) etrafında gelişen sıradan olaylar...

Filmdeki "kır sahnesi" en öne çıkan sahnedir. 2006 yılı itibariyle yönetmen Zeki Demirkubuz, Masumiyet`in devamı sayılabilecek Kader'i çekmiştir. Kader filminde Uğur ve Bekir'in gençliklerinde yaşadıkları, nasıl tanıştıkları anlatılmaktadır. Masumiyet'te Uğur'un aşık olduğu adam olan Zagor'u da (Ozan Bilen) ilk kez Kader filminde görürüz.

 

 

Aldığı Ödüller

34. Antalya Altın Portakal Film Festivali

‘Halk Jurisi Avni Tolunay Ödülü’

‘En İyi Kadın Oyuncu’ (Derya Alabora)

‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ (Haluk Bilginer)

  • 10. Ankara Film Festivali

‘En İyi Kadın Oyuncu’ (Derya Alabora)

‘En İyi Erkek Oyuncu’ (Haluk Bilginer)

  • 11. Adana Altın Koza Film Festivali

‘En İyi Kadın Oyuncu’ (Derya Alabora)

‘En İyi Erkek Oyuncu’ (Haluk Bilginer)

‘En İyi Yönetmen’ (Zeki Demirkubuz)

‘En İyi Kurgu' (Mevlüt Koçak)

 

 

 

MASUMİYET'TEN BİR BÖLÜM

Çocuk neden sakat abi?
-Doğuştan... Doğuştan denmez aslında. Hamileyken babasından ağır bi' dayak yemiş.
-Babası nerde?
-Sinop’ta.
-Hapishanedeki? Geçen gün Uğur ablayı hapishaneye giderken gördüm...
-Sevgilisi...
-Onun için mi bu şehirdesiniz? Ha?
-Uzun hikaye, karışık... Bu kaltakla aynı mahallede büyüdük. Mevlanakapı’da. Babası zabıtaydı. Alkolik hasta bi' adamdı rahmetli, erkenden de gitti zaten. Bu anasıyla yoksul, perişan... Bizim tuzumuz kuruydu, hacı babam yapmış bi' şeyler. bi' de Zagor vardı. Bizim eski evin kiracısının oğlu. Babası filimciydi yeşilçamda, cepçilik, arpacılık, her yol vardı itte ama sevimli, yakışıklı oğlandı. Bizimkine aşık etmiş kendini. Ben efendi oğlanım, okul mokul takılıyorum o zamanlar. Öylece büyüdük gittik işte. Ne bok varsa? Hep askerliği beklerdim. Dört sene kaldı, Üç sene kaldı... Sonunda o da geldi gittik. Bizde de herkes bunu bekliyormuş; gelir gelmez yapıştılar yakama. Ev düzüldü, kız bulundu, çeyiz falan filan... Nikahlandık, iki taksi bi dükkan verdi peder.

Dükkanda koltuk moltuk satardım. Bi' gün bu orospu çıkageldi. Hiç unutmam, görür görmez cız etti içim. Böyle basma bi' etek dizine kadar, çorap yok, üstünde açık bi bluz, saçlar maçlar... Pırlanta anlayacağın. Şunun bunun fiyatını sordu, dalga geçti benimle. Kanıma girdi o gün. Tabii taktım ben bunu kafaya. Ertesi gün bi' soruşturma... Dediklerine göre yemeyen kalmamış mahallede ama asıl Zagor’a kesikmiş. Zagor’da kaftiden içerde o sıra. Bi' gün, süslenmiş püslenmiş; zırt geçti dükkanın önünden, yazıldım peşine. Tuhafiyeciye gitti, pastaneden çıktı; minibüs otobüs, geldik Sağmalcılar’a; benim içimde bi' sıkıntı. İşi anladım tabii: Zagor’u ziyarete gidiyor. Bi' tuhaf oldum, piçi de kıskandım. Uzatmayalım çaresiz evlendik ötekiyle.

O ara zagor içerden çıktı. Sonra bi' duyduk; kaçmış bunLar. Altı ay mı bi sene mi; kayıp. Hep rüyalarıma girerdi orospu. O gün dükkana gelişini hiç unutamadım. Benimkine bile dokunamaz oldum. Sonra bi' daha duyduk ki iki kişiyi deşmiş Zagor: biri polis, ikisinin de gırtlağını kesmiş. Karakolda beş gün beş gece işkence buna. Arkadaşlarının öcünü alıyorlar. Kaltağa da öyle... Önce öldü dediler Zagor’a, sonra komalık. Ankara’da oluyor bunLar. Bizimki bi' gün çıkageldi mahalleye. Zagor içerde, en iyisinden müebbet. Bi' sabah dükkana geldim, baktım bu oturuyor. Önce tanıyamadım. Anlayınca içim cız etti. Cız etti de ne? Tornavida yemiş gibi oldum. Çökmüş, zayıflamış, bembeyaz bi' surat... Ama bu sefer başka güzel orospu. Oranın şarkıları gibi. Kalktı böyle, dimdik konuşmaya başladı. Dedi "para lazım, çok para." Zagor’a avukat tutacakmış. "İlerde öderim" dedi. Esnafız ya bizde, “nasıl?” diye sormuş bulunduk. "Orospuluk yaparım" dedi, "istersen metresin olurum." İçime bi' şey oturdu ağlamaya başladım, ama ne ağlamak! İşte o gün bu günden beri bu orospuyla tam yirmi yıl geçti.

Uzatmayalım, Zagor’a müebbet verdiler. Ama rahat durmaz ki piç! Ha birini şişledi, ha firara teşebbüs; o şehir senin bu şehir benim, cezaevlerini gezip duruyor. Orospu da peşinden. Sonunda dayanamadım: ben de onun peşinden...

Önce dükkan gitti, ardından taksiler. Karı terk etti, peder kapıları kapadı. Yunus gibi aşk uğruna düştük yollara. İş bilmem, zanaat yok. Bu durmuyor hiç. İlk yıllar ufak kahpeliklere başladı, sonra alıştı. Gözünü yumup yatıyor milletin altına. Gel dönelim diye çok yalvardım. Evlenelim, pederi kandırırım, Zagor’a bakarız: yok. Kancık köpek gibi izini sürüyor itin. N’aptı buna annamadım. Kaç defa dönüp gittim İstanbul’a. Yeminler ettim. Doktorlar, hocalar kar etmedi. Her seferinde yine peşinde buldum kendimi.

Bi' keresinde döndüm, biriyle evlenmiş bu, hamile... Beni abisiyim diye yutturduk herife. Nedense rahatladım, ohh dedim, kurtuluyorum. Bu da akıllanmış görünüyor. Yüzü gözü düzelmiş, çocuk diyo başka bi' şey demiyor. Sinop’ta oluyo bunlar. Ben de döndüm istanbul’a. Doğumuna yakın, Zagor bi' isyana karışıyor gene. Hemen paketleyip Diyarbakır cezaevine postalıyorlar. Çok geçmeden bizimki depreşiyor gene; o haliyle kalk git sen Diyarbakır’a, üç gün ortadan kaybol... Herif kafayı yiyor tabii. dönünce bi' dayak buna: eşek sudan gelinceye kadar. Kızın sakatlığı bu yüzden. Sonra çocuğu doğuruyoR. Uzun zaman anlaşılmamış. Ortaya çıkınca bi' gece esrarı çekip takıyor herife bıçağı. Çocuğu da alıp vın Diyarbakır’a, Zagor’un peşine. Allahtan herif delikanlı çıkıyor da şikayet etmiyor.

Ben o ara istanbul’da taksiden yolumu buluyorum. epey bi zaman böyle geçti. yine her gece rüyalarımda bu. Zagor’un Diyarbakır cezaevinde olduğunu duymuştum o sıra. Bi' gece b'i büyükle eve geldim. Hepsini içtim. Zurnayım tabi. Bi' ara gözümü açıp baktım: karlı dağlar geçiyor. Bi' daha açtım, başımda bi' çocuk, kalk abi, Diyarbakır’a geldik diyor. Baktım, sahiden Diyarbakır’dayım. Bi' soruşturma... Kale mahallesi vardır oranın, bi' gecekonduda buldum, malımı bilmez miyim? Görünce hiç şaşırmadı. Hiç bi' şey demedik. O gece oturup düşündüm. "Oğlum Bekir" dedim kendi kendime, "yolu yok çekeceksin, isyan etmenin faydası yok, kaderin böyle, yol belli, eğ başını, usul usul yürü şimdi." o gün bugün usul usul yürüyorum işte.

filmin muhteşem sahnelerinden biriydi..haluk bilginer herzamanki gibi insanı kendisine hayran bıraktı.. 

 

{mosimage}
Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy