ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Tuesday, Jun 15th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

SHAKESPEARE - SONELER
Tartışma Angelica tarafından, 03 Nisan 01:47 ÖS tarihinde başlatıldı.
Sone 128

Sen, müziğim benim, müziğinin her çalışında,
O kutsal tuşlarda ve sesler getirdiğinde kulağıma;
O canım parmakların dokunuşuyla teller titreştiğinde,
Ve yarattıkları uyumla beni kendimden geçirdiğinde,
Kimbilir kaç kez kıskanmışımdır o kıvrak tuşları,
Sıçrayıp o narin ellere öpüşler kondurduklarında.
Cüretine bakıp kaç kez kızarmıştır yanıbaşında o tahtaların,
Bu ekini ben biçmeliydim, diyen dudaklarım.
Nasıl istemezdi dudaklarım onların yerinde olmayı,
Onlar gibi dansetmeyi, uzanıp avuçlarına değerek!
Oysa parmakların onların üstünde sekiyor yalnız;
Ölü tahta parçalarını kutsuyor, dokunmuyor diri dudaklara.
Madem böyle hoşlanıyor bundan, bu utanmaz keratalar,
Onlara kalsın parmakların, dudakların benim olsun.
Cevaplar
Cevap yazabilmeniz için ilk olarak bu grubun aktif üyesi olmanız gerekmektedir.
feylesof, Çarşamba, 14 Temmuz 2010 20:13
feylesof
İnsanın Yedi Çağ

Bütün dünya bir sahnedir..
Ve bütün erkekler ve kadınla
sadece birer oyuncu..
Girerler ve çıkarlar
Bir kişi bir çok rolü birden oynar
Bu oyun insanın yedi çağıdır..
İlk rol bebeklik çağıdı
, Dadısının kollarında agucuk yaparken.
. sonra mızıkçı bir okul çocuğu.
. Çantası elinde, yüzünde sabahın parlaklığ
Ayağını sürerek okula gider.
. Daha sonra aşık delikanlı geli
, İç çekişleri ve sevgilinin kaşlarına yazılmış şirleriyle
.. Sonra asker olur, garip yeminler ed
r. Leopara benzeyen sakalıyla onurlu ve kıskan
, Savaşta atak ve korkus
z, Topun ağzında bile şöhretin hayallerini kurar
.. Sonra hakimliğe başl
r, Şişman göbeği lezzetli etlerle do
u, Gözleri ciddi, sakalı ciddi kesmli
.. Bilge atasözleri ve modern örneklerle konuşu
Ve böylece rolünü oynar
.. Altıncı çağında ise palyaço giysileriy
e, Gözünde gözlüğü, yanında çantas
, Gençliğinden kalma pantalonu zayıflamış vücuduna bol gel
r. Ve kalın erkek sesi, çocukluğundaki gibi incel
r. Son çağda bu olaylı tarih sona er
r. İkinci çocukla her şey bi
er. Dişsiz, gözsüz, tatsız, hiç bir şeysi

. "Nasıl Hoşunuza Giderse - 3. Bölüm 7. Traje
ya"
 
feylesof, Pazartesi, 12 Temmuz 2010 23:19
feylesof
Unut Gitsin

Yas mas tutma sevgilim, öldüğüm zaman.
Toprakta böceklere güldüğüm zaman
Duyurunca, paslı sesiyle, ölüp gittiğimi, bir çan...
Yas mas tutma sevgilim, öldüğüm zaman

Çürüyen gövdem gibi, yitip gitsim aşkın da...
Ne bir mektup kalsın bizden, ne bir söz, ne bir eşya...
Unut gitsin adımı, arkamdan da ağlama
Gözyaşınla da eğlenir, onu da alıp-satar bu dünya..
 
adım, Cumartesi, 01 Mayıs 2010 08:32
adım
romeo : oradaki,şu tüm meyve ağaçlarının tepelerini yaldızlayan kutsal ayın üzerine yemin ediyorum...
juliet : ayın üzerine yemin etme..her ay ,yuvarlak dairesinde değişen vefasız ayın üzerine,yoksa senin aşkında onun gibi değişken olabilr...
romeo : o halde neyin üzerine yemin edeyim...
juliet : hiç yemin etme...yada istiyorsan ,o zarif benliğinin üzerine yemin et.işte o zaman sana inanırım...

 
adım, Perşembe, 29 Nisan 2010 13:34
adım
LEAR’İN GÖLGES
Shakespeare’in ‘Kral Lear’ adlı oyununda, kralın gücünü tamamen yitirdiğini anladığı sahne çok dokunaklıdır. Topraklarını iki büyük kızı arasında bölüştüren Lear, iktidarını bütünüyle kaybeder ve çocuklarından kötü muamele görür. Bu durum ona öyle çok acı verir ki, önce kızının kendi kızı olduğundan emin olamaz, sonra da kendinden şüphe duyar: “Beni tanıyan kimse var mı burada? Ben Lear değilim herhalde. Lear böyle mi yürür? Böyle mi konuşur? Gözleri nerede? Lear ya bunadı, ya beyni uyuştu da anlayışı kalmadı. Uyanık mıyım ben? Olamaz... Biriniz söyleyemez mi bana, ben kimim?
Lear’e cevap verme cesaretini gösteren yalnızca soytarısı olacaktır. Her zamanki hazırcevaplığıyla yine lafı gediğine koyar: “Lear'in gölgesi.
‘Kral Lear,’ ilk bakışta yaşlanan ve iktidarını kaybeden bir adamın trajedisini anlatır. Fakat aslında bir ihanetin öyküsüdür. Shakespeare, bu sahnede ihanete uğradığımızda varlığımızın sarsıldığını söyler bize. Güvendiğimiz biri tarafından aldatıldığımız zaman, aslında kendimizi de yitiririz. Kim olduğumuzu unutur, bir gölge haline geliri
. İhanetin türlü türlü halleri vardır. Lear, çocuklarının ihaneti ile sarsılır. Othello, Desdemona’nın kendisine sadık kalmadığından şüphe eder. Hamlet, amcasının elinde oyuncak olan arkadaşları Rosencrantz ve Guildenstern tarafından aldatılır. Hepsi kötüdür bunların. Bir bakıma hepsi aynı kapıya çık
r. Bana sorarsanız, en fenası bir dostun ihanetidir. Çocuğunu affedebilir insan, sevgilisini terk edebilir. Ama dostuna ikisini de yapamaz. Bazan ne tümüyle affetmek mümkün olur, ne de terkedip gitmek. Bir de bakarsınız ki, gitgide solarak rengini kaybetmiş bir ilişkinin içinde kalakalmışsın
z. Her zaman dramatik sahneler yaşanmaz. Hatta çoğu kez yaşanmaz. Çarpılan kapılar, açık edilen sırlar, ya da ağır laflar gerekmez. Kimi dostlar yavaş yavaş giderler insanın hayatından. Telefonlar kesilir. Görüşmelerin arası açılır. Bir araya gelindiği zaman küçük anlamsız konuşmalar yapılır. Sonra bir gün ilk kez onun yanında sıkıldığınızı farkedersiniz. Eve döndüğünüzde ağır bir his olur içinizde. Söylenmesi gereken şeyler söylenmediği için değil. Söylenecek bir şey kalmadığı için olur
u. Gözlerine baktığınız zaman artık o sessiz anlaşmayı görmezsiniz. Kalabalık bir masada birbirinizden uzak köşelerde oturduğunuzda, bakışlarınızla birbirinizi yakalayıp kucakladığınız, bir süre havada tutup sonra hafifçe yere bıraktığınız anları geçirirsiniz aklınızdan. Ya da aynı şeyi düşünüp güleceğinizi bildiğiniz için göz göze gelmekten kaçındığınız zamanları. En çok da hiç konuşmadan oturduğunuz ve o anlayış dolu sessizlik bölünmesin diye kıpırdamaya bile cesaret edemediğiniz gecele
i. Yalnızca ikinizin bildiği sözcükler kullanılmadıkları için yok olmuş, sadece size ait olan dil çoktan tarihe karışmıştır. Neye güleceğinizi bilemezsiniz. Neye üzülüyorsanız yalnızca sizin derdinizdir o artık. Bir yabancılık hissi gelir ve gitmek bilmez. Aranızda öylece durur. Sağır bir camın ardından bakar gibi izlersiniz onu. Kaybedilen şeyin büyüklüğü iki kez vurur sizi: hem kendi tarafınızdan, hem de onun tarafından. Onunla beraberken hep iki kişilik düşünmeye alışmışsınızdır çünkü. Her şeyi düzeltecek bir şey söylemek ister gibi yutkunur durursunuz. Ama olanaksızdır bu. O sıcaklık yok olmuş, ilişki tavsamışt
r. Halbuki gerçek bir dost varlığımızın teyididir. Onun aynasında kendimizi göremez olduğumuzda, biz de yok oluruz aslında. Dünya yabancı bir yer haline gelir. Bedenimiz bile bizim olmaktan çıkar. Bildiğimiz alıştığımız haliyle hissedemeyiz onu. Kralın umutsuzluk içinde “Lear böyle mi yürür? Böyle mi konuşur? Gözleri nerede?” demesi bundand
r. Gitgide sesler kısılır, ışık azalır. Sınırlarımız belirsizleşir, hatlarımız silikleşir. Hayatımız üzerindeki gücümüzü kaybederiz ve artık kimse bize kim olduğumuzu hatırlatmayacağı için varlığımıza dair şüphe duyar
z. En fenası bir dostun ihanetidir. Çünkü ardında kambur ve çirkin bir gölge bırak
r. Meltem Gürle
 
feylesof, Pazar, 25 Nisan 2010 21:04
feylesof

66. Sone

Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.

W. Shakespeare
 
Angelica, Perşembe, 08 Nisan 2010 18:03
Angelica
SONE 23

Sahnede korkusundan eli ayagina dolasan,
Rolunu sasiran toy bir oyuncu gibi:
Ya da ofkeyle yanip tutustukca benliginden tasan gucu
Kendi yuregini zayiflatan azgin bir yaratik gibi,
Guvenemiyorum kendime, cekiniyorum ben de;
Cekiniyorum icimdeki sevgiyi dile getirmeye,
Tasinmaz yuku altinda eziliyorum sevgimin,
Dayanilmaz gucu onunde curuyup gidiyorum sanki.
Dilimden gelmeyeni su gorunusum anlatsin oyleyse,
Sessiz oyunlar gibi iletsin gonlumden dokulenleri,
Aciga vursun sevgimi, derdime care arasin,
Hic kalsin yaninda, susmak bilmeyen, durmadan soyleyen diller.
Dilsiz sevgi neler yazmis bak da gor,
Icten sevenler bilir yalniz, nasil olurmus gozlerle isitmek.
 
Angelica, Perşembe, 08 Nisan 2010 17:55
Angelica
SONE 46

Olumcul bir savasa tutulmus gozumle gonlum,
Bir turlu paylasamiyorlar karsilarinda duran seni;
Gozum gostermek istemiyor resmini gonlume,
Gonlumse yasaklamak istiyor gorme hakkini gozume.
Hep bende yatiyor ya, diyor gonlum senin icin,
Bir degerli tas gibi duruyor kutusunda gozlerden uzak.
Gozler karsi cikiyor bu sozlere savunuyor kendini
Bizlerde yansiyor ya bicimli gorunusu diyor.
Bir dusunceler kurulu toplaniyor yurekte,
Karar verilsin, deniyor; kim hakli, kim haksiz belli olsun.
Karar cikiyor sonunda ve aciklaniyor hemen;
Gonlumun payina ne dusmus, ne dusmus gozlerime.
Dis gorunusun gozlerime kaliyor bu kararla,
Gonlume de icten ice gonlunu sevmek dusuyor.
 
Angelica, Perşembe, 08 Nisan 2010 17:50
Angelica
SONE 19

Ey herseyi utan zaman, durma torpule pencesini aslanin;
Cani gibi yavrularini yutsun senin zorunla su topral.
Ayir cenesini azgin kaplanin, sok sivri dislerini;
Uzun omurlu Anka kusunu kendi kaninda yak.
Sen gecip giderken kimi sevinsin, kimi yerinsin mevsimlerin.
Ne istersen yap, ey ayagina tez zaman,
Su acsuz dunyaya ve tum solan guzelliklerine.
Ama haince bir suc var ki sakin isleyeyim deme;
Saatlerinle sevdigimin alnina oyuklar acma;
Cağlar otesi kaleminle cizgiler cekme orda.
Yuru git sen yoluna; ona da ilimse, nasilsa oyle kalsin;
Kalsin ki, bizden sonrakiler gorsun, nasil olurmus guzel.
Yine de, elinden geleni ardina koyma, koca Zaman; ne yapsan,
Sonsuzluga dek genc kalacak sevdigim su dizelerde.

 
Zeus, Perşembe, 08 Nisan 2010 15:30
Zeus
18. SONE
Seni bir yaz gününe benzetmek mi, ne gezer?
Çok daha güzelsin sen, çok daha cana yakın:
Taze tomurcukları sert rüzgârlar örseler,
Kısacıktır süresi yeryüzünde bir yazın:
Işıldar göğün gözü, yakacak kadar sıcak,
Ve sık sık kararı da yaldız düşer yüzünden;
Her güzel, güzellikten er geç yoksun kalacak
Kader ya da varlığın bozulması yüzünden;
Ama hiç solmayacak sendeki ölümsüz yaz,
Güzelliğin yitmez ki asla olmaz ki hurda;
Gölgesindesin diye ecel caka satamaz
Sen çağları aşarken bu ölmez satırlarda:
İnsanlar nefes alsın, gözler görsün elverir
Yaşadıkça şiirim, sana da hayat verir

William SHAKESPEARE
Çeviren : Talat Sait HALMAN
 
Zeus, Perşembe, 08 Nisan 2010 15:29
Zeus
130. SONE

"Günese hiç benzemez sevdicegimin gözleri;
Mercan önde gider kirmizilikta, dudaklarindan:
Eger kar beyaz tabir edilirse, onun koynu gri;
Eger saça tel denirse, kapkara teller büyür basindan.
Çok gördüm pembe, beyaz, kirmizi güller,
Ama izi bile yoktur onun yanaklarinda o güllerin;
Ve bazi kokular eminim çok daha güzeller
Aci kokusundan, ondan yükselen nefesin.
Severim onu konusurken dinlemeyi, ama bilirim
Müzigin kulaga çok daha hos gelen bir tinisi var:
Emin olun öyle yürüyen bir ilahe hiç görmedim;
Benim sevdicegim yürürken yeri gögü sallar.
Ve fakat, tanri sahit olsun ki benim askim nadirdir
O, saçma sapan benzetmelerle tarif edilemeyendir."