ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Saturday, Mar 28th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Sosyal Ağ Gruplar Yunan Mitolojisi Tartışmalar Afrodit Hakkında İddialar ve Diğer Mitolojideki Denklikleri
Afrodit Hakkında İddialar ve Diğer Mitolojideki Denklikleri
Tartışma PurpLeDream tarafından, 21 Temmuz 12:24 ÖS tarihinde başlatıldı.

Yunan Tanrılar dünyasına geç giren Afrodit'in Yunan kökenli bir tanrıça olmadığı görüşleri bulunmaktadır.Onda;Fenikelilerde adı Astarte, Yahudi olmayan Yunanlılarda Atargatis,İbranice de isi Aştoreth  ve Asurlularda Anat olan Sümer-Babil kökenli İnnana-İştar birleşiyor ve yeni bir bütün oluşuyor.Eşi Dumuzi,Asurlu Hadad-Baal'le ve sonunda Yunan Adonis'le bir tutuyor;ancak onun adı da ikametgahı olarak coğrafi açıdan da doğu ve batı arasında ideal bir bağlantı parçası olan Kıbrıs adası kabul ediliyor.En eski tapınağı büyük olasılıkla ,Pelopnnes'in g.doğu ucunun önündeki Kythera adasında bulunuyordu.Lakabını bu adadan almıştır,Kythera yada Kythereia.Tıpkı Kıbrıs adasından ötürü Kypris olan adı gibi.Kıbrıs'taki Paphos'da başka bir önemli tapınağı nedeniylede daha sonra ona,Paphos'lu Venüs dendi ve bu şekilde İsis le bir tutuldu.Fenikeli tüccarlar sayesinde Astart olarak Kıbrıs'a,Kythera'ya,Atina'ya ve Korith'e ulaştı;ki Korinth, daha sonra Afrodit kültü ile ün kazandı.

Kendileri Fenikeli olmasada Fenikeli Tanrılara tapan Filistinliler, aynı tanrıçaya Atargatis dediler.Fakat Kıbrıslılar daha sonr Heredot'a Atagatis'in kendi tanrıçaları olan Afrodit olduğunu anlatırlar.Grigson'ın anlatılarında şöyle geçer ''Askalon'da ona, bedeni pul bir kuyrukla sona eren su perisinin şekli verildi.Tapıağın havuzlarında ve göletlerinde balıklar yetiştirildi; yani onun kutsal hayvanları.Su ve balık onun Tanrısal gücünü sembolize ediyordu.Yunuslarla Atagartis arasında da denizin üzerindeki gücünün sembolü olarak bağlantı kuruldu.Onun gemilere iyi yolculuk verme yeteneği, Mısırlılara 3.Ramses zamanında çok sorun olan Askolan gemicileri için çok önemliydi.'' Arkeolojik buluşlar, Yunanlıların yani Mykene çevresindeki Akaların, M.Ö 13.yy'dan beri Kıbrıs'a yerleştiklerini ve orada yerlilerle olduğu gibi, daha sonra gelen Tjekker ve Pelesterler le karşılaştıklarını; böylece M.Ö. 1230 ve 1190 arasında Kıbrıs'ın tamamen Yunanlılaştığını gösteriyor.Kıbrıs'ın İdalion, Soli,Marion ve Salamis şehirleri, 2.Ramses tarafından düşman olarak kabul ediliyordu; buda onların denizci ulusları  üsleri arasında yer aldıkları anlamını doğurur.Daha sonra bahsi geçen bu şehirler, Afrodit kültünün merkezleri olarak tanınır.Marion; şimdiki Polis, Kitos; daha sonraki Larnaka'dır.Larnaka'da arkeolojistler daha sonra yer altında Afrodit ve Astarte'nin büyük tapınaklarını buldurlar.Astarte ve Afrodit adanın her yerinde birbirine kaynaştığında; yani M.Ö. 9.yy'da, yapılan bir tapınaktır bu.

Coğrafi köken gibi,Tanrıçaların mitolojik kökenide karmaşık görünüyor.Köpükden doğan Afrodit; köpük,Yunanca aphros'dan gelir.Bu sözcük, Yunanlıların İbranicedeki Aştoreth sözcüğünü söylemeye yönelik boş çabalarından doğan bir sözcüktür.

Aslında iki Tanrıçalarla ilgili anlatılan öykülerden iki tanesinin deniz kökenli Tanrıçalar olduklarıyla ilgili ilgisi yoktu: Bunlardan ilkine göre, Afrodit, Zeus'un ve Yer Tanrıçası Dione'nin kızı kabul edilir.Buna göre Tanrıça, yerin ve göğün birleşiminden meydana gelen bir çocuktu.Fakat esrarengiz biçimde yumurtadan doğduğunu, Hristiyan bir yazar olan Hyginus M.Ö.2.yy'da  yazmıştır. Yazarın yazılarında Afrodit'in doğuşu şöyle geçer:

''Çok büyük bir yumurtanın gökten Fırat Nehri'ne düştüğü anlatılıyor.Balıklar onu kıyıya getirdi, güvercinler üzerine oturdular,onu ısıttılar,kuluçkaya yattılar ve daha sonra Suriyeli Tanrıça olarak tanınan Venüs oldu.Venüs, ulaşılmaz egemen ve kutsaldı, Jüpiter balıkların yıldızlara katılmalarına izin verdi.Bu nedenle Suriyeliler için balıklar ve güvercinler kutsal olarak kabul ediliyor ve yenilmesi yasak''

Bu yazıya göre kültün, Mezopotpmya'dan geldiği iddia ediliyor.Amam en ünlü öyküyü Hesiod, Theogoni'sinde (M.Ö.8yy) anlatıyor.Ona göre Afrodit, denizde sürüklenen Uranos'un kesilmiş cinsel uzuvlarının çevresindeki köpükten oluştu:

Gaia,Toprağın Tanrıçacı, kendi oğlu ve eşi olan Uranos'la; yani semavi babayı oluşturan kişiyle sonsuz düşman durumuna geldi.Gaia yalnızca titanları ve kiklopları değil; bunların yanında, Uranos tarafından eşinin bedenine geri itilerek kovulan, yüz kollu üç canavarıda dünyaya getirdi.Gaia acılar içinde şaha kalktı ve Uranos'tan öcünü almaya ant içti.Çakmak taşlı dişleri olan bir orak hazırladı ve oğullarından korkunç babalarına karşı yardım istedi.Yalnızca Kronos ondan korkmuyordu.Yeryüzü Tanrıçası ona orağı verdi; o da babasının, Gaia ile birlikte olduğu anı bekledi.Şehvetli Uranos herzamanki gibi gece için tam yeryüzüne uzanmıştı ki Kronos, son anda onun cinsel organlarını yakaladı ve onları orakla kesti.Parçaları arkasından, uzun süre sürüklendikleri denize attı.

Hesiod'dan aşağı yukarı aşağı yukarı dört yüz yıl sonra köpükten doğan kişi aynı zamanda midyeden doğan oldu ve bu ad ona, Afrodit'i sanat tarihinde de ölümsüz yapan biçimi verdi; Tıpkı midye kabukları tarafından korunan inci gibi,bu biçimde tanrıça denizin kucağında olgunlaşıyor.İki parça açılıyor ve tanrıçanın, içinde dikilmediği, diz çöktüğü, hazır, çıplak ve taze ışıldayan sabah çiyi gibi denizin dalgalarını aşarcasına, görülmesini sağlıyor.

Bu biçimde M.Ö.2.yy'dan beri her zaman mezara konulan ya da sunaklarda kurban olarak yararlanılan küçük boyanmış figürler olarak sunuldu.Henüz Atargis'e bile Margarito, İnci ya da İncilerin Hanımefendisi deniliyordu.İnci'nin Yunancası Kteis aynı zamanda kadının cinsel organınıda temsil ediyordu; bu da lakabına uyuyordu; buna göre de o, Philomedes, cinsel organ seven kişi olarak adlandırılıyordu.Afrodit'in bir kteisten doğuşu, yumurtanın deniz başlantılı diğer görüşüne yakın, balıkların yumurtayı Fırat'an kıyıya çıkardıkları ve anne bedeni olarak midye; kesinlikle suyun, balıkların, kutsal yunusların mekanda ve duygularda mutlu bir yolculuğun Tanrıçasına uyuyordu.Deniz, heryerde dişi ve tamamen doğa btarihine uygun olarak her yerde varolan yaşamla bağlantılı görülüyordu.Sümerce mar sözcüğü zaten aynı zamanda kucak ve karın manasına gelir.Paphos'daki Afrodit'in tapınak yerlerinin kazılarında , M.Ö. 2.yy'dan kalma altın suyuna batırılmış, Aratos'un eşinden bir kutsam armağını olan bronz bir iğne bulundu.İğnenin yumurta biçimindeki başı Mısır porselenindendi ve bir inciyle taçlandırılmıştı.Yumurtanın altında dört güvercin, kanatlarını açıyor ve dört keçi başının arasında açan nilüfer çiçepinden içiyorlar.İncilerin sahibesi, Fırat'a düşen yumurtaların sahibesi,sakatatları eski  -Paphos'da Afrodit'in rahipleri tarafından seyredilen keçilerin ve kuzuların Afrodit'i, nilüfer çiçeğinin tatlı kokusunu Mısır'lı Tanrıça İsis'ten ödünç alan Afrodit- paphianiyalı Tanrıçanın bu denli küçük bir nesnede birden sembolize edildi.

 

 

 

Cevaplar
Cevap yazabilmeniz için ilk olarak bu grubun aktif üyesi olmanız gerekmektedir.