ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Wednesday, Dec 11th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Sosyal Ağ Gruplar Mitoloji
Mitoloji

Grup Seçenekleri


Mitoloji
Grup Bilgileri
Kategori:
İsim:
Mitoloji
Oluşturuldu:
Pazar, 08 Kasım 2009
Oluşturan:

Açıklama

Mitoloji

Duyurular

Pazar, 08 Kasım 2009 tarfından : egina
Mitoloji Sevenler Paylaşım Grubu

Tartışmalar

egina tarafından başlatıldı.
Son cevap Angelica tarafından Salı, 06 Nisan 2010 tarihinde verildi.
deniz tarafından başlatıldı.
zerrin tarafından başlatıldı.

Fotoğraf Albümü

Mitoloji Resimleri

Duvar

ismail , Pazartesi, 29 Mart 2010 10:24
ismail
Eflatun (Platon)un bazı fikir­lerine başvurarak zevki aşktan ayırdetmeye çalışır. Zevkin ve aşkın birleştiril­mesi, homoseksüel ya da heteroseksüel olsun, her kişinin en büyük özlemiyse de, bunların karşılıklı olarak birbiriyle uvuşamadıkları da bir gerçektir. ?Plato­nik? aşk eşler arasında cinsel ilişkilerin bulunmayışıyle nitelik kazanır. Platonik aşkta, herşey duygusal ve ruhsal düz­lemde olur. Aşksız zevke gelince, bunu denemeyen erkek pek azdır. Buna karşı­lık, kadınların çoğu herhangi bir aşk duygusu duymadan cinsel birleşmede bulunamazlar.
Eskiçağ filozoflarının çoğu aşkı sadece bedensel bir istek olarak tanımlamışlar­dır. Ama Eflatun, Aristoteles, Plutarkhos, Sokrates aşkın en ince ve en yüce duygu olduğunu ileri sürmüşlerdir. Eflatun?un Şölen adlı diyalogunda belirledi­ği aşk kuramı oldukça ünlüdür. Buna göre, aşk güzelliğin doğurduğu bir çeki­ciliktir. Gerçek güzellik ise düşünce ile kavranan güzelliktir. Duyu yoluyle algı­lanan güzellikler gerçek güzelliğin bula­nık bir taslağı, solgun bir yansımasıdır. Descartes ve Spinoza gibi klasik filozof­lara göre aşk bir tutkudur ve kişi bu tut­kuya akliyle egemen olmaya çalışmalı, onu duru ve temiz bir duygu haline ge­tirmelidir.
Romantik akımla birlikte aşk anlayışı da değişmiştir. Nietzsche ve Schopenhauer aşkı insan soyunu sürdürmek için insana kurulan bir tuzak olarak tanımlamışlar­dır. Herbert Spencer ise aşk duygusunu büyük bir ustalıkla çözümlemiştir. Spencer cinsel sevgide yer alan öğeleri ?duy­gulanma; hayranlık; beğenilme sevinci; kendine değer verme; sahip olma duy­gusu ve zevki; büyük bir eylem özgürlü­ğünün doğurduğu zevk; yakınlık duygu­sunun verdiği coşkunluk? olarak sırala­mıştır.
Aşka tarih açısından bakıldığında, ata­erkil aile düzenine bağlı eski Yunan ve Roma toplumlarında kadının, bugünkü anlamıyle aşk esinlendirmesine oldukça seyrek rastlanır. Söz konusu toplumlar­da, kadının yalnız yüz ve vücut güzelliği cinsel bir arzu uyandırırdı; başka bir deyişle, kadın hiçbir zaman ger­çek aşka konu olmaz, sadece devlete yurttaş sağladığı için saygı görürdü. Eskiçağda aşk kavramı bazı değişiklikle­re uğramıştır. Bu değişikliğe Hıristiyan­lık ve kuzey uluslarının töreleri olmak üzere iki önemli etken yol açmıştır. Ku­zey uluslarının törelerinde kadın barışta ve savaşta, işte ve tehlike karşısında er­keğin eşiti ve yoldaşı sayılırdı. Bu töre­lerle Hıristiyanlığın etkilemesinden ise ?şövalye aşkı? olarak adlandırılan bir aşk anlayışı doğmuştur. Bu anlayışa gö­re aşk, büyük eylemlerin, serüvenlerin esin ve şeref kaynağı, kadın ise şeref da­ğıtan bir yüce varlık, başka bir söyleyiş­le, savaşçının bilinciydi. Ama bu aşk anlayışı kısa süre sonra, yü­celik niteliğini yitirmiş, bunun sonucun­da, kadının toplumsal durumu, Eskiçağ­da olduğu gibi, erkeğinkinin altına düş­müştür. ?Şövalye aşkı? yeniden madde­sel aşka ve romansı kadın düşkünlüğüne dönüşmüştür. Fransız Devriminin getir­diği ilkçağ sadeliği ve cinsiyet eşitliği anlayışı bir yana bırakılırsa yapmacıklık romantizm, çapkınlık gibi çeşitli görü­nümler almakla birlikte, aşk bu temel biçimiyle zamanımıza kadar gelmiştir. Kadının giderek daha bağımsız bir duruunlan ma getirilmesi, erkeğin onu gittikçe da­ha az hor görmesi ve psikoloji bilimindeki ilerlemeler aşk sorununun verileri­ni değiştirmekte etkili olmuştur.