ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Tuesday, Aug 11th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Sosyal Ağ Gruplar Etnoarkeoloji Paylasim Grubu
Etnoarkeoloji Paylasim Grubu

Grup Seçenekleri


Etnoarkeoloji Paylasim Grubu
Grup Bilgileri
Kategori:
İsim:
Etnoarkeoloji Paylasim Grubu
Oluşturuldu:
Çarşamba, 11 Kasım 2009
Oluşturan:

Açıklama

Günümüzde kullanım gören geleneksel aletlerin yapımı, kullanımı gibi ya da geleneksel mimari geleneklerin anlaşılması, evlerin nasıl yapıldığından, nasıl terk edildiğine, terk edildikten sonra görülen süreçe kadar çok çeşitli araştırma konuları olan,çanak çömlek yapımının çeşitli aşamaları, kullanımı, kullanımdan çıkması, taş alet yapımı, mimari malzemenin edinimi, kullanımı, farklı mimari öğelerin kullanımı etnoarkeolojinin ana konularını oluşturur. Onun dışında etnoarkeoloji insanların nasıl örgütlendiklerini, günlük etkinliklerini, birbirleriyle olan ilişkilerini, bir toplumdaki hiyerarşik yapıyı ya da cinsiyet ayrımı gibi konuları anlamak kullanılır.

Duyurular

Henüz bildiri eklenmedi

Tartışmalar

teoman tarafından başlatıldı.
Son cevap dheria tarafından Çarşamba, 21 Temmuz 2010 tarihinde verildi.

Fotoğraf Albümü

EtnoArkeoloji birçok an

Duvar

teoman , Pazar, 27 Aralık 2009 21:38
teoman


Gliptic Sanatı

Sözcük anlamı; boşaltmak, kazımak olup, genellikle taş işçiliğinde kullanılır. Gliptik, günümüzde mühür sanatı için kullanılır. Tuba Ökse?ye göre; ?mühür kazıma? anlamına gelen gliptik mühürleri ve mühür baskılarını kapsar.

Mühür

Ansiklopedideki anlamı; ?üstüne bir insanın adı kazılı metalden değerli veya yarı değerli taşlardan yapılmış küçük damga. Genellikle bir taban bölümü ve bir saptan oluşur. Zincire takılarak boyundan yada küçük bir kese içinde taşınır. Yüzük biçiminde olup parmağa takılanları da vardır. Alt tabana ters olarak kazınır; kil, mum, papirüs, parşömen yada kağıt üzerine basıldığında düz olarak çıkar.?

İlk Mühürcülü

Mezopotamya?da gerçek anlamda ilk mühür örnekleri Hassuna ve Samarra dönemlerinde başlanan üzerleri mühürler gibi kazınmış saplı pandantiflerden gelişmiş olmalıdır. Bu pandantifler başlangıçta düğme özelliği taşıdığı üzerlerinde mühürlere benzer geometrik desenler var. Bir başka görüşe göre; mühürlerin öncüsü; genellikle kolye olarak kullanılan AMULET?lerdir. Mühürlemede kullanılan ilk araçlardan olduğu kabulş edilen amuletlerin yanı sıra parmak basmak da aynı amaçla kullanılmıştır. İlk olarak Ras-Samra (IV. tabakasında) ve Bougras (IIV. tabakasında) yaklaşık M.Ö.7000?lerde görülen damga mühürler yazıdan önce keşfedilmiştir. Bunların üstleri basit tarama bezekler ve askı düzenleri ile süsleme amacıyla kullanılmış oldukları düşünülmektedir. Neolitik dönemle birlikte avcı-göçebelik düzenden yerleşik düzene geçilmesiyle tüketicilikten üreticiliğe geçilmiş böylece ürün fazlalığı ve mülkiyet ortaya çıkmış daha sonra topluluklar arası ticaretin gelişmesiyle mühürler sonra yazı bulunmuştu
. Tel-Halaf evresinde şehirleşmeyle beraber Özel Mülkiyet kavramı ortaya çıkmış, böylece mühür, günümüz imzasının yerini tutan bir kişilik simgesi olmuştur ve sahibinin meşru olduğunu simgeler. Mülkiyetin hukuksal açıdan garantisi haline gelmiştir. Böylece büyük bir gelişme göstermişti

Mühür yapımında Kullanılan Malzemel

Bir görüşe göre; sert bir malzeme olarak genellikle taştan bazen de kemik, fildişi, fayans, cam, metal, odun veya güneşte kurutularak yada pişirilerek sağlamlaştırılan kilde yapılmıştır. Bir başka görüşe göre; mühürcülükte görece kolay bulunabilen, kazımaya uygun fazla sert olmayan taşlar kullanılmaktadı

Bir tutamak kısmıyla bir baskı tabanından oluşan mührün önce kabaca biçimlendiği, sonraki aşamada daha özenli bir çalışma ile rötüşlenip kazıma işleminin yapıldığı tahmin edilebilir. Desenlerin baskı yüzeyine bütün örneklerde çok ölçülü yerleştirilmiş olması kazıma işleminin mührün tutamak ve gövdesinin şekillendirilmesinden sonra gerçekleştirildiğini gösterebili
. Bir mührün ilk biçimlendirilmesinde koparmaya, şekillendirmeye ve törpülemeye uygun aletlere gereksinim olmalıdır. Baskı yüzeyinin kazınmasında ise bu çağlarda herhalde ince uçlu kalemler kullanılıyordu. Mühürcü gereçlerinin kemik, boynuz, çakmaktaşı yada obsidyenden yapılmış olduğu taş olanların ahşap veya kemik bir sapa geçirilerek kullanılması olasıdı

Yapılan bir araştırma; kullanılan malzemeler arasında kalemler olmadığı çoğunluğunun uçları kırık durumda bulunan çakmaktaşı dilgiler olduğudur. İnce uçlardan yapılan kazıma işleminden sonra kesit ve kenarlarının görece yumuşak bir madde ile törpülenerek düzeltildiği, ardından mühür yüzeyinin parlatıldığı düşünülmektedir. Kilden mühür yapımının görece daha kolay olduğu akla gelmektedir. Mührün şekli verildikten sonra baskı yüzeyi ucu fazla sivri olmayan bir gereçle kazınmış mühür daha sonra fırınlanmış olmalıdır. Kemik uçları ve kaburga kullandıkları deneyerek saptanmışt

. Mühürlerin üzerindeki desenler, kil yada bal mumu gibi yumuşak bir malzemeye basıldığında pozitif bir baskı bırakmak amacıyla oyularak yapılmıştır. Ancak daha geç bazı örneklerde desenler kabartma şeklinded

. Damga mühürlerde ip deliği açma amacıyla kullanılan matkap tekniği Uruk evresinden sonraki Cemdet Nasr evresindeki desenlerin işlenmesinde de kullanılmış, özellikle hayvan ve insan tasvirlerinde delik yada oyuk açma muhtemelen Mısır duvar resimlerinde görüldüğü gibi bir yay yardımıyla yapılıyor

 
teoman , Salı, 22 Aralık 2009 00:07
teoman


ANTİK YUNAN GİYSİLE

Kumaş ve Kıyafet Üreti

: Yunanistan´ın dağlık bölgelerinde zamanla hayvancılık yaygınlaştı ve koyunların yünleri dokumacılıkta kullanıldı.Dokumacılıkta ketenin kullanılması ise 6.yy´dan sonra gerçekleşti. Keten çoğunlukla Yunanlılar´ın yerleştiği İonya sınır bölgeleri yoluyla Mısır ve Ortadoğu´dan gelmiştir.İpek üretimi Pers yoluyla Çin´den ithal edilen kumaşın ipliklerine ayrılması ve sonrasında keten lifleriyle birleştirilmesi yoluyla yapılıyordu.Pamuklu iplikler ise Büyük İskender ´in askerleriyle getirilmiştir.Yunan kıyafetlerinin büyük bir kısmı yün veya ketenden yapılmıştır.Çok çeşitli kıyafet stilleri , yapmış oldukları değişik dönemlere ait b
rçok heykelde ve vazo resimlerinde kendisini göstermektedir.Fakat bu renkli yapılmış heykellerin ve vazo resimlerinin zaman içinde rengini kaybetmiş olması uzun yıllar Yunan giysilerinin az çeşitte renge sahip olduğunun düşünülmesine yol açmıştır.Oysa Yunanlılar kumaşlarını bitkilerden , minerallerden ve deniz canlılarından elde ettikleri çeşitli boyalarla renklendirmişlerdi. Kumaşlara ayrıca süsleme işleme ve dekoratif figürler de yaygın olarak uygulanıyordu.Yunanlı kadınlar nakış yapmada , süslemede oldukça başarılıydılar ve çok iyi dokumacıydılar.Ayrıca boyama ve süslemenin yanında kadınlar kumaşı baskılayarak düzleştirme ve pileleme işlemini gerçekleştiriyor , sülfür bileşenleriyle buhara tabi tutup tütsüleyerek beyazlaştırıyorlardı.İşte bu kumaşları kesmeden ve dikmeden çeşitli yollarla kıvrımlı hale getirerek ailenin tüm giysilerini evde kendileri hazırlıyo

ardı. Erkek ve Kadınlar İçin Yunan Gi

ileri : Yunanlılar eskiden beri tunik adıyla kullanılan elbiseyi chiton adıyla kullandılar. Erken dönem resimlerinin çoğunda bu yunan chitonları omuz ve kol altlarından dikilmiş izlenimi verir.Daha sonra görülenleri dikilmemiş biçimdedir.Chitonlar dörtgen bir kumaş parçasının vücuda sarılması ve bir veya daha fazla iğneyle omuzlardan tutturulmasıyla oluşturulur. Chitonlarda kumaşın değişik yerlerinden kemerlenmesi veya katlanıp sarılması ,omuz üzerindeki iğnelerin yerlerinin değiştirilmesi yoluyla çeşitlilik sağlanır.Hem kadınlar hem de erkekler chitonlarla birlikte şal ve pelerin kullanırlar.Bunların bir kısmı dekoratif amaçlı bir kısmı kullanım amaçlıdır.Yunanlılar önceleri Dorian giysileri giyiyorlardı. Yunanlı kadınların Doric chiton dan sonra İonic chitonu kullanmaları zorunlu kılındı.Heredot Pers savaşları adlı hikayesinde bu zorunlu değişikliğin sebebini anlatmıştır.Hikayeye göre ; Pers savaşında tüm Yunan ordusu bozguna uğramış ve tek bir kişi sağ olarak kurtulmuştur.Atinalı kadınlar ise savaşa giden Yunan erkeklerinin dönmesini beklemektedir.Sağ kurtulan tek asker Atina meydanına geldiği zaman kadınlar etrafını çevrelemiş ve kocalarının nerede
lduğunu sormuş askerin verdiği kötü haberi duyunca chitonlarının omuz kısmını tutturdukları uzun sivri uçlu ,hançer benzeri broşlar ile askere, kocalarımızı nerede bıraktın diye sorarken aynı zamanda defalarca hançerlemişler.Bu olay üzerine giyilmesi zorunlu kılınan broş gerektirmeyen keten ionic chitonlar düğme benzeri kapatma elemanları ile bağlanıyordu.Erkeklerin klasik dönemde giydiği İonic chitondan Doric chitona geçiş sosyal ve politik tutumlardaki değişikliklerden kaynaklandı.Erkeklerin kullandıkları süslü bol bükümlü ince işli kumaşlar İonic Chitonda kullanılmış ve onların zenginliklerini sergilemelerini sağlayan bir unsur olmuştur.M.Ö. 5.yy.´da Yunan politikacı ve düşünürlerin demokratik ve eşitlikçi bir düşünceyi benimsemesi doğrultusunda zarif düz çizgilere sahip gösterişsiz Doric chitonlara geçildi.Yunanlılar´ın giydiği bir başka giysi olan himation vücudu tamamen saran geniş dikdörtgen kumaştır.Bu giysi Mezopotamya´da kullanılan vücudu saran şallarla karşılaştırılmıştır.Himationun arkaik dönemdeki adı clania idi .Himationun kullanımının çok çeşitli metodları sanatçılar tarafından betimlenmiştir.Fakat en sık kullanılan şekli kumaşın sol omzun üstünü kapattığı halidir.Kumaş sağ omzun altından geçirilerek sol omzun üstünü kapatıyordu.Kadın ve erkekler himationu chitonun üstüne giyiyordu.Filozof ve tanrılar sanatçılar tarafından değişmez şekilde içleride chiton olmadan yalnız himation giymiş şekilde betimlenmişlerdir Himationun kullanımının yaygın olmasının nedeni atletik vücut yapısını göstermesidir.Yunanlılar ideal insan formu ve oranları üzerine görüşler geliştirmişti. Çıplaklık spor karşılaşmalarında ritüellerin bir parçasıdır.Yunanlılar mükemmel ruh ve mükemmel vücut düşüncesine sahiplerdi.Himationun kullanımının yaygın olmasının başka bir sebebi spor karşılaşmalarında rahatça çıkarılabilmesiydi.Yunanlılarda bir bel altı giysisi olan perizoma erkekler tarafından bir iç kıyafeti olarak ya da spor karşılaşmalarında kullanılıyordu.Diplax kadınların özellikle ionic chitonun üzerine giydikleri ufak dikdörtgen kumaştır.Chlamydon diplax dan daha karışık bir formdadır.Kumaşın kuşağın içine doğru pilelenmesiyle oluşur.Clamys deri veya yünden yapılmış dikdörtgen kumaşın sol omuz üzerinden iğnelenmesi ile oluşturulan özellikle soğuk havalarda kullanılan bir tür pelerindir.Erkekler özellikle chitonun üzerine giyiyordu ve seyahat ederken battaniye olarak da kullanıyorlardı.Erkeklerin saç şekilleri ve kullandıkları aksesuarları:Arkaik dönemde uzun ya da orta boyda saç ve sakal yaygın olarak kullanılıyordu.Klasik dönemde ise genç erkekler kısa saçlı ve sakalsız daha yaşlı erkekler ise uzun saçlı ve sakallıdır.Başlarına ise geniş biçimli kepler ve petasos takıyorlar ve bunları genellikle chlamys ile birlikte kullanıyorlardı. Petasosun geniş kenarları yazın güneşten kışın yağmurdan korunmayı sağlıyordu.Yunan stili olmayan Frigya bonedleri Yunanistan´a Ortadoğu´dan gelen yabancılar tarafından giyilmiş ve Yunan sanatında betimlenmiştir.Bu başlıklar kenarlıksız ve yüksek tepe
i keplerdi. Pilos hem erkek hem de kadınlar tarafından sivri uçlu dar kenarlıklı veya kenarlıksız tacı olan şapkadır.Kadınların saç şekilleri ve kullandıkları aksesuarları:Arkaik dönemde kadınların saçları uzun ve kıvırcık buklelidir.Ufak bukleler de yüzün etrafını çevreliyordu.Klasik dönemde ise saçlar başın arkasına doğru bir ciclon içinde toplanıyor veya düğümleniyordu. File ,kurdele ve kep saçı kaplamak için kullanılmıştır.Kadın resim ve heykelleri başlarının üstüne kadar çıkan peçeler giydiklerini gö

ermiştir. A

kkabılar: Erkekler ve kadınlar sandalet giyiyorlardı.Ayrıca erkekler yüksek topuklu,boyu baldırın ortasında ayakkabılar ve seyahatler ile savaşlar için önden bağlanan deri botlar gi

yorlardı. Çocukların giydiği

ostümler: M.Ö.(800-300) yılları arasında bebekler kumaş şeritlerine sarmalanmalanıyordu.Bu yolla bebeklerin kundaklanması Yunanlılar´ın vücudun mükemmelliğine önem vermelerinden kaynaklanıyordu.Az rastlanan eski resimlerde çocukların kundak kıyafeti yerine da gevşek giysilere sarıldığı görülmüştür.Ufak oğlan çocukları çıplak geziyor okul çağındaki oğlan çocukları ise kemerli veya kemersiz kısa chitonlar giyiyordu.Kız çoc
klarının chitonları ise kadınların giydiği chitonlar gibiydi ve kemerle değişik şekillerde bağlanıyordu.Ayrıca kız ve erkek çocuklar himation da giyiyorlardı.Kızlar ve erkekler himationu chiton üzerine giyiyorlardı.Erkek çocuklar himationu tek başına da kullanıyordu.Ufak dikdörtgen kumaşların sağ omuz üzerinden tokayla tutturulmasıyla oluşturulan pelerinler de giyiyorlardı.Sivri uçlu kukuletası olan uzun kepler giyiyorlardı.Kızlar yüksek sivri uçlu , düz sert kenarlı şapkalar takıyorlardı.Kız ve erkek çocuklar çoğunlukla çıplak ayak geziyor ayaklarına sandalet ve kapalı ayakkabı gi

yorlardı. Askeri K

yafetler : Askeri kıyafetler hem arkaik hem de klasik dönem boyunca bir şehirden diğerine çeşitlenmiştir.Bir tuniğin üzerine çeşitli koruyucu kıyafetlerin giyilmesi esası
a dayanır. Arkaik dönemde askerler kumaş ve yünden pelerin giyiyorlardı.Koruyucu giysi olarak göğüs zırhı , korse , baldır zırhı ,başlık , geniş metal kemer kalkan kullanm

şlardır. Arka

dönemde; Göğüs zırhı:Metal diş veya levhalardan yapılıyor omuz kayışlarıyla elbiseye tut

ruluyordu. Başlıklar ; Deri veya bronzdan yapılan başlıklar çene kayışlarıyla başa tutturuluyordu ve tepesinde savaşçıların daha korkutucu gözükmesini sağlayan yüksek yeleler

lunuyordu. Baldır zırhı:Bacakların alt kısmı için deri veya metalden yapılmış koru

culardır. Klasik dönem;Chlamys denilen pelerin giyiyorlardı.Üzerine vücudu saran deri curias giyiyorlar ve metal kemer takıyorlardı.Bacaklarına baldır zırhı takıyorlardı.Ağır silahlarla donatılmış piyade askerleri metal veya deriden curias giyiyorlardı.Bu curiasın belden aşağıya sarkan deri şeritleri vardır ve bu şeritler vücudun aşağısını korumaya yarar.Başlıklar boyun yanak ve çeneyi korur.Erkekler yalınayak ya da yüksek botlarla savaş

gidiyordu. Törenler İçin Yuna

Giysileri : Dü

n giysisi: Yunan gelinlerinin evlilik kostümleri sembolizmle yüklüdür.Düğün giysisi bazı bölgelerde nadir bulunan ve oldukça pahalı olan müreks denilen bir yumuşakçadan elde edilen mor boyayla boyanıyordu.Gelin Herkül´ün düğümü veya gelin düğümü denilen çift düğümlenmiş bir kemer takıyordu. Duvak ya başın arkasından giysiyle birlikte aşağı iner ya da ayrı bir duvak vardır.Bu duvak safran bitkisinden elde edilen sarı bir renkle boyanır. Duvağın üzerinde gelin tacı yer alır.Gelin ve damadın taktığı tac defne yapraklarından oluşur.Gelin ayrıca nymphiudese denilen özel çarıklar g

KAYNAKÇA: A HİSTORY OF COSTUME İN THE WEST , Fran

oıs Boucher COSTUME FASHI

,James Laver A HISTORY OF COSTUME

Carl Köhler SURVEY OF HİSTORİC , Keith Eubank

hyllis Tortora
 
teoman , Çarşamba, 18 Kasım 2009 23:03
teoman
EYYÜP BUCAK* / KLAUS SCHMIDT*

Son yıllarda Güneydoğu Anadolu'nun hemen her yerinden beklenmedik derecede eski ve gelişkin bir kültürün izleri ortaya çıkmakta. Yakın zamanlara kadar Neolitik Çağ yada Neolitik Devrim olarak bilinen, uygarlık tarihinin en önemli dönüşümünü temsil eden sürecin, beslenme zorluğu çeken küçük insan topluluklarının, avcılığı, göçebe yaşamı bırakmak zorunda kalarak tahıla dayalı yeni bir yaşam biçimine geçtiği, bunun da giderek yerleşik köy yaşantısına yol açtığı bilinmekteydi. Bu dönüşüm süreci görkemli bir yaşam ile birlikte düşünülmemekteydi. Bu dönüşümü önemli yapan, zaman içinde ortaya çıkarttığı sonuçlardı. Günümüze kadar gelişerek gelen yaşam biçimi, beslenme, kentlerin, devletlerin ortaya çıkışı söz konusu bu Neolitik dönüşümün bir sonucuydu.
Bilim insanları arasında yaygın olan kanı da, Neolitik dönüşümün doğal çevrenin oldukça kısıtlı olduğu , bizim sınrlarımızın güneyindeki yarı kurak bölgelerde gerçekleştiği şeklinde idi. 1950 yıllarında Orta Anadolu'da bulunan Çatalhöyük zengin buluntuları, görkemli sanat eserleri ile Anadolu'nun bu süreç içinde oynadığı rolün ilk izlerini vermişse de, Çatalhöyük'ün Neolitik dönüşümün sonlarına tarihlenmesi, bu devrimin başlarının güneyde gerçekleştiği ve ancak sistem oturduktan sonra Anadolu'ya taşındığı görüşünü değiştirmemişti.Son zamanlarda Diyarbakır'da Çayönü ve daha sonraları kazılan Batman'da Hallan Çemi, Şanlıurfa'da Nevali Çori, Konya Aksaray'da Aşıklı Höyük kazıları uygarlık tarihinin bu en önemli devrimi ile ilgili bilgilerimizin ne denli eksik ve yanılgılar ile dolu olduğunu göstermişti. Bu kazı yerlerinde ortaya çıkan bulgular, Neolitik Devrim'in ilk başlarından itibaren Anadolu platosunun yeni yaşam biçiminin gelişimine etkin olarak katıldığını göstermekle kalmamış, şaşırtıcı derecede görkemli buluntular ile bu dönemin görünümünü de tümü ile değiştirmişti. Halen Şanlıurfa'da kazılmakta olan Göbekli Tepe, Mezraa Teleilat ve Akarçay Tepe gibi Neolitik Çağ kazı yerleri bu tabloyu daha da değiştirmiş, varlığını hiç bilmediğimiz çok eski ve ilginç bir kültürün izlerini, şaşılacak kadar iyi korunmuş yapı kalıntıları ve sanat eserleri ile yansıtmıştır. Burada özellikle Şanlıurfa bölgesindeki kalıntıların Konya Çatalhöyük'tekilerden en az 3-4 bin yıl eskilere, günümüzden 11 bin yıl öncesine gittiği söylenebilir.
Bu heyecan verici buluntulara ait en yeni bulgu Şanlıurfa kentinin içinden, Balıklıgöl'ün hemen bitişiğinden gelmiştir. 1995 yılında bu bölgede yapılan düzenleme ve yol genişletme çalışmaları sırasında dört parça halinde kırılmış kireçtaşından büyük bir yontu bulunarak müzeye getirilmiştir. Bulunduğu yıllarda Yakındoğu'da bilinen hiçbir sanat tarzına bağlanmayan eser bu yüzden uzun süre yayınlanamadı. Yontunun gerek üslup, gerekse anlatım bakımından Nevali Çori ve Göbekli Tepe eserleri ile tam bir benzerlik içinde olduğu anlaşılmakta. Aynı zamanda çevresindeki diğer bulgular da yontunun günümüzden 11 bin yıl öncesine, Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ'a ait olduğunda kuşku bırakmamaktadır. Yontunun gerçek bir insan boyutunda olması, yani gerçek anlatımda bir yontu sanatı ürünü olması kadar, betimlediği konu da ilginçtir. Şanlıurfa yontusu, kuşkusuz uygarlık tarihinin bilinen en eski gerçek yontusu olarak kabul edilebilir.Olasılıkla sadece ön yüzden seyredilmek üzere tasarlanan yontu yandan bakıldığında yassı bir görüntüye sahiptir, arka yüzde ise hemen hemen hiçbir vücut hattı belirtilmemiştir. Nerdeyse köşeli bir form verilen kafa iri yapılıdır. Yassı yüzde gözler, burun ve kulaklar daha belirgin ve göze çarpıcıdır. Derin ve yuvarlak göz oyuklarına obsidiyen dilgi parçaları yerleştirilmiştir. Boyun uzun ve geniş, omuz ve kollar hareketsiz, donuk bir görüntü verir. Göğüste V şeklinde iki sıra takı, karın hizasında eller ve cinsel organ görülür. Gövdenin alt kısmı bacaklar belirtilmeden büyük boyutlu bir tıkaç gibi tasarlanmıştır. Alt gövdenin bu formu yontunun taban içerisine yerleştirilmek üzere yapıldığını düşündürür. Alt gövdenin işleniş biçimi Nevali Çori ve Göbekli Tepe'de bulunan birçok kireçtaşı eserde tekrarlanmaktadır. Yontunun yassı yan kesiti Ürdün'deki Ain Ghazal'da bulunan Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ'a ait insan boyutlu kil heykellerini hatırlatır. Göz oyuklarına yerleştirilen obsidiyen dilgi parçaları Neolitik'in tipik alet endüstrisi `bipolar' kerntechnik ile yapılmıştır. Karın hizasında yatay karşılıklı duran ellerin tasarımı ise Nevali Çori ve Göbekli Tepe'deki dikilitaşlarda da görülür.
Yontunun esas olarak erkek cinselliğini sembolize ettiğinde kuşku yoktur. Bu da yanlış olarak Neolitik Çağ kültürleri ile özleştirilen Ana Tanrıça imgesinin çok daha sonraları ortaya çıktığını, özellikle Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ'da hâkim kutsal yaratığın erkek olduğunu kanıtlamaktadır.
Şanlıurfa Yeni Yol mevkiinde bulunan yontunun yakınında, bir yol kesitinde ayırt edilen yapı kalıntıları ve yontmataş aletlerden yola çıkarak Balıklıgöl çevresinde Neolitik döneme ait Nevali Çori ve Göbekli Tepe gibi büyük boyutlu yontularla donatılmış bir yerleşimin bulunduğunu söyleyebiliriz.

(*) EYYÜP BUCAK, ŞANLIURFA MÜZE MÜDÜRÜ

DOÇ. DR. KLAUS SCHMIDT, GÖBEKLİ TEPE KAZISI BİLİMSEL BAŞK

I Sayı 127 / Ekim 2003
 
beste, Çarşamba, 18 Kasım 2009 18:22
beste
Etnoarkeoloji Nedir ?
Etno Arkeoloji, etnoloji ve arkeoloji terimlerinin birleştirilmesinden oluşturulan bir birleşik terimdir. Temelde etnolojinin yöntemlerini benimsemesine rağmen, asıl amacı arkeolojik buluntuları daha iyi yorumlayabilmek ve anlamaktır. Günümüzde kullanım gören geleneksel aletlerin yapımı, kullanımı gibi ya da geleneksel mimari geleneklerin anlaşılması, evlerin nasıl yapıldığından, nasıl terk edildiğine, terk edildikten sonra görülen süreçe kadar çok çeşitli araştırma konuları olan bir alt disiplindir.
Çanak çömlek yapımının çeşitli aşamaları, kullanımı, kullanımdan çıkması, taş alet yapımı, mimari malzemenin edinimi, kullanımı, farklı mimari öğelerin kullanımı etno Arkeolojinin ana konularını oluşturur. Onun dışında etnoarkeoloji insanların nasıl örgütlendiklerini, günlük etkinliklerini, birbirleriyle olan ilişkilerini, bir toplumdaki hiyerarşik yapıyı ya da cinsiyet ayrımı gibi konuları anlamak için de kullanılır.

Amerikalı arkeolog Lewis Binford, etnoarkeolojiyi arkeolojinin vazgeçilmez yöntemleri arasında koyarak bu dalın gelişmesine en çok katkıda bulunan arkeologlardan biridir.
 
teoman , Çarşamba, 11 Kasım 2009 21:29
teoman
Kelek Nedir? Nasıl yapılır? Ne zamandır kullanılmaktadır?

Kelek; çoğunlukla keçi ve az olmakla beraber koyun, oğlak, bufallo,inek tulumlarının(göyünlerinin) nefesle şişirilip yan yana bağlandıktan sonra, üzerine odun ve sırıklardan sağlı sollu kirişler konularak, onun da üstüne ince çubuklar dizerek oluşturulan dört köşe sala verilen isimdir. . Kelekin tarihçesi 3500 ile 4000 yıl öncesine,

orta asur ile geç asur dönemlerine uzanmaktadır. Daha da geniş tutarsak halaf kültürü ile başlayan şehirleşme sürecinde ortaya çıkmıştır. Türkçe, Arapça ve Kürtçe?de kullanılan Kelek ismi, Aramice ?kalak?, Asur yazıtlarında ?kaluka?, Akadlarca ?kalakku? olarak adlandırılmıştır.
Kelek Mezopotamya?da özellikle Dicle?de kullanılmıştır. Dicle hariçinde Fıratda da kullanımı yaygındır. Mezapotamya dışında ise Hindistan, Afganistan ve afrikanın (mısırda nil deltasında ) bazı kesimlerinde kelek kullanımı vardır.
KELEK İÇİN GEREKLİ MALZEMEL
R: Tulum, ahşap, ip, kesici bir alet, bız ve iğne türü delici ve dikicil
r. YAPI
I: Kelek yapımının altında deri teknolojisi yatmaktadır. Keleğin en önemli malzemesi tulumudur. Tulum ise belirli aşamalardan geçtikten sonra kullanıma hazır hale geliyor i
i. İlk aşama tulumu yani göyünü hayvan üzerinden en az zararla yani göyüne zarar vermeden çıkarmaktır. Bunun içinse uygulanan teknik ??deri şişirme ve yumruk baskı?? tekniğidir. Bu işlem sırasında bıçak ve benzeri kesici aletler minimum düzeyde kullanılmalıdır çünkü göyün üzerinde meydana gelecek bir zarar onun değerini düşür
r. Aşama 1: ik önce hayvan kesildikten sonra bedenindeki fazla kanın dışarı akması için belirli bir süre beklenir. Daha sonra hayvan bacaklarından baş aşağıya bir yere asılır. Sonra arka ayak derilerinden birine 5 cm büyüklüğünde bir delik açılır bu delikten içeriye hortum benzeri bir alet ile hava verilerek hayvan şişirilir burada ki amaç hayvanın derisi ile eti arasına havayı sokarak deri ile eti ayırmaktır. Hayvan şişirildikten sonra deri üzerine deriye zarar vermeyecek bir şekilde vurularak havayı eşit bir şekilde yayıp deriden etin ayrılması sağlan
r. Aşama 2: bu aşamada ise hayvandan hava boşaltılıp arka ayak bilekleri butlara kadar yüzülür. Daha sonra yüzülen kesimlerden başlanarak göyün hayvandan, eller ile yumruk şeklinde baskı uygulayarak bir nevi bıçak görevi görerek bir elbise gibi çıkartılır. Bu sayede göyüne hiç zarar verilem
z.. Aşama 3: Hayvanın vücudunu örten deri yüzüldükten sonra dayanıklılığını kaybeder. Deriler ağırlıklarının yarısından fazla su ihtiva eder. Yani 10 kiloluk bir derinin, 6,2 kilosu sudur. önce derideki kanın iyice akması için belirli bir süre beklenir. Daha sonra hemen kurutma işlenme geçilmelidir yoksa deri bozulabilir. Deriyi kurutmak için 3 yöntem uygulanır. Tuzla kurutma, bitkisel kurutma ve güneşte yani doğal kurutma. Anadolu ve Mezapotamyada güneş yakıcı olduğundan, kuratmaya uygun olan bitkiler de az bulunduğundan bu iki kurutma türü fazla kullanılmaz idi en çok tuzla kurutma yaygındı. Bu teknik ise derinin içindeki suyun tuz serpilerek dışarı atılması olur. Yani derinin üstüne serilen tuz deri içindeki suyu emerek alır. Böylece deri kullanıma hazır hale ge
ir. Aşama 4: işlenmiş ve kullanıma hazır olan göyün tulum haline getirilerek açık olan kısımları yani boğaz, bacak ve kuyruk kesimi boğum yapılarak ipler ile bağlanır. Bağlama işleminden sonra bu bölgelere reçine, katran, zift gibi doğal yapıştırıcılar sürülerek hava kaybı önlenir. Son olarak tulum şişirilerek son açık alanda kapatıl
r. Aşama 5: hazırlanmış olan tulumlar keleğin büyüklüğüne göre, suda dayanıklı olan söğüt ve meşe tarzı odunlardan yapılmış üst aparatının alt kesimine yerleştirilir. Böylece kelek hazır hale ge

r? GELİŞİMİ ve ÖZELL
KLERİ. Kelek kullanım amacına göre yük taşımacılığı, yolcu taşımacılığı veya özel durumlar için özel olarak hazırlanırdı. Yolcu keleklerinin üzerine küçük kapalı mekanlarda eklenebilirdi. Taşıma kelekleri ise daha büyük ve daha çok tulumlu olurdu.. 300 tuluma kadar kelekler yapılmıştır ve edinilen bilgiye göre 32 ton taşıyan keleklerde yapılm
ştır. Peki nehirlerde keleklere neden ihtiyaç duyulmuştur. Bu sorunun karşılığı büyük ihtimalle nehirlerin akış gücünden yararlanmak idi. Sonuçta suyun akışının tersine gidemeseler akış yönünde iyi bir taşıma gücü oluşturuyorlardı. Kelekler küçük ama kullanışlıydı teslimat yapıldıktan sonrada tulumlar keleklerden sökülüp havaları indirilerek eşeklere yüklenerek tekrar kara yolu ile geri dönülüyordu. Keleğin ağaç kısmı ise sökülerek ahşabın az olduğu Mezapotamya da rahatlıkla satılıyor idi.. bir kelek tulumu 2 veya 3 yıl rahatlıkla kullanılabiliyordu. Keleklerle taşımacılık özellikle ilk baharda daha hızlı olur du çünkü Dicle ve Fırat?taki suyun akış hızı karların erimesi ile artar idi en durgun dönem ise eylül ve ekim ayları idi. Kelek kendi etrafında dönerek bazen de düz bir şekilde ilerler. Kontrolü ise büyüklüğüne göre 2 veya 6 kişi tarafından kürekler ile yapılırdı. Kelek akadlar ve Asurlular dönemimde yaygınlığını artırmıştır bununda nedeni gelişmekte olan Mezapotamya medeniyetlerinin anadolu?daki maden ile özellikle ahşaba ihtiyaçı olmasıydı. Asur ticaret kolonileri çağında Kültepe kaneş karunu ve benzeri merkezlerden yola çıkan kervanlar Diyarbakır dan itibaren keleklerle yollarına devam ederler geriye ise eşeklerle dönerlerdi. Yakın bir zamana kadar Diyarbakırda eski belediye çarşısında kelek yapımı için gerekli olan malzemeler satılmakta idi. Günümüzde kelek için tulum yerine traktör iç lastikleri kullanılm
ktadır. İnsanlar Kelek ile Anadolu ve çevre noktalardan yola çıkarak Mari, Uruk, Ur, Ninova, Asur, Babil, Nippur, Bağdat, Musul, Samarra,Lagaş gibi önemli noktalar arasında ticaret yapmı
lardır. Keleğin tek dezavantajı ise kurumadır. Yani tulumlar su seviyesinden en fazla bir karış suya batmakta idi. Tulumun geri kalan kısmı ise güneşte kalarak kurumakta idi işte bu yüzden güneşe maruz kalan kısımlar iyi korunm
lı idi.. Herodotos, Evliya Çelebi gibi seyyahlar kelek ile zamanında yolculuk etmiş ve kendi kaynak kitaplarında anılarını anlatmı
lardır.. Ayrıca Osmanlı devleti zamanında mezapotamyaya yapılan askeri seferlerde kelekleri kullanmıştır.. ayrıca Türkler ile Ermeniler arasındaki mübadele dönemimde keleklere ihityaç duyulmuştur..