ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Friday, Feb 21st

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Tarih Genel Soğuk Savaş Dönemi


Soğuk Savaş Dönemi

e-Posta Yazdır

Reklamlar

"Soğuk Savaş Dönemi" (1945-1955)

 

1. Küresel Gelişmeler

Savaş içindeki bu sürtüşmelere rağmen şimdi yeni bir dönemin doğduğuna özellikle ABD'nde umutla bakılmaktaydı.

Birleşmiş Milletler nasıl ve niçin kurulmuştur?

Savaş sırasındaki Müttefiklerarası konferanslarda Birleşmiş Milletler fikri daha da geliştirilmişti. 28 Kasım- 1 Aralık 1943'te Roosevelt, Churchill ve Sovyet lideri Stalin arasında Tahran'da yapılan konferansda, savaş sonrası barış düzeninin korunması için bir uluslararasıteşkilat kurulmasıfikri bütün taraflarca kabul edilmişti. Üç lider arasında 4-11 Şubat 1945'te Yalta'da yapılan konferansta da Birleşmiş Milletler'le ilgili olarak "veto" ve "üyelik" konularıele alındı. Güvenlik Konseyi'nin sürekli üyeleri için "veto" ilkesi kabul edildi. Ayrıca, 1 Mart 1945'e kadar ortak düşmana savaş ilan etmiş ülkelerin Birleşmiş Milletler'e üye olarak kabulü benimsendi.
Bu şekilde savaş içinde hazırlıkları tamamlanan Birleşmiş Milletler San Francisco'da yapılan toplantının sonunda Haziran 1945'te kuruldu. Artık İkinci Dünya Savaşı gibi yeni bir felaketin önleneceği, uyuşmazlıkların Birleşmiş Milletler'ce çözüleceği ve böylece sürekli barışa ulaşılacağı umuluyordu.
Ancak, aslında daha savaş sırasında -müttefik oldukları halde- SSCB ve Batı'lılar arasında çıkan görüşayrılıklarıbu umutların gerçekleşemeyeceğinin habercisiydi. Gerçekten de, savaştan sonra SSCB ile Batı'lılar arasındaki -temeli 1917 Sovyet Devrimi'ne dayanan- güvensizlik, özellikle Almanya ve Doğu Avrupa'nın geleceği konularındaki derin görüş ayrılığından dolayı bunalım boyutlarına ulaşacaktır.

2. Dünya Savaşı sonucunda meydana gelen uluslararası sistemi nasıldı?

İkinci Dünya Savaşı, Avrupa odaklı uluslararası sistemi sona erdirmişti. ABD ve SSCB'nin, yani birincisi Avrupa'lıolmayan, ikincisi ise ancak kısmen Avrupa'lıolan iki ülkenin belirleyici duruma geldiği görülüyordu. Cenevre'deki Milletler Cemiyeti'nden sonra Birleşmiş Milletler'in merkezinin New York olması da uluslararası

alandaki belirleyicilik rolünün Avrupa'nın elinden çıktığının göstergesi sayılabilirdi.
Yukarıda değinilen konularda çıkan görüşayrılıklarından dolayıBirinci Dünya Savaşı'ndan önceki bloklaşmadan farklı iki-kutuplu bir dünya doğdu. İki-kutuplu dünya'nın temel özelliği, ideolojik ayrılığa dayalı olmasıydı. Ülkeler, İkinci Dünya Savaşı'nın "gerçek galipleri" sayılabilecek ABD ve SSCB'nin liderliğinde, biri "Batı Bloku", diğeri "Doğu Bloku" olmak üzere iki kampa ayrıldılar.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra "sürekli barış"a ulaşılacağıumulurken, iki yıl içinde gergin bir ortama varılmıştı. Bu gerginlik dolu ortam, silaha başvurulmadan, yani sıcak çatışmaya dönüşmeden yapılan bir savaş, bir "soğuk savaş" dönemiydi. Birinci Dünya Savaşısonrasından farklıolarak genel bir barışkonferansının toplanması mümkün olamayacaktır. 1919'daki Paris Barış Konferansı barış getirmemişti.
Şimdi yapılması gereken ise 1919'dan dersler çıkarmak suretiyle, savaş içindeki müttefiklerarasıkonferanslarda da esaslarıbelirlenen gerçek bir barışdüzenini kurmak olmalıydı.
10 Şubat 1947'de İkinci Dünya Savaşı'nın yenik devletlerinden beşi (İtalya, Romanya, Bulgaristan, Macaristan ve Finlandiya) ile Paris'te barış antlaşmaları yapıldı. Birinci Dünya Savaşısonunda Paris'te yapılan Konferans ve ardından imzalanan antlaşmalara oranla bu defakiler müzakerelere yenik ülkelerin de alınması ve daha
ılımlı hükümlere varılması bakımlarından umut verici sayılabilirdi. Japonya'yla da 8 Eylül 1951'de San Francisco'da barış antlaşması imzalandı. Ancak, 1919 düzenlemesinin kilit ülkesi Almanya'yla bu defa antlaşma yapılamadı.
İran, Türkiye ve Yunan İç Savaşı gibi konularda Batı'lılarla Sovyetler Birliği arasındaki ilişkilerin gerginleşmesinin daha da olumsuzlaştırdığı bir ortamda, Almanya sorununda varolan ayrılık iyice kökleşti.
Esasen, Almanya iki taraf arasındaki bölünmeyi simgeleştiriyordu. Almanya'nın batısı Batı'lıların, doğusu ise Sovyetler Birliği'nen denetimindeydi. Bu bölünmüşlük, Doğu Almanya toprakları içinde kalan Berlin'de de geçerliydi.
Mart 1948'de SSCB Batı Berlin'le Batı Almanya arasındaki ulaşımı kesince "Berlin Bunalımı" doğdu. Bu durumda Mayıs 1949'da Federal Alman Cumhuriyeti'nin (Batı Almanya), Ekim 1949'da da Demokratik Alman Cumhuriyeti'nin (Doğu Almanya) kurulması ve Berlin'in de aynı biçimde ikiya ayrılması şaşırtıcı olmadı.
Bu şekilde simgeleşen Doğu-Batı bloklaşması başka gelişmelerle de pekişecektir. Doğu ve Orta Avrupa'da sosyalist rejimlerin kurulmasınısağlayan SSCB, Doğu Bloku içinde ideolojik işbirliğine yönelik COMİNFORM, iktisadi işbirliğine yönelik COMECON ve askeri işbirliğine yönelik VARŞOVA PAKTI gibi kuruluşlarla safla

rınıgüçlendirirken, ABD de Truman Doktrini, Marshall Planıve NATO'yla Batı Bloku'nu perçinliyordu.
Böylece, şimdi kendisi de atom silahına sahip olan SSCB'de başınıçektiği Doğu Bloku ile ABD'nin liderliğindeki BatıBloku arasında "nükleer denge"ye (dehşet dengesi) dayalı bir "Soğuk Savaş" yaşanmaktaydı.

2. Bölgesel Gelişmeler

2.1. Uzak Doğu Gelişmeleri

Bloklar arası soğuk savaş Uzakdoğu'yu nasıl etkilemiştir? Sonuçları neler olmuştur?
Avrupa başta olmak üzere dünyanın genelinde egemen olan bu soğuk savaşortamı Uzak Doğu'da sıcak çatışmaya da yol açtı.
Çin'de Mao Tse-tung liderliğindeki "komünistler" ile Chiang Kai-shek önderliğindeki "milliyetçiler" arasındaki mücadele, ortak düşman Japonya'nın 1945'te yenilmesiyle şiddetlenmişti. Bu mücadelenin sonunda Mao Tse-tung 1949'da iktidarıele geçirerek Çin Halk Cumhuriyeti'ni kurmuştu. Mao, iktidara gelmesinde kendisine
büyük destek veren Sovyetler Birliği'yle daha da yakınlaşmış ve 1950'de bu ülkeyle ittifak da imzalamıştı.
Böylece, Doğu Bloku yeni ve büyük bir müttefik daha kazanmış ve iki-kutupluluk Uzak Doğu'ya da ulaşmıştı.
İkinci Dünya Savaşı'nda SSCB ile ABD arasında Kore nedeniyle çıkan sürtüşmenin sonunda, Soğuk Savaş'ın oluşma döneminde görüşayrılıklarıiyice pekişmişve Mayıs 1948'de Güney Kore Cumhuriyeti'nin, Eylül 1948'de de Kore Halk Cumhuriyeti'nin (Kuzey Kore'nin) kurulmasıyla bu ülke de ikiye bölünmüştü.
Kuzey Kore, SSCB ve Çin'den aldığı desteğe dayanarak 25 Haziran 1950'de Güney Kore'ye karşı saldırıya geçti. ABD de Birleşmiş Milletler'i devreye sokarak Güney Kore'ye yardım edilmesini sağladı.
1953'te sona eren savaşiki Kore arasındaki sınırda (38. enlem) harhangi bir değişiklik yaratmadı.
Böylece, iki-kutupluluk daha da güçlendi. İki-kutupluluğun genel bir savaşı önlediği, ancak bölgesel savaşlara ise engel olamadığı, hatta yol açtığı, ancak yine de daha öteye gidilmesine izin vermediği ortaya çıkıyordu.

Bu çerçevede, Güneydoğu Asya'da Hindiçini'de Fransa'nın tekrar buradaki sömürgeciliğine dönmek çabaları nedeniyle çıkan savaş da 1954'te sona erdi. Fransa bura dan çekilmek zorunda kalıyor, Vietnam da 17. enlem çizgisinde ikiye bölünüyordu. Böylece, Almanya ve Kore'den sonra Vietnam da ikiye ayrılmış oluyordu. Fransa'nın bölgeden çekilmesinden sonra bir yandan SSCB ve Çin'in, öte yandan ise Güney Vietnam'daki varlığıyla ve ikili ve Güneydoğu Asya Antlaşma Teşkilatı (SEATO) gibi çok-taraflı ittifaklarla ABD'nin, burada da iki-kutupluluğu yerleştirdikleri görülüyordu.

2.2. Orta Doğu Gelişmeleri

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra İngiltere ve Fransa Orta Doğu'daki varlıklarını sürdürmenin daha da güçleştiğini görmüşlerdi. Esasen, sömürgeciliğin tasfiyesi (decolonization) sürecine uygun olarak, bu iki ülke Orta Doğu'da kendilerinin "vekalet" (mandat) yönetimi altındaki topraklara bağımsızlık yolunu açmak zorunda kalmışlardı. Şimdi güçleri daha da azalmışbulunan İngiltere ve Fransa, hızlanan bu süreç karşısında bölgedeki varlıklarını -hiç olmazsa bazı ayrıcalıklar vb. biçimindekorumakta iyice zorlanıyorlardı.

Ortadoğu'da İsrail Devleti nasıl kurulmuştur?

Öte yandan, İngiltere savaştan sonra Filistin konusunda Yahudi çevrelerinin artan baskısıyla da karşı karşıyaydı. Yahudilere 1917 Balfour Bildirisi'yle verdiği "ulusal yurt" sözünü yerine getirmesi de İngiltere için hayli güçleşmişti.Bu durumda, İngiltere ABD'ni Orta Doğu'ya çekmeye çalıştı. Bu dönemde ABD'nin
uluslararası alanda artan etkinliği, Yahudi çevrelerinin ABD nezdinde yoğunlaşan çabalarıve esasen ABD'nin Orta Doğu'ya karşıözellikle iktisadi nedenle (petrol dolayısıyla) İkinci Dünya Savaşı'ndan önce başlayan ilgisi de kolaylaştırıcırol oynadı. Bu ortamda, Birleşmiş Milletler'in 1947 yılında Filistin için aldığı taksim kararının
ardından 1948'de İsrail devletinin kurulması şaşırtıcı olmadı. Arap ülkeleri ise buna savaşla karşılık verdiler. Ancak, 1948-1949 Savaşı'nın sonunda İsrail'in daha da genişlediği, Filistin topraklarının bir bölümünün de Mısır ve Ürdün'ün eline geçtiği görüldü. Böylece, Orta Doğu bölgesinde yeni sorunlar ortaya çıkmış oluyordu.
ABD, İsrail'le olan yakınlığı nedeniyle Orta Doğu'ya daha da yerleşmekteydi. Özellikle İngiltere ise, hala Orta Doğu'daki varlığını sürdürmeye çalışıyordu. Bu amaçla özellikle Mısır'ı içine alacak çok taraflı bir bölgesel ittifakın oluşturulmasını istiyordu.

ABD ve SSCB arasında yaşanan mücadele Ortadoğu ülkelerini nasıl etkilemiştir?

Ancak, İsrail nedeniyle Batı'ya tepkilerin yoğun olduğu böyle bir ortamda söz konusu girişim başarısız kaldı. Üstelik 1952 yılında Mısır'da bir askeri ihtilal oldu. Yeni yönetimin güçlü adamıNasır yalnız kendi ülkesinde değil, bütün Arap dünyasında Batı-aleyhtarlığının simgesi haline gelmekteydi.
Görüldüğü gibi, 1945-1955 döneminde Orta Doğu'da henüz iki-kutupluluk söz konusu değildir. Ancak, iki-kutupluluğun özüne uygun bir yapılanma da yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki, bir yandan ABD bölgeye gitgide yerleşmekte, öte yandan da SSCB'nin etkinlik kazanması için uygun bir ortam doğmaktadır.
Nitekim, yeniden canlandırılan bölgesel pakt fikri 1955 yılında Türkiye ve Irak arasında Bağdat Paktı'nın imzalanmasıyla sonuçlanacak, bu durum ise Batı-aleyhtarlığının daha da şiddetlenmesine yol açacaktır. Bu ortam içinde de Sovyetler Birliği'nin başta Mısır olmak üzere bazı Arap ülkeleriyle yakınlığının arttığı görülecektir.
Böylece, dönemin başında değilse bile sonunda Orta Doğu'da da -ideolojik bakımdan olmasa da- bölünme meydana gelmişti. Önce ABD, sonra SSCB Orta Doğu'ya da yerleşmişti.

2.3. Güney Asya Gelişmeleri

İngiltere'nin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra eski gücünü yitirdiğini gösteren bir gelişme de Güney Asya'da yaşandı. XVIII. yüzyıldan beri İngiliz İmparatorluğu'nun kilit noktasında bulunan Hindistan, Savaşertesinde Gandi'nin önderliğinde yoğunlaşan mücadelenin sonunda 1947 yılında bağımsızlığını kazandı.
Eski Hindistan'ın (alt-kıta) bir kısmıda Pakistan olarak bağımsızlığınıelde etti. Hindistan toprakları içinde büyük bir Müslüman kitlesinin kalmış olması, Keşmir gibi sorunlar Hindistan-Pakistan ilişkilerini sürekli olarak zehirleyecektir. Üstelik, Pakistan'ın da -arada Hint toprakları kalmak üzere- Doğu ve Batı Pakistan biçiminde
ikiye ayrılmışolması, ileride Bangladeş'in doğmasına yol açacak diğer bir sürtüşme konusu yaratmaktaydı.
Bütün bunlar, "böl ve yönet" politikasının gereği olmalıydı. Böyle bir tabloda, bu dönemde Güney Asya'da da iki-kutupluluğun etkilerinin görülmesi şaşırtıcı olmasa gerekir. Nitekim, Pakistan Batı'yla, Hindistan ise Sovyetler Birliği'yle ilişkilerini geliştirecektir.

 


Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy