ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Thursday, Jul 02nd

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Tarih Genel Anthony Giddens: Zaman ve Mekansal Boyutta Küreselleşme


Anthony Giddens: Zaman ve Mekansal Boyutta Küreselleşme

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Anthony Giddens: Zaman ve Mekansal Boyutta Küreselleşme

Giddens küreselleşmeyi zaman ve mekan bağlamında ele almaktadır. Modern çağ öncesinde toplumlar kendi yaşamlarınızaman ve mekansal açıdan belirli bir coğrafi bölgeye bağlı olarak düzenlemekteydiler. Modern çağ öncesinde zaman kavramı insan toplumlarının yaşadığı yöreye ilişkin olarak belirlenmişti. Yıllık veya günlük olarak “zaman” kavramı genelde rutin olarak tarımsal faaliyetlere başlanılması ve bitirilmesine ve güneşin doğuşu ve batışına göre belirlenmişti. Geleneksel toplumlarda zamanın belirlenmesi için ne bir teknolojiye ne de bir saate gereksinim vardı.

 

Aynı şekilde, Giddens’a göre, toplumsal ilişkilerde belirli bir coğrafi mekana bağlı olarak belirlenmekteydi. Modern çağ öncesindeki toplumlar kendi içine kapalı olduklarıiçin ilişkiler daha çok yüzyüzeydi ve kitle iletişim araçlarıpek gelişmediğinden başka mekanlardaki insan toplumlarınıne etkileyebiliyor ne de onlardan etkilenebiliyordu.

 

Giddens’a göre, küreselleşme ile birlikte gerek zaman kavramı ve gerekse mekan kavramı belirli bir bölgeye bağlı olmaktan çıkmakta ve bütün dünya toplumlarının ortak kullanımıhaline gelmektedir. Özellikle Greenwiçh ile birlikte herkezce geçerli sayılabilen bir zaman kavramı (dakika, saat, gün ve yıl) dünyanın her tarafında yerel olmaktan çıkartılmışve küreselleşmiştir. Yine aynışekilde teknolojinin gelişmesi, üretimin artışı ve küresel iletişim araçlarının yaygınlaşmaya başlaması toplumsal ilişkileri mekansal anlamda yerellikten çıkarmışküreselleştirmiştir. Artık günümüzde insanoğlu kendi yöresi ile ilgili olmayan bir konu hakkında bilgi sahibi olabilmekte ve dünya sorunları üzerine tartışabilmektedir. Örneğin, Türkiye de bulunan bir birey yabancı bir ülkenin parasını taşıyabilmekte, bozdurabilmekte veya başka bir ülkenin para birimine dönüştürebilmektedir. Bu da göstermektedir ki toplumsal ilişkilerin kendisi de içinde bulunduğu yerellikten çıkmakta ve küresel ilişkilerin bir parçası haline gelmektedir.

 

Günümüzde bireyler, belirli bir davranış içerisinde bulunurken artık yerel düşünmemekte küresel oluşumlarıda hesaba katmaktadır. Bu bir anlamda insanların düşünümsel olarak yerel ve küresel gelişmeleri hesaba katması ve buna göre günlük yaşama yön vermesi demektir. Örneğin, tatil için başka bir ülkeye giden bir turistin dünyada olup bitenleri izleyebilmesi, dünya borsalarındaki son gelişmeleri merak edebilmesi, kaldığı otele ödeyeceği ücret nedeniyle döviz alım-satımı ile ilişkili ne kadar zararı olabileceğini hesap edebilmesi, güneşin altında fazla kaldığı taktirde bunun deri kanserine neden olup olmayacağını düşünebilmesi, tatil dönüşü uçak şirketinin uçuşunu erteleyip ertelemediğini merak edebilmesi günümüz bireyinin yerel ve küresel boyutta düşünümsel bir şekilde hareket ettiğini açıkça göstermektedir.

Giddens küreselleşmeyi nasıl tanımlamaktadır?

Giddens küreselleşmeyi zaman ve mekansal olarak birbirlerinden oldukça çok uzakta gelişen olayların yerel oluşumları biçimlendirebilmesi ve bu yolla birbirleri ile ilişkili olan dünya ölçeğindeki toplumsal ilişkilerin giderek yoğunlaşmasıolarak tanımlamaktadır.
Fakat Giddens küreselleşmenin zaman ve mekansal boyutta toplumlarıbirbirlerine fonksiyonel olarak yakınlaşmasıgibi görülmemesi gerektiğini öne sürmekte ve bölgesel ve yerel olan farklı türden toplumsal formların bu oluşuma tepki gösterebilmesinin de çok mümkün olduğunu belirtmektedir. Giddens buna örnek olarak ta küreselleşme ile ‘ulus-devlet’ ve ‘ulusalcılık’ gibi kavramların öneminin giderek
azalacağını özellikle kapitalizmin uluslararasılaşmasının bunda çok etkili olduğunu ancak bölgesel ve yerel düzlemde buna bir tepki olarak ulusalcılık hareketlerinin, bölgesel-kültürel kimliğin güçlenmesi veya yerel özerklik taleplerinin ön plana çıkmasının olası olduğunu belirtmektedir.

Giddens küreselleşmeyi kaç boyutta ele almaktadır?

Giddens küreselleşmenin dört boyutta ele alınması gerektiğini öne sürmektedir.

• Dünya kapitalist ekonomisi,

• Ulus-devlet sistemi,

• Dünya askeri düzeni,

• Uluslararası iş bölümü.

 

Giddens’a göre küreselleşmenin birinci boyutu ‘dünya kapitalist ekonomisidir’.

Buna göre kapitalizmin 16. ve 17. yüzyıllarda ortaya çıkmasıyla birlikte, küresel dünya düzeni siyasal güçten daha çok ekonomik güce dayanmaktadır. Çünkü dünya kapitalist ekonomisi ticaret ve sanayi bağlantı merkezleri yolu ile bütünleşmiştir.

 

Bu nedenle dünyamızdaki ekonomik küreselleşmede en önemli rolü oynayan kapitalist dünya ekonomisidir. Zira uluslararasıekonomik ilişkiler daha çok ülkelerin ve çok uluslu şirketlerin kapitalist türden iş bağlantıları, endüstriyel mal ve hizmetlerin alımıve satımı, dağıtımıve pazarlanmasıile belirlenmektedir. Ülkeler arasındaki ekonomik gelişmişlik farklılığı da dünya kapitalist ekonomi düzeninin bir sonucudur.

 

Giddens’in yaklaşımında, küreselleşmenin ikinci boyutunu ise ‘ulus-devlet sistemi’ meydana getirmektedir. Giddens’a göre ulus-devletler küresel siyasal düzenin en önemli üyesidirler. Çünkü ulus-devletler bölgesel ve uluslararasıekonomik politikaların yürütülmesi, uygulanması ve düzenlemesinde oldukça etkin rol almaktadırlar. Ancak küresel siyasal düzende bir ulus-devletin etkin olabilmesi o devletin refah düzeyi ve askeri gücüyle sınırlıdır. Ulus-devletler kendi aralarında siyasal ve ekonomik çıkarlaını korumak ve geliştirmek için tıpkı Avrupa Topluluğu (AT) örneğinde olduğu gibi, ‘küresel ulus-devlet sistemini’ oluşturmaya yönelebilmektedirler. Giddens bu süreci aynı zamanda ‘devletlerin uluslararası eşgüdümlenmesi’ olarak tanımlamakta ve günümüz dünyasında, ulus-devletler sisteminin siyasal ve ekonomik küreselleşmede oldukça etkin bir rol oynadığını belirtmektedir.

 

Küreselleşmenin üçüncü boyutunu ise ‘dünya askeri düzeni’ oluşturmaktadır. Ortak silahlanma ve savunma politikaları yoluyla birden fazla ülkenin (örneğinNATO) silahlı güçlerini birleştirmesi küreselleşmenin önemli bir boyutunu meydana getirmektedir. Böylece, belirli bir bölgede olan çatışma o bölgedeki ulusların bağlı bulunduğu uluslararası askeri örgütleri kolayca harekete geçirebilmekte ve yerel çatışmalar bütün dünyayı ilgilendirebilen bir küresel sorun haline gelebilmektedir.

 

Giddens birinci ve ikinci dünya savaşlarının buna iyi bir örnek oluşturduğunu belirtmektedir.

Giddens’a göre küreselleşmenin dördüncü boyutu ise ‘uluslararası işbölümüdür’. Endürstriyel gelişmeye bağlıolarak gelişmişve azgelişmişülkeler arasındaki farklılaşmalarını kapsamına alan ve sürekli genişleyen bir küresel iş bölümünden söz etmek mümkündür. Bu yaklaşıma göre, modern endüstri yapılması gereken işlerin düzeyine değil fakat aynı zamanda bölgesel düzeyde var olan iş bölümü çerçevesi içerisinde endüstrinin gelişmişlik düzeyine, sendikalaşma oranına, iş gücünün el becerisine ve hammadde üretimine bağlıdır. Böylece küresel olarak belirli bölgeler üretim merkezleri heline gelirken belirli bölgeler endüstri dışı üretim faaliyetlerinde yoğunlaşmaktadır. Her ne kadar belirli bölgeler diğerlerine göre daha gelimiş olsa bile, ülkelerin birbirlerine olan karşılıklı bağımlılıkları giderek artmaktadır. Küreselleşmenin modern endüstriye bağlı olarak ortaya çıkardıığ bir diğer sonuç ise teknolojisinin dünya çapında yayılması ve bunun üretim süreciyle sınırlı kalmayıp insanların günlük yaşamının içine kadar girmesi ve küresel olarak bütün bireyleri derinden etkileyebilmesidir. Özellikle kitle iletişim araçlarının giderek yaygınlaşması bireylerin dünyada olup biten olayları anında izleyebilmelerine olanak tanımasıdır.

 

Giddens’a göre küreselleşme modernitenin bir sonucudur ve bu süreç, kapitalist modernizmin dayandığıekonomik, siyasal ve kültürel gelişmelerin dünya çapında yaygınlaşmasından başka bir şey değildir.Giddens’in yaklaşımında günümüzdeki küresel gelişmeler modernitenin dünya çıpanda yaygınlaştığını yani küresselştiğini göstermektedir. Bu nedenle, Giddens küreselleşme sürecinin ‘geç modirnite’ olarak ele alınmasının daha doğru olacağını belirtmektedir.

Giddens’ın yaklaşımının zayıf yönleri nelerdir?

Giddens’in yaklaşımı küreselleşmenin yanlızca ekonomik aktörlerle sınırlı kalmayıp, siyasal, kültürel ve askeri boyutlarıda kapsadığınıöne sürmesi önemli bir katkı olarak ele alınabilir. Ancak küreselleşmenin dört boyutu olan ulus-devlet sistemi, dünya kapitalist ekonomisi, dünya askeri düzeni ve uluslararası iş bölümü arasında ne tür bağlantılar olduğu ve küreselleşmede her bir faktörün birbirleri ile karşılıklıetkileşiminin ne düzeyde bulunduğu malesef yeterince açıklanmamıştır. Örneğin ekonomik olarak geri kalmışancak büyük bir askeri güce sahip olabilen bir ülkenin (Örneğin Çin) küreselleşme sürecinde oynadığırol pek ayrıntılıbir şekilde açıklanmıyor. Diğer bir soru da küreselleşmenin ekonomik boyutu ile ilgilidir. Acaba azgelişmiş ülkelerin geri kalmalarında dünya kapitalist ekonomisinin etkileme boyutu nedir, yani içsel etkenler mi, yoksa küresel boyutta uluslararasıkapitalist ilişkiler mi daha önemli rol oynamaktadır? Giddens az gelişmiş ülkelerin içinde bulunduğu açmazdan nasıl kurtulabileceğini veya küresel olarak daha çok merkez ülkeler lehine işleyen bu küresel ilişkilerde az gelişmiş ülkelerin geleceğinin ne olacağı ve az gelişmişlik çemberini nasıl kırabileceği konusunda yeterli bir açıklama getirememeketedir.

 

Giddens’in yaklaşımının diğer bir zayıflığıda küreselleşmeyi çok nedenli bir yaklaşımla açıklamaya çalışması ve kesin sonuçlara ulaşamamasıdıar. Ayrıca günümüzde küreselleşmede din faktörü önemli bir etken olarak ele alınmasıgerekir. Zira bazı dinler (islamiyet ve hıristiyanlık gibi) küresel bir yayılmayı kendi içinde taşımaktadırlar. Günümüzde dinsel kökenli toplumsal değişmelerin küreselleşmede çok önemli bir rol oynadığını Ortadoğu’daki gelişmelerde (İran-Irak savaşı, Körfez savaşı, Cezayir içi savaşı gibi) çok açık bir şekilde görebilmekteyiz.

Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy