ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Saturday, Mar 28th

Son Guncelleme09:38:41 AM GMT

Nerdesin: Tiyatro Marxın Dönüşü-Genco Erkal


Marxın Dönüşü-Genco Erkal

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Marx'ın Dönüşü - Genco ErkalİSA’YI BEKLERKEN MARX GELDİ!

Genco Erkal kendi ifadesiyle yükselen sol dalgaya tiyatro sahnesinden bir katkı saydığı ‘Marx’ın Dönüşü’ oyununda devrimci filozofu öbür dünyadan buraya ve bu güne taşıyor. Erkal bir de tespit yapıyor: Marx hiç gitmedi ki…

Aslında öldüm... Ama ölmedim de. Bu diyalektiği anlamak size kalmış” sözleriyle Genco Erkal'ın ete kemiğe büründürdüğü Marx, 'öbür taraftan' pazarlık yapıp geliyor ve izleyicilere aile ilişkilerinden, Kapital'in yazılış sürecine, Paris Komünü'nden, Bakunin'le tartışmalarına değin çeşitli olayları anlatıyor.

Yükselen sol dalgaya “Marx’ın Dönüşü” oyunuyla katkıda bulunduğunu söyleyen Genco Erkal bir saaten uzun süren bu oyunla tiyatroseverlere, İsa'nın neden dönmeyi başaramayıp da Marx'ın başardığını  anlatıyor.

Kapitalizmle hesaplaşmak için dünyaya dönen ve New York'a gelen Marx ve dönüşü üzerine tiyatromuzun usta ismi Genco Erkal'la sohbet ettik.

»Oyunun yazılış tarihi 1991. Sizin elinize ne zaman geçti ve sahneleme öncesi ve günümüze gelene kadar hangi aşamalardan geçti?

Aslında bu oyun elime 4 yıl önce geçti. Oyunu bana Ufuk Uras getirdi. O dönem geniş kitlelerin oyuna yaklaşımı konusunda çok iyimser bakmıyordum. Tiyatromuzun ekonomik durumu iyileşince, oynadıklarımızın yanına bunu koyarım, meraklısı için bunu oynarım, zaten benim görevimdir bu diye düşünüyordum. Ama geçen sene ekonomik kriz patlayınca, 'oyunun tam zamanı' dedim. Ve oyunun yazarı Howard Zinn ile yazışıp, oyunun güncellenmesi gerektiğinden bahsettim. Çünkü oyun 15 sene önceden yazılmış, daha 1. Körfez Savaşı'ndan bahsediyor. “Marx madem bugün geliyor, New York'ta gazeteleri açıyor, orada okuyacağı haberler sizin 15 yıl önce yazdığınız haberler olamaz” dedim, tamam dedi. Biz de güncelleme ve dramaturji çalışması yaptık. Oyun başladı, daha üçüncü gün, o sabah bir baktık General Motors iflasın eşiğine gelmiş, 'A! bu tam bu günün haberi dedik, hemen koyduk. Önceki gün de dolar tavan yapmıştı, kırmızı alarmlar, Merkez Bankası imdada yetişsin haberleri çalkalanırken, aynı günün akşamı hemen oyuna taşıdık. İzleyici çok şaşırıyor tabii. O gün gazetede okuduğu ya da öğlen televizyonda izlediği haberi Marx'ın ağzından duyunca şok geçiriyor. Bu tiyatroyu yaşayan bir şeye dönüştürüyor.

»Seyircinin en çok ilgisini çekenlerden biri de arka fona görüntüler yerleştirmeniz olmuştur. Bildiğimiz kadarıyla metinde bu plan yoktu.

Eğer geçen yıl 'Sivas 93'ü yapmasaydık, yıllar sonra birden belgesel tiyatroya giriş yapmasaydık belki bu oyun için aklıma gelmezdi doğrusu. Hatta ben bu oyunu çok özel bir yerde oynayayım istedim; mesela bir bar, cafe olabilir. Hatta sahneye bir caz topluluğu koyayım: Marx bir caz barın içine düşmüş, cazcılar bir yandan çalarken, Marx, 'durun ben seyirciye bir şeyler söyleyeceğim' diyor. Çok bira içiyor ya, arada bir tuvalete gideyim, siz devam edin diyor. Salt bir metni sahneleme aşamasında kafamın içinden bir sürü düşünce geçiyordu. Sonra birdenbire bu kadar dağıtıp, bozmamak lazım bu işi dedim. Sivas'ta yaptımız gibi arkaya belgesel fon koyarsak, Marx'ın anlattığı olayların gerçekte yaşanmış olaylar olduğunu, eşinden kızından bahsederken onların suratlarını görürsek, işte Bakunin'den bahsederken onu fonda görürsek, ya da o dönemin Paris'i nasıldı, Londra sokakları gösterirsek daha etkileyici olur görüşünde karar kıldık. Ve onları araştırıp bulduk.

»Özellikle Paris Komünü ile ilgili sahneler en vurucu sahnelerden biriydi.
Üçü Amerika'dan ve biri Almanya'dan olmak üzere 4 tane film getirttim. Komünle ilgili belgesel yapım ise Kanada'dan. Bir stüdyonun içinde gerçek oyuncularla çekilmiş çok ilginç bir film. O insanlar orada film çekilirken bir ay boyunca komünün üyeleri gibi yaşamışlar.

»Oyun Marx'ın birayla sahneye gelişiyle başlıyor. İçinde de içkiyle ilgili birçok sahne barındırıyor. Sponsorunun bir bira firması olmasıyla bu sahnelerin bir ilişkisi var mı?
Yok, çünkü oyunun metninde de var; bira şişesiyle gelir, hatta nerelerde bira içeceği dahi yazar. Oyun New York'ta geçtiği için bildiğimiz Efes'in şişman şişesini kullanmadık. Efes Pilsen bizim 12 yıllık sponsorumuz ve 'Yaşasın Savaş'tan 'Sivas 93'e birçok oyunda sponsorluk yaptılar. Nasıl bir tiyatro olduğumuzu başından beri biliyorlar; Brecht oynayan, Nâzım oynayan bir tiyatroyuz. Oyunların içeriği ile ilgili hiçbir müdahale ve imaları olmadı. Yalnız 'Aymazoğlu ve Kundakçılar'ı oynarken, bir sahnede şarap içiyorlar ve şarap içilen sahnenin fotoğrafı oyunun tanıtımında yer alınca, dediler ki, “Biz bir bira firmasıyız, burada şarap reklamı yapılıyor gibi oluyor, bunu kullanmayın. İlla bira kullanın demiyoruz ama şarap önermeyin.” Biz de peki dedik.

»Oyunda Marx, “Gördünüz mü, ben haklıydım” diye geliyor.
Marx'a en çok karşı çıkan insanlar bile Marksizm'in, Marx'ın kapitalizm eleştirisinin haklı olduğunu görmezden gelemiyorlar. 'Bu günkü duruma gelineceğini, bu krizi 150 yıl önce yazmadım mı' diyor. Bunu kimse inkâr edemez. Kapitalist de olsanız, hangi düşüncede olsanız da Marx'ın orada haklılığını tartışamazsınız.

»Oyun Marx'ın Kapital'inden bahsederken, Marx'ın özel hayatına da geniş bir ayna tutuyor. Hatta ailesi ile olan ilişkisi Kapital'den daha ön planda gibi. Çünkü Marx'ın eşi Jenny, Kapital'in işçi sınıfının anlayamayacağı düzeyde bir içeriğe sahip olduğundan bahsediyor. Dengelerken nelere dikkat ettiniz?
En azından geniş kitleye seslenebilmesi açısından  Zinn’in oyunu böyle kurgulaması bir avantaj. Aksi halde oyun sadece Marx’ın düşüncelerinin anlatıldığı bir konferansa dönüşürdü.

»Son yıllarda tiyatro salonlarındaki genç nüfusta  fark edilir bir şekilde arttı.
Biz uzun yıllar gençlerin artık tiyatroya gitmediğinden şikâyet ediyorduk. Ama iki yıldır, öncelikle Sivas 93’te ve Marx’ın Dönüşü’nde gençlerin yeniden kalbini kazanmış olmamız, yeniden koşa koşa tiyatrolara geliyor olmaları bizi çok mutlu ediyor.

»Bir röportajınızda yükselen bir sol dalga var diyorsunuz. Yükselen sol dalgaya Marx’ın fikirlerine ilgi uyandırarak bu şekilde bir katkıda bulunduğunuzu düşünüyor musunuz?
En zor zamanlarda bile o sol dalgayı devam ettirmeye, belli bir çizgiyi saptırmamaya çalıştık. Bu, Dostlar Tiyatrosu’nun kuruluşu ve amacıdır zaten. Ama en azından son iki oyunumuza gösterilen ilgi, tiyatro açısından da politik tiyatroya bir yakınlaşma olduğunu gösteriyor.

»Oyunda materyalist Marx, İsa’dan, Tanrı’dan söz edilen düalist bir kurgu içersinde ele alınıyor. Olumsuz tepkiler aldınız mı?
Öyle derseniz çok haksızlık etmiş olursunuz. Yukarıyla pazarlık ettim, protesto ettim; Gandi beni destekledi, Sokrates beni destekledi denilerek. Bu espri! Aslında idealist bakış açısı olan böyle harcamaz, “Yukarıdakiler bu laflardan hoşlanmadı, Konuşturmuyorlar beni” demez. Yazar Howard Zinn bir işçi ailesinin çocuğu. Tersanelerde yaşamış. Komünist Manifesto’yu okuduğu vakit aslında Marx’ın kendisinden söz ettiğine inandığını söylüyor. Amerikalı olması onun idealist bakış açısıyla yaklaştığı anlamına gelmez. Amerikan Marksisti olduğunu düşünüyorum. Zinn, İkinci Dünya Savaşı sırasında bombardıman uçaklarında görev almış. Askerlik hizmetinden sonra verilen haktan yararlanarak 20 küsur yaşından sonra lise diplomasını almış. Sonrasında doktorasını yapmış, profesör olmuş, Bush’un korkulu rüyası bir Tarih profesörü. Şu anda da Noam Chomsky gibi Amerika’nın sayılı aktivistlerinden biri ve muhalefet büyük toplantılar yaptığı zaman çok ses getiren bir adam. Yazarımı savunmak zorunda kaldım, çünkü çok değer verdiğim bir insan.

»Oyunu Türkiye’ye uyarlasak, Marx New York Soho’ya değil de İstanbul’a gelse ne olurdu?
Yazara bunu önerdim. “Hiç düşünmedim, ama siz bana ayrıntılı olarak ne yapmayı planladığınızı anlatırsanız bekli de olabilir. Benim özellikle Marx’ı kapitalist dünyanın başkenti New York’a getirmemin nedeni doğrudan düşmanla savaşsın diye…” dedi. Sonra düşündüm ki, bir kere ben Marx üzerine bir oyun yazamazdım. O kadar bilgili olduğumu düşünmüyorum. Hele Marx’ı Türkiye’ye getirmek için de gerçekten donanımlı olmak gerekiyor. Şunu anladım ki sadece bir uyarlama çalışmasıyla Marx’ı Türkiye’ye getiremeyiz. O zaman oyunu oturup baştan yazmak gerekir. Orada da bu işi yapabilecek bir yazar gerekiyor. O denli kökten bir değişim yapamayacağımı anlayınca, oyunu kendi mantığı ve kurgusu içersinde güncelleyerek parantezleri biraz daha açarak yazara yardımcı oldum.

»Oyunun bir bölümünde Marx ülkesinden Paris’e kaçıp  yurdunda ne kadar büyük bir devrimci olduğu konusunda atıp tutan solcuları eleştiriyor. Oyuna sizin tarafınızdan eklenmiş Türkiye soluna bir eleştiri mi bu?
Oradaki sözler dünyanın her tarafındaki solculara söyleniyor. Aslında Marx kendi yurttaşları için de söylüyor, belki Howward Zinn 'Amerika solcuları Paris’e gidip kendi ülkelerinde ne kadar devrimci oldukları konusunda palavralar atıyorlar' diye söylüyor. Enteresan bir bakış açısıyla bakmışsınız oyuna ama çok hoşuma gitti, beni de düşünmeye yönlendiriyor. Ama bu olağan bir şeydir biliyorsunuz. Yani Paris için değil herhangi bir yer için söylenebilir.

»Sahneden izleyicilerin en çok dikkat ettiği yerler size göre nerelerdi. Ya da tersten okursak siz oynarken en çok hangi kısımları vurgulamak istediniz?
Ben esprili yaklaşımını seviyorum oyunun. Aslında düşünürseniz Marx’ın kendi üslubunda da var o ironi, zeka ve alaycılık. Seyirciyi güldürebildiğim zaman seviniyorum. Çünkü bir şeyi kavrayabildiğiniz zaman gülüyorsunuz. Mesela İsa ile ilgili olan espri. Mesela Bakunin’le olan tartışma sahnesi, onun anlatılış biçimi. Sevimli bir biçimde hem kendini hem de Bakunin’i karikatürize ediyor; ama onu arada da müthiş bir Marksizm’le anarşizm arasındaki bir ideolojik tartışma boyutuyla, üstelik çok teatral bir biçimde getiriyor. Orada ne zaman tiyatro güçlü olursa beni etkiliyor. Bakıyorum seyirciyi de etkiliyor. Birdenbire bu ve benzeri sahnelerde seyirci kıpır kıpır oluyor.
Burak Öz – Tacım Açık

Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy